25 Nisan 2017

Evde organik tavuk suyu yapımı

Çocuktan sonra hayatımda değişen şeylerden biri de tavuk oldu! Ben seneler önce tavuk yemeyi bırakmıştım. Hatta sanırım 10 yıl kadardır tavuk yemeye yemeye tadını bile unutmuşum. Hem Sarp'ın yediklerini çeşitlendirebilmek, hem de çorbalarında su yerine daha besleyici olan tavuk suyunu kullanabilmek için evde tavuk suyu hazırlamaya başladım. İyi ki tavuklar tekrar hayatıma girdi, gerçek tavuğun ne kadar lezzetli olduğunu tekrar hatırladım. En güzel tarafı da hiç de düşünüldüğü gibi uğraştırıcı olmaması.

Tarif annemin tarifi. Buradaki önemli nokta elbette iyi tavuk kullanmak. Ben tavukları her hafta Cumartesi sabahları gittiğim Feriköy organik pazarından alıyorum, sonuçtan memnunum. Oraya gitmişken organik sebzeleri de toplayınca, organik tavuk suyu için her şey hazır!



Malzemeler:
1 bütün organik tavuk (1,5 kilodan biraz daha büyük olanlardan alıyorum)
Birkaç kereviz sapı ve yaprakları
2 havuç
1 bütün soğan
karabiber



Yapımı:
Tavuğu iyice yıkayın (ben derisini ayırmıyorum, sadece ayak kısımlarındaki yağları kesiyorum)
Kabuklarını soyduğunuz soğanı tavuğun içine yerleştirin
Tavuğu düdüklü tencereye alın
Üzerine kereviz yaprakları, doğranmış havuç ve karabiberi ekleyin.
Üzerini tam kapamayacak kadar soğuk su ekleyin. (Düdüklüde su kaybı olmadığı için bu şekilde yapıyorum, normal tencerede pişirecekler biraz daha fazla su koyabilir.)
Düdüklüde 45 dakika pişirin. (Düdüklünüzün tavuk ayarı varsa onu kullanın, tencerem Tefal nutricook, onun böyle bir ayarı var. Düdüklü tencere kullanmayacaksanız 1 saat kadar pişirebilirsiniz.)



Piştikten sonra karşılaşacağınız manzara böyle bir şey. Evi saran şahane kokuyu ise söylemiyorum! Piştiğinden tam emin olamıyorsanız, tavuktan dışarı fırlamış birkaç kemik size emin olmanızı işaret eder.


Malzemeleri süzgeçten geçirin, şahane tavuğunuz ve tavuk suyunuz hazır.



Biraz ılınmasını bekleyip, derisini soyuyorum ve sonrasında tavuğu parçalayıp didikliyorum. Beyaz etlerini biz, torpilli olan siyah etlerini ise Sarp yiyor. Kalan kemikler, deriler ise sokak hayvanlarına gidiyor, hiçbir yeri ziyan olmuyor.

Pişmiş tavuğun dolaba girip çıkmasını, tekrar ısıtılmasını fazla sevmiyorum. Biz bu boyutta bir tavuktan çıkan eti en fazla 2 günde bitiriyoruz. Siyah etin o gün yiyeceği kadarını Sarp'a ayırıp, geri kalanları porsiyonluk olacak şekilde streç filme sarıp buzluğa kaldırıyorum, 1 ay içinde Sarp'a veriyorum. Zaten pişmiş halde saklandığı için yemeden önce buzluktan çıkardıktan sonra çözülmesini beklemeden kaynar suda birkaç dakika beklemesi yeterli oluyor. Oldukça kurtarıcı bir bebek yemeği.



Tavuk suyunun kalan kısmının buzlukta saklanması içinse, derin bir kaba süzdüğüm suyu soğuması için bekletiyorum. Birkaç saate ılıyıp hazır hale geliyor. Eğer 2 gün içinde çorba, pilav vs için kullanacaksam, kullanacağım kadarını cam kavanozda buzdolabına, geri kalan kısmını ise anne sütü saklama poşetlerine yemekte kullanılacak kadar bölüştürerek buzluğa kaldırıyorum. Plastik bardak, buz kalıbı, buz poşetleri vs buzlukta saklamak için çok yöntem var ama bana en mantıklı ve en sağlıklısı anne sütü saklama poşeti geliyor. Sonuçta anne sütü gibi kıymetli bir şeyi minicik bebeklere verilebilecek kadar iyi saklıyorsa, tavuk suyunu haydi haydi iyi saklar diye düşünüyorum. Hem bu poşetlerin üzerinde tarih yazmak için yerler var. Bu şekilde tavuk suyunu buzluğa kaldırdığınız günü not edip, 2-3 ay içinde tüketmeye gayret edebilirsiniz. Anne sütü saklama poşetleri mothercare, ebebek gibi mağazalarda çoklu halde satılıyor.

Size önerim tavuk suyunu buzluğa kaldırma amacıyla yapıyorsanız tüm bu işlemlere gündüz saatlerinde başlamanız. Çünkü işten gel, tavuğu yıka, pişir, ayıkla, suyun soğumasını bekle derken gece 2'de buzluğa tavuk suyu koyarken beni kötü anmanızı istemem :)

Tavuk tekrar hayatıma girdiği için çok mutluyum. Tavuk suyuna çorba yaparken çocukluğuma ait bir koku eve yayılıyor ve beni mutlu ediyor. Umarım sizin de işinize yarar!

20 Nisan 2017

Evde lor peyniri ve peynir altı suyu yapımı

Evde peynir yapmakla ilgili söyleyeceğim ilk şey şu: Gerçekten çok kolay, hiç gözünüz korkmasın.
Hem de bir taşla iki kuş: Doğal peynirin yanında bir de faydası say say bitmeyen, birçok yiyecekte kullanabileceğiniz, tam bir protein bombası olan peynir altı suyu elde etmiş oluyorsunuz.
Benim peynir yapmaya başlamamın sebebi Sarp'a tuzsuz beyaz peynir vermek istememdi. Sevdiğim beyaz peynirleri kahvaltıdan bir süre önce suya koyup bekletiyorum ama evde kendi lor peynirimi yapmanın bu kadar kolay olduğunu bilsem çok daha önceden başlardım. Bu şekilde hem peynirin içinde ne olduğuna emin oluyorsunuz, hem de tamamen tuzsuz, doğal ve lezzetli bir peynir elde ediyorsunuz. Lor uzun süre dayanmayan bir peynir. 2 -3 günde tüketmeniz gerekli yoksa ağırlaşıyor. Ama bir kez yapınca göreceksiniz ki, 2-3 günde bir yapması hiç de zor değil.

Yapımına geçeyim:

Malzemeler:
1 lt günlük süt (Ben Ada organik günlük süt kullanıyorum.)
Yarım çay bardağı limon

Sütü tencereye koyun, orta ateşte kaynamaya bırakın.
Kaynamaya başlayınca içine limon suyunu ilave edin, karıştırın ve kısık ateşte 5-6 dakika daha kaynatın. (Limon suyunu ilave eder etmez sütün içinde peynirin oluşumunu görmeye başlayacaksınız. Kaynadığı 5-6 dakika boyunca süt topaklanarak lor haline gelecek.)
Bu sürenin sonunda tencereyi ocaktan alın ve üzerine sügeç yerleştirdiğiniz derince bir kabın içine peyniri boşaltın.
15-20 dakika kadar suyunun süzülmesine izin verin.
Süzgecin üzerinde lor peyniriniz, altında ise peynir altı suyunuz hazır.
Ben loru hava almayan, kapaklı bir kaba alıp buzdolabına koyuyorum, ertesi sabaha daha toparlanmış bir kıvamda ve lezzetli oluyor.
Peynir altı suyunu çorbalarda, keklerde, yemeklerde su ya da yoğurt yerine kullanabilirsiniz. Hatta direk içebilirsiniz.


Hemen kullanmayacaksınız buzluğa atıp ihtiyaç oldukça kullanmak da bir seçenek. Peynir altı suyunun yeşile yakın sarımsı bir rengi olacak, bozuk olduğunu düşünmeyin, ortaya çıkan renk bu.


İşte bu kadar basit! Afiyet olsun!

14 Nisan 2017

Sarp'la 1 yıl

Bugün Sarp'ın doğum günü. Bir insanın hayatının ilk yılına şahitlik etmek, belgesellerin en şaşırtıcısını izlemek gibiydi. Dünyaya 50 cm geldi, 1 senede 30 cm uzadı. 3.250 gr'ken 12 kilo oldu. Gözümüzün önünde, çok kısa bir sürede. En önemlisi etrafa şaşkın şaşkın bakarken, yavaş yavaş ne istediğini, ne istemediğini net şekilde anlatan, sevgisini gösteren, etrafta yürüp dolaşan evin bir ferdi oldu.
Sonrası ne olur bilmiyorum ama 1 yaşına kadar gayet uyumlu bir bebekti bence. Ne uyku, ne yemek konusunda beni üzdü. Yanlış anlaşılmasın, akşam koyuyorum sabah alıyorum diye bir şey yok, 1 senedir birkaç mucizevi gece hariç kesintisiz gece uykusu uyumadım ama zor ve ayakta geceler geçirdim diyemem. Uyku eğitimi vermedim, gerek var mı yok mu hiçbir zaman tam emin olamadım. Şimdi ben yokken de uyuyabiliyor, emerek uyumayı bıraktı. Zor olur sanıyordum, öyle olmadı. Camdan dışarıyı seyrederek, masal, hikaye ya da o an ne anlatırsak onu dinleyerek uyuyor. Gece hala birkaç kez kalkıyor, genelde birkaç dakika içinde geri uyumuş oluyor. Hala benden uzakta bir gece geçirmedi, bir süre sonra ilk tecrübesini yaşayacak, umarım başarıyla atlatırız. Son 6 aydır uyku saati 20:00. İlk aylarda biraz daha geç, 9:30 gibi uyuyordu. Erken uyumak bize yaptığı en büyük jestti sanırım. (Uyku konusunda kundakla başlamanın inanılmaz faydasını gördüm, uzun uyumaya o şekilde alıştı. Daha sonra da -doktorların önermediği şekilde- yüz üstü yatırınca uzun ve güzel uyudu, hala öyle uyuyor.) Sarp'ın bu uyku düzeni sayesinde akşam yemeklerine gidebildik, arkadaşlarımızla vakit geçirebildik, hayatımızda Sarp olmadan önce yaptıklarımızı yapabildik. Bu da bence psikolojimizi, motivasyonumuzu korumamızdaki en büyük sebepti. Arkadaşlarımız genelde çocuklu değil. Bu benim çok işime yaradı. Kafamı boşaltmamda, daha önce olduğum kişiyi unutmamamda bunun çok etkisi oldu. Çocuk insanın gündemini tamamen değiştiyor. Çocuk sahibi iki kişi bir araya gelince konu dönüp dolaşıp çocuğa geliyor. Elbette bu sohbetler de çok güzel ama dediğim gibi tamamen başka konular konuşabilmek bana hep çok iyi geldi, eve şarj olmuş halde döndüm.

Sarp seyahatlerde camdan dışarıyı seyredip keyfine baktı, beni şaşkınlık içinde bıraktı. Gittiğimiz her yere bizimle geldi, aklımda kalan bir sorun da çıkmadı. Böyle böyle de alıştı galiba. Farklı evleri, farklı ortamları pek yadırgamıyor şimdilik. Sanki anın tadını çıkarmak ister gibi bir hali var. Umarım böyle devam etsin.

Yemekte yeni şeyler denemeyi seviyor, her şeyin tadına bakıyor, elinde evirip çevirerek kendi kendine yemeyi çok seviyor. Yine yanlış anlaşılmasın, öyle derli toplu tertemiz yemek yediği yok (zaten ağırlıklı olarak blw ile besleniyor). Bizimle sofraya oturuyor. Her tarafa döke saça, saçını başını batırarak yiyor ama benim için şu anda en önemlisi eğlenerek ve keyfini çıkararak yemesi. Beni zorla yemek yedirmek zorunda bırakmadığı için ona ne kadar teşekkür etsem az. Bu nedense benim kendimi içinde hiç görmek istemediğim bir tabloydu. Biz yemek yemeyi, sofrayı çok sevdiğimiz için mi böyle oldu bilmiyorum. Bizi her gün iştahla yerken görüp "demek ki böyle yapılıyor" diye mi düşünüyor, yoksa içinden mi öyle geliyor? Baştan beri yediklerini anlatarak veriyorum. Bak havuç, oley bugün balık var filan gibi. Sanırım sokakta tavuk görse tanımaz ama tavuk yerken "gıt gıt gıdak" diyor. Ben bu çocuğa bir an önce canlı bir tavuk göstereyim :)

Ve elbette Nisan ayında doğum yapmak çok güzel bir piyangoydu. Sarp 1,5 aylıkken Çandarlı'ya gittik ve deniz kıyısında sakin birkaç ay geçirdik, Sarp ilk aylarını açık havada geçirdi. Sanırım sakin bir çocuk olmasında (hep diyorlar ki önceden sakin olan sonradan çıldırıyor, hadi bakalım) bunun etkisi var. Ben sakindim, o sakindi. Zaten bu konu başlı başına en önemli şey. Daha parmak kadar çocuk ama her şeyi hissediyor. Defalarca şahit oldum. Koşturmacalı, gergin, stresli ortamlar ve kişiler bebeklere iyi gelmiyor, bebekleri huysuzlaştırıyor. Özellikle ilk aylarda annenin huzurlu olması, gerilmemesi çok önemli. Annenin etrafındaki kişilere çok iş düşüyor. Bu konuda çok şanslı olduğumu kabul ediyorum.

Erkek çocuk zor olur, emekleyince çok fena, yürüyünce çok fena, ilk aylar tabii hep uyur zaten sen sonra gör.. Bunlara değinmek bile istemiyorum, hepsi yalan dolanmış. Her adımda işler kolaylaşıyor, çünkü git gide daha interaktif bir ilişki oluyor, daha iyi anlaşıyorsunuz. Kendi kendine bir şeyler yapabildikçe anne babaya bağımlılığı azalıyor.

İlk yılımız hayatımın en güzel ve en değişik yılıydı. Sarp iyi ki doğmuş, iyi ki bizim oğlumuz olmuş, iyi ki hayatımıza geldi ve artık bizim için her şey ondan önce, ondan sonra. Çok mutlu, sağlıklı, dilediği gibi yaşayacağı bir hayatı olsun. Biz de onun büyümesine, mutlu günlerine şahitlik edebilelim. Sarp sayesinde içimden hiç tanımadığım anaç bir kadın çıktı. Dilerim bu duyguyu yaşamak isteyen herkes yaşayabilsin, tüm çocuklar sağlıklı ve mutlu olsun. İşte böyle şeyler söyleyebilen biri varmış içimde :) Bakalım daha neler göreceğim, bakalım kendimi tanıdığımı sanarken daha ne sürprizler bekliyor beni.

Belki bir gün okur diye: Bu harika yıl için teşekkürler Sarpiko. Bence elinden gelenin en iyisini yaptın ve geriye dönüp bakınca bu yılın bir dakikasını bile değiştirmek istemezdim. Umarım senin bizi mutlu ettiğin kadar biz de seni mutlu edebilmişizdir. Seni, senin televizyon kumandasını sevdiğinden bile çok seviyoruz. 

Sarp'ın 1 yıllık fotoromanı. Nereden nereye gelmiş, bir yılda on milyon ışık yılı yol kat etmiş:



















21 Mart 2017

Evde yoğurt mayalama :)

Neredeyse 1 yıl aradan sonra bloga yazacağım ilk yazı yoğurt mayalamakla mı ilgili olacaktı? :)
Sürekli bir şeyler yazayım diye düşünüp de bir türlü bilgisayarın başına geçemezken, hem de yepyeni bir gezegende paralel hayat yaşamaya başlamışken aslında yazacağım o kadar çok şey var ki. Ama kısmet yoğurt'muş :)

İnstagram hikayemde paylaştıktan sonra anlaşıldı ki, yoğurt mayalama benim için birkaç ay önce olduğu gibi birçok kişinin de merak konusuymuş ve genel oylama sonucu tarif bloga geldi. Bir kere şunu söylemeliyim, gerçekten gözde büyütülecek bir şey değil. Kesinlikle yaparsınız. Hatta kendi yoğurdunuzu mayalamaya alıştıktan sonra satın aldıklarınızı sevmeyeceğinizi söyleyebilirim. Ben Sarp 6 aylık olup da ek gıdaya başladıktan sonra mayalamaya başladım. Tarif annemin tarifi. Senelerdir bu şekilde mayalar. Şimdi yaşadıkları Çandarlı'da güvenilir yerden taze süt bulma şansları da olduğu için onun yoğurdunun tadı hep muhteşem olur. Ben organik günlük süt ve organik yoğurt kullanıyorum, hiç de fena olmuyor.

Miktarını keyfinize göre ayarlayabilirsiniz. Ben Sarp'a mayalarken 1 lt sütü 4 küçük cam kaseye (kapaklı) bölüştürüyorum. 1 lt sütten 4 kase çıkıyor. Mayaladığım yoğurdu 3 gün veriyorum. 1 tanesi artıyor.

Birkaç organik süt denedim, en iyi sonucu Ada marka organik günlük süt verdi. Ada'nın yoğurdu da oldukça iyi. Başlangıç için ondan da alırsanız sütü bu yoğurtla mayalayabilirsiniz. Daha sonra dilerseniz yapacağınız yoğurdu maya olarak kullanmaya devam edebilirsiniz.


-1 lt sütü tencereye koyup kaynatın.
-Kaynayınca altını kısığa alıp, 5 dakika daha kaynatın.
-Ben bu aşamadan sonra sütü cam kaplara bölüştürüyorum. İsterseniz yoğurdu tencerenin içinde ya da toprak bir kapta da mayalayabilirsiniz ama bu şekilde porsiyonluk yaparsanız diğerlerine dokunulmadığı için onlar tazeliğini korumuş oluyor.
-Süt henüz tencerede kaynarken organik yoğurttan 3-4 tatlı kaşığı kadar bir kaseye alın. Sütü kaplara bölüştürürken birkaç kaşık sütü bu yoğurda ekleyin ve karışırarak yoğurdu sulandırın.
-Şimdi işin çetrefilli kısmı: Sütleri kaselere bölüştürdükten sonra belli bir sıcaklıkta ayrı bir kapta sulandırdığınız yoğurttan bu kaselere 1-2 tatlı kaşığı ilave edip karıştırmanız gerekiyor. O belli sıcaklık aslında 42-45 derece ama eğer benim gibi süt dereceniz yoksa yöntem şu: serçe parmağınızın ucunu süte daldırıp 10'a kadar sayamadan dayanamayıp çekmeniz gerekiyor. Ben hızlıca sayıyorum ve eğer 8'e kadar sayabilmişsem işte tamam diyorum.
-Bu ısıya geldiğinizde sulandırılmış yoğurttan 2şer tatlı kaşığına kaplara bölüştürün, karıştırın ve kaselerin kapaklarını kapatın. Süt çok sıcaksa yoğurt ekşi, ılıksa ise sulu, süt gibi bir şey oluyor. Eğer sütün fazla ılıdığını düşünüyorsanız tekrar ısıtın.
-Kaselerin mayalanma sırasında sıcak ortamda bulunması gerekiyor. Ben kaseleri henüz boşken bir havlu üzerine diziyorum ve orada mayalıyorum. Kaselerin kapaklarını kapattıktan sonra da üzerlerini bir battaniye ile sıkıca sarıyorum. Bu dakikadan sonra kapları kıpırdatmıyorsunuz, bu önemli.

Yoğurt 4 saat bu şekilde bekliyor ve daha sonra battaniyeyi açıp kaseleri buzdolabına alıyorsunuz. Ertesi güne yoğurdunuz hazır! Mayalama saatini iyi ayarlamak lazım. Akşam 8'de yaparsanız gece 12'de buzdolabına koymak gerekiyor.

Mümkün olduğunca kısa yazmaya çalıştım ama galiba biraz uzun oldu. Merak etmeyin, yaparken bu kadar karışık olmuyor :)

Kolay gelsin, sonuçları bana iletmeyi unutmayın!




20 Mayıs 2016

Sarp 40 günlük

Bugün Sarp'ın dünyadaki 40.günü yani bilindiği şekliyle 40'ı çıkıyor! Merak ettim baktım "40'ı çıkmak, "40 uçurmak" diye duyduğumuz şey aslında neymiş diye. Anladığım kadarıyla aslında bebeğin değil de annenin 40'ı çıkıyor. Herhalde yıllar içinde kadınların doğum sonrası kendilerini toparlamalarının aşağı yukarı bu kadar zaman aldığı gözlemlenmiş. Bunun dışında okuduğum şeylerin çoğu beni güldürdü ve bazıları da sinirlendirdi. Mesela "Lohusanın mezarı 40 gün açık kalır" diye dehşet verici bir cümle gördüm ama daha da fenası buna inanan ne kadar çok insan olduğunu görmek oldu. Yok 40 günden önce bebeğin tırnak kesilirse şöyle olur, yok bilmem ne. Hurafelerden hurafe beğen. Bu 40 konusunun dinde de yeri yokmuş (Nihat Hatipoğlu'nun yalancısıyım!) sadece zaman içinde gelenek olarak yerleşmiş (40 mevlüdü gibi) ritüeller var. Herhalde bu konuyla ilgili en saçma inanış bebeği 40 gün evden çıkartmamak (lohusa anne iyice delirsin diye herhalde) ama sanırım artık bunu uygulayan pek kimse kalmamıştır. Zaten doktorlar da bebeğin yaz-kış fark etmeden her gün mutlaka bir süre dışarı çıkartılmasını söylüyor.

Biz Sarp'ı 2 haftalık kadarken gezdirmeye başladık. 20 günlük civarındayken de çok sevdiğimiz bir aile dostumuzun evine oturmaya gittik. Onlar da sürpriz yapıp Sarp'ın ilk ev ziyareti için yumurta, pamuk, pirinç, un ve şekerden oluşan (hepsinin uzun ömür, bereket, ağız tatlılığı gibi anlamları varmış) tatlı bir set hazırlamışlar. Dede olduğu yaşları da görsün diye pamuğu, unu Sarp'ın kafasına filan sürdük, böyle hoş bir anımız oldu. 40 değil de 20 uçurmuş olduk. Okuduklarıma göre bebeklerin 40'ında en yaygın yapılan şey buymuş. 40 neymiş diye internette dolaşırken gördüm ki abartılı şekilde kutlama yapma merakımız yeni bir sektör yaratmış. 40 mevlütleri için hazırlanan hediyeler, fiyonklar, Fatih Sultan Mehmet gibi giydirilmiş bebekler ve envai çeşit süsten püsten retinam yandı :) Nihat Hatipoğlu demiş ki: böyle şeyler yapmak istiyorsan yap ama masraf çıkarma tatlım!

Madem ki biz 40'ta yapılanları 20'de yaptık, o zaman bugün de Sarp'ın 40.gününü onu 40 hafta boyunca bekleme fotoğraflarıyla uçurmuş olayım :) Sanırım hamilelik boyunca en düzenli şekilde yapmayı becerdiğimiz şey bu haftalık fotoğrafları çekmek oldu. Hamilelere bunu yapmalarını tavsiye ederim, sonradan dönüp bakması çok güzel oluyor.

İlk 40 günümüz güzel geçti. Bana sanki 40 gün değil de yıllardır birlikteydik gibi geliyor. Sarp'ın da benim de 40'ımız kutlu olsun :)

17 Mayıs 2016

Doğum için (ev yapımı) hastane odası süslemeleri

Hastane odasını süslemeye ya da hastaneye gelenler için hediyelikler hazırlamaya illa gerek var mı? Tabii ki yok. Ben bir organizasyon şirketine ya da sipariş vererek sürekli görmeye alışık olduğumuz türden abartılı ve tek tip bir şeyler yaptırmak istemediğime emindim ama hastaneye ve daha sonrasında eve ziyarete gelenlere ufak hediyeler de hazırlamak istiyordum. Hediye olarak kendimiz ev yapımı ne hazırlasak diye düşünürken (benim hayatımda her şeyde olduğu gibi) işler büyüdü ve kesinlikle gidip almayı düşünmediğim lohusa tacına kadar vardı :) Annemle fikir olarak lavantanın doğuma çok yakışacağını düşündük ve olaylar gelişti. Çok abartmadan hastane için ufak tefek şeyler hazırlamak isteyenlere belki fikir verir diye bu detaylar burada dursun istedim.


Hediye olarak annemin hazırladığı zeytinyağı-balmumu kremi, lavanta kolonyası ve çikolatamız vardı. Bu zeytinyağı kremi şahane bir şey, biz yıllardır sürekli kullanıyoruz. Gelenlere hediye olarak kendimiz de severek kullandığımız bir şeyi verme fikri çok hoşuma gitti. Annem her zaman hazırladığı kremi lavantalı olarak hazırladı ve kavanozlara doldurdu, üstlerini çuval kumaşıyla kapatıp ve lavantayla süsledik. Diğer bir hatıra olarak lavanta kolonyası alıp mantar tıpalı şişelere doldurduk. Bir de çikolatamız vardı. Kendisini işlettiğimi düşünerek telefonu suratıma kapatmadığı ve madlen çikolatanın boyutlarını ölçüp bana telefonda söylediği için tatlı Pelit çalışanına teşekkür ederim :) Şerbeti evde bir iki deneme sonrası fazla şekerli olmayan, bolca içilebilecek şekilde hazırladık. Hediyelerimizin üzerine becerikli arkadaşım Bahar (Zarf Davetiye) tam da istediğim gibi etiketler hazırladı. 






Kasnakların dekorasyonda kullanılmasını çok seviyorum, kapı ve oda için süslemelerde de kasnakları kullandım. Sarp'a ilk aldığımız şeylerden biri bu minik örgü patiklerdi. Onları bir kasnak üzerine diktim. Diğer bir kasnağa lavantalar ve küçük beyaz çiçekleri çiçekçi teliyle monte ettim. Sonuncu ve kapı süsü olacak en büyük kasnak üzerine bir kumaşa çarpı işiyle Sarp'ın ismini işledim, alt tarafına yine lavantaları iliştirdim. 






Her şey bittikten sonra elimizde hala miktarda lavanta ve beyaz çiçek kalmıştı. Bu artan malzemeyle de evdeki saç bantlarından birinin üzerine de minik lavantaları bağladım, böylece kendi çapında bir lohusa tacım oldu. Doruk ve Sarp için de küçük yaka iğneleri yaptım. 


Böylece hastane için özel bir şey yapmayacağım derken ortaya birçok şey çıkmış oldu ama sanırım çok abartmadan işin içinden çıktık. İnsanın kendi yaptıklarını kullanması her zaman daha zevkli oluyor. Bu masanın bir benzeri şu an üzerindekilerle birlikte evde bizimle yaşamaya devam ediyor. Artık 1.ayımızı tamamladığımıza göre herhalde yavaş yavaş masayı toparlayabiliriz :)



1 Mayıs 2016

Doğum hikayemiz ve doğum yapacaklara kendi çapımda ufak önerilerim

Sarp 14 Nisan 2016 Perşembe gecesi, 40. haftayı bitirdiğim gün 50 cm ve 3,250 kg olarak normal doğumla dünyaya geldi. Günler su gibi akıp gidiyor ve şu an Sarp'ın dünyada 17. günü. İşte bizim doğum hikayemiz:


Doğumun olacağı gün her zamankinden farksız başladı. Uyanınca "Yok ben bugün de kesin doğurmam" dedim. Saat 3 gibi anne ve babamla dışarı kahve içmeye çıktık. Amaç biraz da yürüyüş yapmaktı. Yarım saat kadar yürüdük sonra oturup kahvelerimizi içtik. Bu sırada belli periyodlarla kasılmalar hissetmeye başladım ama şiddeti o kadar azdı ki doktora haber vermeye dahi gerek görmedim. Sancı dediklerinin böyle bir şey olamayacağından emindim. Ara ara saate bakıp kasılmaların sıklığının önce yarım saatte bir sonra on dakikada bir sonra da beş dakikada bire indiğini takip ettim. Yazarken daha heyecanlıymış gibi oluyor ama yaşarken doğumun henüz başlamayacağına nedense çok emin olduğum için çok daha rahattım. Kasılmalar 5 dakikada bire inince annemlerle de artık eve dönmemiz ve doktora haber vermem konusunda uzlaştık :) Yarım saat eve yürüdük ve sonrasında ben doktorumun beni çok mızmız bulmasından çekinerek kasılmaların 5 dakikada bire indiğini ama şiddetinin çok az olduğunu doktoruma haber verdim. Doktorum muayenehanede kontrol için çağırdı ama gerekirse direk hastaneye geçebilelim diye hazırlıklı gelmemizi söyledi. Ev halkını muayenehaneden geri eve dönebileceğimiz konusunda ikna edemedim ve biz Doruk'la muayenehaneye geçerken bizimkiler direk hastaneye gitti bile :) Arabaya bindiğimizde saat 5'i geçmişti. Birkaç dakika sonra kasılmaların şiddeti birden arttı. Artık ben de doğurabileceğime ikna olmaya başlamıştım. Doktorumu arayıp trafik saatinin de yaklaştığını göz önünde bulundurarak direk hastaneye geçme konusunda anlaştık. Bu sırada kasılmalar şiddetlenmişti ve sıklığı hala 5 dakikada birdi. Saat 6 gibi doğumu yapacağım Liv Hospital'e geçtik. Doktorumu beklerken odadaki süslemelerle ilgilendim, etrafta dolaştım, hemşirelerle tanıştım, sohbet ettim. Sonra birden suyum geldi. Bu çok merak ettiğim bir andı. Gerçekten daha minik bir sesle balon patlaması gibiymiş ve tahminimden daha çok su geldi. Doktorum geldi ve muayene sonrası doğumun başladığı artık netleşmiş oldu. Sancıların şiddeti gitgide artmaya başladı. Bu aşamalarda en çok işime yarayan şeyler duşa girmek ve egzersiz topu oldu. Kasılmalar geldiği zaman gerçekten insanı sersemletiyor ama gittiğinde sanki hiçbir şey yokmuş gibi dinlenmenize izin veriyor. Daha doğrusu sancılar dakikada bire inmeden önce böyleydi. Saat 8:30 civarı artık kasılmaların şiddeti dayanamayacağım seviyeye geldiğinde epidurale karar verdim. Bu konuyu önceden doktorumla detaylıca konuşmuştuk ve benim kararım da netti, bu yüzden o sırada tereddüt yaşamadım. Epidural uygulanırken canım çok yandı ama herkese böyle olmuyormuş. Yine de o dakikadan itibaren cennete gitmiş gibi oldum. Bu kadar etkili olacağını tahmin etmiyordum. Birden sancılar tamamen kayboldu ve ben yine rahatça etrafla rahatça konuşabilmeye başladım. Sancıları NST'den kontrol ediyorduk. 3 saate yakın süreyi çok rahat geçirdim ve derken yavaş yavaş epiduralin etkisi azalmaya başladı. Bu sefer kasılmalar çok daha şiddetli şekilde geri döndü. İlk seferkinden çok çok daha fazla olduğunu söyleyebilirim ve artık duş ya egzersiz topu zerre kadar fayda etmiyordu. Saat 11:30 gibi doktorum artık doğumhaneye geçebileceğimizi söyledi. Doğumhaneye yürüyerek gittik. Doruk da doğuma girdi. Bu kısım ayrı bir dünyaydı. İtme işi hakikaten işin en zor kısmıymış. Doktorum ağrı eşiğimin çok yüksek olduğunu söylemişti ve ben de buna inanmıştım :) Sanırım hayatımda yaşadığım en şiddetli ağrı buydu. Sonlara doğru sürekli "Olmuyooor! Yapamıyoruuum" dediğimi (Hahaha! tabii ki bağırdığımı) hatırlıyorum. Doğumhanedeki 15 dakikanın sonunda Sarp artık dünyada ve artık karnımın içinde değil üzerindeydi. Göbek bağını Doruk kesti. En çok şaşırdığım şey doğum bittiği andan itibaren ağrı, sancı, rahatsızlık vs her şeyin bir anda kesilmesiydi. Gerçekten o saniye dünya durdu ve ben sanki hiç hamile olmamışım, az önce doğum yapmamış kadar rahat hissetmeye, hatta doktor ve hemşirelerle şakalaşmaya başladım. Doğum sonrası doktoruma söylediğim ilk şeylerden biri o kadar bağırmanın üzerine hala ağrı eşiğim için aynı şeyi düşünüp düşünmediğini sormak oldu :) Kendisi çok nazik bir insan olduğu için doğumhanede 15 dakika geçirmenin çok iyi bir süre olduğunu söyledi. Böylece zamanın göreceliği konusu da bir kez daha kanıtlanmış oldu :) Doğum hayatımda yaşadığım en muhteşem ve duygusal tecrübeydi. Şimdi dönüp baktığımda ağrının şiddetine rağmen ne kadar da güzel olduğunu düşünüyorum. Allah bu duyguyu yaşamak isteyen herkese yaşatsın.


Doğum yapacaklara kendi çapımda minik tavsiyeler:

- Normal doğumu düşünün. Çok korkuyor olsanız dahi bol bol okuyun ve eğer önemli bir engeliniz yoksa normal doğum yaparsanız doğum sonrasında çok daha rahat edeceğinizi öğrenin. Kararsızsanız sizi sezeryana yönlendiren bir doktorunuz varsa doktorunuzu tekrar değerlendirin. Normal doğum sonrası hayata dönüşün bu kadar kolay olacağını ve insan vücudunun kendini toparlamaya konusunda bu kadar yetenekli olduğunu tahmin etmiyordum.

- Kiloları ve şişkinliği dert etmeyin. Toplamda 11 kilo civarı almama rağmen burnum ve ellerim hamileliğin son zamanlarında dev gibi olmuştu. Hastaneden eve 6 kilo eksikle döndüm ve şişkinlikler de 1 haftanın sonunda kayboldu. Kilolar gitmeye devam ediyor. Aşırı kilo almamaya çalışın, gerisini de merak etmeyin. Hamilelik insanın yaşayabileceği en güzel dönemlerden biri. Çılgınca kilo takibi yaparak kendinize zehir etmeyin, bu dönemin tadını çıkarın.

- Doktorunuz çok çok çok önemli. Doktorum Ebru Saraç tüm hamilelikte olduğu gibi doğum sırasında da çok rahatlatıcıydı. İhtiyacınız olduğu her saniye yanınızda olacak ve dilediğinizde rahatça ulaşabileceğiniz, verdiği kararlara tereddütsüz güveneceğiniz bir doktorunuz olması bu süreçte belki de en önemli şey. Doktorunuz içinize sinmiyorsa mutlaka değiştirin.

- Doğum konusunda tercihlerinizi belirleyin ve hastanedeki doğum ekibi ve doktorunuzla isteklerinizi netleştirin. Benim çok önem verdiğim birkaç detay vardı. Bunlar konusunda Liv Hospital'deki doğum ekibinden çok memnun kaldım. Hepsi çok yakınlardı. Doğum sonrası bebeğin hemen karnıma konması ve mümkünse ilk kez doğumhanede emzirmeye başlamak, bebeğin doğum sonrası yıkanmaması, benim bilgim olmadan bebeğe kesinlikle mama vs gibi gıdalar ya da emzik-biberon verilmemesi, doğum sonrası bebek testler için bir yere götürülecekse Doruk'un da onunla beraber gitmesi gibi konularda doğum ekibinizle anlaşırsanız sonradan keşke yapılmasaydı diyeceğiniz şeylerin de önüne geçmiş olursunuz.

- Şimdi söyleyeceğim şey bence en önemlisi. Biliyorum daha önce yapmadığınız bir şey için hazırlanmak çok zor ama okuyun okuyun okuyun. Özellikle emzirmeye karşı hazırlıklı olun. İlk günler hayatınız sürekli emzirme etrafında dönüyor olacak. Eğer bol bol okursanız etraftan gelecek cahilce yorumların moralinizi bozmasını önlemiş olursunuz. Biliyorsunuz toplumca yorum yapmaya çok meraklıyız ve muhtemelen herkes bir şey diyecek. Eğer hazırlıklı olursanız, mesela yeni doğmuş bir bebeğin midesinin ne kadar minik olduğunu ve birkaç damla sütle bile hemen doyacağını, ilk günlerde aç kalma gibi bir durum olamayacağını, bu arada emzirmeye devam ederek sütünüzü arttıracağınızı bilirseniz etrafınızda bebeğin doymayacağı vs türü yorum yapanlar olursa onları anında susturabilirsiniz. Emzirme pozisyonlarına, bebeğin doyup doymadığının nasıl anlaşılacağına dair bu konuda ne varsa hepsini okuyun okuyun okuyun. Ben kursa gitmedim ama emzirmeyle ilgili okuduklarımdan çok faydalandım. Süt en çok moral durumunuzdan etkileniyor. Kimsenin canınızı sıkmasına izin vermeyin. Hamileliğin başından beri "Bunlar iyi günleriniz, siz sonra görün", "Şimdi böyle ama sonra şöyle olacak" türü yorumları duymaya o kadar çok alıştım ki birine "Sizin becerememiş olmanız bizim de beceremeyeceğimiz anlamına gelmez" ya da "Şimdi işler yolunda gidiyorken, sonrasında bozulabilir diye oturup ağlayalım mı?" dememiş olmam mucize. Bilgi sahibi olursanız böyle şeylere gülüp geçmeniz çok kolaylaşıyor. Oturup hiç de öyle değil, siz hiç öğrenmemişsiniz ki diye laf yetiştirme gereği bile duymuyorsunuz. Sanırım insanlar kendi mutsuz tecrübelerini diğer herkes de yaşasın ve böylece kendilerini daha az beceriksiz hissetsin istiyorlar. Bana bir kez daha "Sütün var mı?" diyene "Bugün kaç kez tuvalete gittiğini ben sana soruyor muyum?" demek istiyorum :) Kişisel gelişim kitabı gibi konuşmak istemiyorum ama sırtınızı bilgiye, etrafınızdaki pozitif insanlara ve özgüveninize dayayın. Her şey en iyi şekilde olacakmış gibi hazırlanın ve buna inanın. Zaten bir şeyler yolunda gitmezse her şeyin çözümü var ve tüm bebekler bir şekilde büyüyor. Bu bir daha geri gelmeyecek anların ve eve gelen minik parmakların tadını çıkarın. Çıkarmanızı engellemeye çalışan olursa da lohusalığa sığınıp onları bir güzel benzetin :)


İşte böyle. Bizim Sarpikomuz 17 gündür yanımızda. İlk günler düzenimiz düzensizlik :) Bir gün öyle, bir gün böyle yaşayıp gidiyoruz. Bana hamileliğin başından beri hiç zorluk çıkartmadığı ve içten içe hep arkadaş gibi hissettirdiği için her gün ona teşekkür ediyorum. Ağladığı zaman da ne huysuz çocuksun, biz seninle böyle mi anlaşmıştık diye mızırdanıyorum. İyi ki geldi. İyi ki şu anda uyuyor ve ben de yazabiliyorum :)

13 Nisan 2016

Sarp'ın odası hazır!

İnanılmaz ama artık hamileliğin sonuna geldim! 40.haftam bitmek üzere ve artık her an her şeye hazırız, heyecanla Sarp'ı bekliyoruz :)  Daha sonra ne zaman vakit olur emin olamadım o yüzden bebek hazırlığının en zevkli kısımlarından biri olan bebek odası yazısını şimdiden yazmak istedim. Bebeğimiz olacağını öğrendikten sonra nasıl bir oda istediğime dair fikirlerimi netleştirdim, ondan sonra da geriye her şeyi bulmak ya da yaptırmak kaldı. Sarp'ın odasıyla ilgili en sevdiğim şey birçok ev yapımı detay olması. Pufu, halıyı, yatağın üzerindeki ev ve damla şeklindeki yastıkları ve battaniyeleri annem ve annemin arkadaşları yaptı ya da ben yaptım. Bu parçaların benim için yeri ayrı.


Tek duvar benekli. Duvar kağıdı gibi görünüyor ama değil. Gri benekleri tek tek duvara yapıştırdık (Doruk yapıştırdı tabii). Elde cetvel, mesafeleri ölçerek, tam da sıra sıra dizilmiş olmasın ama birbirinden çok da uzak olmasın diyerek sonunda oldu :)


Yatak konusunu uzun süre araştırdıktan sonra yıllar içinde büyüyebilen ve 10 sene kullanılacağı söylenen yataklar yerine çok basit bir Ikea yatak aldık. 2 sene kullanılıyor. Gerisine sonra bakarız artık :) 10 sene sonra zaten ben bile sıkılırım aynı mobilyalardan, Sarp da muhtemelen birkaç sene sonra "annemin zarif İskandinav zevkini çok takdir ediyorum" demeyip o kırmızı Ferrarili yataklardan filan isteyecek. Poff! Bir de ilk aylarda bizim odada yatmasını planlıyoruz, bunun için Chicco'nun Next 2 Me beşiğini aldık. En çok işe yarayacak şeylerden biri o olacak gibi hissediyorum.

Nevresim takımları, çarşaflar vs için en çok Zara Home hoşuma gitti. Ikea'da da 100% pamuk fitted çarşaflar gibi temel parçalar var. Etrafınızda becerikli insanlar varsa kumaş alıp güzel bumper'lar ve yatak etekleri diktirebilirsiniz. İzmir'deki İntaşlar'da harika kumaşlar var, oradan aldıklarımızla Nevra'nın annesi çok güzel şeyler dikiyor.


Bu ev şeklindeki dolaplar odada en sevdiğim diğer detay. Aylarca yaptıracak yer aradık, sonunda sevgili marangozumuzla tanıştık. Modoko'daki tüm çocuk mobilyacılarına girip çıkmış olabiliriz. "Bu dolabı yaptıracak yer bulamazsınız, yapılsa da öyle olmaz, dünyanın parasını verirsiniz" diyen tüm mağazalara buradan nanik yapmak istiyorum, dolaplar tam da istediğim gibi oldu :) Odayla ilgili en uğraştırıcı konu buydu, mutlu son!





Emzirme koltuğu olarak klasik sallanan emzirme koltuğu yerine açılıp tek kişilik yatağa dönüşen bir koltuk seçtik, o koltuklar kadar konforlu olacak mı emin değilim ama ev çok büyük değil, o yüzden bir kişilik de olsa ekstradan yatacak yer işime yarayacak. Hem tipini beğendiğim, hem de kolayca açılabilen bir koltuk bulmak pek kolay değilmiş. Böyle bir şey arayanlar Nuev'e bakabilir.



Bu ev şeklindeki raflar da dolaplarla birlikte hayal ettiğim şeylerden biriydi. Rafları, şifonyeri ve alt açma ünitesini istediğimiz boyutlarda ve gerektiğinde çıkabilecek şekilde yine marangoz yaptı. Sehpa, ayaklı aydınlatma ve fon perde Ikea. Odanın eski halindeki tül perde ve tavan lambası bu yeni haline de odaya uyuyordu, o yüzden olduğu gibi bıraktık.



Bakalım bu odada başımıza neler gelecek.. Biliyorum ki odanın sahibi, bizim bu oda için aylardır kafa yorduğumuz detayları geçtim, daha burnu nerede onun bile farkında olmayacak. Ama yine de artık tek dileğimiz sağlıkla hayatımıza gelsin ve bizimle hep mutlu ve neşeli günler yaşasın. İşte bunlar hep hormon. Tam da duygusallaşmadan tamamlamak üzereydim, olmadı :) 

1 Nisan 2016

Baby shower istemeyen anne adayına yapılacak en güzel baby shower :)

Biliyorum artık çok popüler ve hamileliğin ayrılmaz parçası gibi bir şey oldu ama baby shower'lara karşı her zaman mesafeli oldum. Çok yaygın olduğunu ve neredeyse herkesin yaptığını biliyorum o yüzden umarım şimdi yazacaklarım için beni linç etmezsiniz. Zaten bizim adetlerimizle ilgisi alakası olmayan baby shower'lar yurt dışında yapıldığında çok faydalı ve mantıklı. Çünkü registry list denen, bebek için bir istek ve ihtiyaç listesini önceden hazırlıyorsunuz ve böylece davetliler bu listelerden istediklerini hediye olarak alıyor, sizi fazla masraftan kurtarıyor ve işe yarar bir şeyler almış oluyorlar. Bence bu harika bir yöntem. Keşke evlenme ya da bebek sahibi olma gibi kısa zamanda çok fazla masraf yapılan dönemler için bizde de bu tip bir gelenek olsa. Beğendiğimiz mağazalardan istediklerimizi seçsek ve insanlar da ne hediye alsak diye zorlanmadan, bütçelerine göre tek başlarına ya da birleşerek bunları alsalar. Ama bizde bu tip önceden hediye belirleme listeleri yok ve ayrıca doğum sonrası hastane ve ev ziyaretleri var. İnsanlar zaten bu ziyaretlere hediye, altın vs getiriyorlar. Bunların öncesinde bir de baby shower olunca insanlar iki defa ve bana kalırsa çok fazla masraf etmek ve maddi boyutunun dışında (özellikle de bebeklerle ilgisi yoksa) hediye aramak ve bulmak için ekstra zaman harcamak durumunda kalıyor ve bu durum herkesin hoşuna gidiyor mu pek emin değilim. O hediyeler de muhtemelen sonradan değiştiriliyor. Çünkü bebekli ya da etrafı bebeklilerle dolu değillerse güvenli bir hediye almak için çok haklı olarak sizin muhtemelen çoktan yüz tane kadar aldığınız yeni doğan body ve tulumlarından ve oyuncak alacaklar. Siz de gidip onları tıpış tıpış değiştireceksiniz. Özellikle çevreniz çoktan çoluk çocuğa karışmış, ana gündemi çocuk olan ya da doğduğundan beri evlenmek, doğurmak gibi süreçleri (kınalar olsun, hamamlar olsun) en ufak detayını atlamadan kutlamayı eğlenceli bulan "girly girl"lerden oluşmuyorsa baby shower'ınızın onları pek de heyecanlandırmayacağına inanıyorum. Yakın arkadaşlarınız elbette sizin için çok mutlu ve hatta belki sizin kadar heyecanlıdır ama olması gerektiği gibi aslında bebek geleceği için, bebeğin hiç haberi olmayan baby shower için değil :) Biz bebek sahibi oluyoruz diye bu kadar çok insan seferber olmalı mı gerçekten? Sadece benimle ilgili bir durum yüzünden birilerinin masraf yapması ya da en ufak şekilde sıkıntıya girebilecek olma ihtimali bile hiç hoşuma gitmiyor.

Bir de baby shower'ların bana uzak gelmesinde olayın şu boyutu var: Benim çok yakın arkadaşlarımın önemli kısmı erkekler, doğum günlerimizi vs her zaman birlikte kutlarız. Ben neden birlikte olmayı en çok sevdiğim insanları sırf bu olay kadınlar arasında yapılıyor diye dışarıda bırakmak zorundayım? Açıkçası genelde gündüz saatlerinde pasta börek ve içindeki rengarenk şekerleri kimsenin yemediği kavanozlar eşliğinde kutlanan, sadece kadınlar arasında yapılan ve muhtemelen alkolsüz bir eğlence bana pek de eğlence gibi gelmiyor, daha çok komşu teyzelerin "günleri" gibi geliyor. Yanlış anlaşılmasın, yapanlara hiç sözüm yok. Sonuçta tamamen iyi niyetle ve eğlence amacıyla yapıldığı belli bir şey. Ben bir baby shower yapacak olsaydım ancak hediye getirilmemesi şartıyla, evde ve tüm masrafını benim üstleneceğim bir şeyler düzenlerdim sanırım ama hamilelik boyunca arkadaşlarımla rahatça görüşebildiğim için ekstra bir etkinlik yapmak aklıma gelmedi. Böyle anlatınca da sanki hayatım baby shower'larda sıkılarak geçmiş gibi oldu ama aslında sadece bir tane baby shower'a gittim ve o da ev gibi gördüğümüz bir cafede ve şarap içtiğimiz bir baby shower'dı, onu ayrı tutuyorum.

Sadede geliyorum: Ben baby shower konusu üzerinde hiiiç düşünmezken, düşünüp kafa yorsam daha güzelini hayal edemeyeceğim kadar güzel bir sürpriz baby shower'ım oldu! Elbette her şey Nevra'nın başının altından çıkmış. Sizi bu kadar iyi tanıyan birilerinin olması ne kadar güzel :) Çok sevdiğim ve birlikte hep çok eğlendiğimiz bir arkadaş grubum var. Bu hayattaki en büyük şanslarımdan biri bu. Genelde bir araya geldiğimizde masada rakı balık oluyor. Vakit geçirmekten en çok zevk aldığım yer bu rakı sofraları. Hamileliğim boyunca rakı içemedim ama sofraları da hiç aksatmadım. Geçenlerde yine bir rakı-balık gecesinde her şeyden habersiz halde restorana girince herkesi emzikli, önlüklü, biberonlu bulunca ne kadar şaşırdığımı ve eğlendiğimi anlatamam. Doruk'un rakısı da biberon içine hazırlanmış haldeydi :) Bana rakılı baby shower'dan daha şahanesi yapılabilir mi? Böylece tüm klişelerden uzak, yapmayı en sevdiğim aktivite ve en sevdiğim insanlarla geçirdiğim bir baby shower'ım oldu :) Bir de herkesin bebek için notlar yazdığı, içinde hep birlikte fotoğraflarımız olan harika bir hatıra defterim. Ki bunun beni ne kadar havalara uçurduğunu beni azıcık tanıyan birisi bile tahmin edebilir. Sanırım şu ana kadar aldığım en güzel hediyelerden biriydi.

Bu gecenin burada da anısı olsun istedim.