sabire
"Sevgili Ayşe,
Dün akşam Ankara'nın karlı görüntüleriyle doluydu haber bültenleri ve benim aklıma sen düştün bu yazıdan ötürü. "Hiç istemiyordu, ne hissediyor acaba şimdi" dedim. Sonra garip geldi bir bloğun nelere kadir olabileceğini düşünmek, hiç tanımadığın birini bir çırpıda aklına düşürebildiğini görmek...
Umarım kar da dahil hiçbir şey seni üzmez. Profilindeki "iş hayatında kaybolmama" çabanla beni can evimden vurmuştun. Bu çabayı bir şeylerin örselemesini istemem doğrusu...
Sağlıcakla kal.
Sabire"
*
Böyle bir yorum aldım, duygulandım. Gündelik bir detay sayesinde beni hiç tanımayan birinin aklına düşebilmek, birinin sanki arkadaşımmış gibi benim neyi sevip sevmediğimi bilip, o anda muhtemelen canımın sıkıldığını hissedebilmesi çok çok dokunaklı geldi. Biliyorum ki, bu yorum aklıma geldikçe yüzümün ortasına koskoca bir gülümseme yerleştirecek. Ben duygularını fazla açığa vurabilen bir insan değilim, öyle olabilmeyi isterdim. Ara sıra böyle çok içten mailler alıyorum, bazı okuyucuların benimle ilgili ne kadar doğru tespitler yaptığına şaşırıp kalıyorum. İnsan tanımadığı birini nasıl sevebilir, bunu anlıyorum. Neyse, söylemeye çalıştığım, şu blog şu kadar yılda hiçbir işe yaramadıysa dahi, sırf şöyle bir yorumu okumak için bile yazmaya değerdi bence. Ve sevgili Sabire, ne yazık ki ben kayboldum. Kurtulmaya çalıştıkça, bunun mücadelesini verdikçe de kendimi hayal dünyasında gibi hissedip mutsuz oluyorum. Ama biliyorum ki, hayatını karşısına çıkan zorunluluklara katlanarak geçirebilecek kadar edilgen bir insan değilim, kendime göre bir yol bulacağım. Beni düşündüğün için çok teşekkür ederim. Çamurlaşmış kahverengi kar ve buzla savaşarak başlayan günümü güzelleştirdin.




Coming up next: Sushi koleksiyonu!

2 Şubat - 82. Oscar Ödülleri adaylarının açıklanması
