Tuesday, June 29, 2010
damat şafak :)
Günler sonra anca şimdi yazabildiğim için Can'ların düğünü için fazla bişey anlatmamış bulundum. Onlar da canımin içi ama hafıza sonra gelenleri üste koyuyor. Amaaa önceden bilgisayara kaydettiğim fotoğraflar sayesinde Can'ların düğünün büyük olayı penguen sağdıçları huzurunuza getirebilirim :) İşte en sevdiğim penguenler!
dedi
Ayse
saat
12:30
4
kişi konuştu
Etiketler: özel günler
Friday, June 25, 2010
spolier! bihter'in ruhuna el fatiha
Bak Behlül, sana diyor Digitürk.
*
Sonunda Bihter'i sonsuzluğa uğurladık. Kaşar olabilir, kocasını boynuzlamış olabilir ama aşkı için sonuna kadar mücadele vermesi de sağlıklı olmasa da çok cesurcaydı; nedense böyle tutkulu tipleri seviyorum. Beşir'in 88 doğumlu olmasına şaşırdık, Nihalcik kafayı sıyırmasa iyiydi diye düşündük. Matmazel'le Ednan Bey'in muhtemelen başlayacak olan birlikteliğinde, Ednan Bey'in o kadar adrenalinden sonra nasıl da sıkılacağı malum. Kabak gerçekten de Firdevs Hanım'ın başına patladı. Kadıncağız 18lik genç kız heyecanıyla evlenme planları yaparken, hepimizin Ednan Bey'in başına geleceğini düşündüğümüz şekilde çarpılıverdi. Noel Baba Çetin Bey de arabaya binmedi işte kadının yanına. Hayatımızı mahvedeceksin diye boşu boşuna söylenip durmuyormuş kadın.
*
Diziden çıkardığım dersler:
1. Gidip de ultra zengin bir holding patronuyla evlenirsen, onun çok yakışıklı yeğeniyle fingirdemeyeceksin. Özellikle de o yeğenle aynı evde yaşıyorsan ve ayrıca o yeğen önceden ablanla yatmışsa. Kocanla mutlu mesut yaşa. Gez toz. Tamam, kocan çok yaşlı ve hatta bıyıklı bile olabilir. Ne yapalım. Sen de yalıda oturuyorsun. Ya da hiç evlenme, o da bir seçenek.
2. O yeğenle illa ki fingirdeyeceğim, elimden başka türlüsü gelmiyor diyorsan, bari birazcık yürekli olanından bulacaksın. Seninle çekip gidebilecek, her şeyi arkada bırakabilecek. Haliyle bu durumda o yeğenin sponsorunun senin kocan olmaması gerekiyor.
3. Deli ve kafasında sürekli kırk tilki dolaşan bir annen varsa onu holding patronu kocanın evine sokmayacaksın. Nihal'le Behlül'ün aklına evlilik işini Firdevs soktu, bak sonra neler oldu.
4. Kahvaltı, öğle yemeği ve akşam yemeği masasına sürekli tuvaletlerle otursan bile istediklerini elde edemeyebilirsin.
5. Ne yap ne et, mürebbiye ol. Yalıda oturup bütün gün çocuklarla piyano çal, evden ayrılmak istersen git İstinye'de müthiş bir evde otur. Mühendis olma, mürebbiye ol.
Bu dersler eminim ki hayatımın bundan sonrasını ciddi biçimde şekillendirecek. Aşk-ı Memnu'ya teşekkürü borç bilirim.
dedi
Ayse
saat
09:11
6
kişi konuştu
Etiketler: ondan bundan
Thursday, June 24, 2010
İstanbul'da
O kadar turistik ve dolu dolu bir İstanbul gezisi oldu ki, fotoğraflara bakarken bunların hepsini 3 gün 4 geceye nasıl sığdırmışız diye şaşırdım. Gidişimizin asıl amacı çok sevdiğimiz, ilişkilerine en başından beri şahit olduğumuz Can ve Büşra'nın düğünüydü. Üniversitenin başından beri birlikteler. Bu kadar kişi kalkıp hep beraber Ankara'dan İstanbul'a gidelim tatil yapalım diye uğraşsak beceremezdik. Can'ın düğünü elbette herkese bir arada bunu yaptırabilecek sayılı doğa olaylarından bir tanesiydi. Biz cümbür cemaat 15 kişi kalkıp İstanbul'a gitmiş olduk, haliyle olaylar birbirini takip etti.
Anlatırken yoruldum, yaparken hiç yorulmamıştım! Son 2 gün de sonraya kalsın artık. Asıl turistik kısım oydu. Hayatımda ilk defa Sultanahmet'e gittim, evet çok ayıp.
Bu arada inanılmaz ama Ayşegül yine Brüksel'e taşınıyor. Bu şehre ve bir süre sonra tekrar Ankara'ya taşınmayı huy haline getiren canım arkadaşım, Pazar günü başka bir ülkede, farklı bir medeni hal ile, yeni bir evde yaşamaya başlayacak ama kendisi sanki köşedeki Migros'a gidiyormuş gibi bir rahatlık içinde. Pazartesi onunla baş başa bir gün geçirmek çok keyifliydi. Bu akşam ona veda yemeği yapıyoruz ama benim içimden bir ses, evet belki bu sefer kocasıyla (!) gittiği için eskisi kadar çabuk gelemeyecek de olsa, yine sonumuzun beraber olacağını söylüyor. Bense Cuma öğlenden burada da sık sık gördüğünüz Şafak Bey'in düğünü için tekrar İstanbul'a gidiyorum. Biraz buraya yazamayacağım bir ruh haline büründüm. "Salla" diyebiliriz özetle :) Bakalım ne olacak.
dedi
Ayse
saat
07:00
3
kişi konuştu
Etiketler: istanbul
Friday, June 18, 2010
safe harbor
Ortaokul ve lise hayatımın, aslında notlarımın hiçbir zaman kötü olmamasına rağmen, pek de iç açıcı olmadığından daha önce bahsetmiştim. Notlarım iyi olmasına rağmen zavallı annem her veli görüşmesinde öğretmenlerden "Derslerinin iyi olduğuna hiç güvenmesin, çok konuşuyor, etrafındakileri konuşturuyor, bla bla bla" gibi cümleler duymaktan bezmiş, sonuç olarak da son senelerde veli görüşmelerine katılmaktan vazgeçmişti. Öğretmenlerin böyle bir önyargısı vardı; hala var mıdır bilmiyorum. Derslerin iyi oldu mu, haşarı olamazsın. Ben hem matematikten 100 almak, hem de saçlarımı kırmızıya boyayıp okula öyle gitmek istiyordum. İşin açıkçası da öyle yapıyordum. Orta sonu bitirdiğim yaz İngiltere'deki yaz okulundan göbeğimde bir piercing ile döndüğümde annem delirecekti (ama piercingi çıkarmamayı başardım!). Sonsuza kadar gideceğini düşündüğüm bu denge, bir süre sonra bozuldu. Kırmızı saç, geometriyi yendi. Lisenin başından sonuna, yumurta kapıya dayanıncaya kadar geçen zamanda artan biz azalmayla okulla hiçbir ilgim alakam kalmadı. Neyse sonra toparladım bir şekilde. Bir de tabi orta okul bahçesinde bir İngilizce öğretmeni kırmızı saçlarımı kavrayıp beni müdür yardımcısının odasına sürüklediği zaman aklım başıma gelmişti. Bu olaydan sonra okul içinde kırmızı saçlarımı hep topladım.
*
Durum böyleyken, anlaşabildiğim, sevdiğim pek de fazla öğretmenim olmadı. Öğretmenlerin, belki de karşıam çıkanların, tek tip öğrenci sevdiğini düşünüyorum. Ya tembel, ya inek. Tembeli de sevmiyorlarlar tabi ama en azından skaladaki yeri belli. Tembeller gibi davranıp, inek gibi not alıyorsan öğretmenler seni pek sevmiyor. Defalarca sınıftan atıldım, öğretmenlerin hoşuma gitmeyen haddini aşan kızgınlıklarını bana yönelik olmadığı zamanlarda dahi oturup dinleyemedim ani çıkışlar yaptım, kılık kıyafet davranış bilmemne sebepli uyarılar aldım. Ders ile hayatı ayırma konusunda başarılı olan, ders saatleri haricinde seni bir öğrenci değil de bir insan olarak görmeyi başarabilen bir öğretmen tanıdım, o da şansıma hiç dersime girmedi. TED'de okumuş çoğu öğrenci, dersine girse de girmese de Melih Narlı'yı tanır. Öğretmenden çok öğrenci gibidir, öğrencileri anlar. Facebook'ta günlerdir okulların kapanması için geri sayım yapıyor, ilk gördüğümden beri gülüyorum. Geçenlerde "SON 14 :))) Son günü, son gün olduğu için saymıyorum :)))" yazmış, buna resmen kahkaha attım. Elbette aslında öğretmenler de geri sayım yapar, onlar da tatile girecekler sonuçta ama belli etmezler işte. Bu sabah Melih Narlı Facebook'una Mark Twain'in bir sözünü yazmış, kendisini ne kadar sevdiğimi bir kez daha hatırladım:
*
"Twenty years from now you will be more disappointed by the things you didn't do than by the ones you did do. So throw off the bowlines! Sail away from the safe harbor. Catch the trade winds in your sails. Explore. Dream. Discover"
*
Akşam iş çıkışı eve uğramadan direk İstanbul, Pazartesi İstanbul'da bomboş bir gün, Pazartesi akşam İstanbul'da Can'ın düğünü.
dedi
Ayse
saat
09:57
5
kişi konuştu
Etiketler: ondan bundan
Thursday, June 17, 2010
Monday, June 14, 2010
Ayşe Scofield
dedi
Ayse
saat
08:09
10
kişi konuştu
Friday, June 11, 2010
Sabah radyoda Moon River çaldı,
Breakfast at Tiffany's
dedi
Ayse
saat
10:00
0
kişi konuştu
Etiketler: ondan bundan
sushili küpelerim..
..sayesinde kulağımdaki kullanılmayan deliklerin hala açık olduğunu keşfettim. (Küçükken Nevra ile böyle zevkimiz vardı. Karanfil Pasajı'na gidip kulak deldirmek bir hobiye dönüşmüştü!) Neyse, kulağımda bir sushi menüsü taşımaktan memnunum!
*
Yalnız biraz fazla çocuksu olduğu için bir tek yaz tatilleri ve Pazar günleri için uygun sanırım. Açılışı Antalya ve bikini kombinasyonu ile yapan sushili küpeler hayatlarından memnun görünüyorlardı!
*
p.s: İnsanın dik açı ile kulağının fotoğrafını çekmesini çok zor bir şeymiş :)
dedi
Ayse
saat
00:10
2
kişi konuştu
Etiketler: ilginç
Wednesday, June 09, 2010
Antalya- yaz sezonunu açtım
2 günlüğüne gidiyorsunuz ama hiç de 2 günlüğüne gitmiş gibi olmuyor diyerek, oldukça tuhaf bir cümle yazmalıyım. Çünkü öyle. Üşenmeyin. Cuma'dan kalkıp gidin, Pazar akşamına kadar yüzün, uyuyun, kitap okuyun. Kalkıp gitmek çok işmiş gibi geliyor ama inanın öyle değil. Cuma akşam saat 10'da keyif yapmaya başlarsınız. Pazar akşam 6'ya kadar da sizin olur. Yaz iznine daha çok varsa, ya da hiç öyle bir şans yoksa, bu 2 günlük tatil seçeneğinin ne kadar kurtarıcı, arındırıcı, dinlendirici vs. olduğunu akılda tutmakta fayda var.
*
4. senedir üst üste Antalya tatili yapıyoruz. Genelde Nisan gibi gidiyorduk. Bu yüzden bu tatil denize girebildiğim ilk sefer oldu. Antalya'nın Temmuz ve Ağustos hali malum. O yüzden bunalmayayım ama deniz keyfi de yapayım diyorsanız, en iyi zaman Haziran ya da Eylül.
Turunç için "Kopardığına değmez, tahmin ettiğin kadar güzel bişey değil." diyor ağaçlar. Biz de koparmadık. Çok söz dinlerim. Ağaçlar müthiş kokuyor. Benim aklımaki Antalya kokusu bu.
Devasa limonatalar en çok yaza yakışıyor. Yeşille sarı bir arada harika oluyor. Naneyi limonataya katmayı akıl edenin alnından öpülebilir. Tavlada 6-0 galibiyetine şahit olan limonata ise en mutlu limonta.
Sahilin en güzel hali boş hali, o da akşama doğru. Antalya'da yaz başlamış. Deniz, Çandarlı'nın denizinin vardığı en yüksek sıcaklıktan 2 kat daha sıcak. Eğer tatili 2 güne, sadece bir hafta sonuna sığdırmışsanız o zaman deniz daha bir kıymetli. 2 gün de sabah erken kalkıp kahvaltıdan önce denize girdim, ki bu benim için kesinlikle bir ilkti.
dedi
Ayse
saat
12:00
8
kişi konuştu
Etiketler: Gezdim gördüm
Friday, June 04, 2010
çıkarın kağıtları, yazılı yoklama var!
1. Aşağıdaki cümlenin öznesi nedir?
Gülben Ergen: Beni alsalar, ipe koysalar, dayanamaz yine kadere salsalar.
2. Aşağıdaki cümlede anlatılmak isteneni açıklayınız.
Ajda: Hayat aynı gökteki gibi, uçuyor anılar.
3. Aşağıdaki cümlede ima edilen nedir?
Emre Aydın: "Yaptım çünkü aşık oldum" deme, konuşma. Ona öyle demezler buralarda.
Süreniz başladı!
dedi
Ayse
saat
14:31
12
kişi konuştu
Etiketler: ondan bundan
Thursday, June 03, 2010
Wednesday, June 02, 2010
çok önemli çelişkiler ve Ayşe'nin lüzumsuz lise hayatı üzerine bir yazı
Ben herkesin aylar öncesinden kıyafetler baktığı, saçımı nasıl yaptırsam diye dergi sayfalarını yıprattığı, kiminle birlikte gidileceğinden, eğlenceye nerede devam edileceğine kadar başlı başlı başına bir mesele olan lise mezuniyet balosuna gitmemiştim. Lisede fazla arkadaşım yoktu. Kendimi -şimdi nedense eskisine göre daha fazla sevgiyle andığım- TED'den kurtarma derdinde olduğumdan da olabilir, baloya gitme fikri çok saçma gelmişti. Bu insanların hepsine gıcık oluyorum, bir de şimdi süslenip püslenip onlarla eğlenmeye mi gideceğim? Ayrıca, bütün bir sene kafayı kaldırmadan, bir zamanlar ÖSS olarak anılan ve bir süredir ne olarak anıldığını takip etmeyi bıraktığım sınava çalışmaktan kafam bulanmış haldeydi ve sınav biter bitmez hemen Ankara'dan ayrılmak, bir an önce Çandarlı'ya gidip, iskelenin ucunda saatlerce gökyüzüne bakarak "Bitti işte, bitti işte, bitti işte" diye içimden sakince mırıldanarak keyif yapmanın hayalini kuruyordum. Ve bunu yaptım. Sınava aynı sene girdiğimiz Şafak'la o iskelenin ucunda yattık, gönlümüzce ve saatlerce bulutlara baktık, sınav hakkında da hiç konuşmadık. Ben o baloya gitmediğim için hiç pişman olmadım.
*
Sonradan TED'li arkadaşlarım oldu. Hatta diyebilirim ki lisedeyken etrafımda olan TED'li insan sayısı sonradan hayatıma girip de yakın arkadaşım olan TED'lilerin onda biri kadardır. Özellikle Baran bu konuda enteresan bir örnek çünkü aslında lisede yan sınıfımda olmasına rağmen bir kez bile merhabalaşmışlığımız yokken sonradan üniversitede yakın arkadaş olduk. Ayşegül ve Selçuk ise benim bir alt dönemim.
*
Yıllar yılı TED etkinliklerine hiç katılmadım. Haziran ayında meşhur Kurufasulye Günü olur, Mezunlar Derneği'nin etkinlikleri olur, hiçbirine gitmek gelmedi içimden. Anca arada bir TED'in lokali olan Torch'a gitmişimdir. O da hakikaten güzel bir yer olduğu için. Neden sonra sonradan edinilmiş TED'li arkadaşlarımın zorlamasıyla bazı etkinliklere katılmaya başladım. Aman Ayşe saçmalama gel işte, sanki herkes kendi 3-F sınıfıyla durmak zorunda, bizbize eğleniriz işte!
Gittiklerimin kötü geçtiğini de söyleyemem, eğlenceliydi ama benim için lise arkadaşlarıyla tekrar bir araya gelmek için bir fırsattan ziyade herhangi bir konsere gitmek demekti. Hatta geçtiğimiz günlerde Kızılay'daki efsanevi binanın yıkılacak olması (Jelatin Hanım siz haklıymışsınız, hakikaten yıkıyorlarmış bu arada) nedeniyle "Okulumuza Veda Gecesi" vardı, ona gittik. Sanki ODTÜ'de kortlarda oturuyormuş gibi Selçuk, Ayşegül, Gülsüm birlikte takıldık döndük. Pek de fena değildi. Birkaç kişiyle merhabalaştım, birileriyle konuşmak istemediğim zaman -biliyorum iğrenç ve hiç medeni değil ama- kafamı çevirdim.
*
Bu kadar lafı şunun için ettim - Girizgah problemlerim var-. Bu Cumartesi 2000 yılı mezunları için (buyrun benim) 10. yıl balosu düzenleniyor. Sadece 2000 değil ama 5i'in katları yıllarda mezun olanlar için.. Bu aslında oldukça gelenekselleşmiş bir şey, herkes önemsiyor. Bu da yetmezmiş gibi bir de ertesi gün Kurufasulye günü var. Şebnem Ferah konsere geliyor. Ben baloya gelmeyi baştan reddettim. Mezun olurken gitmedim şimdi mi öyle tuvaletler giyip gideceğim? Elbette Baran ve herkes yine Aman Ayşe saçmalama gel işte, sanki herkes kendi 3-F sınıfıyla durmak zorunda, bizbize eğleniriz işte! dedi. Ertesi günkü Şebnem Ferah konusuna ise sıcak bakıyordum, yine de kararsızdım. Neden bu kadar yabani bir insan olduğum hakkında da galiba oturup düşünmem gerek.
*
Derken, bütün problemler çözüldü, hafta sonu Antalya'ya gidiyorum. İstesem de gidemem hiçbirine, yaşasın!
dedi
Ayse
saat
16:00
10
kişi konuştu
Etiketler: ondan bundan


elbette Tiffany diyince parlak bişeyler..
