Sunday, May 15, 2011

bu evrende bir tozsun, tarih seni unutsun :)

Zamanın Kısa Tarihi'ni okuduğumda sanırım lisedeydim. Milyarlarca yıllık geçmişi olan bir evrende çok çok kısa bir süre için var olduğumuzu bilmemize rağmen, ufak tefek şeylere kafayı takmamızın çok saçma olduğunu ilk o zaman idrak ettim. Bunu hayat felsefesi haline getirebildim mi, hayır. Detaylar benim hayatımı oluşturuyor :) Ama zaman zaman kendimi kum tanesi gibi hissetmeyi severim, o zaman her şey çok küçük görünür gözüme; kendim çok küçük görünürüm önce, haliyle sorunlarım da ufacık oluverir.

Geçtiğimiz günlerde Zamanın Daha Kısa Tarihi elime geçince mutlu oldum, tam da ihtiyacım olan şeye kavuştum. Önceki kitabın bir özeti gibi. Aslında okuma sırası yanlış. O zamanki liseli halime yetişmiş olsa bu yeni basitleştirilmiş versiyonu, şu anki (sanki kuantum üzerine tezim varmış gibi) mühendislik okumuş halimle ilk kitabı okumalıymışım. Stephen Hawking'in çok eğlenceli anlatımıyla dünyayı, evreni baştan keşfediyorum. Okuduklarımla gerçekten başım dönüyor, içime çevirdiğim aklımı başka yerlere gönderiyorum. Kitabın en başlarında yer alan şu cümleler aslında bu kitabın bana tam da istediğim şeyi vereceğine dair sağlam bir ipucuydu:

Güneşimizin dışında bize en yakın yıldız olan Proksima Erboğa, gezegenimizden dört ışık yılı uzakta. Bu öylesine büyük bir uzaklık ki, tasarlanmış en hızlı uzay gemisiyle bile oraya ulaşmak on bin yıl sürer.

On bin yıl! Burada yüz yıl yaşayan çok uzun yaşamış oluyor. Orada belki hiç gidemeyeceğimiz yerlerde kim bilir neler oluyor..

Kitabı şiddetle tavsiye ediyorum. Üniversitede lak lak etmekten pek dinlemediğim Fluid Mechanics gibi dersler için biraz hayıflanıyorum.

(Ben de sürükleyici ve güzel bir roman ya da biyografi tavsiyesi istiyorum.)

Thursday, May 12, 2011

everything will flow

1. Hollandez sosum patladı. Uzun süre yumurta sarısı görmek istemiyorum! Ya ben yanlış bir şeyler yaptım, ya da hollandez sos gerçekten hatırladığımdan daha ağırmış. Kuşkonmazları iple bağlayıp tuzlu suda 10 dakika kadar kaynatın, üzerine zeytinyağı dökün afiyetle yiyin, en temizi. Yapmayacağım artık yumurtalı, tereyağlı bir şeyler! Çırpa çırpa kolum yoruldu, hem de bir şeye benzemedi.

2. Bahar gerçekten on parmağında on marifet bir insan. Her türlü fotoğraf, tasarım, yemek işinde gerçekten harikalar yaratıyor. Kendisinin bana inanılmaz yardımı oldu, hala oluyor. Bahar'la henüz tanışmadıysanız blogu şu, ablasıyla birlikte hazırladıkları yemek blogu da şu. Bir de buradan teşekkür etmiş olayım, her şey için ellerine sağlık Baharcım!

3. Facebook gibi zamazingolarda çok aktif olan kişilerin hayatlarında çok yalnız olduklarını ve doğru düzgün sohbet edecek arkadaşları olmadığını düşünüyorum.

4. 15 Mayıs Pazar günü internet sansürüne karşı yürüşe ben de gidiyorum. Detayları şuradan öğrenebilirsiniz. Ankara için saat 14:00'te Kuğulu Park ya da Yüksel Caddesi'nde. Sesimizi duyurmak için yapabileceğimiz pek az şey varken şansınızı değerlendirin, lütfen siz de katılın.

5. Heyecanımızı hiç kaybetmeden gitmeye devam ettiğimiz, başlasın diye gün saydığımız Odtü bahar şenliğinin ilk gününde bu sene maalesef avcumuzu yaladık. Sağanak yağmur doluya dönüştü. Ne standlardaki ev yapımı mercimek köftelerinden yiyebildik, ne planladığımız gibi hep birlikte Mfö'ye gidebildik. Ne yapalım bu seferlik böyle olsun dedik, daha önce Odtü'de gittiğimiz 125 Mfö konserine saydık (Odtü, şenlik konserleri konusundan çok yaratıcıdır. Bir sene Yeni Türkü, bir sene Mfö şeklinde devam eder program, ben gayet memnunum şahsen), Hocam'da çılgın boyutlu yemeklerimizi yedik. Ayşegül'ü çok özlemiştim, ona kavuştum. Sonra Selçuk'la akşam yemeği gibi upuzuuun bir kahve seansı yaptık. Bana çok iyi geldi.

6. Türk televizyonlarının en tatlı iki erkek kahramanını açıklıyorum: Jess ve Tuğsan.

7. Saçıma bir topuz yaptırdım ve Belgin Doruk saçlı kişilerin sırrını öğrendim. Kafama, simitçilerin tezgahla kafaları araları yerleştirdikleri gibi, pofidik bir simide benzeyen bir cisim koydular. Resmen kafama kat çıktılar. Sonra onu bir güzel sakladılar saçlarımla. March Simpson'a benzemenin sırrı buymuş, ben senelerce boşu boşuna uğraşmışım krepelerle. Ama elbette o olay beni aşan bir iş, birkaç yıl daha topuz yaptırmam herhalde. Aynı akşam topuzu bozarken kafamdan iki avuç toka çıktı. (Bu iyi oldu, bir sürü tel tokam oldu)

Kafamın çorbadan hallice olduğu bu günlerde bir paragraftan uzun yazı yazamadığımı fark ettim. Amma velakin kafamı 29 senede az biraz tanıdım ve kendisini yatıştırmak için gizli silahlarım yok değil.

Tuesday, May 03, 2011

yeşil!

Ben böyle kurbağa şekilli bardak altlıkları yaptım. Derya Baykal'ın elişi programına çıkarsam şaşırmayın. Bardak altlığının hayatımdaki yerini sorarsanız, bu objeyi kullanmaya hayat boyu üşenmiş biri olduğumu söyleyebilirim ama etsy denen site dipsiz bir kuyu ve ben orada karşılaştığım ve aklımın erdiği güzel bir şeyler görünce denemeden duramıyorum. Bardak altlıkları fena olmadı bence :)
*
Bu kuşkonmazlar hollandez sos bekler. Bakalım yemek dünyasında zorluğuyla ün salmış hollandez'in altından kalkabilecek miyim.

Ufo kendini sokaklara attı. Daha dün minicikti, şimdi sanki muradına eremezse evi başımıza yıkacakmış gibi bir halde! Ne yapsak bilmiyoruz. Yavrularsa, onları bilmediğimiz, güvenmediğimiz birilerine vermeyi göze alamam. Daha da ötesi hadi ben ikna olsam annemin buna hayatta yanaşmayacağına eminim. Evde beş kediyle yaşarız diye korkuyorum :) Önce yavrulara talip olacak biri var mı diye sorayım size, sonra da Ufo'yla çiftleşebilecek tanıdığınız helal süt emmiş bir kedi var mı diye :)


Geç gelen bahar, en çok Odtü'yü güzelleştirmiş yine. Yürü yürü yeşile doyamıyorsun. 11 Mayıs'ta şenlikler var, hem de Ayşegül şenlik zamanı burada olacak, ne güzel olacak! Pek mutlu gelen-giden haberlerinin ardı arkası gelmiyordu sevgili okuyucu. İtalya'dan ev arkadaşım Beatrice altı ay içinde ikinci kez ülke topraklarına giriş yapıyor, bana da onu ve kızkardeşini yedirip içirip gezdirmek düşüyor!

Sunday, May 01, 2011


MAG Mayıs yayınlandı!
Rengarenk sayfamı çok sevdim.
Bayilerde ve burada.