Friday, July 23, 2010

vem vet*

Oje sürmek zorlaştı. Dolaptan çıkarır çıkarmaz uzayıveriyolar. Bu sabah ciddi bir mücadele verdim. Ojenin üzerinde kabarcıklar oluşuyor.
Her gün kahvaltıdan önce deniz (ara sıra kaytarıyor olabilirim), kahvaltıdan sonra film seansı.
Fellini'den Roma, Pietro Germi'den Divorzio all'italiana, Milos Forman'dan Amadeus ve her gün bir film.
Buraya taşıdığım filmlerini hepsini tek tek özenle seçtim, hepsi güzeller.
Sonra sahil. Biraz kitap, biraz sohbet, biraz deniz.
Galiba artık büyümüşüm, denizden çıktıktan sonra mayomu değiştiriyorum. (ara sıra kaytarıyor olabilirim)
Duş, akşam yemeği, Çandarlı, az limonlu cin tonik, sangria ya da americano.
Bu birbirinin aynı ve insana sanki bir ömür böyle yaşanabilirmiş gibi hissettiren günler aslında monotonluğun çok da kötü bir şey olmadığını söylüyor. Kişiye göre tasarlanmış monotonluk. Hep hamster gibi tekerlek çevirmekten şikayet ediyordum ya, hep değilmiş, bu tekerleği seviyorum.
Rutin bir süreliğine bozuluyor. Bozburun-Selimiye-Bodrum-Çeşme-Cunda ve sonra yine burdayım. Herkesle beraber.
*
Köy ekmeği
*
Mısır ekmeği


Kabak çiçeği



* Veronika Decides to Die'ı izlerken arka planda duydum, bayıldım, Lisa Ekdahl çıktı. Tesadüfen o gün İstanbul'da Lisa Ekdahl konseri vardı. Aaaa dedim. Vem Vet İsveççe kim bilir demekmiş.

Wednesday, July 21, 2010

Cittaslow

Cittaslow İtalya kaynaklı bir hareket. Yavaş Şehir Hareketi olarak geçiyor. Fast-food kültürünün, teknolojinin, çılgın koşturmaca ve haliyle stresin şehirleri yaşanmaz hale getirişine karşı tam aksi bir hayat biçimini destekleyen bir hareket. İlhamını yine İtalya çıkışlı, herkesin temiz, adil ve iyi yemeğe erişim hakkı olduğunu söyleyen Slow Food'dan alıyor. Özetle yaşam kalitesi yüksek, doğaya, çevreye ve kültüre saygılı, sağlıklı ve kaostan uzak bir yaşam alanı olan şehirlerin belirlenmesini amaçlamış ama bunlar yeterli değil; Cittaslow listesine girebilmek için belli kıstasların yerine getirilmesi gerekiyor. Mesela nüfusu 50,000'in üzerinde olan yerler başvuru bile yapamıyor.İlk "yavaş şehir" İtalya'nın Toskana bölgesindeki Chianti olmuş, daha sonra birçok şehir bu listeye eklenmiş. 2010 itibariyle dünyada 135 tane yavaş şehir var. Türkiye'den de bir yer var: Seferihisar. Bu ünvanı koruyabilmek için de yapılması gereken şeyler var. Seferihisar belgeyi alınca tamam dememiş, şimdi birçok iyileştirme çalışması devam ediyor. Lafı nereye getireceğimi sanırım az çok tahmin ediyorsunuzdur. Bence Çandarlı da bir yavaş şehir. Bu listeye girmeyi kesinlikle hak ediyor. Belediye binasına gidip bu fikrimi açsam bana deli derler mi?

Sabahları gidip daha o günün sabahı tarladan toplanmış sebze meyveyi alıp eve getirmek, bahçelerin siteye ait kuyudan gelen suyla sulanması, berrak denizde yüzmek, kapıların kilitlenmemesi, yollarda başıboş gezen devasa kara kaplumbağaları, hatta erken saatte yapılan yürüyüşlerde yunuslarla karşılaşmak bence Cittaslow'cuları bir hayli etkileyecektir. Çevreye saygı ise sahil yürüyüş yolu boynca çekirdek yiyip sokağa atmanın yasaklanmış olması ile bir nebze de olsa yerine getirilmiş sayılır. Malum İzmirdeyiz. "Çiğdem" temel besin kaynaklarından biri!

Bizim verandayı yuva bellemiş sitenin bekçi köpeği Zeyna, öğlenleri sıcaktan bunalarak işinden istifa ediyor ve garip pozisyonlarda kendine uyku ziyafeti çekiyor. Ben de bu yüzden sürekli ayağımı nereye koyduğuma bakmak zorundayım. Her an Zeyna'yı ezme tehlikesiyle karşı karşıyayım!

Devasa kara kaplumbağası bahçeye gelince ise üzerine hortumla su tutuyoruz, duş alıyor. Sonra da lıkır lıkır su içiyor. Cittaslow Çandarlı'da son ve çok mühim gelişmeler bu şekilde. Şimdi kabak çiçeği dolması yapmak üzere mutfağa geçmek durumundayım.

Monday, July 19, 2010

çandarlı günlüğü

Bu oyuncakların adını bilmiyorum. Çocukken bunlarla oynamaya bayılmama rağmen bilmiyorum. Tek ayak bileğine geçirilen plastik borunun ucundaki topu hoplaya zıplaya döndürmek çok komik. Elbette bunlar benim değil ama bu da onları test etmeme engel değil! Annemler sitenin çocuklarına alıyorlar, şu dandik şeyler çocukları o kadar mutlu ediyor ki. Nohutlu börek buraya has bir yemek. İlk defa yerken nohutu ayırt etmek çok zor, ben patatesli sandım. Oldukça değişik ve lezzetli. Burada nohutlu ekmek de yapıyorlar. Pazardaki nohut pilav ise malum. Nohut burada çok seviliyor!Var olduğunu bile unuttuğum elmalı terliklerim burada ortaya çıktı. Annem sahip çıkmış onlara ama ben tekrar el koydum!

Ahtapot ızgara. Sözcüklerin ötesinde bir şey. Vantuzları üzerinde olunca daha da güzel :)

Bunun dışında, bunca zamandır üst üste biriken kitap ve filmlerimin hakkını teslim etmeye çalışıyorum ve bahçeden geçen kara kaplumbağalarının fotoğrafını çekip Nevra'ya gönderiyorum.

Friday, July 16, 2010

pazara gidelim, bir tavuk alalım.

Sahil kasabalarındaki en önemli aktivitelerden biri pazara gitmek. Ya da belki bu durum sadece bizim buraya özgüdür, emin değilim. Ben oldum olası pazar gezmeye bayılırım. Çoğu kez hiçbir şey almasam da bir sürü taze meyveyi sebzeyi rengarenk halleriyle bir arada seyretmeyi nedense çok eğlenceli buluyorum. Bu Ankara'da böyle değil. Burada her şeyin rengi bir başka. Cuma günleri Çandarlı'nın, Salı günleri ise 20 km mesafede bulunan Çandarlı'dan az biraz daha büyük bir sahil kasabası olan Dikili'nin pazarı var. Dikili'nin tam karşısında bulunan Midilli Adası'ndan sırf pazar gezmek için birçok Yunan geliyor. Onlar ta oradan kalkıp geliyor, e biz de gitmesek olmazdı!

*

Pazar ile ilgili en çok dikkatimi çeken şey pazarcılar dahil herkesin seyyar nohut-pilav arabasından yemek yemesiydi. Plastik tabaklarda dağıtılan nohut-pilav-domates pazarın açık ara en popüler yemeği. Neredeyse her tezgahta böyle bir tabak var. Biz kahvaltıyı Ayvalık tostu ile yaptığımız için bundan tadacak halimiz yoktu. Ayvalık tostu da benim için pek de isabetli bir seçenek değil aslında. Sucuk-salam-sosis yemeyen biri için, bu saydıklarımı çıkarınca kaşarlı domatesli tosttan ibaret oluveriyor bildiğimiz Ayvalık tostu, ama ekmek çok lezzetli. Bir dahaki sefere aç gidip, nohut pilav yiyerek gezeceğim pazarı!


Hayatımın büyük aşkı: Domates! Burada domates çeşitlerinden ne ararsanız var. Sabah kahvaltısını 3-5 domates yiyerek yapıyorum. Gün içinde acıkınca da kesiyorum koca bir domatesi ortadan, tuzlaya tuzlaya yiyorum. Vaktinde İtalya bayrağının renklerinin domates, fesleğen ve mozzarella renklerinden geldiğine inanacak kadar çok seviyorum domatesi, düşünün! Bir ülke bayrağında domatesten ilham alsa, benim için şaşırtıcı olmayacak..

Pazar gezmesini bitirince güzel Türk kahvesiyle nam salmış Beyazgül Kahve'de oturup kahvenizi içiyorsunuz. Çok geç saatlere kalmamalısınız, havalar bu sene her zamankinden sıcak. Hatta öyle sıcak ki, normalde akşamları hırkasız dışarı çıkılmayan Çandarlı'da geceleri sıcaktan uyunmuyor bile. Deniz de bu sene bana jest yaptı. Ayak sokulamayan deniz olmuş bir Antalya denizi. O kadar sıcak olmasa da tam kararında, saatlerce içinden çıkmak istemeceğiniz bir hale gelmiş. 25 yıldır geldiğim Çandarlı'da gördüğüm en sıcak deniz. Normalde ben buranın denizini uzun saatlerce kağıt oynadıktan sonra, iskeleden atlayıp merdivene kadar yüzmek için kullanıyordum. Şimdi günde 3 defa iskele arası -bu tabir herkesin sözlüğünde var mı?- yapıyorum. Günde 1.5 km kadar yüzmek demek oluyor ki, benim için ciddi bir rekor. Kollarımın çok çok güçsüz olduğunu fark ettim. Şimdi bunun üzerinde çalışıyorum! Ne diyorduk, Türk kahvesi. Beyazgül Kahve'nin yanında beni çok güldüren şu fast food'cu vardı. Mc Burger. Yanındaki logo ne kadar görünüyor bilmiyorum ama bana sanki bir yerlerden biraz esinlenme var gibi geldi!
Çandarlı pazarı ise daha sakin. Ama bu garip şeylerle karşılaşmayacağınız anlamına gelmiyor-ben bu sabah karşılaştım mesela :





Durum böyleyken süpermarketlere rağbet sıfır. Kimseye de haksız diyemeyiz. Bugün şarap almak için Tansaş'a girince nasıl kaçtığımı bilemedim. Pazarda ev yapımı şarap da olsa hiç problem kalmayacak!

Tuesday, July 13, 2010

Kamuoyu yoklaması

Haydi bakalım anket açılmıştır:

Selimiye ve Bozburun civarında 2 günümüz var. Oteller tamam. Ne görelim, ne yapalım, nerede ne yiyelim?

-Her nasıl "Madem ki Behlül'ü dizide oynatıyoruz, her bölüm kendisini duşa sokmak ya da birileriyle öpüştürmek hakkımız" diye düşünülebiliyorsa, ben de her tatil öncesi şunu yapmışım çok mu? :) -

Teşekkürler.

Monday, July 12, 2010

yaşıyorum!

Yanımda ise yaprağı üzerinde mini mini bamyalar,

denizden yeni çıkmış jumbo karidesler,

taptaze kalamarlar,

başka yerde bulunmadığı söylenen yassı şeftaliler,


kapının önünde uyuklayan bekçi köpekleri,

kendini spaghetti sanan upuzun börülceler,


annemin rengarenk kahvaltıları:




var.

*

Haliyle hayat güzel. Baya güzel.

Friday, July 02, 2010

wuuu

İşten ayrılıyor olmamın tek kötü tarafı müdürümün dünyanın en şahane insanı olması.
Bunun iş hayatında yakalaması ne zor bir şey olduğunu biliyorum.
Öğlen beni Kalbur'a davet edip bana mükemmel bir veda hazırlaması da bunun en ufak kanıtlarından biriydi.
Ama gerçekten bahsedildiği gibi bir kavram varmış.
"Bastım istifayı" denebiliyormuş ve bu insanın üzerinden ayı anda yüzlerce fili havalandırabiliyormuş.
Önümüzdeki maçlara bakıyoruz.
Ama elbette önce hemmenn Çandarlı'ya gidiyoruz!