Benim pazar gezme merakımı artık biliyorsunuz. Sebze, meyve, balık, deniz ürünü, şarküteri dünyasına bırakın beni, bütün gün gezeyim, tadayım, fotoğraf çekeyim, o ne bu ne sorayım. Tezgahlar arasında bir çocuğun lunaparkta hissettiklerine benzer şeyler hissediyorum. Barselona'nın pazar konusunda sunduğu zenginlik, benim gibi biri için bu şehri anlatmaya Sagrada Familia'dan başlamayı imkansız yapıyor. Bol fotoğraflı Barselona pazar turu başlıyor!
Barselona'yı çok seveceğimi gitmeden önce de biliyordum. Bazı şehirlerin verdiği enerji rehber kitaplardan dışarı taşıyor, bu da doğal bir çekim yaratıyor. İnsan dilini bile bilmediği bazı şehirlere kendini ait hissediyor. Ben bir Viyana insanı değilim mesela, henüz gitmedim ama biliyorum ki belki şehri seveceğim halde Stockholm insanı da değilim. Stockholm çok üzülmüş olabilir bu duruma, ne yapalım Stockholm, ben de böyleyim. Bana sıcak hava, sıcak insanlar, yaşayan sokaklar gerekiyor. Viyana'yı en yaşanılası kent yapan Mercer yetkililerden biri olmam mümkün değil, kesinlikle veto hakkımı kullanırdım.
Madrid'de değişim öğrencisiyken Barselona'ya kalkıp gitmemiş olmak içimde ukte kalmıştı. Sonradan kendime defalarca insan onca süre orada kalıp nasıl Barselona'yı görmeden döner diye şaşırmıştım. Benim gibi biri için gerçekten efsanevi bir üşengeçlikti. Madrid'de o kadar harika zaman geçiriyordum ki kalkıp gitmedim, canım istemedi. Mayıs 2006 ne kadar yakın geliyor, 5 seneden fazla geçmiş üzerinden. 24 yaşında mıymışım ben o zaman? İşte bunların burada kayıtlı olması beni çok mutlu ediyor. İspanya'ya kredim sonsuz. Orada geçirdiğim zamanın tamamı güzeldi.
Patti Smith'in Çoluk Çocuk'u aylardır başucumda beni bekliyordu. Bazı kitapları da anlıyor işte insan okumadan, aynı şehirler gibi. Kafamın kazan gibi olduğu, düşünmem gereken bir milyon tane şey olduğu, moral durumumun kişisel tarihimin en dalgalı dönemini yaşadığı bir zamanda okumaya başlamak istemedim bu kitabı, bende heyecan uyandıran diğer kitapları okumak için beklediğim gibi. Patti Smith tatili bekledi. İyi ki öyle olmuş. Barselona'yı hatırladığımda hep Çoluk Çocuk'u da hatırlayacağım ben. 5 sene önce de Madrid'de bana Gizem'in doğum günü hediyesi olarak gönderdiği Baba ve Piç'i okuyormuşum. O zamanlar Elif Şafak'ı hala seviyormuşum. Duygular değişiyor!
Tamam, pazarlar. Pazarların en büyüğü La Boqueria, Barselona'nın kalbinin attığı, "kime sorsanız gösterir" La Rambla'da. Gerçek bir lunapark. Şarküteri reyonları aklımı başımdan almakla kalmadı, tüm bu jambon ve peynir çeşitleri beni hayatta yapılacak, denenecek ne çok şey olduğuyla ilgili bir kez daha karanlık düşüncelere sevk etti. Bu karanlık düşünceler deniz ürünleri ile karşılaşıncaya kadar sürdü. O kısımdan sonraki hissiyatım artık tamamen yerlerdeydi. Tüm hayatımı La Boqueria'da geçirsem bile her şeyi denemek için yeterli vaktim olmayabilir! İştahla tezgahları incelerken tanımlayamadığım birçok varlıkla karşılaştım. National Geographic'in içinde yaşıyormuş gibi bir şey. Şu alttaki nedir mesela bir bilen söylesin. Evet Percebes Gallecs görüyorum :)

Pazar inanılmaz hareketli. İnsanlar, satıcılar, turistler, bir yanda haldır haldır yemek pişen tapaslar. "En yoğun olan en iyisidir" yurt dışında genelde işleyen bir yöntem. Bu karışık deniz ürünleri tabağının yanında karışık mantarlar süper gidiyor. Yanında da bir badak soğuk beyaz şarap öğle yemeğini ziyafete çevirmeye yetiyor. Elbette bu tabakla karşılaştığınızda ellerinizi kirletmeniz gerekiyor. O sülünezler (biliyorsunuz bizde balık yemi olarak kullanılıyor!), karidesler, kerevitler çatal bıçakla yenmiyor, zaten yazık öyle yemeye teşebbüs etmeyin, tadını çıkarın. Islak mendili çantanızda bulundurmalısınız, çünkü hayır, burada ıslak mendil diye bir şey yok. Bu durumu umursayan da yok. Cennet!

La Boqueria'dan çıktıktan sonra, ki sizi temin ederim oradan tok ayrılacaksınız, eğer pazar gezmeye devam etmek istiyorsanız Mercat Santa Caterina'ya doğru yola çıkabilirsiniz. Binası ayrı güzel, pazar ayrı güzel. Tavsiye: Öğle yemeğinizi La Boqueria'da yiyin, daha sonra bir gün Santa Caterina'nın tropik meyve bahçelerinde kendinize rengarenk taze sıkılmış meyve suyu hediye edin, hiç bilmediğiniz, görmediğiniz meyvelerden birkaç tane deneyin. Bir de Mercat Sant Antoni var ama bu ikisini gördükten sonra başka bir pazar sizi kesmeyecek, oraya gitmeseniz de olur.
Ben Barselona'dan direk İstanbul'a dönecek olsaydım marketteki o peynirler, salamlar, hatta ve hatta meyve-sebzeler elimden kurtulamaz ve benimle birlikte ülke topraklarına seyahat ederlerdi ama maalesef bu mümkün olmadı. Mecburen ben de tadım çalışmalarını yoğunlaştırıp stok yapmak zorunda kaldım. Kış uykusuna filan yatacak olursam Nisan'da sapasağlam kalkarım yerimden.