2 Şubat 2016

88. Oscar ödülleri

Benim için yılın en güzel zamanlarından biri Oscar adaylıklarının açıklanmasıyla ödül gecesi arasında geçen günler. Oscar'a ve kriterlerinin objektifliğine sayıp sövmelerimiz hiç bitmese de, yine de sinema dünyasının en büyülü gecesi kesinlikle bu. Ben de maratona girip tüm adayları izlemeye, kendi tahminlerimi çıkartmaya, sonra da burada her sene olduğu gibi geleneksel Oscar yazısı yazmaya bayılıyorum. Bu seneki tören beni çok heyecanlandırıyor. Filmleri çok da sevmediğim ya da kazanacakların önceden kolayca tahmin edilebileceği senelerde böyle heyecanlanmıyorum ama bu sene rekabet yüksek, her şey olabilir! Bilmeyenler olabilir, ben 4 yıldır Digiturk'te film ve dizi alımlarında çalışıyorum, yani bir yandan işim bu :) Töreni 28 Şubat gecesi canlı ya da ertesi gün tekrarıyla Digitürk'te seyredebilirsiniz. Hatta bonus olarak Şubat ayı boyunca geçtiğimiz yılların Oscar adaylık ve ödül sahibi filmlerini de Moviemax Oscars kanalında seyredebilirsiniz. Haydi o zaman tahminlere başlıyorum. (Geçen senelerde olduğu gibi ben kim alsın diyorum kırmızı, bence kime gidecek mavi. İki tahmin aynıysa mavi)

En İyi Film: 


























The Big Short
Bridge of Spies
Brooklyn
Mad Max: Fury Road
The Martian
The Revenant
Room
Spotlight

The Revenant bana göre yılın filmi ve bu ödülü alması gerekiyor. Bu kategorideki adayların tamamı başarılı, sadece bana kalsa The Martian'ı buraya almazdım. Filmi sevdim ama yılın en iyi filmlerinden de değil. Spotlight, konusu itibariyle ödül törenlerinde günah çıkartmayı çok seven Amerika'nın beklenmedik sürprizi olabilir diye korkuyorum. (Film, gerçek hikaye uyarlaması. Büyük bir skandala dönüşen, Katolik kilisesindeki çocuk tacizlerini anlatıyor.) Spotlight'a giderse The Revenant'a yazık olur. The Big Short, Mad Max, Bridge of Spies tamamı çok sağlam filmler olsa da bence The Revenant bariz şekilde önde.

En İyi Erkek Oyuncu: 




Leonardo DiCaprio - The Revenant
Michael Fassbender - Steve Jobs
Eddie Redmayne - The Danish Girl
Bryan Cranston - Trumbo
Matt Damon - The Martian

En heyecanlı kategori bu. Leo'nun derdi yıllardır hepimizi gerdi. Yıllar boyu 6 Oscar adaylığı alıp, hep eli boş dönen Leo artık bu sefer de ödül alamazsa "Daha benden ne istiyorsunuz!!!" diye bağırıp çağırabilir. Altın Küre'lere ve senelerdir Oscar'ın habercisi olarak düşünülen SAG ödüllerine dayanarak söyleyebiliriz ki bu sene bu iş galiba olacak Leo. The Revenant'taki performansı muhteşem. Ben izlemeye doyamadım, 2. kez zevkle izledim. Leo her rolün altından başarıyla kalkıyor, yıllardır bu piyasada, hep iyi yönetmenlerle çalışıp, en iyi işlerde yer alıyor. Sen benim kalbimin Oscar sahibisin Leo. Eddie ya da Fassbender yüzünden geceleri uykun kaçıyor olabilir. Eddie sen de biraz sabırlı ol. Zaten geçen sene aldın Oscar'ı. Bu yaşta iki sene üst üste ödül biraz fazla olmaz mı? Şaka bir yana, The Danish Girl'de Eddie Redmayne yıllar boyu konuşulacak, derslerde okutulacak bir iş çıkartıyor. Böyle baskın bir başrol olduğunda filmlerin başına genelde geldiği gibi, film Eddie'nin gölgesinde kalmış, The Danish Girl'ü adaylıklarda görmüyoruz. Peki Amerika'nın senelerdir Matt Damon'ı savaştan, uzaydan vs (çılgınca büyük bütçeli) filmlerle kurtarma çabaları? Şu aşağıdaki tablo durumu çok güzel özetliyor. Matt Damon biraz evde otursa herkes için daha hayırlı olacak. Herkes yolu açsın, Leo geliyor.



En İyi Kadın Oyuncu:  



Cate Blanchett - Carol
Brie Larson - Room
Jennifer Lawrence - Joy
Charlotte Rampling - 45 Years
Saoirse Ronan - Brooklyn

Bu senenin kaybedeni Carol olacak gibi görünüyor. Film için çok yüksek beklentiler vardı ama Cate Blanchett bile Oscar öncesi ödül törenlerinden hep eli boş döndü. Senenin sürprizi ise yeni bir isim olan Brie Larson. Kendisini daha önce filmlerde görmüştük ama daha önce bu kadar başarılı bir yapımda yer almamıştı. Room'daki performansına hayran kalmamak mümkün değil, Bence bu senenin hak edeni o. Saoirse Ronan bu senenin diğer kuvvetli adayı ama açıkçası Brooklyn'de ne filmden ne de Ronan'ın oyunculuğundan pek de etkilenmedim. Jennifer Lawrence ise biliyoruz ki Amerika'nın çok sevdiği bir isim. Joy'da canlandırdığı Erin Brokovich tarzı bu rol de yine Amerika'da çok sevilen türde bir hikaye. O yüzden Jennifer Lawrence'ı senelerdir tutturduğu ve itiraf edelim çok da başarılı olduğu yarı deli, gözü kara kadın rolüyle (aynı American Hustle ve Silver Linings Playbook'ta olduğu gibi) bu sene ödül alırken görebiliriz. Benim gönlüm Brie Larson'dan yana. Komedi ve Dram kategorilerinin ayrı ayrı ödüllendirildiği Altın Küre'de ikisinin de En İyi Kadın Oyuncu ödülü aldığını da belirteyim.

En İyi Yönetmen:


Adam Mckay - The Big Short
George Miller - Mad Max: Fury Road
Alejandro G Inarritu - The Revenant
Lenny Abrahamson - Room
Tom McCarthy - Spotlight

Bu kategoride sürpriz olursa şaşırırım. Inarritu'ya artık rahatlıkla çağımızın dahi çocuğu diyebiliriz, The Revenant da onun başyapıtı. Geçen sene benim hiç bayılmadığım Birdman ile En İyi Yönetmen dahil 3 Oscar'ı almıştı. Bu sene de benzer bir tabloya kendimizi hazırlayalım.


En İyi yardımcı Erkek Oyuncu: 




Christian Bale - The Big Short
Tom Hardy - The Revenant
Mark Ruffalo - Spotlight
Mark Rylance - Bridge of Spies
Sylvester Stallone - Creed

Bu kategori bence senenin en renksiz kategorisi. Kimsenin çok öne çıktığını düşünmüyorum.Creed'i izlemedim, galiba izlemeyeceğim de. Sylvester Stallone'un Oscar'lı bir oyuncu olmasına içim el vermiyor. 500 yıldır piyasada ve evet Rocky filmlerini hepimiz severiz ama ayının kırk türküsü varmış, kırkı da armut üstüne. Creed de bir boks filmi ve üzgünüm, bence Stallone buraya ait değil. Christian Bale'i her zaman olduğu gibi başarılı buldum ama Oscar'lık performans mı emin değilim. Mark Ruffalo için de fikrim aynı şekilde.


En İyi yardımcı Kadın Oyuncu: 



Jennifer Jason Leigh - The Hateful Eight
Rooney Mara - Carol
Rachel McAdams - Spotlight
Alicia Vikander - The Danish Girl
Kate Winslet - Steve Jobs

Açıkçası Carol'ı izleyene kadar Rooney Mara'nın çok da kayda değer bir oyuncu olduğunu düşünmüyordum. Bence bu filmle kendini aşmış, rüştünü ispatlamış. Yine de içimden bir ses ödül Kate Winslet'a gidecek diyor. Burada asıl dikkate değer isim Alicia Vikander. Birkaç senedir sessiz ve derinden geliyor. Hala adını pek de bilen yok ama bu yıl iki ayrı filmle (Ex Machina ve The Danish Girl) ödüller dünyasında dolaşıyor. A Royal Affair'den beri gözüm üzerinde, bence önümüzdeki yıllarda adını daha çok duyacağız. Birçok ankette favori olmasına ve aslında ödülü hak etmesine rağmen bu İsveçli oyuncuya henüz Oscar vermezler diye düşünüyorum.


En İyi Sinematografi: 



Carol
Hateful Eight
Mad Max: Fury Road
The Revenant
Sicario

Mad Max biraz harcanmış olacak ama bence ödül The Revenant'ın.


En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı:




Mad Max: Fury Road
The 100-year-old Man Who Climbed Out of the Window and Diasappeared
The Revenant

Hadi bunu Mad Max'e verelim. 100 year-old Man'i burada görmek beni şaşırttı ve sevindirdi. Digitürk'te yayınladığımız İsveç yapımı tatlı bir filmdir. Fırsat bulursanız izleyin. Aslına bakarsanız makyaj ve saç için öne çıktığını fark etmemiştim.

En İyi Kostüm: 
Carol
Cinderella
The Danish Girl
Mad Max: Fury Road
The Revenant

Bunu da Mad Max alır diye düşünüyorum. Carol ve The Danish Girl ise bence en az Mad Max kadar ödülü hak ediyorlar.

En İyi Animasyon Filmi: 
Anomalisa
Inside Out
Shaun the Sheep
Boy and the Wild
When Marnie Was There

Diğer filmleri kategoriyi doldurmak için koymuşlar gibi. Bence Inside Out'un yanında kimsenin şansı yok.


En İyi Görsel Efekt: 



Ex Machina
Mad Max: Fury Road
The Martian
The Revenant
Star Wars: The Force Awakens

Burada her şey olabilir. Bu sene görsel olarak çook kuvvetli filmler izledik. Mad Max, The Martian, Ex Machina, ödülü kim alsa şaşırmam.


En İyi Yabancı Film: 



Embrace of the Serpant
Mustang
Son of Saul
Theeb
A War

En sevdiğim kategorilerden biri bu ve bu sene biraz duygusal davranıyorum. Tüm işaretler Macaristan'ın adayı Son of Saul'u gösteriyor. Mustang biliyorsunuz Fransa doğumlu, Türk bir yönetmenin filmi. Film Türkiye'de geçiyor ve dili tamamen Türkçe ama Oscar'larda Fransa adına yarışıyor. Filmi sadece Türk filmi diye desteklemiyorum, çok çok iyi. Ödülü alsa çok sevinirim, bence hak etmediğini de çıkıp kimse söylemez. Biz de yine tanımadığımız, filmlerini sinemada izleyip de 3 kuruş katkıda bulunmadığımız bir yönetmenin başarılarıyla gurur duyarız. Film neden Türkiye adına yarışmıyor diye merak eden varsa: Film Oscar'larda Türkiye'yi temsil etmek için başvurmuş ama onun yerine Sivas filmi aday olarak belirlenmişti. Fransa-Türkiye ortak yapımı olduğu için yönetmen Fransa adına da başvuru yaptı ve Fransa Mustang'i Oscar'a göndermeye karar verdi. 


En İyi Uyarlama Senaryo: 



The Big Short
Brooklyn
Carol
The Martian
Room

Senaryoların hepsi iyiydi ama The Big Short alır. The Martian'a giderse çok şaşırmam. Aslında hangisine giderse gitsin çok da sürpriz olmaycak.

En İyi Orijinal Senaryo: 



Bridge of Spies
Ex Machina
Inside Out
Spotlight
Straight Outta Compton

En iyi film kategorisinde bahsettiğim sebeplerden dolayı Spotlight alır diye düşünüyorum, ki senaryo hakikaten iyi. Bence Inside Out alsın ama biliyoruz ki animasyona vermezler. Daha önce bu dalda aday olmuş animasyonlar var ama kazanan yok. Keşke olsa da sevinsek.


İşte bu seneki tahminlerim böyle. 28 Şubat gecesi eğlenceli bir tören izleyeceğiz gibi görünüyor. Sonrasında da geri dönüp hangi tahminler tutmuş bakacağım :)

25 Ocak 2016

Bir hamilelik paranoyası: Çatlamak ya da çatlamamak

Söylemeye biraz çekiniyorum ama hamileliğin en başından beri beni en çok endişelendiren şeylerden biri çatlaklar oldu. İnsan bir yandan endişe etse de diğer yandan kendine kızıyor. Bin tane şey ters gidebilir, ne sağlık sorunları var, aklı başında bir insan en azından midem bulanacak mı diye korkar, sen çatlar mıyım diye korkuyorsun. Ki bir de hayatı boyunca kilosuna, yediğine içtiğine çok dikkat etmiş, fit kalmak için sporunu ihmal etmemiş bir insan olsam neyse. Yemek yemeyi her zaman o kadar sevdim ki, kendimi 3 gün tutup birkaç kilo vereceğime, o çok sevdiğim hamur işlerini yemeyi tercih ettim. Pişman da değilim, ne yalan söyleyeyim. Ben böyle daha mutluyum. Spordan ise bahsetmeyelim. Her zaman kendime göre daha mühim işlerim oldu. Örgü örmek, izlenecek filmler, mutfakta denenecekler... Bende bahane bitmez:) Artık iyice eminim, bu içten gelen bir şey, olmayınca olmuyor. 33 yaşındayım ve çok bayılmasa da iradeli şekilde kendini spora sürükleyen biri olmayacağım artık belli oldu. Kilo almak ise çatlaklar kadar korkutmuyor. Sanırım çatlakların geri dönüşü olmadığı için bu kadar korkuyorum. Kilo bir şekilde verilir diye düşünüyorum.

Sonuç olarak bebek beklediğimi öğrenir öğrenmez kozmetik dünyasına sığındım. Bu konuda orduların ilk hedefi olan Mustela ve Lierac kremlerden edindim. Daha sonra annemin kendi hazırladığı ve şu ana kadar bin türlü konuda işimize yarayan balmumu ve zeytinyağı kremini de kullanmaya başladım. Şimdi ben böyle söyleyince sanmayın ki ben aylardır gece gündüz askeri disiplinle kendimi bu kremlere buluyorum. Hiçbir şeyi düzenli şekilde, aksatmadan yapamayan biriyim. 3 gün sürüyorsam 2 gün ihmal ediyorum. Genelde banyodan sonra zeytinyağlı kremi, gün içinde de Lierac'ı sürmeye çalışıyorum. En çok balmumu-zeytinyağı kremimin hissini seviyorum. Bunu evde kendiniz yapabilirsiniz, internette reçeteler var. Bazen bloglarda görüyorum, ayda 1-2 kutu bitirenler oluyormuş, ben galiba bu konuda biraz cimri çıktım. 6. ayımı tamamladım, daha 3 tüp kremi bitiremedim.




Çatlaklar konusunda okudukça kremlenmeyi iyice savsaklamaya başladım galiba. Çünkü o kadar oku oku oku geldiğim nokta şu oldu: Kremlere istediğin kadar para dök, istersen günde 5 kez sür, derinin cinsine göre çatlayacağın varsa çatlayacaksın. Annen, ablan, teyzen yani ailendeki kadınlar çatlamışsa muhtemelen çatlayacaksın. (Ben anneme göre çok ileri bir yaşta hamile kaldığım için annem referans kabul edilebilir mi emin değilim. O 22 yaşında bana hamileymiş, ben 33 'üm.) Çok kilo almadın, göbeğin aşırı büyümedi bile, yine de çatlayacağın varsa çatlayacaksın. Kimi de hiç krem sürmemesine, 35 kilo almasına, göbeği aynı anda sekiz bebeğe hamileymiş gibi görünmesine rağmen çatlamayacak. Yani konu büyük oranda genetik faktörlere bağlı ve müdahale ederek pek de değiştirebileceğimiz bir şey yok. İşte hayatın acımasız bir gerçeğiyle daha karşı karşıyayız.

Yine de sonradan pişman olmamak ve acaba önleyebilir miydim dememek için şunları yapmakta fayda var: Her gün bol bol su içilecek, kremler günlük olarak sürülecek, ani kilo almamaya çalışılacak. Kremler de çatlaklara mani olmasa bile en kötü karında gerilmeye bağlı kaşıntılar oluyorsa ona iyi gelir. 

Aşağıda görebilirsiniz, Julia Roberts, Cindy Crawford gibi sadece bu konuya milyon dolarlar harcayacak kadınlar bile çatlamış. Bir şeyler yapılabiliyor olsaydı yaparlardı herhalde, değil mi? Yine de gururla bikinileri giymişler. Ne yapalım, belki biz de böyle oluruz. (Magazin bilgisi: Cindy Crawford 66 doğumlu, ilk çocuğunu 33 yaşında, ikinciyi 35 yaşında doğurmuş, şu an 50 yaşında. Julia Roberts 67 doğumlu, 37 yaşında ikizlerini, 39 yaşında 3 çocuğunu doğurmuş, şu an 49 yaşında.)

Düşündüm de 50 yaşında böyle olursam dua edeyim bence.

Yine de sizin mucize formülleriniz varsa, ben genetiği yendim, ailemde kadınlar çatlamış ama ben bunu bunu yaptım hiç çatlamadım diyorsanız tavsiyelerinizi yazarsanız vatana millete hayırlı bir evlat olmuş, bir kamu hizmetinde bulunmuş olursunuz. 




21 Ocak 2016

Panik yok! Hamileyken grip/soğuk algınlığı (Bir nevi survivor)

Günler çok çabuk geçiyor ve ben 28. haftayı bitirdim, kaldı 12 hafta. Artık son trimestirdeyim ve her şey yolunda ama geçtiğimiz 2 hafta boyunca çok felaket bir grip geçirdim. Normalde de bünyem sağlamdır, yatağa düşüren gripler geçirdiğim çok nadirdir, o yüzden böyle ağır bir grip geçirince iyice elim ayağıma dolaştı. Özellikle ateşle nasıl baş edeceğimi şaşırdım. Domuz gribinden şüphelendiler ama değilmiş. Hayatımda ilk kez acile gidip serum aldım. Neyse ki sonunda ateşim düştü ve hayatıma kaldığım yerden devam etmeye başladım. Öksürükle ve griple ilgili Instagram'dan çok güzel tavsiyeler geldi. Birçoğunu uyguladım, çok faydalarını gördüm. Ama sanırım serum ve tablet olarak Parol almasaydım ateşim düşmeyecekti. İlaç almaya çok karşı geldiysem de 39 derece ateşle günler geçirmenin pek faydalı olmayacağı konusunda sonunda ikna oldum. Yine de tabii ki hamilelikte her ne kadar bazı ilaçlar güvenli sayılsa da doktorunuza sormadan kendi kendinize asla ilaç almayın. (Çok sorumluluk sahibi bir blogger olduğumu belli ettikten sonra artık devam edebilirim.)

Belki birilerinin işine yarar diye gelen tavsiyelerden uyguladıklarım birkaçını burada toparlıyorum. Bana tavsiye gönderen herkese tekrar teşekkürler. Griple ve soğuk algınlığıyla baş etmede bir numaralı arkadaşlarınız zencefil ve bal olabilir. Burada dikkat edilmesi gereken şey, nasıl olsa ilaç kullanmıyorum diyerek bitki çaylarını sınırsız tüketilmemesi gerektiği. Bu ev formüllerini de doktorunuza sormadan uygulamayın lütfen.



Grip için:
-Şu çaydan demleyip günde 1 büyük bardak içtim:
1 elma (Kabukları kalın kalın doğranacak, atılmayacak, dörde bölünecek)
1 çubuk tarçın
1 çay bardağı zencefil (tazesi olursa daha iyi)
4 adet karanfil
2-3 top karabiber (önce beyaz biber kullanıyordum, sonra karabiberin daha etkili olduğunu duyunca ona döndüm)
İsterseniz havlıcan
Bu karışımın üzerine bir büyük kupa kadar su ekleniyor, ocakta kaynıyor. Biraz ılındıktan sonra üzerine birkaç damla limon ve bal ilave ederek içiliyor.

-Yarım çay bardağı pekmez üzerine karabiber ekerek shot yapmak.

Öksürük için:

-Ayağa Vicks ile masaj yapıp, üzerine çorap giymek.

- Sırta tentürdiyot sürmek. Bu annemin bizim küçüklüğümüzden beri yaptığı bir şey. Tentürdiyot dökülmüş bir pamukla sırta kafesler çiziliyor (sanki xoxo oynanacakmış gibi), üzerine bir havlu kapatılıyor ve öyle yatıyorsunuz.

-Bir tane siyah turbu üst taraftan kapağını çıkartıp, dolma gibi oyuyorsunuz. Turbun alt tarafına iğne ile delikler açıyor ve içine bal doldurup kapağını kapatarak bir bardağın üzerine oturtuyorsunuz (bardağın dibine koymayın, alt tarafta boşluk kalsın). Bal gece boyunca deliklerden süzülüyor ve bardakta birikiyor. Siz de sabaha bu baldan bir iki kaşık içiyorsunuz. Her gece taze hazırlayıp sabah içebilirsiniz. (Bence en çok işe yarayan formül buydu, tavsiye olarak birkaç ayrı kişiden duydum, hepsine teşekkürler)

Soğanlı, sarımsaklı, deniz kadayıfı, hatta bıldırcın yumurtalı formüller vardı ama onlara sıra gelmeden hastalığı atlattım. Merak edenler instagram hesabımdaki yorumları kontrol edebilir, gerçekten güzel bir kaynak oldu.

Ben sonunda iyileştim, darısı bu tavsiyelere ihtiyaç duyabileceklerin başına. İlaçsız grip atlatmak benim için kendi çapımda survivor şampiyonluğu kazanmak gibi oldu. Kimse acillere gitmesin, serum filan almak zorunda kalmasın. Soğuklar bitene kadar eskimo gibi gezeceğim! 

23 Aralık 2015

Günlük tutmaya başlamak için fırsat: Hamilelik günlüğü!

Hayatım boyunca hep ajandalarım oldu. Ortaokuldan beri her sene mutlaka organizer'lar, ajandalar tutarım, bunu yapmanın da faydasını say say bitiremem. En büyük günlüğüm burası aslında. Neredeyse 10 yıllık günlük : ) Her şeyi 3 günde unuttuğumuz bir tempoda yaşarken, hayatımızı kayıt altına almak bana çok heyecan veriyor. Yazdıklarımı üzerinden zaman geçtikten sonra geri dönüp okumak kadar hoşuma giden pek az şey var. Haliyle hamile olduğumu öğrenince de hemen çok seveceğim bir günlük aramaya başladım. Uzunca süre bakındım, neredeyse kendim scrapbook yapmaya karar vermiştim ki bu harika günlüğü buldum: 40ish Weeks Pregnancy Journal. İsteyenler amazon'dan bulabilir.


Her hafta için çok tatlı ayrıntılar var. Hafta hafta yaşayacağınız değişiklikler çok eğlenceli şekilde anlatılıyor. Doktora giderken unutmamak için sorularınızı not alacağınız alanlar da var.


Birçok soru cevap ve ultrason resimlerini yapıştırmak için yerler var. Benim gibi ajanda delisi birinin kalbini kazandılar. Ben o hafta olan önemli olayları yazıyorum. Yaşadığım fiziksel ya da ruhsal değişikliklerin yanında, ilerde bir gün oğlum okumak isterse o zamanlar hayatımız nasıldı, onu beklerken neler yaptık görsün istiyorum, ülkede neler olup bitiyor, etrafımızdaki insanların başlarına neler geliyor anlatıyorum.



Veee biliyorum herkes yapıyordur ama tüm hamilelere önereceğim şey her hafta aksatmadan düzenli fotoğraf çekilmeleri. Biri sizi üzerinizde aynı kıyafetlerle, mümkünse aynı yerde ve aynı açıdan fotoğraflasın ya da siz bunu ayna karşısında kendiniz yapın. Daha sonra "Bu ne zamandı?" dememek için de mutlaka elinize kaçıncı haftada olduğunuzu belirten bir yazı alın. Bunu karnımın belli olmaya başladığı 15. haftadan beri yapıyoruz ve bana sanki tamamen aynıymışım gibi gelse de fotoğraflara bakınca aradan sadece 1 hafta bile geçmiş olsa aradaki farka inanamıyorum! Bu da bir şekil görüntülü günlük ve sonuna kadar devam ettirebilirsem bu zamana ait saklamaya değer en önemli şeylerden biri olacak.

24. haftayı bitiriyorum, zaman çok çabuk geçiyor! Artık her Pazartesi burada hamilelikle ilgili bahsetmek istediğim bir konuyu yazmaya çalışacağım. Şu an bilgi ve değişiklik bombardımanı altında yaşıyor gibiyim, bunlar havaya uçmasın ve her şeyi hatırlayayım istiyorum.

17 Aralık 2015

Tığ ile amigurumi armut yapımı!

Selam!
Geçenlerde Instagram'da post ettiğim örgü armutun yapımını soran çok olmuştu ben de becerirsem anlatacağımı söylemiştim. Önce şunu söylemeliyim, ilk kez tığ ile bir şeyin yapımını anlatmaya çalışacağım, o nedenle pek iddialı değilim! Özellikle de tığ yapmayı youtube'dan video izleyerek kendi kendime öğrendiğim için Türkçe terimlere çok hakim değilim. Terimlere aşina olmayanlar için yazının içinde linkler de var.





Armutu ilk şurada gördüm, aşık oldum. Beğenip de yapmakla uğraşmak istemeyenler oradan satın alabilir :) Şuradan bulduğum yapım aşamalarını daha büyük bir armut istediğim için kendime göre uyarladım.

Armut için açık yeşil Nako baby ip ve 4 numara tığ kullandım. Aslında daha ince, 3 numara tığ da kullanılabilir. Benim armut oldukça delikli oldu. Siz daha sıkı yapmak isterseniz 3 numara tığ kullanabilirsiniz ama armut boyut olarak biraz daha küçük olacaktır.

Malzemeler:
4 numara tığ
Nako Baby su yeşili ip (elbette şart değil, keyfinize göre seçebilirsiniz)
Çok az miktarda, armut için kullanacağınıza benzer kalınlıkta, açık pembe, siyah, yeşil ve kahverengi ipler.
İçini doldurmak için elyaf
Gözler, yanaklar, ağız, yaprak ve sapı dikmek için yün iğnesi

Armut:
1. sıra: Sihirli Halka içine trabzan yaparak 12 ilmekle başlayın, daireyi kapatın. Sihirli halkanın nasıl yapılacağını bilmiyorsanız buradan öğrenebilirsiniz. (12 ilmek)
2. sıra: Her bir ilmeğe 2 adet trabzanla devam edin, daireyi kapatın. (24 ilmek)
3. sıra: İlk ilmeğe 2 trabzan, daha sonraki 3 ilmeğe birer trabzan yapın, sıranın sonuna kadar aynı şekilde devam edin, daireyi kapatın. (30 ilmek)
4. sıra: Tüm ilmeklere birer trabzan yapın, daireyi kapatın. (30 ilmek)
5. sıra: İlk 2 ilmeğe birer, daha sonraki ilmeğe 2, daha sonraki 2 ilmeğe tekrar birer trabzan yapın, sıranın sonuna kadar aynı şekilde devam edin, daireyi kapatın. (36 ilmek)
6. - 9. sıralar arası: Tüm ilmeklere birer trabzan yapıp daireyi kapatın. 4 sıra boyunca aynı şeyi yapmaya devam edin. (36 ilmek)
10. sıra: İlk ilmeğe 2 trabzan, sonraki 2 ilmeğe birer trabzan yapın, sıranın sonuna kadar aynı şekilde devam edin, daireyi kapatın. (48 ilmek)
11. sıra: İlk ilmeğe 2 trabzan, sonraki 3 ilmeğe birer trabzan yapın, sıranın sonuna kadar aynı şekilde devam edin, daireyi kapatın. (60 ilmek)
12. - 13. sıralar arası: Tüm ilmeklere birer trabzan yapıp daireyi kapatın. (60 ilmek)
14. sıra: İlk ilmeğe 2 trabzan, sonraki 4 ilmeğe birer trabzan yapın, sıranın sonuna kadar aynı şekilde devam edin, daireyi kapatın. (72 ilmek)
15. - 17. sıralar arası: Tüm ilmeklere birer trabzan yapıp daireyi kapatın. (72 ilmek)
18. sıra: Bir tane görünmez azaltma, sonraki 4 ilmeğe birer trabzan, sıranın sonuna kadar aynı şekilde devam edin, daireyi kapatın. (60 ilmek)
19. sıra: Tüm ilmeklere birer trabzan yapıp daireyi kapatın. (60 ilmek)
20. sıra: Bir tane görünmez azaltma, sonraki 3 ilmeğe birer trabzan, sıranın sonuna kadar aynı şekilde devam edin, daireyi kapatın. (48 ilmek)
21. sıra: Tüm ilmeklere birer trabzan yapıp daireyi kapatın. (48 ilmek)
22. sıra: Bir tane görünmez azaltma, sonraki 2 ilmeğe birer trabzan, sıranın sonuna kadar aynı şekilde devam edin, daireyi kapatın. (36 ilmek)
23. sıra: Bir tane görünmez azaltma, sonraki ilmeğe bir trabzan, sıranın sonuna kadar aynı şekilde devam edin, daireyi kapatın. (24 ilmek) Bu aşamada armutunuz artık tamamlanmadan üzere. Altta kalan delikten elyafı doldurun, dilediğiniz şekil ve sertliğe ulaşınca son sıraya geçin.
24. sıra: 6 kez görünmez azaltma ile 12 ilmeğe düşün ve ipi keserek armutun alt kısmını kapatın.

Gözler:
Her bir göz için siyah ip ile sihirli halka içine 8 tane sık iğne yapıp daireyi kapatın.

Yanaklar:
Her bir yanak için pembe ip ile sihirli halka içine 8 tane trabzan yapıp daireyi kapatın.

Ağız:
İğneye siyah ip geçirip yanaklar arasına istediğiniz boyutta ağız yapın, dışarıdan görünmeyecek şekilde düğümleyin.

Yaprak:
Şu linktekini kullanıyorum, Keyfinize göre büyütebilirsiniz.

Sap:
12 zincir üzerine sık iğne geçin.

Son olarak gözler, yanaklar, ağız, sap ve yaprağı armuta dikin.

Anlatmak yapmaktan daha zormuş :) Umarım birilerinin işine yarar!

14 Aralık 2015

Bebeği beklerken nasıl besleniyorum? - daha doğrusu çalışan hamilenin dramı ve pratik yemek çözümleri :)

Bebek beklediğinizi öğendiğiniz anda yeme-içme konusunda oldukça radikal değişiklikler gerekiyor. Ya da benim hayat tarzım bunu gerektirdi, herkes için böyle olmayabilir. Yemeniz gereken şeylerden önce, ilk aşamada neleri hayatınızdan çıkartacağınızı söyleyeyim:

Sushi (çiğ balık kullanılarak yapılan türleri)
Az pişmiş etler (Çok pişmiş olunca bir şeye benzemiyor ki o steak'ler)
Füme ve fermente etler (somon füme, carpaccio'lar, salam-sosis-sucuk dahil)
Pastörize olmayan süt ile yapılmış peynirler (camembert, brie gibi.. Yiyeceğiniz peynirden emin değilseniz internetten hızlıca kontrol edin, ben öyle yapıyorum)
Konserve ya da paketli ton balığı (aslında genel olarak paketli gıdaların tümü)
Dip balıkları (Bunun için de peynirde olduğu gibi internette basit bir aramayla güvenle yiyebileceklerinizi bulabilirsiniz.)
Midye
Günde 1 tane kahve (neyse ki)
Bitki çayları (gaz ya da hastalık gibi bir durumda doktor tavsye etmedikçe)
Rakı, şarap, bira ve tüm çok lezzetli kokteyller :)
Sigarayı söylemeye herhalde gerek yok.

Kabaklı muffin

Ben bu yukarıdakilerden bazılarını ne kadar sık tüketiyormuşum da farkında değilmişim. Her şeyi bir anda kesmek zor oluyor. Kahve ve şarap konusunda arada bir kendime hak tanıyorum. Doğum sonrası hastaneden çıkınca eve giderken yemek için bir yerlere uğrarsam kimse bana kızmasın!

Doktorum 5.ayı bitirene yukarıda saydığım tüketilmemesi gerekenler dışında özellikle bir şey söylemedi. Ben keyfime göre olsa da zaten iyi besleniyordum. Burada kilo almamaya yönelik yemekten değil, sebze ağırlıklı, nereden geldiğini nasıl pişirildiğini bildiğim yemeklerden  bahsediyorum. Yoksa benim mantıdan, makarnadan vs. vazgeçmem mümkün değil. 5.ay (21.hafta) bittikten sonra işler değişti ve oldukça dikkatli ve her gün tüketilmesi gereken besinlerle dolu bir tempoya geçmem gerektiğini öğrendim. Genel olarak sıkıntısız bir hamilelik geçirdiğim için mızırdanmak istemiyorum ama kesin bir şey var ki, yoğun çalışan ve yiyip içeceği her şeyi yardım almadan kendi hazırlayan biri için bu beslenme rutinlerine uymak ciddi hazırlık ve zaman gerektiriyor. 

Her gün alınması gereken besinler:
1 yumurta
2 köfte boyutu kadar et (tavuk ya da balıkla değiştirilebilir, balık haftada 2 seferden fazla tavsiye edilmiyor. İsteyenler eti yumurta ile telafi edebiliyor ama bana 1 yumurta bile çok geliyor. Vejeteryanlar ne yapıyor bilmiyorum.)
4 ünite süt ürünü (1 kibrit kutusu beyaz peynir 1 ünite gibi düşünülebilir. Küçük boy yoğurtlar da aynı şekilde. Bunlarla 4 üniteye varabiliyorsanız ayrıca süte gerek yok)
Günde 3 porsiyon meyve (günün farklı zamanlarına dağılmış halde yani 3 porsiyon bir anda yenmeyecek)
Haftada 2 kez baklagil
Izgara somon & kuru börülce salatası
Ben iş yerinde çıkan yemeklerden uzun süredir çok sıkılmıştım ve yavaş yavaş evden yemek taşımaya başlamıştım. Hamile olduğumu öğrendiğimden beri öğle yemeklerimi evden götürüyorum. Bu da şu demek oluyor: hem öğle, hem akşam yemeği için önceden hazırlık yapılacak. Çok şanslıyım ki mutfakta zaman geçirmeyi seviyorum, yoksa bu iş gerçekten zor olabilirdi. Her Cumartesi sabah Feriköy'de kurulan organik pazara gidip sebze, meyve, peynir, yumurta gibi şeyler için alışveriş yapıyoruz. Bunu herkese tavsiye ederim. Daha önce Migros'tan, Carrefour'dan aldığım şeyler için üzülüyorum, yıllar sonra tadını alarak sebze-meyve yemeye başladık. Fiyat olarak kalabalık bir aile için alışveriş yapmıyorsanız çok da ciddi bir fark yaratmıyor, lezzet bakımından ise fark inanılmaz. Pazara gitmeden o hafta için neler pişireceğimi düşünüp, buna göre bir liste hazırlıyorum. Her pazar akşamı, hafta içi öğlen ve akşamları yenmek üzere aşağıdaki gibi bir menüyü hazırlıyorum:

1 çeşit çorba (Genelde yaptıklarım brokoli, yayla, domates, mercimek)
2 çeşit zeytinyağlı (kereviz, fasulye, pancar, pırasa, enginar, bakla vs.)
1 çeşit etli yemek (patlıcan güveç vs.)
1 çeşit muffin türü fırında pişecek şey (kabaklı muffin, kinoalı muffin vs.)
Ayıklanıp yıkanıp dolapta hazır edilecek bol bol yeşillik

Yumurtayı sevme çalışamaları

Sabah kahvaltısında hafta sonları hariç ekmek yemeyi uzun süre önce bırakmıştım. Son 1 senedir kahvaltım aşağı yukarı şöyleydi: 1 avuç ceviz, 1 dilim beyaz peynir, yarım domates, 1 küçük salatalık, biber, yarım avokado. Artık yumurta yemem gerektiği için sabahları 1 yumurtayı 1 kibrit kutusu kadar peynir ve o günkü keyfime göre biber, yeşillik ya da canım ne isterse onunla birlikte pişirip, 1 dilim ekmekle birlikte yiyorum. Yumurta yemek benim için çok zor ama en kolay çırpılmış yumurtayı yiyebiliyorum, haşlanmış yumurta yemem yakın gelecekte mümkün görünmüyor. 

Kinoa ve kara lahanalı muffin

Öğlen iş yerine 2 çeşit zeytinyağlı, biraz yoğurt, salata malzemesi (yanında limon, avokado, peynir ya da üzerine koymak üzere daha önce haşlanmış mercimek, nohut gibi baklagil), o hafta pişirdiysem muffin ve 2 porsiyon meyve götürüyorum. İşyerinde buzdolabı var, kaplar orada duruyor ama yemekleri ısıtma imkanım yok o yüzden sadece soğuk yenebilecek şeyler götürebiliyorum. Arada ceviz atıştırmaya çalışıyorum.

Peynir sufle
Akşam ise çorba ve etli yemeği yoğurtla birlikte yiyorum. Tabii ki bu yemekler bütün hafta boyunca yetmiyor, yetse de insan günlerce aynı şeyleri yerken biraz sıkılıyor. Pişirdiğim yemekler bittiğinde somon ızgara yanında fırın patates ya da bonfile yanında salata gibi biraz daha pratik çözümlerle hallediyoruz. Hafta sonu genelde zaten dışarda geçiyor. Hafta içi dışarıda yersem de genel olarak bu rutinde kalmaya çalışıyorum.

Chia pudding

Hayatımda bu kadar yemek pişirmedim! Çocuklu hayata antrenman için iyi, çok kolay görünmese de düzene oturtunca yapılabiliyor. Haliyle, bu şekilde bir düzen tutturunca mecburen iyi besleniyorsunuz :) Akşamları yenen dondurmaları ya da mantıcıya gidince 1 porsiyon üzerine tekrar söylenen mantıları saymıyorum, onlar olacak artık. Bu kadar dikkatli olmak ve rastgele yememek için gösterdiğim çaba benim için gerçekten büyük gayret gerektiriyor o yüzden arada yapılan saçmalıklar için hiiiiç vicdan azabı çekmeyeceğim :)

8 Aralık 2015

Evde yılbaşı ışıkları

Sanırım yılbaşı ağacındansa ışıklar beni daha çok çekiyor. Senelerdir elim hiç ağaçlara gitmiyor. Kendimi hep ışıklar, yıldızlı süsler, mumlar alırken buluyorum. Belki yapay çiçek ve bitki sevmediğimden, belki de de o koca ağacı ve süsleri kullandıktan sonra ne yapacağımı bilemediğimden :) İşten eve gelince sadece bu ışıkları açıp hafif loş salonda koltuğa yerleşmek favori kış aktivitem. Birkaç saat boyunca örgü örmek dışında hiçbir fiziksel aktivite istemiyorum. Bence bu mevsim bunun için var. Bu ara ne zaman instagram'a evde çektiğim fotoğraflardan koysam, "Şimdi ne yapabiliyorsan yap, bir süre sonra her şey çok farklı olacak, şunları şunları özleyeceksin" tarzı muhtemelen çok haklı yorumlar alıyorum. Bu kadar ıvır zıvırı ortalığa yayamayacağımın, belki de evle her zaman olduğu kadar ilgilenemeyeceğimin farkındayım ama küçük çaplı bir yolunu bulacağıma inanmak istiyorum. Evdeki cüce seneye bu zamanlar henüz ayaklanmamış olacak; o yüzden bence yaparım. Yaparım, di mi? :) Ne olur ne olmaz, ben evin bu halini hatırlamak istiyorum, her ihtimale karşı bu fotoğraflar burada dursun!








23 Kasım 2015

Bebeği beklerken neler okuyorum?

Bebeğim olacağını öğrendiğimden beri yepyeni bir dil öğreniyor gibiyim. Hamilelik galiba yaşamaya başlayana kadar ne kadar ilginç ve sıra dışı olduğu anlaşılmayacak bir his. En azından benim gibi, daha önceleri bu konu hiç ilgisini çekmemiş kişiler için öyle olacağını tahmin ediyorum. Hamile olmak ve bebekle ilgili öğrenecek öyle çok şey var ki, insan nereden başlayacağını şaşırıyor. Okudukça da şaşırmaya devam ediyor.

Yaklaşık 40 hafta süren hamilelik boyunca bebeğin gelişimi ve insanın vücudundaki değişimler çok hızlı gerçekleşiyor. Bu kadar kısa bir sürede içinizde mikroskobik boyuttan, 3 kilo civarına ulaşan bir varlık büyütürken, bu sürece mümkün olduğunca çok tanıklık etmek için okuyup öğrenmemek gerçekten haksızlık olur.

Belki faydalanmak isteyen olursa diye benim şu ana kadar aldığım kitaplar aşağıdakiler:


Bebeğinizi Beklerken Sizi Ne Bekler?

Bu kitap biraz "Pregnancy for Dummies" gibi :) Özellikle de ilk hamilelikte dummy olmak kadar normal bir şey yok elbette. Aklınıza takılan sorulara hızlı cevaplar bulmak için pratik bir kitap. Sürekli başucunuzda tutup, arada bir şöyle karıştırmak için iyi ama konuyu derinlemesine anlamak isteyenler, fizyolojik ya da psikolojik olarak biraz daha detaya inmek isteyenler  için yeterli olmayacaktır. 

Hamilelik, Doğum ve Bebek Bakım Kitabı - Ayşe Öner

Bu kitapta çok işe yarar bilgiler var. Ayşe Öner'in tarzı da kolay okunur ve açık. Uygulanabilecek egzersizler, beslenme vs gibi konularda çok pratik ve hemen uygulanabilir bilgiler bulabilirsiniz. Biraz daha ileri zamanlarda kurslarına da katılmayı düşünüyorum.

Ina May'in Doğuma Hazırlık Rehberi - Ina May Gaskin

Beni en çok etkileyenlerden biri bu oldu. Ina May Gaskin, 1970'lerde ABD'de The Farm isimli hastane dışı doğum merkezini kuruyor. Burası bir nevi komün. Normal ve müdahalesiz doğumu destekliyorlar, doğumu korkulacak, acı veren bir süreç olmaktan çıkarılıp doğal akışıyla kabul ederek anneler için süreci kolaylaştırıyorlar. Birçok kadının tecrübeleri ve yapılacak şeylerle ilgili bilgiler bulabilirsiniz. Çok sayıda gerçek hikaye içerdiği için bana okuması çok zevkli geldi. 

Doğmamış Çocuğun Gizli Yaşamı - Dr. Thomas Verny , John Kelly

Favorim bu. Henüz anne karnındayken bebekle iletişim için neler yapılabilir, o daha karnınızdayken yaşadıklarınızdan, hissettiklerinizden ne ölçüde etkileniyor gibi okudukça insanı çok şaşırtan bilgilerle dolu. Yazarın bu konuda yürüttüğü bilimsel araştırmaların bir özeti gibi. Mesela, hamileyken bebeğe dinletilen müziklerin doğumdan sonra bebeği rahatlatmak amacıyla kullanımı ya da doğum sırasındaki farklı komplikasyonların, çocuğun ilerideki hayatında ne gibi etkilere yol açabileceği ve bunlarla ilgili neler yapılabileceği gibi benim özellikle çok ilgimi çeken konular oldu. Bunların bir kısmını uygulamaya başladım. Bir etkisi olur mu bilmiyorum ama denemekten zarar gelmez :)

Hypnobirthing Mongan Yöntemi / Daha Kolay Daha Rahat Güvenli Bir Doğuma Doğal Bir Yaklaşım - Marie E. Mongan

Bu konuyla ilgili fikrim netleşmiş değil ama yukarıda söylediğim gibi öğrenmekten de zarar gelmeyeceğini düşünüyorum. Hypnobirthing, rahat ve müdahalesiz doğal doğumu hedefleyen, kendi kendine yapılabilecek nefes teknikleriyle gevşeme ve rahatlamanın sağlanabileceğine ve bu şekilde zorlanmadan ve keyifle doğum yapılabileceğine inanan bir teknik. Bunun ayrıca eğitimleri de veriliyor. Kitabı bitirdikten sonra uygulanabilir olduğunu düşünürsem eğitime de gitmeyi düşünüyorum.

Babaya kitap yok mu?

Bu 9 ay boyunca başlarına gelebileceklere hazırlanabilsinler diye babalar için de böyle komik bir kitap var: Dude You're Gonna Be A Dad! Şu an sadece İngilizcesi var.


Tüm bunlar bir yana, bir yandan da insan kendini ne kadar hazırlarsa hazırlasın her şey olacağına varır diye düşünmekten de kendimi alamıyorum. Okuduklarım da beni biraz bu sonuca götürüyor. Elbette insanın bu süreçte doğumu kolaylaştırmak ve kendini hazırlamak için yapabileceği çok şey var ama anlaşılan o ki doğumda her an her şey olabiliyor. O yüzden niyetim kendim için ve sadece keyif aldığım için merak ettiklerimi öğrenip, geri kalanı akışa bırakmak. Kendini normal ve müdahalesiz doğuma kusursuz şekilde hazırlandığını düşünüp, daha sonra beklenmedik şekilde sezaryen olması gerekenlerin yaşadığı hayal kırıklıkları (ve hatta zaman zaman suçluluk!) içeren yazılara internette rastladıkça böyle şeyler hissetmek istemediğime iyice emin oldum.

İşte böyle, ben şimdilik bu kitapları okuyorum, sizin tavsiye edeceğiniz kitaplar var mı? Bir yandan da çok tatlı bir günlük buldum, düzenli şekilde günlük tutuyorum. Ultrason fotoğraflarını yapıştırıyorum, doktor kontrollerinde bebekle ilgili öğrendiklerimizi yazıyorum ve biraz da bebeğe mektup gibi notlar alıyorum. Aradığım eyi buradan bulamayınca Amazon'dan sipariş ettim, ondan da bahsederim!

16 Kasım 2015

Pratik mutfak: Pancarlı, yeşil elmalı, narlı ve cevizli kısır

Kısır sevmeyen yoktur herhalde. Bu vereceğim tarif kısırın biraz modernleşmiş hali. Annemin tarifidir, çok severiz. Yapması çok kolay, çok lezzetli ve içindekiler sebebiyle çok besleyici. Bir kısırdan heklediklerimizden fazlası :)

Birkaç senedir pancar en sevdiğim yiyeceklerden biri oldu ve mümkün olduğunca kullanmaya fırsat yaratmaya çalışıyorum. Pancarlı kuskus, yoğurtlu pancar, pancar salatası, keçi peynirli pancar ve işte bu pancarlı kısır. Sizin de sevdiğiniz pancarlı tarifleriniz varsa deneyemeye her zaman açığım!



3 adet orta boy pancar
1 su bardağı ince bulgur
1 su bardağı nar
1 adet yeşil elma
1 çay bardağı ceviz
Yarım demet maydanoz
Yarım demet dereotu
2 diş sarımsak
Yarım limonun suyu
2 yemek kaşığı elma sirkesi
Yarım çay bardağı zeytinyağı
Kimyon
Nar ekşisi

  • Pancarları iyice yıkayıp (mümkünse fırçalayıp), kabuklarını soymadan biraz toz şeker ve sarımsakla haşlayın. (Haşlanmaları 20-25 dakika kadar sürecektir.)  
  • Haşlandıktan sonra pancarları soğuk suya alın, pancarlar soyulacak kadar ılıyana kadar bekletin. Haşlama suyunu dökmeyin.
  • Kaba aldığınız 1 su bardağı bulguru, pancarın haşlama suyundan 2 su bardak ilave ederek ıslatın. Üzerini kapatıp kendi kendine şişmeye ve pişmeye bırakın. 
  • Bulgur pişerken diğer malzemeleri hazırlayın. Soyulup doğranacak kadar soğuduysa pancarları, elmayı ve cevizi küp küp doğrayın. Maydanoz ve dereotunu ince kıyın. Sarımsakları dövün. 
  • Bulgur şişip hazır olduktan sonra üzerine tüm malzemeyi ilave edip karıştırın ve keyfinize göre elma sirkesi, kimyon ve nar ekşisi ekleyin.

Bu kısır hazır olunca anında da yenebilir, dolapta birkaç gün de bekler. Bana kalırsa bekledikçe de daha lezzetli olur. Afiyet olsun!

5 Kasım 2015

Yaşasın anne oluyorum!

Hayat ne garip ve ne kadar güzel. Ben blogu açtığımda 2006'nın Mart ayıymış. Yani neredeyse 10 yıldır buraya yazıyorum. 10 yılda neler neler oldu... O sırada İtalya'da yaşıyordum, sonra Ankara'ya geri döndüm. 2 ayrı işe girdim çıktım, evlendim, İstanbul'a taşındım, yeni bir işe başladım, ailem İzmir'e taşındı. Blogu açtığımda 23 yaşındaymışım, şimdi 33 oldum! Resmen bloga yazı yazarak büyümüşüm. Ve sonunda bir gün bloguma bir bebek beklediğimi yazmak da varmış :) İnstagram'da geçen gün bu haberi verdiğimde, beni blogdan takip eden ve yıllardır aslında tanışmasak da tanışıyor gibi olduğumuz kişilerin yazdığı mesajlar beni çok mutlu etti. Burası iyi ki var ve siz de iyi ki şahitlik ettiniz bu 10 yıla. Teşekkür ederim!


Benim için şu ana kadar hamile olmak şöyle bir şeydi:

- Haberi aldığımdan beri içimde daha önce hissetmediğim türde bir heyecan ve mutluluk var. Bir taraftan da değişik bir huzur ve sakinlik duygusu geldi. Sanırım zamanlama da iyi denk geldi, hamile olmaya hemen uyum sağlamamı, haberi hızlıca sindirmemi kolaylaştırdı. Anne olma hayalleri kuran biri değildim ama sadece haberi bile bu kadar mutlu ettiyse sonrası ne olur düşünemiyorum.

- Şu an 17. haftadayım, 4 ay bitmek üzere. (Haftalık sisteme alışmak biraz zamanımı aldı. Anlaşılan o ki hamilelikte hayat ay ve günlerden değil, haftalardan oluşuyor. Hamileliğin 40 hafta sürmesi bekleniyor. Yarıladım sayılır!)

- Her şey yolunda giderse bebek 2016 Nisan ortası gelecek. (Öğrendim ki İnşallah ve Maşallah'lar hamileliğin önemli bir parçası. Hayatımda bu iki kelimeyi daha sık duyduğumu hatırlamıyorum. Bir de kendinle ilgili iyi bir şey söyleyince insanlar hemen "maşallah de" diyip, sana da dedirtiyorlar, demezsen kızıyorlar. Komik şeyler bunlar tabii :)

- 13. hafta ultrasonunda doktorum bebeğin muhtemelen erkek olacağını ama kesin olmadığını, kıyafet vs. almamamı söyledi ama elbette olaylar öyle gelişmedi. Bunu anneme söylememem gerekiyormuş! Birkaç gün sonra kontrolüm var ve cinsiyet kesinleşecek. Gerçi ben ultrasonda gördüğüm şeyden oldukça eminim :) Küçük bir oğlum olacak. Vay be, böyle yazınca daha da heyecanlı oluyormuş!

- Doktorum Ebru Saraç. Kendisi şahane bir kadın. Ankara'dan benimle aynı zamanlarda İstanbul'a taşınmış olması benim için çok büyük şans oldu. Normal doğumu destekleyen, hatta özellikle ilk doğumunu sezeryanla yapıp, ikincisinde normal doğum yapmak isteyen ama buna yanaşacak doktor bulamayan insanların kurtarıcısı olmakla ünlü. Çok zarif, sakin ve merak ettiğiniz her şeyi sıkılmadan detaylı detaylı anlatan, günün her saati ulaşabileceğiniz bir doktor. Bu süreçte belki de en önemli şey ani durumlarda rahatça ulaşabileceğiniz bir doktorunuz olması. Hissettiğim huzurda Ebru Hanım'ın payı çok büyük.

- Hamilelik öncesi folik asit kullanmadım. Öğrendikten sonra ilk 3 ay bitene kadar kullandım. Hamileliğin 10. haftası civarı iş gezisi için gittiğim Fransa'dan doktorumun tavsiyesiyle Femibion destek hapı alıp kullanmaya başladım ve hamilelik sonuna kadar bu hapı almaya devam edeceğim.


Vücudumda neler oluyor?

- 4. ay bitmek üzere ve şimdiye kadar 1,5 kilo aldım. Ebru Şallı gibi bir hamile olmaya niyetim yok. Yemek yemeyi bu kadar sevmek bana hayat boyu sağlıklı hissettirdi ve daha önce bu kadar iyi bir şeye hizmet ederek yemek yediğimi hatırlamıyorum. Bir yandan çok kilo alırım diye korksam da aslında içimden 20 kiloya varmadan bu konuyu kapatırsam ne mutlu bana diye düşünüyorum. İyi beslenmeye çalışıyorum ama kiloma çok dikkat ettiğimi söyleyemem. Genel olarak nasıl beslendiğimi ayrıca yazacağım.

- Henüz hamile kıyafetlerine ihtiyacım olmadı ama belli ki 1-2 hafta içinde kotlarım ve uzun çoraplarımla vedalaşacağım. Fazla kilo almasam da karnım 15. haftadan itibaren çıkmaya başladı. Geçtiğimiz hafta ilk kez sokakta birileri hamile olduğumu anladı.

- En çok merak edilen konu: Hiç bulantım olmadı - En çok maşallah'ı burada duydum! - Etrafımda o kadar çok kişi bu konuda sıkıntı yaşadı ki, korkmamak mümkün değildi. Şöyle bir gözlemim var: Normalde de midesi ve genel olarak bünyesi hassas olanlar ilk dönemi daha sıkıntılı geçiriyor. Benim midemle hiçbir zaman sorunum olmadı. Bünyemin de pek narin olduğunu söyleyemem. O yüzden bulantım olmaz diye tahmin ediyordum. Yaşayanlara sabır diliyorum, ne kadar zor olduğunu görüyorum. Doktorum 8. haftada bu hafta başlarsa başlar yoksa rahatsın dedi. Aynen de öyle oldu. Yurt dışına tek başıma iş gezisine gidip 5 günü tek başıma geçireceğim için bu endişe ettiğim bir konuydu. Neyse ki şanslıydım.

- Sütyen ölçüm bir beden büyüdü. Canım acımasa aslında fena bir şey değil :)

- Aşerme ya da kokuya hassasiyetim olmadı. Henüz yiyemediğim ya da canımın çok istediği bir şey de olmadı. Aman ya, böyle hamilelik mi olur? "Canım karpuz istiyor" diye adamı gece 3'te bir yerlere yollayamadıktan sonra ben ne anladım bu işten :)

Şaka bir yana, şimdiye kadarki kısım için şükrederek, bundan sonrasının da rahat geçmesini diliyorum. Yoğun çalışma tempom devam ediyor ve her gün trafikte ciddi bir süre geçiriyorum. Bunlar beni zaten zorluyor ve genelde eve oldukça yorgun geliyorum, o yüzden lütfen fiziksel değişiklikler de mümkün olduğunca beni en az yoracak şekilde olsun.

Zaten ilgimi çeken her konuda fahri doktora alacak boyutta araştırmayı seven bir insan olduğum için, bebek benim için hazine sandığı oldu :) Kitaplar okuyorum, videolar izliyorum, application'lar indiriyorum, günlük tutuyorum. Öğrendiklerimi, kafamı karıştıranları, memnun kaldığım şeyleri zaman zaman buraya da yazacağım. Acaba bu konuyla ilgili ayrı bir blog mu açsam, yoksa yazıları burada belli aralıklarla bir başlık altında mı yazsam? Siz ne dersiniz?

14 Eylül 2015

Biarritz'e yolunuz düşerse

Öncelikle çok şanslısınız demektir! Burası Fransa'nın güney batısında, İspanya sınırına çok yakın bir tatil şehri. Ben geçenlerde iş için birkaç günlüğüne oradaydım. Toplantılardan arta kalan zamanlarda yürüyüşler yaptım. Şehir oldukça ufak olduğu için bir günde rahatlıkla görebilirsiniz ama metrelerce uzanan plajlarda çok daha fazla gün geçirmek de elbette mümkün! Biarritz civarında ziyaret edilebilecek San Sebastian gibi birçok ilginç yer var, vaktiniz varsa oralara da geçebilirsiniz, benim maalesef vaktim olmadı.

Kısa notlarla Biarritz işte şöyle bir yerdi:

Şehrin ortasındaki devasa plaj Grand Plage, tüm gün denize girenler ve sörf yapanlarla dolu.




Sabahın erken saatlerinde ise şöyle görünüyordu:


Hotel du Palais: Napoleon'un eşi Eugenie için inşa edilmiş şahane palas şu anda görkemli bir otel.


Rocher du Basta: altından plaj geçen köprü!


Dünyanın en ilginç tasarımlı kitapçılarından biri olabilir: Bookstore Biarritz


Butik ve restoranların bulunduğu Rue Mazagran civarında harika binalar ve evler var ve kayıtsız kalmak mümkün değil, her taraf kocaman ve rengarenk ortancalarla dolu.






Bulunduğum yerin sebze meyve pazarına uğramazsam bir şeyler eksik kalır! Halles de Biarritz'de sebze-meyve, peynirler, deniz ürünleri ve bol bol çiçek bulabilirsiniz. Ben öğle yemeği sonrası yürüyüş yaparken tesadüfen önünden geçtim. Market 7 gün açık ama sadece sabah 7 öğlen 1:30 arası.





Markette Biarritz'e (aslında komşu Bask bölgesine) özgü, mutlaka denenmesi gereken Gateau Basque'lardan istediğiniz boyutta bulabilirsiniz. Bunlardan küçükleri de var :)




Aşağıda gördüğünüz o şato görünümlü binada gerçekten insanlar yaşıyor, hemen diplerindeki Plage du Port Vieux''dan denize giriyorlardır herhalde..


Rocher de la Vierge


Bir diğer sonsuz gibi görünen plaj: La Cote des Basques



Yeni favorim bu pancar, havuç vs cipsleri. Süpermarkette rastlayınca kaçırmadım!


Şehir merkezinde ama gizli saklı Port des Pecheurs yani Balıkçı Limanı şirin balık lokantalarıyla dolu:




Biarritz'de bir de Akvaryum/Deniz Müzesi (Musee de la Mer) var. Aslında bir de Okyanus Şehri (Cite de l'Ocean) varmış ama hem yeri çok uzaktı hem de benim vaktim yoktu, siz giderseniz uğrayabilirsiniz.



Şu ana kadar dünyada bulunan en büyük ahtapot buymuş, tam 119 kilo! (Düşünsene ye ye bitmez! Tamam sustum.)


Ve son olarak birkaç alışveriş noktası:

Galeries Lafayette: Paris'in meşhur mağazasının burada da küçük bir şubesi var.

Le Comptoir de Fois Gras: Fransız mutfağının en kıymetlilerinden kaz ciğeri için doğru nokta. Ben artık yemiyorum ama tatmak ya da eve götürmek için bu hem tapas bar, hem de mağaza olarak çalışan yere uğrayabilirsiniz. İş çıkışı saatlerinde oldukça kalabalık oluyor.

Silhouette Corner: Hotel de Silhouette'in köşesindeki bu minicik dükkanda çok güzel sandviçler ve atıştırmalıklar bulabilirsiniz.

Mille et un Fromages: Bu şahane peynir dükkanından bavula yığmak için tüm peynir alışverişinizi yapabilirsiniz.


Kısacık Biarritz iş gezisinin kısacık notları burada bitti!