Arabesk, üzerine yapışan kötü imajı hak etmiyor. Tabi biz biraz enn hafif söylenişiyle olayların suyunu çıkarmayı seven bir halk olduğumuzdan olsa gerek, arabesk tarihinin en acındırık, en ağlak ve en bunalım şaheserlerine ev sahipliği yaptığımızı sanıyorum. Vikipedi diyor ki; Arabesk: Arabesk oryantal bir müzik türü. Daima duygusal olan şarkı sözleri, başarısız aşkları, her türlü günlük sıkıntıları konu olarak ele alıp umutsuzluğu ve başarısızlığı ifade etmektedir. Türkiyede özellikle 1980'li yıllarda yayılmış ve günümüze kadar Türkiyenin en çok dinlenen müzik türü olmuştur. O zamana kadar daha yaygın olmuş olan neşeli halk ve pop müzik şarkıları zamanla azalmış ve artık arka planda kalmışdır. Dokunmadım, direk aldım.
*
Kültürel boyutundan tamamen bağımsız tutarsak Arabesk'i ve sadece müzik olarak algılamaya çalışırsak, aslında mutlaka bir yerde herkesin onunla yolunun keşiştiğini düşünebiliriz bence. Herkes aşık oluyor, herkes hayal kırıklığına uğruyor, herkes başarısız oluyor, herkes bir şeyler yitiriyor. Everybody hurts. Sadece İbrahim Tatlıses - Allah hepimizi ondan korusun-, Müslüm Gürses, Ferdi Tayfur'un başı çektiği bir olgu değil bence Arabesk diye düşündüğümüz şey, ki kesinlikle Orhan Gencebay'ın ayrı ele alınması gerektiği kanısındayım. Yeri ayrı, gülebilirsin Doruk, bence süper adam. "Allahım neydi günahım?" diye şarkı yapabiliyorsa eğer Kayahan, "İstanbul İstanbul Olalı" gibi bir şarkı varsa Sezen Aksu'nun portföyünde, "Bir Garip Yolcuyum" mesela Ajda'nın şarkısı. Peki bunlar arabesk değilse nedir? Kayahan ve çok sevimli ailesine karşı antipati sınırlarını zorlayan hisler beslesem de Kayahan, Sezen Aksu ve Ajda herhalde herkesin hemfikir olacağı şekilde arabesk değil pop (hafif batı müziği haha) şarkıcılarıdır. Birkaç modern ezgi -hatta o bile tartışılır- mıdır bunu Ferdi Tayfur'dan ayıran? İçerik aynı bence. Gerçekten aynı. Beni neden bırakıp gittin, sen de düşersin inşallah bu hallere, bu hayat daha ne kadar böyle boktan sürecek, çok yalnızım vesaire. Herkes böyle hissediyor bazen. Yapacak bir şey yok. Evet belki benim dinlemeyi en sevdiğim şeyler Zbigniew Preisner'in La Double Vie de Veronique için bestelediği parçalar olabilir ama bazen, dibe vuruş zamanlarında aklıma ilk gelen Zbigniew Preisner olmuyor, Sezen Aksu oluyor muhtemelen. Galiba acı çekme "içeriği" çok da büyük değişiklikler göstermiyor. Aşağı yukarı herkesin başına aynı şeyler geliyor. Peki neden bazıları İbrahim Tatlıses'ten "Allahsız kitapsız, beni neden bıraktın?" dinliyor da, bazıları Sezen Aksu'dan "Allahsız kitapsız, beni neden bıraktın?"ı tercih ediyor? Galiba bu öğretilen, öğrenilen bir şey.
*Orhan Gencebay demiştim. Kendisini hakikaten severim. Evet mp3 indirip dinlemiyorum, belki şarkılarını baştan aşağı bilmiyorum ama Kaderimin Oyunu ve Bir Teselli Ver'i çok severim mesela. Ama Dertler Benim Olsun benim ilk duyduğumdan beri anlayamadığım bir şarkıdır. Neden benim olsun yahu dertler?
* dilerim her arzun gerçek olsun,
hayat bu şansın hep açık olsun,
hatıralar hasret benim,
ömrüm senin senin olsun.
dertler benim, çile benim,
hayat senin senin olsun
* Oldu canım. Hayır bunu kabul etmem mümkün değil :)
* Aslında başka bir konuya geçmek istiyordum, bir türlü geçemedim. Konu İtalyan Arabeski. Ben İtalya'da kendime bir memleket seçecek olsam, şüphesiz ki Amalfi civarı bir yer olurdu burası. Belki de Il Grande Viaggo Personale'nin (!) en etkileyici, en mutlu, en huzurlu zamanları oralarda geçtiğindendir. İtalya'nın birbirinden akla kara kadar farklı kuzeyi ile güneyinde pek tabii ki müzik zevkleri de farklılık gösteriyor. Güneyde Gigi D'Alessio dinlenir mesela. Ben de oradayken sevmiştim, hala dinlerim. Sonradan kuzeyde yaşadığım bir sene boyunca Gigi D'Alessio'nun oldukça dışlandığını gördüm. Anlam veremedim. İtalyan ev arkadaşım Laura büyük tesadüf eseri Türkiye experti çıkmıştı. Hatta benim henüz görmediğim Samsun'a defalarca gelip gitmiş, bir de üstüne üstlük üniversite bitirme tezini Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girişinin Avrupa'ya kazandıracakları hakkında yazmıştı. Bir gün ben televizyondaki Gigi D'Alessio şarkısına eşlik ederken, bana "Conosci İbrahim Tatlıses?" dedi. İbrahim Tatlıses'i tanıyor musun? "Oha, certo!" dedim ben de. Oha kelimesini pek seviyordu, sık sık kullanıyorduk aramızda. Bana Gigi D'Alessio'nun işte onun gibi bir şey olduğunu söyledi. Hala inanmıyorum buna. Yani neyse sonuçta "Aaa adam oranın İbrahim Tatlıses'iymiş" diye düşünüp de mutlu mesut dinlediğim Gigi D'Alessio'yu terk edecek değilim.
*
Güneyin aksanı başkadır. Aslında aksan derler ama o aksan değildir. Resmen başka bir dildir. Her bölgenin farklı aslında ama genel olarak Napoletana diyebiliriz bu aksana. İtalya'ya ilk gittiğim zaman neredeyse 2 senedir İtalyanca öğreniyordum. Gel gör ki ilk adım attığım yer Napoli idi ve insanların konuştuklarından tek bir kelime bile anlamamıştım. "Aman Tanrım! Ben hiçbir şey öğrenememişim!" sanırken, aslında İtalyanca diye öğrendiğim şeyin Napoletana'dan çooook farklı olduğunu ve kuzeyde yaşayan çoğu İtalyanın da bu dilden bir şey anlamadığını öğrendim. Nedense bu yuvarlamaca oyununa benzeyen aksanı çok severim. Favori Gigi D'Alessio şarkım "Tutt'a Vita Cu Tté". "Seninle tüm bir hayat" gibi bir manaya çıkıyor ve Napoletana değil de İtalyanca olsaydı "Tutta Vita Con Te". İtalyanca bilenler kendilerini
şuradan test edebilirler şarkının sözlerine bakarak. Yarısından bile azını anlıyorum sanırım. Şarkının ait olduğu sınıf "güneşli sabahlarda mutlu olma şarkıları". Tutta Vita Cu Tté'yi dinlediğim zaman gözlerimi kapatırsam, Amalfi'den Sorrento'ya giden o otobüste olduğuma yemin edebilirim. Arabesk filan, bu şarkıyı çok seviyorum. Ne dediğini de anlamıyorum, napalım. Gidi D'Alessio da İbrahim Tatlıses filan değil.
*
Yaklaşan İtalyan seçimlerine değinmemek olmaz İtalya'dan bahsedince. İtalya komik bir ülke. Sanki tüm hayat bir mizah dergisinde geçiyor gibi. İstikrar istikrar diye bağrınılıp durunan bir ülkede yaşıyoruz. Çok gözümüzde büyüttüğümüz Avrupa Birliği'nin kurucu üyelerinden İtalya'da ise sene başından beri istikrarsızlığın dibine vuruluyor. Sene başında başbakan Prodi'nin güven oyu alamayınca istifa etmesinin ardından, hükümet kurma işi kim tutsa elinde kaldığı için cumhurbaşkanı Napolitano parlementoyu feshetmişti. 13-14 Nisan'da erken seçim var. Bu iş yine en çok Berlusconi'nin işine yarayacak gibi görünüyor, bu bir şaka gibi olsa da. Neyse efendim, İtalya komik bir yer. Porno yıldızı Milly D'Abbraccio erken seçimle beraber yapılacak olan Belediye Seçimleri ile Roma Belediye Meclisine girmek istiyor. Sosyalist partiden aday. Afişin üzerinde ne yazdığını merak ediyorsanız söyleyeyim: Bu g.t suratlılara artık yeter! Verdiği röportajlarda poposunun yalan söylemediğini ve bir çok politikacının suratından daha temiz olduğunu belirten D'Abbraccio, oyundan zevk al yazılı prezervatifleri de sokakta dağıtmaya devam ediyor.
*
Bakalım ne olacak. Berlusconi'nin tekrar geri gelmesi bile kuvvetle muhtemelken neden Milly D'Abbraccio Roma Belediye Meclisi'ne girmesin ki? :)