haftanın sonu
Otursak, çok şahane bir "Farklı şehirlerde yaşarken zamanı etkili kullanma rehberi" yazacak duruma geldiğimiz Doruk ile (kendisinin Cuma akşam İstanbul'dan saat 8'de kalkması gerekirken, anca 8:30'da kalkan uçağına rağmen) 22:10 matinesine Mine Vaganti'ye yetiştik. Film harikaydı, müzik harikaydı. İtalya'da 10 günde 1 milyon kişi seyretmiş, Türkiye'de ilk 3 günde 9,000. Sözlük'te hala bir Nina Zilli ya da 50 mila girişinin bulunmamasını hayretle seyrededururken, daha filmin fragmanlarını izlediğim zamandan beri hayran olduğum bu şarkıyı söylüyorum, kendimi susturamıyorum! Nina Zilli sanki İtalyan Amy Winehouse değil mi? Yoksa filmin o sahnesi yüzünden mi bayıldım şarkıya?
*
A me piace cosi
*
Che se sblaglio e lo stesso!
bir de film teaser'ı o zaman:
Mine Vaganti / Loose Cannons (2010)
Cumartesi akşam Komşu'da doğum günümü kutladık. Komşu her zamanki gibi çok neşeliydi ve nerede olduğumuzun hiç önemi olmadan hep çok eğlendiğimiz gibi yine çok eğlendik. Bazı insanlarla hayatın böyle kolay olması çok güzel. Komşu zaten çok güzel ama ben biliyordum ki biz nerede ve nasıl olursa olsun, apartman boşluğunda kutlasak da böyle güzel geçirecektik bu geceyi. Bardağın ağzından rakı vakumlayan (gerçekten!- sanki pipetle içermiş ama pipet yokmuş gibi) bir fotoğrafım var, çok komik geldi bana. Onu koyacaktım buraya, anneme gecenin fotoğraflarını gösterince benim sevdiğim fotoğrafa "O ne öyle" dedi, ben de vazgeçtim. Kırk yılda bir fotoğrafımı koyacaktım oysa ki:)
*
Elbette Can'ın şehir dışından gelmiş olması sebebiyle bu gecenin sonunda pert olmuş olmamızı umursamadan ODTÜ'de buluştuk Pazar sabah-öğlen. (Ayşegül herkesin sarhoş olduğunun farkında olmadan gece vedalaşırken "Sabah 10'da Çatı'da, sabah 10'da Çatı'da!" diyormuş herkese, ben hatırlamıyorum. Sabah tam saatinde arayınca "Nerdesiniz beeee" diye, biraz çağrışım yaptı.) Çatı'nın kahvaltısını herkese tavsiye ederim. 25 derecelik Ankara havasında ODTÜ'nin cennet gibi bir yer olmasından faydalanıp, tabağınızı ağzına kadar doldurarak 5 liraya kahvaltı edebilirsiniz! Ama Türk Kahvesi yok. Kaymış tiplerimizle yürüyüş yaptık, Maden'in arkasına gidip oturduk. Doruk geri döndü. Sonra köfte dediler, benim canım köfte istedi, köfte-ekmek yedim. ODTÜ'yü seviyorum. Pazar günleri Puset Cenneti olsa da yine de seviyorum! Akşam yorgun argın film seyrederken battaniyeme devam edeyim dedim, uyuyakalmışım. O bir saatcik fark, beni bir hafta süründürür şimdi.
*
Hafta sonu şahane olan hava, Pazartesinin gelişi ile beraber tepetaklak oldu, dolu yağdı. Havaların düzelmesi mi, düzelmemesi mi iyi, bilemiyorum. Hafta sonu ne güzel, hafta içi ne güzel değil. İmza olarak bunu kullanacağım artık galiba.
*
Bu postu pazar akşamı yazmaya başlayıp şu an salı akşam olmasına rağmen hala bir türlü yayınlamadığım için sanki 4 günlük bildirim gibi oldu bu post. Bugün çok keyfim yok. Sabahtan beri 50 kere 50 mila dinledim. Hayatım geçiyor.



