Sunday, May 31, 2009

Gelato!

Ben and Jerry's in bu dondurması akıllara zarar. Ben gelende çikolata yüklemesini sevmem. Çok çabuk içim bayılır. Bu manyakça bir şey. Yedikçe yiyesim geldi! Yaz biraz da dondurma demek!
*
Gizem Hanım'ın doğumgünü şenliklerle kutlandı! Ben doğumgününe giderken götürülmesi en çok gerekli iki şey olan hediyeyi ve fotoğraf makinesini evde unuttum. Ama Gizem'in yüzünün maskesinden bisürü yaptım, herkes de taktı. Bence çok eğlenceli oldu :) Gençler geceyi 4buçuk civarında tamamlamışlar. Anlaşılacağı üzere Gizem asla yaşlanmayacak. Benim içinse aynı şeyi söylemek mümkün değil! :)
*


Beşiktaş'ın şampiyonluk kutlamalarını seyretmek çok eğlenceliydi. Adamlar güzel seviniyolar ya!
*

Lütfen pasaport ve vize işlemleri kendi kendine hallolsun, ben hiç yorulmayayım.
*

Doruk'un turnesi bu sene İstanbul. O yüzden hiç turne gibi olmadı, ne güzel!

Ne çabuk bitti yine haftasonu, hayret bişey.
*

Canım yine dondurma istedi.
*

Bu saatte yok. Hadi Ayşe naş banyoya.
*

Hani böyle ilkokuldayken Pazar akşam bir sıkıntı çöker ya, ben öyle oldum. Hem de sanki ödevimi şimdi hatırladım. Hem daha tırnaklarım kesilecek ve banyo yapmam lazım!

Wednesday, May 27, 2009

cosmopolitan oku, aşk hayatın yerlerde sürünsün!

Bir bekleme odasında eski tarihli bir Cosmopolitan, bu dergileri uzunca süredir satın almayarak ne kadar akıllı bir insan olduğumu hatırlamama yetti! :) Bu vesileyle de uzunca süredir yazmadığım kadar uzun bir yazı yazmış oldum!

Pardon ama hangi salak buna para vermek ister? Gerçekten beyniniz varsa bu önerilere kulak asar mısınız? Cosmopolitan'a mı yoksa bunları okuyup uyulamayı düşünenlere mi kızgınım bilmiyorum!

"Sevgilinizle ilişkiniz bu aralar her zamankinden iyi gidiyor olabilir. Siz yine de dikkatli olun çünkü kuracağınız bazı cümleler onu gerçekten çileden çıkarabilir." Vay vay vay bak seeeen. Hadi bakalım nelermiş. Rahat batması durumu bu işte. Evet her şey yolunda gidiyor ama yine de kurcalayalım kurcalayalım kurcalayalım ve mutlaka bir şeyler bulalım. Bulamazsak da yaratalım.

"1. Ne oldu tahmin et: Digiturk üyeliğimi iptal ederek bu ay kara geçtim." Eee ne var bunda? Ben sana Lig TV yayını yapmak zorunda mıyım? Eğer değilsem benim izlediğim Moviemax'ten sana ne? Daha az ayakkabı almaktansa elbette digiturk üyeliği iptal edilebilir.

"2. Sence de bu yara mikrop mu kapmış?" Tanrım, sevgilim benim iltihaplı yaramı görünce ya midesi kalkarsa, ya benden tiksinirse? Evet tüm kadınlar birlik olalım, erkeklere kusursuz, asla yaraları iğrenç haller almayan, tuvalete gitmeyen, tırnakları da kendiliğinden öyle harika şekilli ve kırmızı renkte insanlarmışız gibi davranalım ki, adamlar en sıradan arıza durumunda şok olsunlar! Emin olun ki erkek arkadaşınız günlük hayatında en az sizin kadar narin ve erkek arkadaşlarıyla beraberken de "Yarasını gördüm, midem kaldırmadı, öyle bir iltihaplanmış ki!" diye sizden bahsediyor. Salak olmayalım. Gerçekten yaramızın mikrop kaptığını düşünüyorsak o sırada yanımızdaki erkek arkadaşımıza soralım, kendisi eczacı ya da doktor değilse, bilen birine daha soralım. Adam iltihap görüp midesi bulanacak diye enfeksiyondan ölmeyelim.

"3. Sevişmelerimizi artık kasete almamalıyız." No comment! Veya vazgeçtim. Ona bunu nasıl yaparsınn? Ama şimdi çok üzülecek! O üzülmesin diye bu cümleyi etme; sonsuza dek ne istiyorsa yapsın bence! Sonra da kaset topla piyasadan mesela bir ihtimal? İlişki fedakarlık isteyen bir şeydir. Oh yes!

"4. Saldırganlaşma eğilimim var ama korkma, sadece beni terk eden erkeklere yönelik." Koskoca adam da senin saldırganlaşmandan korkacaktı. Ki zaten bu cümleyi edebilecek kadar manyaklaşmışsan, muhtemelen başka hareketlerinle de kendini ele veriyorsundur. Tehdite şantaja karşıyız tatlım. Giden gitsin, senden iyisini mi bulacak? Söz konusu sensen, galiba bulacak.

"5. Aynı kardeşin gibi öpüşüyorsun." Çüş. Oha. Bu cümleyi gerçekten kimse kurabilir mi?

"6. Bence ilişkimizde yeni ve daha az fiziksel bir döneme giriyoruz." Derdin ne? Sen tiyatrolarda gongları çalan insan mısın? İlişki dönemi ne demek? Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethiyle Yeni Çağ başlamıştır ve senin dandirik ilişkinin dönemleri emin ol ki erkek arkadaşın dahil kimseyi ilgilendirmemektedir.

"7. Bu kadar mı yani?" Benim sınırlı zekam bu maddeyi anlamaya yetmedi. Ne bu kadar mı? Hediyeyi beğenmeme efekti mi yoksa? :) Şaka yapıyor olmalısın.

"8. Arkadaşların korktuğum kadar sıkıcı değilmiş." Ya senin alışveriş ve magazinden ve en az seninki kadar dandik ve umutsuz aşk hayatlarından başka bir şey konuşmayan arkadaşlarına ne demeli? Eminim onun arkadaşları daha eğlencelidir.

"9. Şu bahsettiğim romantik film cuma günü geliyormuş. Şimdiden bilet ayırtalım." Anlaşıldı. Zaten bu kadar salak olmanın sebebi o romantik filmler. Daha çok seyret, iyice beynin bulansın. Adamı da götür ki o da ölmek isteyecek kadar sıkılsın. Ama şöyle övünebilirsin: "How to lose a guy in ten days" filminin kahramanıyla ikiz olabiliriz!

"10. Annenle aramızın iyi olması hoşuma gidiyor." Bunu da pek anlayamadım. Şimdi bunu söylersek adam mutsuz mu oluyor? Deli mi? Tersini mi tercih eder? Yoksa annesiyle anlaşan her kadının kendiyle evlenmek istediğini mi sanıyor? Hiçbir erkeğin kendini böylesine bulunmaz hint kumaşı sanacağını sanmam, öyleyse de gerçekten çok komik olur. Şahsen biri bana bunu söylese ben aman ne güzel, benimle de hep iyi anlaş, bu da benim hoşuma gitsin derim.


Şaka mısın Cosmopolitan?


Acaba daha ne kadar abuklaşırsak inanlar hala bize para vermeye devam eder diye bir test olabilir bu?


Tüm kokoş hemcinslerimi uyarırım: 6 liraya git bir Türk kahvesi iç, kafanı topla. Zararın neresinden dönersen kar.

Monday, May 25, 2009

Charlotte!

İnsanların dış görünüşleriyle ilgili hoş olmayan yorumlar elbette kötüdür, sığdır falan filan. Baştan bunu kabul ettiğimi belirteyim. Ama sonuçta gözümüz var, zevklerimiz var, haliyle de beğenip beğenmediklerimiz var. Benim dış görünüş ile ilgili takıntılı olduğum tek bir konu var. Asla ve asla çenesi öne doğru çıkık ya da çenesi köşeli bir insan evladını, kız olsun erkek olsun beğenmem söz konusu değil. Beğenmeyi bırakın, yüzyüze konuşurken sıkıntı çekiyorum çünkü gözümü o çeneye dikiyorum ve kendimi kontrol etmeye çalışırken iyice stres oluyorum. Allahtan çevremde pek yok Sakıp Sabancı çenesine sahip kişilerden.. Bana sorun 25 kilo mu almak istersin, çenen öyle mi olsun diye, size 5 saniye düşünmeden cevap veririm. Neyse siz esmerden hoşlanmayabilirsiniz, ben de çenesi 3 cm önde gidenleri beğenmiyorum.

Bu kadar lafı etmemin sebebi ise Charlotte Gainsbourg. Biliyorsunuz ki bazı insanlar bu dünyaya biraz şanslı geliyor (Çenesi çıkık bile olsa). Jane Birkin ve Serge Gainsbourg'un yavrusu olunca haliyle yetenek küpü oluyor ve hem şarkı söylüyor, hem oyunculuk adına başarılar patlatıp duruyor. Anne tarafından İngiliz baba tarafından Fransız olunca iki dili de çatır çatır konuşabiliyor. 40 yaşına az kala hala çıtır bir görüntü veriyor. Science of Sleep'ten sonra dikkat çeken bir şey yapmamıştı ama Antichrist Charlotte'a şans getirdi.

Charlotte Gainsbourg dün Cannes'da en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı. Antichrist'ı dört gözle bekliyor ve Lars von Trier Cennet Mahallesi'ni çekse izleyeceğim için şimdiden heyecanlanıyorum.


Charlotte yakın zamanda dünya sinemasının gözdesi olabilir. Ben onu hep L'un reste, l'autre part için söylediği aynı isimli şarkı ile hatırlayacağım. Belki de şarkıyı çeneyi görmeden de dinleyebildiğim içindir :)


Dinle: http://www.yasaktube.net/watch.php?vid=2mL5XdMRK5E

Sunday, May 24, 2009

başladığın şeyi bitirmek lazım!

Evet ben artık istediğim kadar yazı yazamıyorum çünkü devamlı uyuyasım var ve uyumak için yeterli vaktim yok. Bu aralar kendimi biraz sıkıcı buluyorum. Resmen kronik yorgunlukla boğuşuyorum; mevsimsel bir şey olsun diye umuyorum. Çünkü böyle giderse gerçekten çok sıkıcı bir insana dönüşebilirim ve şu hayatta olabilecek en korkunç şey insanın kendinden sıkılmasıdır!
* *
Saçlarımı benim için rekor sayılabilecek bir boyda kestirdim. Depresyon belirtisi değildi, uzun zamandır aklımdaydı ama biraz kestirme fikriyle gittiğim kuaförde bir cesaret geldi. Yine de kısa sayılmaz ama yemin ediyorum kafam hafifledi, öyle söyleyeyeyim. Saçlarım belimdeydi; o boyda saçla yaşadıysanız ne dediğimi bilirsiniz. Kuafördeyken insanlar "Bunu neden yapıyorsun upuzun saçlarına?" dediler ve müşteriler arasında deli muamelesi gördüm. Yeni saçlarım ve hafif kafamla daha rahat bir yaz geçirmeyi umuyorum. Yine de bence hiçbir şey uzun saçın yerini tutmaz. Neyse zaten saçlarım garip şekilde ayda 3 cm filan uzadığı için eski boyuna gelmesi sanırım çok uzun sürmez. Ben de bu vesileyle bir süreliğine saç kurutmaya çalışırken kollarımın kopmasından kurtulmuş olurum!
*
Veee the famous battaniye. Etti 130 parça. Seneye kışa bitecek inşallah. Ama paha biçilemez oldu, o ayrı! Gördüğüm en rengarenk battaniye benim battaniyem olacak. Sanırım daha sonra yatak örtüsüne çevireceğim.
*
Geçen gün rüyamda bir kitap yazdığımı gördüm. Ve kitabın ilk paragrafını da rüyamda gördüm olayın ilginç tarafı. Sabah bir tarafa not aldım, belki bir gün işe yarar!

Bir de geçen gece domuz gribi salgınının içinde yaşıyordum ve herkes hastaydı. Galiba bu konuyla haddinden fazla meşgul oluyorum. Domuz gribinin ülke ülke secerecesini benden takip edebilirsiniz ama rüyamda bile görmeye başladığıma göre galiba biraz abartmışım.

Arayı uzattığımın farkındayım. Hep aklımdan geçen cümleler oluyor, hep aradan zaman geçince anlamlarını kaybediyorlar. Zaman yaratmalıyım. Ya da günler 30 saat olacak, başka yolu yok.

Thursday, May 14, 2009

güzelin dedikodusu çok olur!

Bugün yandaki minibüsü kendi gözlerimle gördüm ve "Güzelin dedikodusu çok olur" yazısına saatlerce güldüm. İki ihtimal var diye düşündüm. Amcaya ya çirkin biri düşmüş kendini avutuyor: "Boşver işte. Ne güzel geçinip gidiyoruz. Güzel olsa ohoo mahalle susmaz, huzurum kaçar!" Ya da "Aldık işte güzel kızı, çekiyoruz dedikoduyu ne yapalım. Bari cümle aleme ilan edelim eşimizin güzel, hakkındaki onca lafın sözün de asılsız olduğunu, rahat rahat konuşsun herkes!"
*

Amcaya topluma verdiği mesajdan dolayı tebriklerimi sunuyorum. Kızların konuşmalarına sık sık konu olan "Çok yakışıklı adamdan hayır gelmez" ile de benzerliği kurmadan geçemiyorum. Gerçi bizim aramızda bu artık "Çok parası olandan hayır gelmez" oldu. Ben yakışıklıların kötü fikir olduğuna inanmıyorum! :)
*

Çok zevkli öğle yemekleri yiyorum. Şehrin göbeğinde çalışmanın da böyle güzel yanları oluyormuş. Kızlarla Cafemiz'de buluşup yemek yiyince günüm güzel geçiyor!
*

Akşam da evde televizyonda şu yandaki şeye rastladım. Vampir avcısı olmak yeterince ekstrem bir durum değilmiş gibi bir de ikizler. Buna da bir süre güldüm. Ama film o kadar dandikti ki uzun süre tahammül edemedim.
*

Angels&Deamons serinin en sevdiğim kitabı idi. Bakalım film de öyle mi?
*

Depeche Mode konserini de, kendim gidemediğim için mızırdanarak beyin gücüyle iptal ettim galiba. Bence bana iyi davranın :)))

Wednesday, May 13, 2009

la chiocciola





E va bene cosi.. Senza parole.

Tuesday, May 12, 2009

zeki müren kapısı

Eskiden gerçekten olağanüstü şeyler oluyordu. Ya da bana mı öyle geliyordu?

Hayır bana öyle gelmiyordu. Öyle oluyordu.

Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe yol gitmiş; bir de bakmış bir arpa boyu yol gitmiş diye anlatırdı küçükken bana masal kitaplarım. Arpa boyu diye bir mesafe varmış.

Ama bu olağanüstü bir durum sayılmaz. Olağandan aşağı.

Asgari müşterek. Olamaz bence.

Sunday, May 10, 2009

ich bin ingenieurin

Evet ben de istemiyorum buraya haftada bir yazı yazmayı ama özellikle adaptasyon süreçleri benim için sancılı geçiyor. Tek bir şeye odaklanıyorum; diğer şeyler için hiç vakit olmuyor. Aslında anlatacak öyle çok şey var ki..


Ankara hala gri. Mayıs ortası oldu; hala sürekli yağmurlar yağıyor, bulutlar kafamızdan eksik olmuyor. Genel görünüm mütamadiyen yandaki gibi. Ben bu sene havalar ısınsın istemiyorum. Nitekim yazın gelişi bende heyecan uyandırmıyor herhangi bir tatil beklentim olmadığı için. Ama yine de ışık, güneş ve biraz renk gerekli. Şarj olamıyorum yine. Sürekli tek bar kalmış gibiyim.



Yeni Türkü konseri çok güzeldi. Bağıra bağıra şarkı söyledik, şarap içtik, Ayşegül'le bol bol mızırdandık eski günleri anarak.. Her yere yerleştirilmiş prefabrik tuvaletlerde klozete sermek için koruyucu kağıt, tuvalet kağıdı, sabun ve akan bir musluk bulunmasına çok şaşırdım. Evet buna rağmen öyle çok hijyenik değil ama yine de böyle cehennem kalabalığının yaşandığı durumlar için bence dahiyane bir uygulama. Hala başka türlü bir şey benim istediğim ama ne olduğunu bulabilmiş değilim. Mezun kimliği çıkartmaya ölesiye üşenen ve 4 senedir (oha!) kapıda ehliyet bırakıp okuluna giren biri olarak, ya şenliğe beni almazlarsa diye korkup yanımda gerçek diplomamı götürdüm. Eğer kapıdan sokmasalardı kocaman diplomamı açıp gösterecektim! Olayı duyan herkes için günün fıkrası haline geldiysem de bu riski göze alamazdım. Elbette ki buna gerek kalmadı. Şarap şişelerini de bagajda stepnenin altına sakladık. Öndeki arabaları baya aradılar, benimkine bakmadılar bile. Galiba çok masum görünüşlü bir insanım!



Kursta çok merak ettiğim Gazpacho'yu yaptık. Bence süper bir şey oldu! Yaz günleri bol bol yapacağım ben bu soğuk çorbadan. Artık kursun sonlarına geliyoruz. Ben sanırım 2 derse daha gidebileceğim ve böylece bu dönem sona ermiş olacak. Ekim'den beri her cumartesi keyifli geçti. İyi ki attım bu adımı ben.. Haha, bu hafta kursa ING Bank reklamlarından aşina olduğumuz şef Maximillian geldi. Çok neşeli biriymiş..

Kurumayan saçlarımı kestirmeye karar verdim. 10 santim kadar kestirmeyi düşünüyorum. Böylece hala uzun saçlı olabilirim ama saçımı kurutmaya çalışırken kollarım kopmaz.

Anneler Günü'nde annem yanımda yoktu. Çandarlı'ya gitti. Annelerimizi sadece anneler gününde değil, senenin her günü hatırlamalıyız. Hahaha.

Haydi iyi haftalar. Thomas Bernard. Evet biliyorum olacak bir gün. Sadece zaman veremiyorum.

Sunday, May 03, 2009

ne çabuk 11 oldu!

Hava günlük güneşlikken burnu açık ayakkabılarımla dışarı çıkıp akşam yemeği için kızlarla Meet'de buluştum. İnsanların sadece oturup yemek yiyip, içki içtiği ve asla dans edilmeyecek bir yerde neden bangır bangır müziğin çaldığına anlam veremedim. Dekorasyon güzel, mekan oldukça ufak, menü de sınırlı ama müzik gerçekten dayanılmaz. Bilkent kantini gibi hali vardı. Kızların giydiği abuk şeyleri görünce şaşırdım. Ben kafama Rambo modeli bandana bağlayacağımı sanmıyorum. Bir de sanıyorum ki çitiş çitiş saç moda (şekil 1a)! Benim saçım o görüntüde olsa dışarı çıkmak istemem. Bu kızlar sanki saçlarını krepe yaptıracaklarmış da, işleri yarım kalmış gibi bir haldeydiler; garipti bence. Meet'e bahçesi açılınca belki bir kere daha giderim, yoksa tekrar gideceğimi sanmıyorum. Neyse, biz orada otururken birden sağanak halinde yağmur yağmaya başladı. Dışarı çıkıp iki adım yürüyünce de benim güzelim petrol yeşili ayakkabılarım, açık olan burun tarafından sanki yağmurda bir tekneymişçesine su boşaltmaya başladı. Eve gelince de ayak tabanlarımın yeşil olduğunu görünce çok şaşırmadım! O gece migrenim tuttu, eve erken döndüm. Eskiden hayatımın bir parçası olan ve apranax fort'la kardeş olmama yol açan migren, reikiden sonra anca senede bir kere gelir oldu, (aynı dertten muzdariplere kesin tavsiyemdir). O yüzden ben de geleceğini hissetmeye başlayınca hiç inatlaşmıyorum, tıpış tıpış evime gelip uyuyorum.


Bunun dışında yeni ne var dersen; Almanca öğrenmeye başladım, çilekli tiramisu yaptım (Es ist mein Tiramisu auf der rechten Seite!), spinning ve pilatese gittim, Amarillo'da devasa bir hamburger yedim. İtalya'dan çok sevdiğim sınıf arkadaşım Cenk, Bursa'dan Ankara'ya geldi haftasonu. Onunla görüştük, çok mutlu oldum. Erdem İtalya'dan devamlı açıp, tekrar okuyup, gülümsememe sebep olan bir mesaj attı bana, Fontana di Trevi dilek paralarımla dolup taşıyordu!

Haftaya ODTÜ'de şenlik var. Yeni Türkü konserine mutlu mesut gideceğim. Bir de perşembe değil de, cuma olsa tadından yenmeyecekti ama Yeni Türkü geliyor, fazla mızırdanmayacağım. Yeni Türkü'yü ikinci kere stadyumda izleyeceğim. İlkinde birinci sınıftaydım ve ertesi gün calculus mid-term'ü vardı, şimdi tek fark ertesi gün iş olması! Cuma akşamı kimin sahne alacağı hala kesinleşmiş değil, her seneki geleneksel UGT bu işleri bıraksın tartışmaları almış yürüyor. Ama yani 1 hafta kala hala açıklanmaz mı, cık cık cık.


Ve hakikaten önemli bir olay yanıbaşımızda cereyan ediyor.

Çağlayan çok harika bir işe kalkışıyor: Yarın yani pazartesi günü dünya turuna çıkıyor. 4 ay sürecek turunu web sitesinden takip edebileceğiz. İlk öğrendiğimden beri heyecanladığımı söyleyebilirim. İlk defa tanıdığım biri dünya turuna çıkıyor :) Bol bol yazı yazmasını ve gitmesek deeee görmesek deee, bir yerlerde nasıl da bambaşka hayatların yaşandığını bize anlatmasını diliyorum!