31 Ağustos 2015

Pratik mutfak: Parmesanlı Bezelye Salatası

Bezelye sevenler parmak kaldırsın! Şimdi de bezelyeyi geleneksel etli, sulu şeklinden farklı şekilde yemek isteyenler parmak kaldırsın! Bezelyeyi lezzetli, ılık ve besleyici bir salata haline getirmek çok kolay.

400-500 gr bezelye
1 orta boy doğan
2 dal yeşil soğan
Yarım demet dereotu
150 gr parmesan peyiri
3 kaşık zeytinyağı
Karabiber
Tuz

Bezelyeyi çok seviyorum ve onun harika parlak yeşil renginin solmasına kalbim izin vermiyor.
Önceki yazıda bahsetmiştim. Mutfakta mümkün olduğunca pratik olmak istiyorsanız, buzluğunuz en yakın arkadaşınız olacak. Zamanınız varken haşlayıp, pişmeye yakın ocaktan aldığınız bezelyeleri birkaç dakika buzlu suya batırıp çıkarın (bu hem pişmeyi durduracak, hem de renginin canlı kalmasını sağlayacaktır). Daha sonra iyice soğuduğuna emin olduktan sonra kullanacağınızı düşündüğünüz miktarda (400-500 gr'lık paket yeterli olacaktır) buzdolabı poşetlerine doldurup buzluğa atın. Daha sonra kullanmak istediğiniz zaman buzluktan çıkarın ve çözülmesini beklemeden kaynar suya atıp 5-10 dakika kadar çözülmesini bekleyin. Arada tadına bakın ve tamamen çözüldüğüne emin olduktan sonra süzün.

Buzlukta bezelye yok, ben o sırada pişirmek istiyorum derseniz ise bezelyeleri diri olacak şekilde haşlayın ve buzlu suya batırıp çıkarın.

Büyük bir tavada 1 orta boy soğanı 3 kaşık kadar zeytinyağında kavurun. Soğanlar şeffaflaşırken yeşil soğanları da ekleyin. Daha sonra üzerine bezelyeleri ekleyin, malzemeler iyice karışana kadar çevirin ve ocaktan alın. Bir kaba aldığınız bezelyelerin ılınmasını bekleyin üzerine baharatları, ince kıyılmış dereotunu ve parmesanı ekleyin, pratik salatanız hazır.  Parmesan ve bezelyenin birbirine ne kadar yakıştığına inanamayacaksınız!

20 Ağustos 2015

Pratik mutfak: Kuşkonmaz, Parmesanlı Bezelye Salatası, Yoğurtlu Yarma

Yeni bir seriye başlamaya karar verdim: herkes için pratik mutfak. Artık herkes iyi beslenmek istiyor ama çoğu kişi evde yemek hazırlamakla uğraşmak istemiyor. 24 saat koşturan bir insan için bir de evde yemek yapmak çok yorucu olabiliyor. Ben yemek yapmayı oldum olası severim ama evlendikten sonra mutfak sadece canım isteyince girip bir şeyler denediğim bir yer olmaktan çıktı. Uzunca süredir işten eve gelince en fazla 1 saat içinde hazır olacak, hem görüntüsü hem tadıyla beni mutlu edecek sağlıklı ve hafif yiyecekler peşindeyim. Hem bu tarifler elimin altında bulunsun, hem de belki birilerinin işine yarar diye seriye başlıyorum.

Kuşkonmaz, Yoğurtu Yarma, Parmesanlı Bezelye Salatası



Kuşkonmaz

Kuşkonmaz benim lezzetine bayıldığım bir sebze. Hem çok faydalı, hem çok lezzetli, hem de kalorisi yok denecek kadar az. Kuşkonmaz zamanını iyi takip etmek gerekiyor. Yılın bazı dönemlerinde oldukça ucuzluyor, bu zamanlarla bol bol pişirmek gerek.

Benim kuşkonmaz hazırlama yöntemim çok basit. Önce kuşkonmazların dibindeki sert kısmı kesin ya da koparın. (Kuşkonmazı alt ucuna doğru hafifçe büktüğünüzde sert kısmı kendiliğinden ayrılacaktır.) Yıkadığınız kuşkonmazları kaynar suya atın ya da (benim tercih ettiğim gibi) derin bir tencerenin içine, tencerenin dibindeki kaynar suya temas etmeyecek şekilde yerleştireceğiniz buharda pişirme aparatıyla (bunu artık her yerden kolayca bulabilirsiniz. Ortasından yukarı çekebileceğiniz delikli metal bir süzgeç görüntüsünde) birkaç dakikada pişirebilirsiniz. Kuşkonmazları diriliğini kaybetmeyecek şekilde pişirmek çok önemli. Bu nedenle haşlarken 3-4 dakikayı, buharda pişirirken ise 15 dakikayı geçmemeye çalışın. Daha sonra süzün ve bir kaba çıkarın. Kuşkonmaza en çok yakışan sosun Holandez Sos olduğunu söylerler ama benim gibi yumurtayla mesafeli bir ilişkiniz varsa muhtemelen bu sos size de ağır gelecektir. Kuşkonmaza tereyağı çok yakışır. Bir tavada erittiğiniz tereyağını kuşkonmazların üzerinde gezdirip hızlı yemeği tamamlayabilirsiniz çünkü bu iki lezzet başka bir eklemeye ihtiyaç duymayacaktır. Benim gibi zeytinyağı kullanmayı tercih edecekseniz de ayrı bir kapta tane hardal, zeytinyağı ve birkaç damla limonu karıştırarak bir sos hazırlamanızı öneririm. Oranlarını kendi zevkinize göre ayarlayabilirsiniz. Ben önceden ayrıca zeytinyağı gezdirip sonra üzerine sos döküyorum.




Yoğurtlu Yarma

Şunu hemen söylemek gerek: Buzluk çalışan insanın gizli hazinesidir. Buzluğunuzda haşlanmış ve kullanıma hazır halde tutacağınız nohut, bezelye, yarma, bamya, maş fasulyesi, kuru börülce ve pişirilmek üzere paketlenmiş enginar, bakla gibi normalde uzun sürede pişecek yiyecekler hayat kurtarıcı olabilir, iş dönüşü mutfakta geçireceğiniz zamanı inanılmaz şekilde kısaltabilir.

Bu saydıklarım benim buzluğumda her zaman küçük poşetlerde paketlenmiş halde duruyor. Bunları hazırlatabileceğiniz birileri varsa (anneler anneler) onlardan isteyebilir ya da vaktinizin bol olduğu bir gün hazırlayıp buzluğa atabilirsiniz.

Yarma benim sonradan tanıştığım bir şey, o kadar sık yapıyorum ki daha önce hayatıma girmediğine üzgünüm. Yarma aslında buğday demek. Özellikle yoğurtla birleştiğinde şahane oluyor. Buzluktan daha önce haşlanmış ve olmasına az kalmış yarmayı çıkartıp çözülmesini beklemeden kaynar suya atın. Zaten pişmesine çok az kaldığı için parçaların ayrılması yeterli olacaktır. Tadına bakın, istediğiniz yumuşaklığa geldiyse süzün ve soğumaya alın. Bu sırada bir kaba 2-3 kaşık yoğurt koyun. (Yoğurdun miktarı tamamen size kalmış. Sulandırılmış yoğurtla cacık kıvamında bir yemek de yapabilirsiniz, ben kaşığa gelecek kadar katı olmasını seviyorum.) Dilerseniz yoğurdun içine cacık hazırlıyormuş gibi salatalıkları küp küp ya da ince şeritler halinde doğrayabilirsiniz. Ben genelde salatalıkları yanına doğruyorum. Yoğurdu tatlandırmak için kırmızı biber, nane, biraz da zeytinyağı ve üzerine biraz taze nane ile besleyici, doyurucu ve çok hızlı salata hazır.


Çok uzun oldu, bezelye tarifi bir sonraki yazıda.

7 Ağustos 2015

Londra yeme içme rehberi & notlar

Yoksa Londra yeme içme dünyasını fish & chips'ten mi ibaret sanıyorsunuz? Ben araştırmalara başlamadan önce burada karşılaşacağım mutfaktan pek de ümitli değildim açıkçası. Evet, İngiliz mutfağı çok renkli olmayabilir ama dünyanın dört bir tarafından Londra'ya yerleşmiş kalabalıklar kendi mutfaklarını da beraberlerinde getirmişler. Bu yüzden Londra, dünya mutfaklarının en iyilerini bulabileceğiniz bir merkez haline gelmiş.

Şu anda Londra yeme içme sahnesinin kraliçesi burger. Londoner'lar Amerikan tarzı burgercilerin peşine düşmüş, şehrin birçok yerinde harika burgerciler açılmış. Londra seyahati boyunca her şeyden biraz denemeye çalıştık, bu durumda burgerler de bunun önemli bir parçası oldu. Tavsiyelerim aşağıda:

Burger & Lobster

Istakozla burger bir arada ne yapıyor? Denemeden bilemeyiz! Burada menü yok, sebebi ise çok basit. Sadece iki şey var: burger ve ıstakoz. Tavsiyem en az iki kişi gidip ikisinden de sipariş verip paylaşmanız. Uzun bir bekleme listesi oluyor ama barda oturup yemek yemeyi tercih ederseniz boş bulduğunuz yeri kapabiliyorsunuz. O kadar beklemeyin, bara oturup önlüklerinizi takın ve ellerinizi ıstakozun içine daldırın!


The Dairy

Londra tatilinin en şahane yemeği açık ara buydu. Londra'nın güneyinde Pavement denen bölgede son dönemde ilginç şeyler olduğu söyleniyor. The Dairy için de duyduklarım bu yöndeydi. Ufak bir mahalle restoranı gibi görünen bu yerde neredeyse Michelin yıldızlı bir restoranda yemek yiyormuş gibi hissedebilirsiniz. Menünün tamamı enteresan ve mevsime göre sık sık güncelleniyor. Porsiyonlar oldukça küçük ama buranın olayı zaten ortaya çeşit çeşit yemek söyleyip tamamını paylaşmak. Fiyatlar sıradan bir yere göre yüksek ama yediklerimizin hepsi çok farklı ve lezzetliydi. Hiç unutmayacağımız bir yemek olacağını söyleyebilirim. Yemek öncesi şefin kokteylinden denemenizi de öneririm. Salatalıklı elmalı cinli bir kokteyl. Yemekler kadar lezzetli. Tasting menü alabilir ya da kendi seçimlerinizi yapabilirsiniz. Yemeğin üzerine içinde salted caramel olan bir tatlı yedik, sanırım hayatımda yediğim en güzel şeylerden biriydi.




Patty & Bun

Yine mi burger? Evet! Bu mini minnacık dükkanın önünde yarım saat kadar sıra beklemeye hazırlıklı olun. Sonra içeri girip devasa hamburgeri etrafa döke saça yiyin.



Kale Chips (Pret a Manger)

Bundan ayrıca bahsetmek istedim. Pinterest'te sürekli karşıma çıktığı halde İstanbul'da bir türlü bulamadığım bir şey var: Kale. Türkçesi tam olarak nedir onu da bulamıyorum. Sanırım kıvırcık lahana gibi bir şey. Çok sağlıklı ve lezzetli olduğu söyleniyor. Bunu kullanarak çeşit çeşit salatalar hazırlıyorlar. Londra'da marketlerde de gördüm ama alıp getirmek mümkün olmadı. Daha sonra Pret a Manger'de (ki bu sağlıklı fast food'cuyla ilgili ayrıca konuşulabilir.) kale chips satıldığını gördüm. Denemek için harika bir fırsattı. Sağlıklı bir atıştırmalık ve kale merakımı da gidermeme yardımcı oldu :)




Borough Market

Burada Pazar hariç her gün şahane ve devasa bir yeme içme pazarı kuruluyor. İster alışveriş yapın, ister iştah açıcı tezgahlardan bir ondan bir bundan atıştırarak gezin. Tabloya benzeyen tezgahlar kalbimi fethetti. Paella görünce de affetmedim tabii.





St. John

Spitalfields Market'in hemen karşısındaki bu çok cool dükkana sadece meraktan ve çok geç bir saatte geldik. İlginç bir menü var, kara tahtada yazılı olan yiyecekler tükendikçe üzerini çiziyorlar. Biz birkaç çeşit hafif şey yiyip tamamına bayıldık. Özellikel deniz ürünlü ve balıklı yemeklerde biraz aklımız kaldı, kapanın elinde kalıyordu, giderseniz deneyin!





Ottolenghi

Burası benim henüz Londra'ya gelmeden hayalini kurduğum bir yerdi. Harika bir dükkan. Girer girmez sizi bu güzel görüntü karşılıyor. İster restoranda oturup yiyorsunuz, isterseniz de elinizde yiyecek şekilde paket yaptırabiliyorsunuz. Ben ikincisini tercih ettim. Nottting Hill sokaklarında karman çorman yemek kutumla mutlu mutlu dolaştım.



veee Londra'yı bunu yapmadan terk edemezsiniz!: Pub'larda çeşit çeşit bira

Buranın olayı bu. İş çıkışı herkesle birlikte pub'a gidip, biranızı alıp, pub önünde ayakta takılıp biranızı içeceksiniz. Çerezsiz nasıl içebiliyorlar bu koca bardak biraları derseniz, biranıza eşlik etsin diye bardan minik paketli cipslerden alabilirsiniz. Biranızı pint (0,5 lt civarı ) ve half pint'lık bardaklarda alabiliyorsunuz.

Akşamları en hareketli yerler Soho sokakları. Siz de akşamüstü Frith Street, Dean Street ve Greek Street'de yer alan pub'lardan birine uğrayıp Londoner'ların arasına karışabilirsiniz. Bu civardaki pub önerilerilerim: The French House ve The White Horse.





İlave birkaç küçük not:

Cumartesiye denk getirebilirseniz Broadway Market'e uğrayın, standları gezerken şehrin bu trendy semtinde etraftaki tiplere bakın. Hazır o civardayken ekşi mayalı hamurdan pizza yapan Franco Manca'dan pizza alın.

Şehrin birçok yerinde bulabileceğiniz Thai restoranı Busaba Eathai hem uygun fiyatlı hem de lezzetli yemek için güzel bir seçenek. Bana gelen önerilerden biri burada asparagus rice yememi söylüyordu. Denedim, bayıldım, teşekkürler!

Chinatown içinde gizli saklı, kapısında isim yazmayan ama içeride sizi hiç ummadığınız şeylerin beklediği Experimental Coctail Club da mekanı bulmak için harcadığınız zamana değiyor. 11'den sonra giderseniz 5 pound ödeyerek içeri giriyorsunuz. Sonrasında ise bir kokteylin ne kadar lezzetli olabileceğini gösteren bardaklar gelsin. Fiyatlar yüksek ama bir akşam gidip bir iki kokteyl denenmeli.


Londra yazıları burada bitiyor. Londra yeme içme anlamında bizi kesinlikle tatmin etti, hatta aklımızda kalan denemeye fırsat bulamadığımız çok yer oldu. Londra, my love, seninle aşkımız geç başladı ama sana sadakatim uzun yıllar devam edecek. En yakın zamanda tekrar görüşmek üzere.

25 Mayıs 2015

Londra rehberi -2

Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yazının ilk kısmı şurada.

9. Trafalgar Square ve National Gallery

Şehrin önemli müzelerinden National Gallery, yine şehrin önemli meydanlarından Trafalgar Square'de yer alıyor. National Gallery'yi ücretsiz olarak gezdikten sonra meydanda dans eden gençler, fotoğraf çeken turistler ve işlerinden çıkmış Londralılar arasında şehrin koşturmacasını seyredebilir ve müze yorgunluğunu atabilirsiniz.



10. Notting Hill & Portobello Road Market

Benim favori semtlerimden biri Notting Hill oldu. Birbirine bitişik, zarif binalar, çiçeklerle bezeli sokaklar arasında kaybolup gitmek çok zevkli. Meşhur antika pazarı Porto Bello Road Market kurulduğu için buraya Cumartesi günü gitmelisiniz. Antika pazarı tıklım tıklım ama orada turunuzu attıktan sonra mutlaka semtin daha sakin sokakları arasında da gezinin. Yemek postunda ayrıca bahsedeceğim, burada brunch için Granger & Co'ya uğrayabilirsiniz ama önünde çılgınca bir sıra oluyor, rezervasyonlu gitmek şart. Diğer bir vaha ise Ottolenghi. Burada oturmak zorunda da değilsiniz. Hazırladıkları çeşit çeşit rengarenk ve lezzetli seçenekten bir kutuya paket yaptırıp elinizde yiyerek dolaşabilirsiniz, ben öyle yaptım.


The Pembridge Association, ne tatlısınız.


Porto Bello Road Market biraz kalabalık, çok geç kalmamaya çalışın.



Tezgahlar arasında dolaşırken mini minnacık bir çay takımına hayran kaldım, benimle İstanbul'a geldi. Çay takımım için küçük bir sehpam yokmuş, onu fark ettim. Şimdi nereden bulacağım? :)



11. Kensington Palace, Kensington Gardens ve Hyde Park

Kensington Palace şehrin en royal yerlerinden, Prens William ve Prenses Kate'in evi. Prenses Diana da hep burada yaşamış.. Diana öldükten sonra tüm halkın toplanıp da çiçekler ve mumlarla oluşturdukları yığınları hatırlarsınız, işte burası orası. Sarayın bir kısmı ve bahçeler gezilebiliyor. Bahçeler şahane.

Buranın hemen bitişinde Hyde Park var. Şehrin ünlü devasa parkı. Yurt dışı gezilerde bizde neden yok diye kıskandığımız şeylerin başında bu kocaman parklar geliyor. Hyde Park da sincaplarla birlikte yürüyebileceğiniz, şehrin ortasındayken tatile çıkmış gibi hissedeceğiniz o şahane yerlerden. Biz adım başı göreceğiniz kiralık bisikletlerden kiralayıp, parkı öyle gezdik.




12. Harrods (Knightsbridge)

Şehrin en ünlü mağazası, dünyaca bilinen Harrods. Burası gerçek bir harikalar diyarı. Mimarı harikası binası içinde sadece ünlü markaların ürünleri değil, en nadide haliyle çikolatadan, deniz ürünlerine her şeyin en iyisini bulabilirsiniz.


13. Broadway Market

Shoreditch tarafları şehrin bohem merkezi. Sanatçılar şehir merkezi pahalandıkça bu taraflara geldikçe meraklı kitle de peşlerinden gelmiş. Şimdi şehir gitgide kuzeye Hackney'e kayıyor diyorlar. Bu tarafta Cumartesi günleri kurulan Broadway Market'da bol bol tezgah ve sokaklarda şirin dükkanlar var. Londra'nın turistik yerlerinden uzaklaşıp hipster'ların arasına karışmak için güzel. Duyduğuma göre havalar daha güzel olduğunda marketten birkaç şey alıp hemen yakındaki London Fields'e yayılmak en popüler Cumartesi aktivitesiymiş.


14. Regent's Canal 

Broadway Market sonrası kanal boyu yürüdük. Oldukça sürprizli bir yürüyüş yolu. Kanal kenarında minicik cafeler ve tekne evler var. Kanalın yanından uzun uzun yürüyebilirsiniz. Biz Broadway Market'ten Angel metro durağına kadar yürüdük. Yürüyüş sonrası yine daha az turistik bir semt olan Islington'a varmıştık, Upper Street'te dolaştık. Bu civar da şehirde çok beğendiğimiz yerlerden oldu.


15. Camden Town 

Tüm turist rehberlerinde karşınıza çıkacak yerlerden biri burası. Camden Town'da her gün pazar kuruluyor. Komik t-shirtler ve birçok ıvır zıvır var. Etrafta kendinizi film setinde hissetmenize sebep olacak binalar arasında şaşkın şaşkın dolaşmak zevkli. Mümkünse hafta içi gitmek gerek, hafta sonu sanırım küçük bir ülke nüfusu buradaydı. En ucuz hediyelik eşyayı buradan alabilirsiniz. Camden Lock'ta ise dünyanın birçok köşesinden yemek deneyebileceğiniz tezgahlar ve bu ülkelere ait aksesuar vs. bulabileceğiniz dükkanlar var.





16. Covent Garden

Şehrin en hareketli yerlerinden biri Covent Garden. Çeşit çeşit mağazanın, farklı pazarların kurulduğu bu kocaman alan bütün gün tıklım tıklım. Civar sokaklarda hoş mağazalar, cafeler ve pub'lar bulabilirsiniz.


Covent Garden civarında çok tatlı mini mini bir meydan var: Neal's Yard. Rengarenk pervazlar, ufak dükkanlarla birden kendinizi legodan yapılmış bir yerde sanabilirsiniz. Ara sokaklardan birinde İsveç'te bulup hayran kaldığımız TShirt Store'un şubesine rastladık. Buraya da uğrayıp, harika t-shirt'lerden alabilirsiniz.  


17. British Museum

Şehrin en önemli müzelerinden British Museum da ücretsiz. O kadar pratikler ki, ücretsiz olması yetmezmiş gibi bir müzenin girişine rehber kitapçıklar yerleştirmişler, 1 saat vaktiniz varsa şuları, 2 saat vaktiniz varsa şunları mutlaka görün diye ayırmışlar. Bu rehberlerlerden alıp, ne kadar zamanınız varsa ona göre müzenin tadını çıkarın. Türkiye'den giden parçalara da üzüntü içinde bakmayı ve neden orada olduklarını merak etmeyi ihmal etmeyin.



18. Müzikal, Opera vs.
Londra gösteri dünyasının merkezlerinden. Yıllardır o görkemli binalarda sergilenen en önemli müzikalleri burada izlemenin keyfi ayrı. Bunun için vaktiniz varsa kaçırmayın derim. Elbette biletleri önceden ayarlamak durumundasınız. Biz Phantom of the Opera'yı Her Majesty's Theatre'da izledik. Hep istediğim bir şeydi, beklediğime değdi.

ve son olarak şunların da ıskalamanızı istemem:

Paperchase & Cards Galore 

Benim gibi kırtasiye meraklıları bu iki mağazaya da bayılacak. Her türlü kağıt defter, kalem ve ıvır zıvır için şehrin birçok noktasında bu iki kırtasiyeye uğrayabilirsiniz.


Anthropologie

Anthropologie benim kalbimin en nadide köşesinde sessiz sakin yaşıyor. Henüz Türkiye'de yok, Avrupa'da da sadece birkaç şehirde mağazaları var. O yüzden bulmuşken kaçırmak olmaz. Mağazada hem kıyafet, hem de dekorasyon için sarılıp uyumak isteyeceğiniz parçalar var. Londra mağazası bana oldukça pahalı geldi. Zaten kataloglarıyla yatıp kalktığım için aklımdaki tabakları aldım, elbiselere saygıyla bakıp mağazadan ayrıldım. Sadece mağazadaki yemyeşil duvarı görmek için bile uğranabilir.


Londra'nın imzası: kırmızı telefon kulübeleri, iki katlı kırmızı "double decker"otobüsler ve çok şirin siyah taksiler. Arada böyle renklerde olanlara da rastlayabilirsiniz.


Dünyanın en şahane çiçekçisi tesadüfen karşıma çıktı. Binanın içinde bir gelinlikçi var, çiçekçi sadece bahçeyi kullanıyor.


Son olarak yeme içme rehberi yolda, Londra'yı bitiriyoruz!

18 Mayıs 2015

Londra rehberi -1

Londra'ya mı gitmeye karar verdiniz, ne harika! Baştan söylemeliyim: Schengen kabul etmeyen, Euro kullanmayan sevgili İngiltere ve başkenti Londra'ya gitmek için İngiltere vizesi alacak ve harcadığınız her pound'u (şu anki kurla) 4 ile çarparken kalp krizi geçirmemeye çalışacaksınız. Mayıs başı gittiğimiz Londra'da hava oldukça soğuktu. Abartmıyorum, eldiven ve bere ile gezdim. Bu benim şansıma böyle oldu galiba, zaman zaman daha sıcak oluyormuş. Zaten benden başka herkes yazlık kıyafetlere geçmiş gibiydi. Neyse ki meşhur yağmuru pek görmedik, kalın kalın giyinip sokaklarda kilometrelerce yol yaptık. Londra, havasına ve pahalılığına rağmen gezmesi çok zevkli ve her köşesinde sürprizler barındıran bir şehir. Yapacak, görecek şey çok, sokaklar deniz derya.

Mutlaka yapın dediklerimi sıralıyorum:

1. London Eye

Şehrin ünlü dönme dolabı. Kabinlerden birine binip şehre hakim olmak için ideal, bu nedenle ilk durak olarak iyi bir tercih. Havanın açık olduğu bir günde gitmek gerek. Ne kadar az bulut, o kadar çok manzara.


Hello Big Ben.

Hello kumlu Thames nehri.



 2. Big Ben ve Palace of Westminster

London Eye'da turu tamamladıktan sonra şehrin en önemli simgelerinden, nehrin tam karşısındaki Big Ben'e uğramalısınız. Hemen bitişiğindeki Palace of Westminster ve Prens William ile Kate'in evlendiği Westminster Abbey de görülmeli. Şehrin royal binaları insanı hemen havaya sokuyor ve burada yaşayan insanların kraliyet konusuna neden bu kadar kaptırdığını anlamak kolaylaşıyor. Ben oradayken Kate 2.çocuğunu doğurdu. Normalde de bu kadar çıldırmış haldeler mi bilmiyorum ama yakında seçim olmasına rağmen sanki dünyada var olan tek konu yeni doğacak prensesti.



3. Buckingham Palace

Kraliçe'nin evi. Nöbetçilerin değişim törenini izlemek isteyenler 11:30'da sarayın önüne!



4. Piccadilly Circus ve Piccadilly Street

Işıklı tabelalarıyla ve buraya doğru hücum eden kalabalık nedeniyle ıskalama şansınız olmayan, şehrin en ünlü meydanlarından biri Piccadilly Circus. Buraya Piccadilly Caddesi üzerinden yürüyün ve şehrin en hareketli caddesindeki dükkanlara girip çıkın.



Hatchards bu cadde üzerindeki ikonik kitapçılardan biri. 1797'den beri yerinde duruyor. Mutlaka girip, katlarını gezmek gerek. Rafların arasında esprili notlarla karşılaşacaksınız.


Çocuk kitapları kısmına aşık oldum, pop-up kitaplarla yarım saat geçirdim.


Diğer uğranacak yer Fortnum & Mason. Aslen Earl Grey'i ünlüymüş ama aslında bu mağazada yok yok. Katlar arasında kendinizi kaybedeceğinize eminim.

Yumurta turşusu isteyen var mı? Peki pancarlı yumurta turşusu? Ben almayayım.


Çeşit çeşit uzaylı mantar isteyen? Ben!



5. National Theatre

Oyun izemeseniz de önünden geçmelisiniz. Hatta o parmağın altına geçip fotoğraf çektirmelisiniz!


Bence National Theatre'ın önündeki bu bank çok haklı.


6. Tate Modern

Tate'siz Londra gezisi olmaz! Londra'nın takdire şayan en önemli özelliklerinden biri, neredeyse tüm önemli müzelerin ücretsiz olması. Tate Modern da ücretsiz müzelerden biri. Şehrin en önemli modern sanat müzesi eski bir fabrika binasının içinde yer alıyor. Andy Warhol'e merhaba demek için uğrayın, müzeyi gezmeye birkaç saat ayırın.



7. Shakespeare's Globe

Eskiden Shakespeare oyunlarınının sergilendiği, 1644'de kapanan tiyatro aynı yerinde birebir tekrar yapılmış. İsteyen içini de gezebilir.



8. Tower Brige

Bu da Londra'nın olmazsa olmazlarından meşhur köprü. Büyük gemiler geçeceği zaman alt kısmı açılıyor. Turistik aktivitelerin hiçbirinden geri kalmak istemem derseniz heybetli kulelerine çıkış var. Artık nehrin güney tarafını boydan boya yürüdünüz, şimdi karşı tarafa geçip oradan devam edebilirsiniz.

Doruk tam olarak aşağıdaki fotoğrafın çekildiği noktada Lonely Planet rehberimizi Thames'in çamurlu sularına düşürdü. O manzara gözümün önüne geldikçe gülmeye devam ediyorum. Unutmamak için yazmak zorundaydım :)


Tower Bridge güney tarafından karşı yaka: Yumurtamsı şekliyle güzelliği tartışılan bina The Gherkin.

Tower Bridge kuzey tarafından karşı yaka: Koni şekliyle güzelliği tartışılan bina The Shard.



Yazının ikinci kısmı yolda.. Yeme - içme tavsiyeleri ise elbette ayrı bir yazıda!