7 Ağustos 2017

Bebekle tatil: Yunan adalarına gideceklere öneriler, bizim başımıza gelenler

Sarp 15 aylıkken onunla ilk yurt dışı seyahatimizi Leros'a yaptık, 2 gece 3 gün kaldık. Yakın Yunan adalarına bizim sahillerimizden en fazla 1-2 saatte ve tekneyle ulaşılıyor o yüzden bunu bir yurt dışı seyahat olarak sınıflandırabilir miyiz bilmiyorum. Benim amacım Sarp'la bunu yakın bir yerde deneyip başımıza neler gelebileceğini görmek ve buna göre Sarp'la başka yurt dışı tatiline gideceksek hazırlıklı olmaktı. Hem oldukça sakin bir yere gittiğimiz, hem de uzun süreli olmayan bir tatil olduğu için pek aksaklık yaşamadık. Detaylı Leros rehberine şu linkten ulaşabilirsiniz.

Gitmeye kalkışma aşamasından tatil sırasında yaşadıklarımıza ilk çocuklu Yunan adası tatilimizi özetliyorum:

Hadi o zaman Sarp bavulun ucundan tut, Leros'a gidiyoruz:


Pasaport ve vize:
Sarp'a online pasaport başvurusu yaptık. Tatile gitmeden uzunca bir süre önce randevu almanızı tavsiye ederim. Online başvuru tarihi almak için inanılmaz yoğunluk vardı. Evrakları (gerekli evrak listesi şurada) tamamlayıp, randevu tarihinde Emniyet'e anne ve babanın birlikte gitmesi (ne saçma değil mi?) ya da ikisi birden gidemiyorlarsa noterden muvafakatname almaları gerekiyor. Neyse ki çocuğun sizinle gelmesine gerek yok. Tüm evrakları teslim ettikten sonra birkaç gün sonra pasaport sizin talep ettiğiniz adrese gönderiliyor.
Yunanistan vizesi için (İstanbul'dakiler için) Kosmos aracılığıyla randevu almak gerekiyor ve özellikle yaz aylarında çok yoğunluk var, uzunca bir süre önceden başvuru yapmak faydalı olur. Eğer daha önce parmak iziniz alındıysa şahsen gitmenize gerek yok, yetkilendirme yazısı verirseniz başka biri de sizin adınıza işlemleri yapabiliyor. 12 yaş altı için şahsi başvuruya gerek yok ama çocuğa yaptığınız başvuru için noter tasdikli muvafakatname götürmek gerekiyor. Gerekli belgelere Kosmos'un sayfasından ulaşabilirsiniz. Başvuru sonrasında vize süreci uzun sürmüyor. Birkaç gün içinde vizeler elinizde oluyor.

En sinir bozucu kısım buraya kadar olan. Malesef pasaport ve vize için ücretler çok yüksek, inanılmaz fazla evrak toplamak gerekiyor ve bütün bunların sonunda uzun bir schengen vizesi alacağınız da garanti değil. Yakın zamanda bu vize sorunundan kurtulabilecekmişiz gibi de görünmüyor :(

Yolculuk:
Yunan adalarına gidecek feribot için biletinizi online alabilirsiniz. Leros için Turgutreis Marina'da check-in işlemleri yapılıp feribota biniliyor. Biz Leros'a çok ilkel bir tekneyle gittik. 1,5 saat içeride sıcaktan oturulamayan, dışarıda oturduğunda ise rüzgardan serseme çeviren, tıka basa dolu bir tekneydi. Gidiş saati çok güzel denk geldi ve şansımıza Sarp bütün yol uyudu. Tekne 10:00'da kalkacaktı, biraz rötar oldu 10:30 gibi yola çıkabildik. Sarp da biner binmez uyudu, inene kadar uyanmadı. O yüzden yolculuk sırasında herhangi bir sorun yaşamadık. Geçenlerde yazdığım Leros rehberinde bahsetmiştim, tekne çok konforsuzdu, günlük gezi teknelerindendi. Bodrum'dan Kos'a ve Kos'tan Leros'a giden daha büyük tekneler var. Deniz yolculuğu için endişeleriniz varsa daha uzun olan bu yolu tercih edebilirsiniz. Daha önce Kos, Rodos, Samos ve Midilli'ye feribotla gittik. Hepsi çok daha konforluydu ama o zaman çocuk yoktu :) Leros'a giden feribotlar da yakında daha iyi olur umarım.

Feribot öncesi check-in'de sıra beklerken başına geleceklerden habersiz bir insan:


Otel ve bebek yatağı:
Oteli her zaman olduğu gibi booking.com'dan ayarladık. Rezervasyonda bebek yatağı istediğimizi ilettik. Adada karşılaştığımız herkes gibi otelin sahipleri de çok tatlı ve yardımcı insanlardı. Bize en geniş odayı vermişler. Bebek yatağı da ihtiyacı karşılayacak seviyedeydi. Yanımda Sarp için çarşaf ve havlu götürdüm, onları kullandım.

Kiralık araba ve bebek koltuğu:
Bunu da araba kiralarken belirtirseniz yardımcı oluyorlar. Koltuk için pek lüks bir şey beklememek gerekiyor. Bize eski model bir chicco koltuk verdiler, tatil boyu çok işimize yaradı. Sarp da durumdan memnun gibiydi, defalarca arabada uyudu.



Yemek ve mama sandalyesi:
Yunan adalarında malum en çok deniz ürünü yeniyor. Domates, salatalık, biber, beyaz peynire çok benzeyen feta sayesinde pek eksiklik duymadık. Sarp balık yemeyi çok seviyor. Şu anda belki de yaşı çok küçük olduğu için pek yemek ayırt etmiyor. Bol bol balık, balık çorbası, karides, domates, feta yedi. Kahvaltılarda ise omlet, feta, domates, salatalık.

Mama sandalyesi olmadan kahvaltı:


Marketlerde bizimkine çok benzer yoğurtlar bulunabiliyor. Ben fotoğraftaki yoğurdu aldım, sonra gittiğimiz bir restoranda iyi midir diye sordum. Çiğ sütten yapılmış yoğurdu bulmayı başarmışım, tebrikler bana. Ama çok iyi bir marka olduğunu söylediler, tadı da iyiydi. Sarp'a verdim, bayılarak yedi, bir sorun olmadı.


Belki çorba yapmak gerekir diye yanımda kuru tarhana ve termosumu götürmüştüm. Aslında gerek yokmuş. Sarp'ın çatal, kaşık, suluk vs gibi şeylerini organik deterjanla yıkıyorum. Yanımda deterjan ve sünger götürdüm, yemeklerden sonra yanımda götürdüğüm bolca ikea kilitli poşetine doldurduğum çatal kaşık ve suluğu odada yıkadım. Booool bol ıslak mendil gerektiğini söylemiyorum. Islak mendiller bizim her şeyimiz :)


Mama sandalyesi her yerde yok. Uzun ve rahat bir yemek yemek istiyorsanız restorana önceden sorabilir ve restoranınızı buna göre seçebilirsiniz. Leros'ta yemek yediğimiz Mylos ve Dimitris'de mama sandalyesi vardı ama bunun harici gittiğimiz yerlerde yoktu.

"Biraz önce gördüm, denizin dibindeyiz. Neden plajda denize taş atmıyoruz da burada oturuyoruz" bakışı.


Sandalyeye kolayca takıp çıkarılan bez mama sandalyelerinden götürmek çok iyi fikir olur. Bir de benim de bir arkadaşımdan öğrendiğim baby&plus'ın tek kullanımlık yapışkanlı mama sandalyesi örtüsü dışarıda yenen yemeklerde hayat kurtarıcı oluyor. Sarp normalde hiç yerinde durmayan bir çocuk. Yemek yerken mama sandalyesinde gayet güzel oturuyor ve yemek sonuna kadar problemsizce masada zaman geçiriyor ama yemek bittiği zaman onu masada tutmak pek mümkün olmuyor.


Leros'ta deniz kenarında yemek yediğimiz yerlerin çoğunun yerleri çakıl taşlarıyla doluydu. Şaşkın bakışlarımız altında o taşlar Sarp'ı her şeyden daha uzun süre oyaladı. Sürekli taşları alıp pusetinin altındaki eşya koymaya yarayan tarafa doldurup boşalttı. Bize de rahatça oturmak için zaman tanımış oldu.

Rüyamda görsem inanmayacağım oyalanma şekli. Demek ki çocuklar can sıkıntısıyla baş etme yöntemleri geliştiriyor:


Tabi yanımızda birkaç kitap ve Sarp'ın yerde sürdüğü tekerlekli oyuncaklar da işe yaradı. Sarp hala telefonu tanımıyor. Telefonla zaman geçirmesine direniyorum. Bu tatilde de telefonu önüne vermedik, daha ne kadar direnirim bilmiyorum :) Aslında en güzel çözüm şu oldu. Sarp akşam 8:30 gibi uyumuş oluyor. Biz de Sarp'ı uyutup pusetine koyduk ve restorana öyle gittik. Rahat rahat saatlerce oturduk. Çocuk çok geç uyumuyorsa mutlaka denenmesi gereken bir seçenek :)

En güzel akşam yemeği çocuk uyurken rahat rahat yenen yemek. Yamas, şerefe!


Plajlar:
Plajlar çocukla gitmeye çok müsait, hiç problem yok. Yukarıda söylediğim gibi Sarp şu an yerinde pek durmuyor, kendi kendine oynadığı süre de 2 dakikayı geçmiyor. Bunu hesaba katarak yanımızda küçük bir şişme havuz götürdük. Bence tatil boyu yaptığımız en akıllıca şey buymuş. Gittiğimiz plajlarda havuzu şişirip, içini deniz suyu ve oyuncaklarla doldurduk. Sarp uzun uzun oynadı, biz de rahat ettik. Şişme havuza bakıcı adını taktık, o kadar kıymetliydi :) Sarp keyfine göre pusetinde güzel uyuyor. Birkaç kez uyutup pusetine koyduk, sahilde güzel uykular uyudu. O dakikaların ne kadar kıymetli olduğunu sanırım anlayabilirsiniz :) Her plajda duş olmuyor. Ben Sarp'ın tuzlu kalmasını çok önemsemiyorum. Duş olmayan yerlerde şişe suyla yüzünü ve vücudunu gelişigüzel ıslatıp, banyo işini otele bıraktım.

Bakıcımız renkli bir karakter:


Plajda uyuyan çocukları sevelim, onlara teşekkür edelim:



Uyanıp tadını da çıkarsın tabii, uyumaya mı geldik?:



Biz Leros'ta sorunsuz 3 gün geçirdik ve her şey çok güzeldi. Evet çocuklu tatil kesinlikle yalnız gidilen kadar rahat değil, özellikle de sabah 6'da kalkan bir çocuğunuz varsa. Bir yardımcınız varsa (şişme havuz değil de gerçek bir yardımcı) tatile onunla gitmek sizi çok rahatlatabilir. Yine de bence yorulmaya değiyor (belki de sadece birkaç gün için olduğundan bana öyle geldi!). Sarp'la böyle bir anımız olduğu için ben çok mutluyum. Yalnız, tatil dönüşü olaya bir de şu taraftan bakmak gerektiğini düşündüm. Sarp Leros'ta yazlıkta olduğu kadar özgür olamadı. Güneşin altında pusette, araba koltuğunda çok fazla zaman geçirdi. Salıncaklar, parklar yoktu ve hep restoran yemeği yedi. Evet biz harika yemekler yedik, çok güzel yerler görmüş olduk ama Sarp bundan bir şey anladı mı emin değilim. Bizim tatil sonunda fikrimiz, eğer çocuğu bırakabilecek ve onun keyfinin yerinde olduğu bir yer varsa, çocuğun yurt dışı tatil yerine bunu tercih edebileceği yönünde oldu. En azından yurt dışı tatilin değişik bir tecrübe olduğunu anlayıp, bunun tadını çıkartacak yaşa gelene kadar (bu yaş kaçtır acaba?) çocuğu yurt dışı tatillere götürmek, sanki anne babanın çocuğu bırakmamak ama bir yandan da yapmak istediği tatilden vazgeçmemek adına çocuğu pek de tercih etmeyeceği ortamlara sokması mı demek oluyor? Bilmiyorum :) Bu herkesin cevabını kendi vereceği bir soru. Ben ne mi yapacağım? Şu anki fikrime göre sanırım Sarp bir süre yurt dışına çıkmayacak ama zaman ne gösterir bilmiyorum :)

2 Ağustos 2017

Leros rehberi

Leros ufacık ve çok şirin bir Yunan adası. Bir süre önce Leros'a Bodrum'dan direk seferler başladı. Turgutreis'ten 1,5 saatlik bir yolculuk sonunda adaya varılıyor. Bizim bindiğimiz tekne mülteci teknelerinden hallice, oldukça konforsuz bir gezi teknesiydi. Yolculuk kısa olduğu için idare ediliyor ama özellikle deniz tutanlar için önerim Leros'a Kos aktarmalı gitmeyi tercih etmeleri olur. Bodrum'dan Kos'a, Kos'tan da Leros'a giden daha büyük ve konforlu tekneler var.


Leros'ta 2 gece 3 gün kaldık. Adanın her yerini görmek için oldukça yeterli. Tekne Turgutreis'ten sabah 10 gibi kalkıyor, biraz rötarla 12 civarı Leros'a vardık. Ada küçük de olsa sahilleri rahatça gezebilmek için araba kiralamak iyi fikir. Oteller bu konuda yardımcı oluyor. Biz de otel aracılığıyla bir araba kiraladık, Leros'un Agia Marina limanına indiğimizde arabamız bizi bekliyordu. Odaya eşyaları bırakıp turlamaya çıktık. Turun 5.dakikası da acıktığımızı fark edip, özlediğimiz Mythos'lu, ahtapotlu öğle yemeğine oturduk. Mythos'ları elimize alınca tatil resmi olarak başlamış oldu :)



Plajlar

Otelimizi adanın merkezi olan Agia Marina'nın biraz ilerisindeki Alinda'da ayarlamıştık. Alinda'nın uzun sahili her zaman sakin oluyor, bu yüzden çocuklu aileler daha çok tercih ediyormuş. Yalnız plaj kısmı oldukça dar. Adada denize girilebilecek birçok plaj var. Benim favori plajım Vromolithos oldu. Hem deniz şahane, hem de plajdaki tavernanın şezlong ve şemsiyelerini ücretsiz kullanıp, sadece yiyip içtiğinizi ödüyorsunuz. Bu plajda duş da var, her plajda olmuyor. İşte Vromolitos böyle bir yer. Şimdi bakarken bile denize atlayasım geldi.


Daha önce gittiğim tüm Yunan adalarında aynısını gördüğüm plaj sistemine bayılıyorum. Bizim sahillerimizde girişten para alan pahalı "beach"lerden sonra insana çok iyi geliyor. Sahillerin neredeyse tamamında birer ikişer taverna var. (Taverna aslında restoran, meyhane gibi değil) Önlerindeki şezlonglardan faydalanıp, gün boyu tavernadan yiyip içebiliyorsunuz. Daha önceki seyahatlerde bazı plajlarda şezlong ve şemsiye için 3-5 euro gibi ufak bir kira alındığını görmüştük, Leros'ta gittiğimiz plajların tamamında şezlonglar ücretsizdi. Zamanımızın çoğunu Vromolithos plajında Taverna Paradisos'un önünde geçirdik. Aynı sahil üzerindeki Tony's Beach'e de uğradık. Adanın diğer popüler plajı Panteli. Burası deniz yoluyla gelen turistlerin en uğrak yeri. O yüzden denizde sahile yanaşmış çok sayıda tekne var. Plaj da biraz fazla tıklım tıklımdı, biz tercih etmedik. Bize tavsiye edilen diğer bir plaj da Gourna'ydı. Oraya da uğradık ama kendimizi dönüp dolaşıp Vromolithos'ta bulduk. Buraların hepsi birbirine arabayla en fazla 10 dakikalık mesafede. O yüzden 1-2 günde Leros'un tüm plajlarını deneme şansınız olur.


Leros'ta hayat sakin, adanın yerlileri çok sıcak insanlar. Adada Samos ya da Rodos'taki gibi turkuaz plajlar yok ama deniz her yerde tertemiz, pırıl pırıl.

Gelelim Yunan adalarını benim için cazibe merkezi yapan asıl sebebe: Tüm deniz ürünlerini kullanmayı çok iyi biliyorlar ve makul fiyatlara harika yemekler yiyebiliyorsunuz. Leros'ta da aradığımızı bulduk ve 3 günlük tatil sonunda ahtapota dönüşmeden eve dönmeyi başardık :)

Tavernalar, frappeler, pastaneler

Adada çok başarılı tavernalar var. Bazıları oldukça yoğun oluyor, gitmeden rezervasyon yaptırmakta fayda var. Tavsiye edeceklerim şunlar:

To Steki
Alinda'da deniz kenarında şahane bir taverna. Çoğu tavernada olduğu gibi burası da bir aile işletmesi. Tavernanın sahibi Dimitri her masayla tek tek ilgileniyor. Grek salata, ahtapot salata, popi, kadayıflı karides (mayonezli bir sosu olduğunu söylediğinde tereddüt ettik ama Dimitri'nın ısrarı sonucu deneyip bayıldık), mantar soslu karides ve elbette uzo. Uzoyu genelde Barbayanni tercih ediyoruz. Bu markanın farklı alkol derecesine sahip seçenekleri var. Mavi olan güzel :) Bir de canlı müziğe denk gelirseniz saatlerce keyif yapabilirsiniz.



Dimitris o Karaflas
Adayla ilgili araştırma yaparken en çok karşımıza çıkan taverna burası oldu. Trip Advisor'da 1 numara olan mekanlar zaman zaman yanıltıcı olabildiği için şüphe etmiştim ama yemekler ve manzara aldığı övgüyü hak ediyor. Biz öğlen gittik. Şansımıza yeni hazırlanmış balık çorbasına denk geldik. Sonrası minik kızarmış balıklar (insan yerlen minikliklerine biraz üzülüyor ama yiyince geçiyor!), ahtapot ızgara ve fiyatına bakakaldığımız 70 ml'lik 4 euroluk ev şarabı. Vromolithos plajına yukarıdan bakan manzarada harika bir yemek garanti. Öğlenleri kapıdan girip yer bulmak mümkün ama akşam yemeği için mutlaka rezervasyon yaptırmak gerekiyor.




Mylos
Burası adanın en bilinen (ve elbette turistik) tavernası. Neredeyse tüm masalar Türk. Üst kat kokteyl bar, alt kat ise restoran. Genelde restoran seçerken yerli halka fikir soruyoruz. Burayı biraz havalı ve pahalı buluyorlar. Fiyatlar diğer tavernalarla kıyaslayınca evet biraz yüksek kalıyor ama kesinlikle Türkiye'de deniz kenarında iyi bir balıkçıda ödeyeceğiniz fiyatlarla kıyaslanamaz. Mylos Agia Marina'dan Alinda'ya giden yol üzerinde. Restoranı önündeki yel değirmeninden tanıyabilirsiniz. Klasik yunan mezelerinin yanı sıra ahtapot Carpaccio, patlıcan mille feuille denedik, hepsi çok çok lezzetliydi. Izgara kalamar ise mutlaka denenmeli. Buradan gün batımını izlemek harika.




Sabah saatlerinde vakit olursa adanın merkezi Agia Marina'da yürüyüş yapabilirsiniz. Burada küçük butikler, hediyelik eşya dükkanları ve şirin cafeler var. Adanın ünlü pastanesi To Paradosiako meydanda şirin yeşil sandalyeleriyle hemen göze çarpıyor. Frappe yudumlayarak etrafı izlemek ve adanın hamur işi tatlılarını (laz böreğine benzer bir tatlıları var) denemek için ideal bir nokta.




Çoğu cafe kahvaltı servis ediyor. Kahvaltıda bizimki gibi kallavi bir menü yok ama Grek salatada domates, salatalık, biber ve feta bolca var. Yanına bir de omlet söyleyince al sana kahvaltı. Otelin tavsiye ettiği Argo'daki ve yine Alinda sahilindeki Kavos Tou Vasili'de ettiğimiz kahvaltılardan memnun kaldık.


Dediğim gibi ada zaten oldukça küçük ve arabayla dolaşırken her yere ulaşabiliyorsunuz. Bahsettiğim yerler haricinde Agia Marina'nın biraz yukarısında kalan yerlilerin tercih ettiği Platanos kasabasına uğrayabilirsiniz. Adanın en tepesinde Leros kalesi heybetli şekilde, 400 merdivenin üzerinden adayı seyrediyor. Yaz vakti 400 merdiven çıkma fikri cazip geliyorsa şahane bir manzarası olduğuna eminim. Adanın diğer bir merkezi ise Lakki. Sahilde olmasına rağmen buradan denize girilmiyor. Küçük dükkanlar var, söyle bir uğranabilir. Not olarak: Turgutreis'ten gelen tekneler Agia Marina'ya varıyor ama hava durumuna göre bazen dönüş teknesi Lakki'den kalkabiliyormuş. Döneceğiniz zaman bunu mutlaka teyit edin. Bu yüzden panik yaşayan çok oluyormuş.


Senelerdir gideceğimiz her yer için önceden bir scrapbook hazırlarım. Yapılacak şeyleri, adresleri, uçuş saatlerini vs unutmamak için not ederim, tatil sırasında da deftere günlük gibi notlar alırım. Bu tatilde de gitmeden önce bir Leros defteri hazırlamıştım. Yanımızda Sarp'la içini doldurmak eskisi gibi kolay olmadı, notları almak tatil sonrasına kaldı :)

Leros'ta pırıl pırıl deniz ve şahane yemeklerle unutmayacağımız birkaç gün geçirmiş olduk. Daha önce de gördüğüm tüm Yunan adalarında iyi vakit geçirmiştim, sanırım kimyamız tutuyor :) Bir tek Kos'a gitmeye değer mi pek emin değilim.

Unutmadan, bu bizim 15 aylık Sarp'la ilk yurt dışı tatilimizdi. O yüzden de hep hatırlancak bir tatil olarak kalacak. Bu yazı genel bir rehber gibi olsun istedim, o yüzden çocuklu tatil için detaya girmedim ama çocukla Yunan adalarına gitmek isteyenler için önerilerim bir sonraki yazıda geliyor.



Merak edenler için daha önceki Yunan adaları yazılarım: (Amma yazmışım!)
Midilli 1, Midilli 2, Midilli 3
Samos 1, Samos 2, Samos 3
Rodos 1, Rodos 2, Rodos 3, Rodos 4, Rodos 5, Rodos 6

10 Haziran 2017

Kabaklı muffin ya da fırında kabak mücver

Ah kabaklı muffin! Beni bugün ne kadar şaşırttın. Geçenlerde yaptığım kabaklı muffin'i instagram'da paylaşınca tarif soran çok oldu. Ben de blogda herhalde daha önce yazmıştım diye düşünüp aradım ve ne gördüm! Ben bu tarifi tam bundan 10 yıl önce yazmışım! Tam 10 yıl! Tarih 9 Haziran 2007'miş. Ben hiç çalışmamış 25 yaşında bir insanmışım. Gerçekten okuyunca gözlerime inanamadım. Her gün 1 paket damak yediğimi yazmışım. Bunu da 10 yıldır istikrarla devam ettirdiğime şaşırdım. Hayatımdaki en istikrarlı şeylerden birinin bu olması ne kadar hoş :)

Ekran görüntüsünü aldım.



Neyse, gelelim tarife. Bu tarif zaten daha önce yazdığım gibi benim tarifim değil. 10 sene önce internette blogların sayısı iki elin parmaklarını geçmezden, çektiği şahane fotoğraflarla, yayınladığı tariflerle beni sürekli mutfağa sokan Evcini isimli bir yemek blogu vardı. O zamanlar Cafe Fernando ile birlikte bu iki yemek blogu standartların çok çok üzerindeydi. Mutfağa olan ilgimde bu iki blogun ciddi payı vardır. İtalya'da öğrenciyken evcini'nden gördüğüm tarifleri deneyerek yemek yapmaya başladım diyebilirim. Evcini çok uzun süredir ortalarda yok. Keşke olsa da tekrar tariflerini deneme şansım olsa.. Ben bu tarifi 10 seneden uzun süredir sık sık yapıyorum. Daha önce bloga yazdığım tarifte ve evcini'nin tarifine göre zaman içinde biraz değişiklikler yaptım. Mesela Sarp'ın doğumuyla hayatıma tam buğday unu girdi, unlu tariflerin tamamında unun yerini aldı ve tuzu hayatımızdan çıkarttık.

Şu an kullandığım en güncel tarifi yazıyorum. Evcini nerelerde ne yapıyorsa kendisine selamlar ve teşekkürler. 10 senedir severek sık sık yaptığım bu muffin'leri şimdi de Sarp bayılarak yiyor. Blw yöntemiyle beslenen bebekler için harika bir seçenek. Kabak yedirmek için de şahane bir fırsat. Bizde yapılır yapılmaz bitiyor. Lezzetli kabaklar piyasaya çıktı, şu an yapmanın tam zamanı.

Tarif öncesi küçük not: Sarp'a tuz vermiyorum. O yüzden tarifte tuz yok, siz ekleyebilirsiniz ama tarifteki peynir miktarı oldukça fazla olduğu için çok da ihtiyaç yok.



Kabaklı muffin

1/2 kilo rendelenmiş kabak
2 yumurta
1 su bardağı elenmiş tam buğday unu
3 dal ince doğranmış taze soğan
1/4 su bardağı zeytinyağı
150 gr ufalanmış beyaz peynir
1 avuç dereotu
Karabiber

Tüm malzemeleri derin bir kapta çatalla karıştırın. Silikon ya da kağıt muffin kalıplarına ya da 12'li fırın muffin kabına bu karışımı bölüştürün. Hamur pek fazla kabarmıyor, o yüzden kapları doldurabilirsiniz. Eğer direk fırın kabına koyacaksanız çıkartması kolay olsun diye kapları bir fırça yardımıyla biraz yağlayın ve un serpiştirin, işinizi kolaylaştırın.

Önceden ısıtılmış 180 derece fırında (ben turbo ayarını kullanıyorum) yarım saat kadar pişirin. Bu süre bitince muffinlerden birine kürdan batırın, henüz ıslaksa bir 5-10 dakika daha pişirebilirsiniz. Muffinlerin üzerinin hafifçe kızarması yeterli olacaktır. Bizde pişme süreci yakından takip ediliyor.


Fırından çıktıktan sonra bir süre tel üzerinde ılınmasını bekleyin, bu arada muffin kendini toparlayacak, kabından ayrılması çok daha kolay olacak. Muffin hazır! Sıcak ya da soğuk her türlü çok lezzetli oluyor, istediğiniz şekilde hapur hupur yiyin yedirin :)




8 Haziran 2017

Sarp'ın ilk doğumgünü

1. yaş doğum günü kutlaması nedir? Çocuk hiçbir şey anlamıyor ki, ne gerek var o kadar tantanaya? Evde bir pasta keseriz, fotoğraf çekeriz, olur biter. Çocuklar zaten sıkılmıyor mu o kadar saat aynı yerde? Bunların hepsi benim cümlelerim. Ben böyle derken olaylar gelişti, Sarp'ın doğum gününü 3 kez kutladık. 1 yaş doğum günüydü, 40 gün 40 gece süren Hint düğünlerine benzedi. Yapmam dediğim bazı şeyleri hiç utanmadan yaptığımı daha önce malesef gördük, ben de artık alıştım galiba :) Doğum günlerinin birini evde kendi kendimize, birini arkadaşlarımızla, sonuncusunu da ailece kutladık.



Sarp'ın doğum günü tam referandum haftasonuna denk geldi. Öyle olunca tamamı şehir dışında yaşayan ailelerimiz için gelmek mümkün olmayacaktı. Aileli kutlamayı bir sonraki haftaya alıp, Sarp'ın asıl doğum gününde evde kendi aramızda ev yapımı pastalarımızı kesip kutladık, şekersiz bu pastaların tarifi önceki postlarda var. Daha sonra da arkadaşlarımızla Kandilli Suna'nın Yeri'nde denize karşı rakı balık yaptık. Sarp masasında yemek yedi, viledasıyla, kitaplarıyla oynadı. Sarp sıkılınca onu eve bırakıp, rakı balığa devam ettik :)



Öncesinde evde aile arasında yapalım dedik, sonra nüfus arttı, benim o kadar kişiyi eve sığdırmam imkansızdı, biz de aileleri evin yakınında çok sevdiğimiz Madame Tapas'a çağırdık. Burası aslında tapasçı, şahane şeyler yenebilen, ufacık, çok sıcak bir mekan. Sarp'ın doğum günü için çok ideal oldu. Hem ev ortamı gibiydi, hem ikramlardan çok memnun kaldık, hem de ben hiç yorulmadım! Evde olsa herhalde akşama haşat olurdum. İlke Hanım işini çok severek yapan biri. Menüyü birlikte oluşturduk. Harika seçenekler sundu, içinden seçmek zor oldu. İkramlardan çok memnun kaldık. Ben kutlamayı evde yapacağımızı düşündüğüm için süsleme için bir şeyler hazırlamıştım, onları da Madame Tapas'a götürüp orayı süsledik. Pastayı Sihirli Tepsi yaptı. Boyayla üzerinde parmak izi bırakılacak bir uçan balon resmi bastırdım, herkes parmak boyalarıyla parmak izini bıraktı, yanına ismini yazdı. Bu tablo şimdi Sarp'ın odasında asılı. Bence güzel bir hatıra oldu. Gelenlere saklamaları için bir kart hazırladım ve herkese birer magnet ve Milli Piyango bileti hediye ettik. Çekiliş sonrası kimseden ses çıkmadı, galiba kimseye bir şey çıkmadı :) Bir de büyüyünce okuyabilsin diye bugüne özel bir hatıra defteri aldım, herkes Sarp'a notunu yazdı. İkea'dan sepet alıp üzerine uçan jumbo boy balon bağlayınca da Sarp'ın kendi uçan balonu olmuş oldu. Fotoğraflarımızı doğum fotoğraflarımız için tanıştığımız Gaye Yön çekti. Gayecim işin içinde olunca zaten sonucu merak etmeye gerek yok. Fotoğrafları çok beğendim, bir kısmı da burada dursun istedim. Sarp'ın 1. doğum günü işte böyle bir şeydi.