Friday, August 15, 2014

diğer evim Çandarlı

Bu kaçıncı Çandarlı postu bilmiyorum. Burada günler geçirmeye, her şeye hayran hayran bakıp fotoğraf çekmeye doyamıyorum. Çocukluğumun yazları burada geçti, ailem artık burada yaşıyor ama sanki ben buraya şans eseri uğrasam da çok severdim. Sakinlik, pırıl pırıl deniz, taptaze domatesler-peynirler, mis gibi deniz ürünleri. Bir yerden bir yere gitmek en fazla 5 dakika sürüyor, hayat kolay. Burada bir evim olduğunu bilmek bazı zamanlarda beni en çok rahatlatan şey.

Çocukluk yazlarımızı senelerce bir arada geçirdiğimiz kalabalık bir "yazlık grubu"muz var. Sene içinde pek görüşemeyiz, anca doğumgünleri ve özel günlerde ama her sene mutlaka Çandarlı'ya gideceğimiz tarihleri denk getirmeye uğraşırız. Bir araya gelince de aradan hiç zaman geçmemiş gibi kaldığımız yerden devam ederiz. Bu hissi çok seviyorum. Yıllar geçiyor, artık herkes sevgilisiyle-eşiyle-çocuğuyla geliyor, nüfus artıyor.

Bayram sonrası 4 gün geçirdik Çandarlı'da bu sene, benim için her dakikası kıymetliydi.

Neden seviyorum ben burayı. Evdeki miniklerle oynamak, hepsi birbirinden komik hareketlerine kahkahalar atmak, minik patilerine aşık olmak.



Verandada davetsiz misafirlerle karşılaşıp, yeni arkadaşlar edinmek.


Kahvaltı öncesi bir dalıp çıkmak için denize giderken şu manzarayı görmek. Az ilerideki salıncaklarda sallanmanın sanki 3 gün önce olması.


Ve elbette deniz sonrası anne kahvaltısı yapabilmek. Muhammara, mis gibi domates, yumurtalı ekmek..


Dünyada yapmayı en çok sevdiğin 5 şey ne desen mutlaka sayacağım şey: babamla pazar gezmek. Çandarlı pazarı elbette.

Dağınık kasaların birinde eciş bücüş yeni toplanmış domatesler, diğerinde ev yapımı kalıp sabunlar, poşetteki kabak çiçeği de yakarsan senin.


Üstünde çiçeğiyle kınalı bamya görebilmek. Bana göre bu sebze mucizevi. Bakmaya doyamıyorum (tabii sonra yiyorum). Şu an buzluğumda ekşili ekşili pişmek için bekliyor bunlar :)


Bir Çandarlı klasiği olarak günde 10 saat tavla oynamak, üniversite tavlası oynanan masada saatlerce eğlenerek oturmak. Aynı insanların 15 senedir aynı şeylerine gülmek. Aslında oynayan 4 kişiyken, hesap masadan olduğu için etrafta 10 kişinin masa etrafına yerleşip yiyip içmesi.


Annemin sanat eseri sukulentlerinin başına oturup onları incelemek.





Ve sonra evde böyle:


Denizle iç içe rakı masasında da böyle şeyler:


Bilet mi baksam, naapsam?

Wednesday, August 13, 2014

Bayramda Bodrum

Bayramda Bodrum'a gitmek çılgınlık. Ülkenin dört bir yanından buraya doğru gerçekleşen kavimler göçü nedeniyle nüfus 10 milyon civarına çıkıyor. Gerçi diğer tatil yerleri için de durum pek farklı değil. Haliyle normalde tatilden beklentimiz İstanbul'da gördüğümüz şu aşağıdaki manzarayı kafamızdan atmakken, yine trafik haritalarına mahkum oluyor insan. Bu sefer duruma hazırlıklıydık. Bir Bodrum tatilini hiç Bodrum'a inmeden geçirince gerçekten huzurlu bir tatil mümkün! 


Bu sene Bodrum tatili şöyle bir şeydi:

Evde harika kahvaltılar yaptık.


Verandada tembel tembel yayılıp kahve içtik.


Evin 30 saniye ilerisindeki plaja gidip yattık, denize girmek için başka hiçbir yere gitmedik. Evden plaja, plajdan eve dünyanın en güzel döngüsü.


Tüm günü plajda geçirdik. 
En büyük yaz keyfi 1: bira-patates


En büyük yaz keyfi 2: bira-midye dolma (+kazı kazan)
Denizin ortasında trambolin üzerinde zıplamak ve gopro'yla deniz altında saçmalamakla geçen saatler.


Akşam yemekleri için sürprize yer bırakmadık, üssümüz Bitez'den fazla uzaklaşmadan önceden denediğimiz, hep çok sevdiğimiz yerlere gittik.(Rezervasyonları önceden yaptırmazsan Bodrum'da yemek yenemediğini daha önceki yıllarda öğrenmiştik.)

Bağarası ve harika mezeleri (harika mezelerden sonra mutlaka çıtır mantı da istemeyi unutmayın, efsane bir şey)


 Gebora 


Sonra da güzel Bitez'le vedalaştık, tatilin Çandarlı episoduna başladık.

Sunday, August 10, 2014

ordan burdan

İyi sushi buldum mu benden mutlusu yok! Bir de evin yakınında güzel bir restoran bulmuşsam en sadık müşterileri ben oluyorum. Jong Hwa da keşfettiğimden beri peşini bırakmadığım mahalle sushi'cisi. Etiler-Akatlar civarında oturanlara gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Özellikle hand roll'lar çok iyi.


Bu ara yine ev kedisi gibiyim. Tabii 3 senedir hala alışamadığım aşırı nemli hava bunun en büyük sebebi. Evden dışarı adam atmak, 3 santim hareket etmek istemiyorum. Gelsin evde pano, kutu, ıvır zıvır düzenlemeleri.


3 sene olmuş İstanbul'a taşınalı, yani evleneli de 3 sene olmuş. Zaman çok çabuk geçiyor. Artık İstanbul'a iyice alıştım ama hayatımın tamamını burada geçirme fikri beni çok korkutuyor. Birkaç yıl daha buralarda yaşayıp sonra daha sakin bir yere taşınma şansımız var mıdır acaba? Herkes aynı şeyi istiyor ama yıllar geçiyor ve herkes burada yaşamaya devam ediyor. Ankara'daki arkadaşlarımın neredeyse tamamı artık İstanbul'a taşındı, şimdilik keyfim yerinde. Yine de aklımın bir köşesinde İzmir'de yaşıyorum :)


Önümüzdeki hafta 9 günlüğüne Portekiz'de olacağız. Rotayı Portimao, Lisbon ve Porto olarak belirledik. Daha önce Instagram'a yazmıştım ve birçok öneri geldi ama o hesabı takip etmeyip blog okuyanlar için yazmak istedim, yapmadan dönme dedikleriniz varsa önerilerinize açığım!

Wednesday, July 23, 2014

Terrarium yaptım!

Sukukent'ler terrarium'lar dünyayı ele geçirdi! Ben de geçenlerde birkaç boy cam fanus alıp evdeki sukulent ve kaktüslerimle küçük terrarium'lar yaptım. İhtiyacınız olan şeyler: sağlıklı bitkiler, çakıl taşı, inceltilmiş kömür, toprak ve süslemek için yosun, minik figürler, ne isterseniz..


Temel kurallara uyduktan sonra her şey size kalmış. Zaten başlayınca gerisi geliyor, ben önceden planlamadım ama başlamadan biraz internete göz gezdirmekte fayda var. Kendinizi kaybedebilirsiniz zaten internette. 


Bakımları da çok kolay. Sukulent de aslında kaktüs olduğu için çok az suya ihtiyaç duyuyor. Evde güneşli bir yere yerleştirip duruma göre haftada ya da 2 haftada bir çok fazla olmamak şartıyla sulayınca kendi kendine yaşayıp gidiyor!


Ortalığı dağıtmadan olmuyor bu işler tabii ki. Kendisi 2 metrekare olup benim evde en çok zaman geçirdiğim yerlerden biri olan balkona yayılıp ellerimi toprağın içine sokuyorum. Resmen meditasyon, tavsiye ederim!


Wednesday, July 16, 2014

Mantar!

Mantarın her türlüsüne bayılıyorum. Çok kısa sürede hazırlanabildiği ve büyük bir hata yapmazsanız lezzetsiz pişirme ihtimali olmadığı için her durumda kurtarıcı. Her tür malzemeyle de uyumlu. Ben kahvaltı dahil tüm öğünlerde sık sık tercih ettiğim mantarla, yakın zamanda çok uydurma ama beklemediğim kadar lezzetli bir sonuç veren bir salata yaptım. İster sabah kahvaltısı, ister akşam yemeği için güzel ve hafif.


Mantar pişirirken en önemli detay kesinlikle mantarları yıkamamak. Süngersi yapısından dolayı suyu içinde tutuyor ve pişerken tüm suyu dışarı veriyor. Nemli bir bez ya da kağıt havlu ile dış yüzeyleri silerek temizlemek mantarınızın çok daha lezzetli olmasını sağlar. İstiridye ve shiitake mantarlarının lezzetlerini özellikle seviyorum.


Mantar, avokado, dilediğiniz tür peynir (avokado ve mantar ikilisine en çok az tuzlu kaşar peyniri ve kimyonlu goudayı yakıştırıyorum), ayçekirdeği ve domates üzerine zeytinyağı, limon ve tuzu azaltılmış soya sosu karışımıyla 10 dakikada hem sağlıklı, hem besleyici, hem de göz doyurucu bir öğün uydurdum, sonuçtan çok memnun kaldım. İnsanlık için küçük, benim gibi sadece kilo aldıran yemekleri seven birisi için mutlu edici bir adım.

Monday, July 14, 2014

Somon Gravlax

Somonu çiğ, pişmiş, füme, her haliyle çok seviyorum. Ne zamandır aklımda olan bir proje için sonunda cesaretimi topladım. Sonuç tam istediğim gibi oldu, keşke daha önce yapsaymışım! Başta gözümü korkutan Somon Gravlax yapımı hiç de zor değilmiş.

İnternetteki tarifler aşağı yukarı aynı şeyleri söylüyor. Benim malzemelerim şöyleydi:

- 600 gram Somon Fileto
- Yarım su bardağı kadar deniz tuzu
- Yarım su bardağından biraz az toz şeker
- 2 çorba kaşığı öğütülmüş karabiber (ben beyaz biber kullandığımı daha sonra fark ettim, böyle de güzel oluyormuş)
- Yarım demet dereotu
- Ben fazladan biraz tütsülenmiş tuz da kullandım. Eğer evinizde varsa füme lezzeti katmak için kullanabilirsiniz.


Somonu alırken dikkat etmeniz gereken ilk şey çok taze olması. Arka derisini temizletmeyin, üzerinde kalsın. Yalnız hiç kılçık kalmaması önemli. Başlamadan filetoda hiç kılçık olmadığından emin olun.

Önce somonu yıkayıp kurulayın. Daha sonra filetoyu içine alabilecek boyutta bir kaba (ben borcam kullandım) tuz, şeker ve karabiber karışımının üçte birini ve dereotunun yarısını karıştırarak yayın. Kalan malzemeyle somonu ovun. Baharat karışımı balığa iyice nüfuz etsin. Daha sonra dereotunu da kaba yerleştirdiğiniz filetonun üzerine yayın.


Dinlendirmeye bırakmadan önceki görüntü aşağıdaki gibiydi. (Ben bunu zaten bu haliyle yiyebilirim)  Daha sonra filetoyu streç filmle iyice kaplayın. Üzerine bir ağırlık koyarak buzdolabına koyun. Uygun boyutta döküm tava tencereniz varsa ağırlık olarak kullanabilirsiniz. Ben evde dönüp dolaşarak sonunda yanyana iki bira şişesini streçlenmiş borcamın üzerine yerleştirdim. Yeterince ağır oldu mu emin değilim. Daha büyük bir fileto kullanıyorsanız daha ağır bir şey bulmanız gerekebilir. İnternetteki tariflerde tuğla koyanı bile gördüm!


Sonraki aşama tariften tarife göre değişiyor. Dolapta bekledikçe somon suyunu bırakacak. 24 saatte bir streç filmi açııp biriken suyu dökün ve filetoyu ters çevirip tekrar dinlenmeye bırakın. Benim gravlax'ım 36 saat sonunda hazırdı ve görüntüsü çok iştah açıcıydı. Filetoyu iyice yıkayın, kurulayın ve üzerine tekrar dereotu serpin. Dilimleme bana göre bu işin en zor kısmı oldu. Çok keskin bir bıçakla ince dilimler kesin. Aynı boyda olacak diye benim gibi delirmeyin, zaten sonradan servis ederken pek önemli olmuyor. Somon Gravlax'ı hazır olduktan sonra dolapta birkaç gün muhafaza edebilirsiniz. Bizde 3 günde bitti.

Somon Gravlax'ı yüzlerce şekilde tüketebilirsiniz. İsterseniz akşam içkinin yanına küçük krakerlerin üzerine biraz krem peynir üzerine yerleştirip, dereotu ve kapariyle şık kanapeler yapın, isterseniz benim yaptığım gibi sade şekilde tabaklara yerleştirin.


Ben bu ara hep alternatif salataların peşindeyim. Avokado somona çok yakışıyor. Fransa'dan getirdiğim Tomme des Pyrenees peynirinin de son kullanım tarihi yaklaşıyor. Hepsini karıştırıp aşağıdaki salatayı yaptım. Ayşe'nin uydurma Somon Gravlax salatası biraz kapari, dereotu, light soya sosu ve zeytinyağıyla yaza çok yakıştı!


Thursday, July 10, 2014

Tatile gidemiyorlarsa balkonda balık yesinler

Siz de tatile gidemeyip sosyal medya aracılığıyla üzerinize saldıran tatil fotoğraflarıyla mı boğuşuyorsunuz? Yanıma hoş geldiniz. Madem Temmuz sonundaki bayrama kadar şehirdeyiz, o zaman bu günleri güzelleştirmenin yollarını bulmak gerek.

Ben bu ara evi balkona taşıdım, orada yaşıyorum. Akşam saatlerinde güneş gidip, havada hafif bir serinlik olunca harika oluyor. Geçenlerde Cumartesi akşam evde olunca ilk defa (evet 3 senedir ilk defa) evde balık yapmaya karar verdim. Açtım anneme sordum, anlattı. Güzel bir balık alınca zaten lezzetli olması kaçınılmaz. Biraz süsleyip püsleyip yanına da fırında patates yapınca hafif ve şık bir akşam yemeği oldu.

Önce:
Kağıt serilmiş fırın kabına deniz çuprasını yerleştirip üzerine dilimlenmiş limon dilimleri ve defne yaprağı. Taze biberiye aradım, bulamadım. O yüzden üzerine biraz da kuru biberiye serptim. Balığın kesik orta kısmını tuzladım. Balık fırında pişmeye hazır.

Diğer tarafta 2 büyük patatesi yarım saat haşladım. Soyup dilimledim. Kabaca doğranmış 1 büyük soğan ve yarıya bölünmüş bir baş sarımsağı  da yanına ekledim. Bol zeytinyağı, tuz, kekik ve kırmızıbilerle iyice harmanladım. Patates de pişmeye hazır.

İkisini birlikte önceden 200 derecede ısıtılmış fırında 20 dakika pişirdim.

Daha önce fırında sarımsak yapmadıysanız mutlaka denemelisiniz. Böyle bir lezzet yok.


Sonra:
Hiçbir şey yapmadım. Her şeyi kaplara çıkardım. Sadece patatesin üzerine biraz maydonoz ekledim.

Balkonda akşam yemeği için her şey hazır oldu!


Monday, July 07, 2014

Nopa

Nopa Nişantaşı'nda Atiye Sokak'ta Salomanje'nin hemen yanında açılmış yeni bir restoran.Şehrin ortasında, özellikle Nişantaşı'nda geniş bahçeli, ferah yerler bulmak zor. Oldukça büyük ve yeşil avlusuyla yaz ayları için harika. Çok şık bir de barı var. Sade ve kafa karıştırmayan bir menüye sahip. Özellikle başlangıç seçenekleri beni cezbetti. Servis çok başarılı, servis elemanları yemekler konusunda bilgili.


Yemeğin başlangıcında masaya kendi yapımları trüflü tereyağı ve fırından yeni çıkmış ekmekler geliyor. Trüf dendi mi akan sular durur. Tereyağı da çok lezzetli olmuş. Bunu evde yapmanın bir yolunu bulmak gerek! Masaya gelen tüm ekmekleri bu tereyağıyla bitirmemek için irade gerekiyor.


Daha sonra peynir tabağı. Peynirler 2 farklı püre (ayva) ve chutney (domates) ile birlikte servis ediliyor. Sunum da harika. Kendi yapımları keçi peyniri topları, bir kavanoz zeytinyağının içinde geliyor. Camembert, pecorino, stilton. Miktarlar 2 kişi için gayet uygun. Ben bütün akşamı böyle geçirebilirim.


Bana göre yemeğin kraliçesi tuna tartardı. Bundan tekrar yemek için sabırsızlanıyorum.


Nopa'nın en çok etleri konuşuluyor, gelmeden önce okuduğum yorumlar hep bu yöndeydi. Ne yazık ki sipariş ettiğimiz Nopa Special'dan memnun kalmadım. Lokum olarak bildiğimiz et ve kendi yapımları sosis, fırınlanmış enginar ve sarımsakla servis ediliyor. Et tatsız tuzsuzdu, ancak sosla desteklenince lezzetli bir hale geldi. Malesef vasat bile demek zor. Parmesanlı patates kızartması ise elbette harikaydı ama sonuçta patates kızartmasının takdir edilecek kadar güzel olması çok da mühim olmasa gerek.  Buraya kadar her şey çok güzeldi ama ana yemekte aradığımı bulamadım.


Yemeğin finalini daha lezzetli yapabilmek isterdim ama sırf harika başlangıç seçenekleri ve bahçe bile Nopa'ya tekrar şans vermek için yeterli. Yaz bitmeden uğrayın, barda içkinizi içip birkaç atıştırmalaık söyleyin. Rezervasyonsuz yer bulmak zor, gitmeden birkaç gün önce aramakta fayda var.

Nopa
Teşvikiye Caddesi Atiye Sokak No:6 Nişantaşı
Telefon: (212) 327 58 68

Tuesday, June 10, 2014

Kılıç Ali Paşa Hamamı

Etrafımdaki herkes konuyla çok ilgilendi o yüzden belki merak eden vardır diye yazayım dedim. Ben hayatım boyunca hiç hamama gitmedim. Yani geçen hafta sonuna kadar gitmemiştim. Aylardır planlıyorduk, sonunda rezervasyonumuzu yaptırdık, heyecan içinde Karaköy'deki Kılıç Ali Paşa Hamamı'nın yolunu tuttuk. Böyle muhteşem bir şey olduğunu bilsem hiç boşa zaman kaybeder miydim? Bildiğiniz tüm spa'ları, masajları unutun, kurtuluş KESE'deymiş!


Hamam için özellikle İstanbul'da çok fazla seçenek var. Fiyatlar değişiyor. Hürrem Sultan Hamamı, Cağaloğlu Hamamı, Çemberlitaş Hamamı benim en sık duyduklarımdı. Birkaç ay önce Karaköy'de tesadüfen Kılıç Ali Paşa Hamamı'nın önünden geçtim. Merak edip içeri girdim konuştum. 1500'lerden kalma hamamın renovasyonu 2012'de bitmiş. İçerisi harika, pırııl pırıl. Kendinizi film setinde hissedebilirsiniz. Hamam her gün sabah 8'den, akşam 23:30'a kadar açık. Sabah 8'den 16:00'ya kadar kadınlar, 16:30'dan sonra erkekler. Özellikle hafta sonu gidecekler için rezervasyon iyi fikir.


Jelatin'ciğimle Cumartesi 14:00'deki randevumuza heyecanla gittik. Gelirken yanımızda hiçbir şey getirmemize gerek olmadığını söylemişlerdi. Çantamıza sadece bikinilerimizi ve yedek iç çamaşırlarını atıp gittik. Bizden önce gelin hamamı olacağını söylemişlerdi. Hamamın güzel avlusunda (otuduğum yerden manzaram tam da yukarıdaki fotoğraftı) beklerken bir form doldurmanız gerekiyor, o sırada şerbet ikram ettiler. Gelin hamamı nedeniyle gelin şerbetiymiş. Ben ne olduğunu bilmiyorum ama orman meyvelerinden oldukça lezzetli bir meyve suyuydu. Daha sonra asma kattaki soyunma odalarına yönlendirdiler. Kilitli bir dolabınız oluyor, eşyalarınızı orada bırakıyorsunuz. Bu sırada peştemal ve terliğinizi veriyorlar. Daha sonra zaten kendinizi size ne yapacağınızı söyleyen tatlı ablaların eline bırakın gitsin :) Hamam seansı yaklaşık 1 saat sürüyor. Dilerseniz servis almak zorunda değilsiniz, kendi kesenizi kendiniz yapabilirsiniz. Bence kendinizi usta ellere teslim edin ve tadını çıkarın. Kese yaptırmak meditasyon gibi bir şeydi. Benimle ilgilenen kişi Emine'ydi, çok çok memnun kaldım. Tüm yıkanmalar, keseler, köpükler bittikten sonra tekrar avluya, bu sefer minderler üzerinde dinlenmeye geçiyorsunuz. Yüzünüz için mentollü havlular getiriyorlar, bunları yüzünüze kapatıyorsunuz maske gibi. Jelatin Hanım bütün bu ritüele benden çok daha hakimdi, mentollü havluya benim kadar heyecanlanmadı. Dinlenirken ayran içti, o da yaygın bir şeymiş. Ben yasemin çayı içtim, sanki yogadan çıkmış gibi :)


Hamam sonrası için deodorant, saç kurutma makinesi, kulak çubuğu gibi gerekebilecek şeylerin hepsi var, yalnız kullan at tarak ve saç şekillendiricilerin eksikliğini hissettik. Giderseniz bunları yanınızda götürmelisiniz. Gelelim faturaya. Ücret 130 TL, her şeyimi kendim yaparım derseniz 100 TL. Çok daha uygun fiyata başka yere gidiyorum, çok da memnunum diyorsanız bana da haber verin. Düzenli bir hamam müşterisi olmak istiyorum!

Tabii sonrasında Karaköy'de bulunmanın avantajını kullanarak, şahane başlayan hafta sonumuzu serin Sultaniye Emir kadehleriyle Unter'de devam ettirdik.


Kılıç Ali Paşa Hamamı
Kemankeş Mah. Hamam Sok. No:1 34425 Tophane Karaköy, İstanbul
Telefon: +90 (212) 393 80 10

Wednesday, May 07, 2014

Cote d'Azur - 3. bölüm

En son Cannes'a uğruyoruz ve mini mini Cote d'Azur turunu tamamlıyoruz! 

Cannes

Cannes yürüyerek 1-2 günde her yerini görebileceğiniz çok şirin, tablolardan fırlamış gibi bir şehir. Fransızlar burayı çok akıllıca kullanmış ve basit bir sahil kasabasından ekonomiye dev katkı sağlayan bir festival şehri yaratmışlar. Cannes'da yıl boyu festivaller ve fuarlar var. En önemlisi Mayıs'taki Cannes Film Festivali ama bunun dışında da yıl boyu önemli fuarlar var. Ben de bunlardan biri için Cannes'daydım.


La Croisette sahil şeridi boyunca uzanan ana cadde. Kumsalda restoranlar ve cadde boyu büyük markaların mağazaları var. Cannes turunuza buradan başlayıp beğendiğiniz ara sokaklara girip çıkarak kendinizi şehrin tepelerine ulaşmış bulabilirsiniz. Rue d'Antibes yine hareketli ana caddelerden. Alışveriş için nispeten daha çok seçenek var. Şehrin onca turistikliğine rağmen parklarda küçük toplarla bocha oynayan yerli amcalarda da karşılaşacaksınız. Majestic Hotel, Palais de Festivals'in önündeki meşhur kırmızı halı, Carlton Hotel ve eski şehir tarafı şehrin önemli görülmesi gereken yerleri.


Ara sokaklarda ise çok tatlı dükkanlarla karşılaşabilirsiniz. Özellikle çiçekçiler harika. Elbette dönmeden önce süpermarket alışverişimizi yapıp camembert'lerimizi getirmeyi de unutmuyoruz! Cannes alışveriş yapmaya çok da uygun değil, her şey inanılmaz pahalı.


Avrupa'da çoğu yerde olduğu gibi burada da kahvaltıda pek bir numara yok. Gerçi yumurta severler için her yerde omlet bulmak mümkün. Ben kruvasan ya da reçel yiyemediğim için mecburen omlet yedim. Üç gün üstüste omlet yiyince senelik yumurta tüketimimi gerçekteştirmiş oldum. Aşağıda gördüğünüz yer Pastis. Cannes'ın en güzel cafelerinden biri. Kahvaltı için olmasa da öğlen mutlaka uğrayın. Ayrıca tavsiye edebileceğim yerler şehrin en iyi restoranları arasında gösterilen Da Laura ve Le Petit Paris. Buralara kadar gelmişken tartar yememek olmaz. Tartar çiğ kıymadan yapılıyor bu yüzden çiğ et konusunda kendinize güvenmiyorsanız pek de hoşunuza gitmeyebilir! Le Petit Paris isterseniz tartarı biraz pişirerek de hazırlıyor. Başlamak için iyi olabilir!


Ve rivierada olmanın en güzel yanı: Normalde karşımıza çıkmayan her türlü deniz yaratığını çılgınca ve sıkılana kadar yiyebilmek! Bunun için en doğru adreslerden biri Astoux et Brun. Gelsin salyangozlar, ıstakozlar, istiridyeler! Bu minik salyangozları yanında gelen küçük iğnelerle yiyorsunuz. İstiridyeler, kerevitler ve deniz minareleri içinse eller iş başında. Bunları kibarca yemenin yolu yok! İstediğiniz kadar uğraşın, elleriniz bir süre deniz canlısı kokuyor :)



Şimdi bunu koymasam olmaz değil mi? :) İş sebebiyle gittiğim bir partide Kıvanç Tatlıtuğ da vardı. Oh la la! 


Cote d'Azur'u pek de hakkını vererek gezemedim. Özellikle St. Paul de Vence, Grasse gibi mutlaka görülmesi gereken kasabalarda aklım kaldı. İş için gidince bu kadar oluyor, gezmeye gidilecek seferlerde!