1 Mayıs 2016

Doğum hikayemiz ve doğum yapacaklara kendi çapımda ufak önerilerim

Sarp 14 Nisan 2016 Perşembe gecesi, 40. haftayı bitirdiğim gün 50 cm ve 3,250 kg olarak normal doğumla dünyaya geldi. Günler su gibi akıp gidiyor ve şu an Sarp'ın dünyada 17. günü. İşte bizim doğum hikayemiz:


Doğumun olacağı gün her zamankinden farksız başladı. Uyanınca "Yok ben bugün de kesin doğurmam" dedim. Saat 3 gibi anne ve babamla dışarı kahve içmeye çıktık. Amaç biraz da yürüyüş yapmaktı. Yarım saat kadar yürüdük sonra oturup kahvelerimizi içtik. Bu sırada belli periyodlarla kasılmalar hissetmeye başladım ama şiddeti o kadar azdı ki doktora haber vermeye dahi gerek görmedim. Sancı dediklerinin böyle bir şey olamayacağından emindim. Ara ara saate bakıp kasılmaların sıklığının önce yarım saatte bir sonra on dakikada bir sonra da beş dakikada bire indiğini takip ettim. Yazarken daha heyecanlıymış gibi oluyor ama yaşarken doğumun henüz başlamayacağına nedense çok emin olduğum için çok daha rahattım. Kasılmalar 5 dakikada bire inince annemlerle de artık eve dönmemiz ve doktora haber vermem konusunda uzlaştık :) Yarım saat eve yürüdük ve sonrasında ben doktorumun beni çok mızmız bulmasından çekinerek kasılmaların 5 dakikada bire indiğini ama şiddetinin çok az olduğunu doktoruma haber verdim. Doktorum muayenehanede kontrol için çağırdı ama gerekirse direk hastaneye geçebilelim diye hazırlıklı gelmemizi söyledi. Ev halkını muayenehaneden geri eve dönebileceğimiz konusunda ikna edemedim ve biz Doruk'la muayenehaneye geçerken bizimkiler direk hastaneye gitti bile :) Arabaya bindiğimizde saat 5'i geçmişti. Birkaç dakika sonra kasılmaların şiddeti birden arttı. Artık ben de doğurabileceğime ikna olmaya başlamıştım. Doktorumu arayıp trafik saatinin de yaklaştığını göz önünde bulundurarak direk hastaneye geçme konusunda anlaştık. Bu sırada kasılmalar şiddetlenmişti ve sıklığı hala 5 dakikada birdi. Saat 6 gibi doğumu yapacağım Liv Hospital'e geçtik. Doktorumu beklerken odadaki süslemelerle ilgilendim, etrafta dolaştım, hemşirelerle tanıştım, sohbet ettim. Sonra birden suyum geldi. Bu çok merak ettiğim bir andı. Gerçekten daha minik bir sesle balon patlaması gibiymiş ve tahminimden daha çok su geldi. Doktorum geldi ve muayene sonrası doğumun başladığı artık netleşmiş oldu. Sancıların şiddeti gitgide artmaya başladı. Bu aşamalarda en çok işime yarayan şeyler duşa girmek ve egzersiz topu oldu. Kasılmalar geldiği zaman gerçekten insanı sersemletiyor ama gittiğinde sanki hiçbir şey yokmuş gibi dinlenmenize izin veriyor. Daha doğrusu sancılar dakikada bire inmeden önce böyleydi. Saat 8:30 civarı artık kasılmaların şiddeti dayanamayacağım seviyeye geldiğinde epidurale karar verdim. Bu konuyu önceden doktorumla detaylıca konuşmuştuk ve benim kararım da netti, bu yüzden o sırada tereddüt yaşamadım. Epidural uygulanırken canım çok yandı ama herkese böyle olmuyormuş. Yine de o dakikadan itibaren cennete gitmiş gibi oldum. Bu kadar etkili olacağını tahmin etmiyordum. Birden sancılar tamamen kayboldu ve ben yine rahatça etrafla rahatça konuşabilmeye başladım. Sancıları NST'den kontrol ediyorduk. 3 saate yakın süreyi çok rahat geçirdim ve derken yavaş yavaş epiduralin etkisi azalmaya başladı. Bu sefer kasılmalar çok daha şiddetli şekilde geri döndü. İlk seferkinden çok çok daha fazla olduğunu söyleyebilirim ve artık duş ya egzersiz topu zerre kadar fayda etmiyordu. Saat 11:30 gibi doktorum artık doğumhaneye geçebileceğimizi söyledi. Doğumhaneye yürüyerek gittik. Doruk da doğuma girdi. Bu kısım ayrı bir dünyaydı. İtme işi hakikaten işin en zor kısmıymış. Doktorum ağrı eşiğimin çok yüksek olduğunu söylemişti ve ben de buna inanmıştım :) Sanırım hayatımda yaşadığım en şiddetli ağrı buydu. Sonlara doğru sürekli "Olmuyooor! Yapamıyoruuum" dediğimi (Hahaha! tabii ki bağırdığımı) hatırlıyorum. Doğumhanedeki 15 dakikanın sonunda Sarp artık dünyada ve artık karnımın içinde değil üzerindeydi. Göbek bağını Doruk kesti. En çok şaşırdığım şey doğum bittiği andan itibaren ağrı, sancı, rahatsızlık vs her şeyin bir anda kesilmesiydi. Gerçekten o saniye dünya durdu ve ben sanki hiç hamile olmamışım, az önce doğum yapmamış kadar rahat hissetmeye, hatta doktor ve hemşirelerle şakalaşmaya başladım. Doğum sonrası doktoruma söylediğim ilk şeylerden biri o kadar bağırmanın üzerine hala ağrı eşiğim için aynı şeyi düşünüp düşünmediğini sormak oldu :) Kendisi çok nazik bir insan olduğu için doğumhanede 15 dakika geçirmenin çok iyi bir süre olduğunu söyledi. Böylece zamanın göreceliği konusu da bir kez daha kanıtlanmış oldu :) Doğum hayatımda yaşadığım en muhteşem ve duygusal tecrübeydi. Şimdi dönüp baktığımda ağrının şiddetine rağmen ne kadar da güzel olduğunu düşünüyorum. Allah bu duyguyu yaşamak isteyen herkese yaşatsın.


Doğum yapacaklara kendi çapımda minik tavsiyeler:

- Normal doğumu düşünün. Çok korkuyor olsanız dahi bol bol okuyun ve eğer önemli bir engeliniz yoksa normal doğum yaparsanız doğum sonrasında çok daha rahat edeceğinizi öğrenin. Kararsızsanız sizi sezeryana yönlendiren bir doktorunuz varsa doktorunuzu tekrar değerlendirin. Normal doğum sonrası hayata dönüşün bu kadar kolay olacağını ve insan vücudunun kendini toparlamaya konusunda bu kadar yetenekli olduğunu tahmin etmiyordum.

- Kiloları ve şişkinliği dert etmeyin. Toplamda 11 kilo civarı almama rağmen burnum ve ellerim hamileliğin son zamanlarında dev gibi olmuştu. Hastaneden eve 6 kilo eksikle döndüm ve şişkinlikler de 1 haftanın sonunda kayboldu. Kilolar gitmeye devam ediyor. Aşırı kilo almamaya çalışın, gerisini de merak etmeyin. Hamilelik insanın yaşayabileceği en güzel dönemlerden biri. Çılgınca kilo takibi yaparak kendinize zehir etmeyin, bu dönemin tadını çıkarın.

- Doktorunuz çok çok çok önemli. Doktorum Ebru Saraç tüm hamilelikte olduğu gibi doğum sırasında da çok rahatlatıcıydı. İhtiyacınız olduğu her saniye yanınızda olacak ve dilediğinizde rahatça ulaşabileceğiniz, verdiği kararlara tereddütsüz güveneceğiniz bir doktorunuz olması bu süreçte belki de en önemli şey. Doktorunuz içinize sinmiyorsa mutlaka değiştirin.

- Doğum konusunda tercihlerinizi belirleyin ve hastanedeki doğum ekibi ve doktorunuzla isteklerinizi netleştirin. Benim çok önem verdiğim birkaç detay vardı. Bunlar konusunda Liv Hospital'deki doğum ekibinden çok memnun kaldım. Hepsi çok yakınlardı. Doğum sonrası bebeğin hemen karnıma konması ve mümkünse ilk kez doğumhanede emzirmeye başlamak, bebeğin doğum sonrası yıkanmaması, benim bilgim olmadan bebeğe kesinlikle mama vs gibi gıdalar ya da emzik-biberon verilmemesi, doğum sonrası bebek testler için bir yere götürülecekse Doruk'un da onunla beraber gitmesi gibi konularda doğum ekibinizle anlaşırsanız sonradan keşke yapılmasaydı diyeceğiniz şeylerin de önüne geçmiş olursunuz.

- Şimdi söyleyeceğim şey bence en önemlisi. Biliyorum daha önce yapmadığınız bir şey için hazırlanmak çok zor ama okuyun okuyun okuyun. Özellikle emzirmeye karşı hazırlıklı olun. İlk günler hayatınız sürekli emzirme etrafında dönüyor olacak. Eğer bol bol okursanız etraftan gelecek cahilce yorumların moralinizi bozmasını önlemiş olursunuz. Biliyorsunuz toplumca yorum yapmaya çok meraklıyız ve muhtemelen herkes bir şey diyecek. Eğer hazırlıklı olursanız, mesela yeni doğmuş bir bebeğin midesinin ne kadar minik olduğunu ve birkaç damla sütle bile hemen doyacağını, ilk günlerde aç kalma gibi bir durum olamayacağını, bu arada emzirmeye devam ederek sütünüzü arttıracağınızı bilirseniz etrafınızda bebeğin doymayacağı vs türü yorum yapanlar olursa onları anında susturabilirsiniz. Emzirme pozisyonlarına, bebeğin doyup doymadığının nasıl anlaşılacağına dair bu konuda ne varsa hepsini okuyun okuyun okuyun. Ben kursa gitmedim ama emzirmeyle ilgili okuduklarımdan çok faydalandım. Süt en çok moral durumunuzdan etkileniyor. Kimsenin canınızı sıkmasına izin vermeyin. Hamileliğin başından beri "Bunlar iyi günleriniz, siz sonra görün", "Şimdi böyle ama sonra şöyle olacak" türü yorumları duymaya o kadar çok alıştım ki birine "Sizin becerememiş olmanız bizim de beceremeyeceğimiz anlamına gelmez" ya da "Şimdi işler yolunda gidiyorken, sonrasında bozulabilir diye oturup ağlayalım mı?" dememiş olmam mucize. Bilgi sahibi olursanız böyle şeylere gülüp geçmeniz çok kolaylaşıyor. Oturup hiç de öyle değil, siz hiç öğrenmemişsiniz ki diye laf yetiştirme gereği bile duymuyorsunuz. Sanırım insanlar kendi mutsuz tecrübelerini diğer herkes de yaşasın ve böylece kendilerini daha az beceriksiz hissetsin istiyorlar. Bana bir kez daha "Sütün var mı?" diyene "Bugün kaç kez tuvalete gittiğini ben sana soruyor muyum?" demek istiyorum :) Kişisel gelişim kitabı gibi konuşmak istemiyorum ama sırtınızı bilgiye, etrafınızdaki pozitif insanlara ve özgüveninize dayayın. Her şey en iyi şekilde olacakmış gibi hazırlanın ve buna inanın. Zaten bir şeyler yolunda gitmezse her şeyin çözümü var ve tüm bebekler bir şekilde büyüyor. Bu bir daha geri gelmeyecek anların ve eve gelen minik parmakların tadını çıkarın. Çıkarmanızı engellemeye çalışan olursa da lohusalığa sığınıp onları bir güzel benzetin :)


İşte böyle. Bizim Sarpikomuz 17 gündür yanımızda. İlk günler düzenimiz düzensizlik :) Bir gün öyle, bir gün böyle yaşayıp gidiyoruz. Bana hamileliğin başından beri hiç zorluk çıkartmadığı ve içten içe hep arkadaş gibi hissettirdiği için her gün ona teşekkür ediyorum. Ağladığı zaman da ne huysuz çocuksun, biz seninle böyle mi anlaşmıştık diye mızırdanıyorum. İyi ki geldi. İyi ki şu anda uyuyor ve ben de yazabiliyorum :)

13 Nisan 2016

Sarp'ın odası hazır!

İnanılmaz ama artık hamileliğin sonuna geldim! 40.haftam bitmek üzere ve artık her an her şeye hazırız, heyecanla Sarp'ı bekliyoruz :)  Daha sonra ne zaman vakit olur emin olamadım o yüzden bebek hazırlığının en zevkli kısımlarından biri olan bebek odası yazısını şimdiden yazmak istedim. Bebeğimiz olacağını öğrendikten sonra nasıl bir oda istediğime dair fikirlerimi netleştirdim, ondan sonra da geriye her şeyi bulmak ya da yaptırmak kaldı. Sarp'ın odasıyla ilgili en sevdiğim şey birçok ev yapımı detay olması. Pufu, halıyı, yatağın üzerindeki ev ve damla şeklindeki yastıkları ve battaniyeleri annem ve annemin arkadaşları yaptı ya da ben yaptım. Bu parçaların benim için yeri ayrı.


Tek duvar benekli. Duvar kağıdı gibi görünüyor ama değil. Gri benekleri tek tek duvara yapıştırdık (Doruk yapıştırdı tabii). Elde cetvel, mesafeleri ölçerek, tam da sıra sıra dizilmiş olmasın ama birbirinden çok da uzak olmasın diyerek sonunda oldu :)


Yatak konusunu uzun süre araştırdıktan sonra yıllar içinde büyüyebilen ve 10 sene kullanılacağı söylenen yataklar yerine çok basit bir Ikea yatak aldık. 2 sene kullanılıyor. Gerisine sonra bakarız artık :) 10 sene sonra zaten ben bile sıkılırım aynı mobilyalardan, Sarp da muhtemelen birkaç sene sonra "annemin zarif İskandinav zevkini çok takdir ediyorum" demeyip o kırmızı Ferrarili yataklardan filan isteyecek. Poff! Bir de ilk aylarda bizim odada yatmasını planlıyoruz, bunun için Chicco'nun Next 2 Me beşiğini aldık. En çok işe yarayacak şeylerden biri o olacak gibi hissediyorum.

Nevresim takımları, çarşaflar vs için en çok Zara Home hoşuma gitti. Ikea'da da 100% pamuk fitted çarşaflar gibi temel parçalar var. Etrafınızda becerikli insanlar varsa kumaş alıp güzel bumper'lar ve yatak etekleri diktirebilirsiniz. İzmir'deki İntaşlar'da harika kumaşlar var, oradan aldıklarımızla Nevra'nın annesi çok güzel şeyler dikiyor.


Bu ev şeklindeki dolaplar odada en sevdiğim diğer detay. Aylarca yaptıracak yer aradık, sonunda sevgili marangozumuzla tanıştık. Modoko'daki tüm çocuk mobilyacılarına girip çıkmış olabiliriz. "Bu dolabı yaptıracak yer bulamazsınız, yapılsa da öyle olmaz, dünyanın parasını verirsiniz" diyen tüm mağazalara buradan nanik yapmak istiyorum, dolaplar tam da istediğim gibi oldu :) Odayla ilgili en uğraştırıcı konu buydu, mutlu son!





Emzirme koltuğu olarak klasik sallanan emzirme koltuğu yerine açılıp tek kişilik yatağa dönüşen bir koltuk seçtik, o koltuklar kadar konforlu olacak mı emin değilim ama ev çok büyük değil, o yüzden bir kişilik de olsa ekstradan yatacak yer işime yarayacak. Hem tipini beğendiğim, hem de kolayca açılabilen bir koltuk bulmak pek kolay değilmiş. Böyle bir şey arayanlar Nuev'e bakabilir.



Bu ev şeklindeki raflar da dolaplarla birlikte hayal ettiğim şeylerden biriydi. Rafları, şifonyeri ve alt açma ünitesini istediğimiz boyutlarda ve gerektiğinde çıkabilecek şekilde yine marangoz yaptı. Sehpa, ayaklı aydınlatma ve fon perde Ikea. Odanın eski halindeki tül perde ve tavan lambası bu yeni haline de odaya uyuyordu, o yüzden olduğu gibi bıraktık.



Bakalım bu odada başımıza neler gelecek.. Biliyorum ki odanın sahibi, bizim bu oda için aylardır kafa yorduğumuz detayları geçtim, daha burnu nerede onun bile farkında olmayacak. Ama yine de artık tek dileğimiz sağlıkla hayatımıza gelsin ve bizimle hep mutlu ve neşeli günler yaşasın. İşte bunlar hep hormon. Tam da duygusallaşmadan tamamlamak üzereydim, olmadı :) 

1 Nisan 2016

Baby shower istemeyen anne adayına yapılacak en güzel baby shower :)

Biliyorum artık çok popüler ve hamileliğin ayrılmaz parçası gibi bir şey oldu ama baby shower'lara karşı her zaman mesafeli oldum. Çok yaygın olduğunu ve neredeyse herkesin yaptığını biliyorum o yüzden umarım şimdi yazacaklarım için beni linç etmezsiniz. Zaten bizim adetlerimizle ilgisi alakası olmayan baby shower'lar yurt dışında yapıldığında çok faydalı ve mantıklı. Çünkü registry list denen, bebek için bir istek ve ihtiyaç listesini önceden hazırlıyorsunuz ve böylece davetliler bu listelerden istediklerini hediye olarak alıyor, sizi fazla masraftan kurtarıyor ve işe yarar bir şeyler almış oluyorlar. Bence bu harika bir yöntem. Keşke evlenme ya da bebek sahibi olma gibi kısa zamanda çok fazla masraf yapılan dönemler için bizde de bu tip bir gelenek olsa. Beğendiğimiz mağazalardan istediklerimizi seçsek ve insanlar da ne hediye alsak diye zorlanmadan, bütçelerine göre tek başlarına ya da birleşerek bunları alsalar. Ama bizde bu tip önceden hediye belirleme listeleri yok ve ayrıca doğum sonrası hastane ve ev ziyaretleri var. İnsanlar zaten bu ziyaretlere hediye, altın vs getiriyorlar. Bunların öncesinde bir de baby shower olunca insanlar iki defa ve bana kalırsa çok fazla masraf etmek ve maddi boyutunun dışında (özellikle de bebeklerle ilgisi yoksa) hediye aramak ve bulmak için ekstra zaman harcamak durumunda kalıyor ve bu durum herkesin hoşuna gidiyor mu pek emin değilim. O hediyeler de muhtemelen sonradan değiştiriliyor. Çünkü bebekli ya da etrafı bebeklilerle dolu değillerse güvenli bir hediye almak için çok haklı olarak sizin muhtemelen çoktan yüz tane kadar aldığınız yeni doğan body ve tulumlarından ve oyuncak alacaklar. Siz de gidip onları tıpış tıpış değiştireceksiniz. Özellikle çevreniz çoktan çoluk çocuğa karışmış, ana gündemi çocuk olan ya da doğduğundan beri evlenmek, doğurmak gibi süreçleri (kınalar olsun, hamamlar olsun) en ufak detayını atlamadan kutlamayı eğlenceli bulan "girly girl"lerden oluşmuyorsa baby shower'ınızın onları pek de heyecanlandırmayacağına inanıyorum. Yakın arkadaşlarınız elbette sizin için çok mutlu ve hatta belki sizin kadar heyecanlıdır ama olması gerektiği gibi aslında bebek geleceği için, bebeğin hiç haberi olmayan baby shower için değil :) Biz bebek sahibi oluyoruz diye bu kadar çok insan seferber olmalı mı gerçekten? Sadece benimle ilgili bir durum yüzünden birilerinin masraf yapması ya da en ufak şekilde sıkıntıya girebilecek olma ihtimali bile hiç hoşuma gitmiyor.

Bir de baby shower'ların bana uzak gelmesinde olayın şu boyutu var: Benim çok yakın arkadaşlarımın önemli kısmı erkekler, doğum günlerimizi vs her zaman birlikte kutlarız. Ben neden birlikte olmayı en çok sevdiğim insanları sırf bu olay kadınlar arasında yapılıyor diye dışarıda bırakmak zorundayım? Açıkçası genelde gündüz saatlerinde pasta börek ve içindeki rengarenk şekerleri kimsenin yemediği kavanozlar eşliğinde kutlanan, sadece kadınlar arasında yapılan ve muhtemelen alkolsüz bir eğlence bana pek de eğlence gibi gelmiyor, daha çok komşu teyzelerin "günleri" gibi geliyor. Yanlış anlaşılmasın, yapanlara hiç sözüm yok. Sonuçta tamamen iyi niyetle ve eğlence amacıyla yapıldığı belli bir şey. Ben bir baby shower yapacak olsaydım ancak hediye getirilmemesi şartıyla, evde ve tüm masrafını benim üstleneceğim bir şeyler düzenlerdim sanırım ama hamilelik boyunca arkadaşlarımla rahatça görüşebildiğim için ekstra bir etkinlik yapmak aklıma gelmedi. Böyle anlatınca da sanki hayatım baby shower'larda sıkılarak geçmiş gibi oldu ama aslında sadece bir tane baby shower'a gittim ve o da ev gibi gördüğümüz bir cafede ve şarap içtiğimiz bir baby shower'dı, onu ayrı tutuyorum.

Sadede geliyorum: Ben baby shower konusu üzerinde hiiiç düşünmezken, düşünüp kafa yorsam daha güzelini hayal edemeyeceğim kadar güzel bir sürpriz baby shower'ım oldu! Elbette her şey Nevra'nın başının altından çıkmış. Sizi bu kadar iyi tanıyan birilerinin olması ne kadar güzel :) Çok sevdiğim ve birlikte hep çok eğlendiğimiz bir arkadaş grubum var. Bu hayattaki en büyük şanslarımdan biri bu. Genelde bir araya geldiğimizde masada rakı balık oluyor. Vakit geçirmekten en çok zevk aldığım yer bu rakı sofraları. Hamileliğim boyunca rakı içemedim ama sofraları da hiç aksatmadım. Geçenlerde yine bir rakı-balık gecesinde her şeyden habersiz halde restorana girince herkesi emzikli, önlüklü, biberonlu bulunca ne kadar şaşırdığımı ve eğlendiğimi anlatamam. Doruk'un rakısı da biberon içine hazırlanmış haldeydi :) Bana rakılı baby shower'dan daha şahanesi yapılabilir mi? Böylece tüm klişelerden uzak, yapmayı en sevdiğim aktivite ve en sevdiğim insanlarla geçirdiğim bir baby shower'ım oldu :) Bir de herkesin bebek için notlar yazdığı, içinde hep birlikte fotoğraflarımız olan harika bir hatıra defterim. Ki bunun beni ne kadar havalara uçurduğunu beni azıcık tanıyan birisi bile tahmin edebilir. Sanırım şu ana kadar aldığım en güzel hediyelerden biriydi.

Bu gecenin burada da anısı olsun istedim.











30 Mart 2016

Magnolia pudding tarifi


Magnolia yapmak için kendi tarifimi ararken bir de baktım ki ben bu tarifi buraya hiç yazmamışım! Aslen New York'taki Magnolia Bakery'den  çıkma, bizde ise Cookshop'larla tanınmış bu muhallebili tatlıyı ben çok seviyorum, yapması oldukça kolay olduğu için de sık sık yapıyorum. Tehlikeli yanı gayet hafif olduğu için sınırsızca yenebilmesi!

Tarifin orijinali aşağıdaki gibi ama benim kolayca içim bayılabildiği için şekeri biraz azaltıyorum. Bu tarif hiç sekmiyor, her seferinde tamı tamına istediğim lezzete ulaşabiliyorum. Garantili ve hata payı sıfıra yakın bir tarif vermekten gururlu şekilde, bu da burada dursun diyerek işte magnolia pudding tarifim: (Ben en çok çileklisini seviyorum. Siz keyfinize göre muzlu ya da çikolatalı da yapabilirsiniz.)

Malzemeler:
1 lt süt
1 su bardağı şeker (ilk denemenizden sonra damak tadınıza tam uyacak miktarı bulmak için azaltabilir ya da çoğaltabilirsiniz.)
1 paket vanilya
2 yumurta sarısı
3 yemek kaşığı buğday nişastası
2 yemek kaşığı un
200 ml krema
1 paket Eti burçak (bazı tariflerde Eti CiciBebe'yle yapılıyor, ben burçak'ın tadını daha çok sevdiğim için bunu kullanıyorum.)
Çilek

Yapılışı:
Süt, şeker, vanilya, yumurta sarıları, buğday nişastası ve unu bir tencereye koyup kısık ateşte sürekli karıştırarak pişirin.
Muhallebi haline gelip, göz göz olunca ocaktan alın, soğumaya bırakın.
Bu sırada eti burçakları rondodan geçirin, iyice ufalansınlar.
Çilekleri yarıya kesin. Çok büyük çilekler kullanmayın, minik çilekler görüntü olarak daha güzel oluyor.
Muhallebi ılınınca kremayı da ilave edin, iyice karıştırın. (Miksere gerek yok, tel çırpıcı yeterli olur.)

Kaselere en alta 2 kaşık burçak koyup üzerine bastırın, yan taraflara çilek döşeyip iyice soğumuş muhallebiden dökün. Üzerine bir kat daha eti burçak, muhallebi ve kaba sığıyorsa çilek koyun. En üste burçak ve süslemek için çilek dilimleri ve işte magnolia hazır. Servis etmeden önce birkaç saat buzdolabında dinlendirin. Hatta magnolia dolapta bekledikçe güzelleşiyor. 2.gün kıvamı iyice oturmuş oluyor. Sabredebiliyorsanız beklemenizi öneririm!

17 Şubat 2016

Hamileler kamu malı mıdır? / Sokaktaki teyzecim, lütfen topuklu ayakkabılarıma karışma.

Ya bana hep böyle tipler denk geliyor ya da gerçekten halkımız doğacak her çocuk için kendine söz hakkı düştüğünü sanıyor. Karnım belli olmaya başladığından beri sokakta tanımadığım insanların ve zaman zaman da tanıştığım ama çok yakın olmadığım insanların tepkilerine çok şaşırıyorum. Bunların hepsi olumsuz değil elbette, birçok sevgi dolu tepki de geliyor, harika tavsiyeler alıyorum ama insan bazen de tercihlerine burnunu haddinden çok sokanlara Sorduk mu? demek istiyor. Hamilelik hormonlarını hafife almayın! Dünyaya bir melek getirecek olabilirim ama kendim bir melek değilim.


Öncelikle şaşırdığım şeylerden biri insanların gülümsemesi oldu. İş yerinde, sokakta tanımadığım insanlar karnımı fark edince gülümsüyor. Kuralları ben koymadım ama özellikle İstanbul'da yaşıyorsanız insanlar tanımadıklarına gülümsemez. Haliyle ben de (aşırı yabani bir insan olduğumdan değil ama) bu gülümsemelere karşılık verirken başlarda zorlandım. Çünkü evet, siz beni karşıdan bir anlığına görüp gülümseyiveriyorsunuz ama ben 24 saat sürekli kendimle yaşadığım için her an %100 konsantrasyonla hamileliğimin bilincinde değilim. Biri bana gülümseyince aklımdan şöle şeyler geçiyor: "Ne oldu? Ne var? Bana mı gülümsüyor, arkamdaki birine mi? Karşılık vermeli miyim? Aaaay tamam, anlaşıldı." Bu sırada gülümseyen kişi çoktaaaan yanımdan yürüyüp gitmiş olabiliyor. Bu durumla ilgili kesinlikle bir şikayetim yok. Ne güzel, toplumumuz kadınların milyonlarca yıldır hiç durmadan doğurmasına rağmen hala bu durumu coşkuyla karşılıyor ama ben durumu algılayana kadar iş işten geçtiği için aynı nezaketle karşılık veremiyorum ve muhtemelen gülümseyen insan benim ne kadar da kaba bir insan olduğumu düşünüyor. Bön bön suratına baktığım herkesten özür dilerim, sevgi dolu bakışlarınıza teşekkür ederim :)


İlk şoku ise bana sokaktaki bir teyze yaşattı. Henüz 4-5 aylık hamileyken, yani aslında karnım çok da büyük değilken bir teyze Aaa kızım hamile misin sen? dedi, Evet diyip gülümsedim. (Ben de gülümsüyorum bazen.) Buz gibi bir şekilde Ee o zaman ayağındaki bu topuklular nedir? dedi. Valla böyle dedi. Ayağımdaki de stiletto filan değil, (onu giyene de kimse karışmasın tabii) kalın, birkaç santim topuklu botlar. Ben gayet rahatım dedim, Seni bilmem de, bebeğin rahat olduğuna çok şüpheliyim. dedi. Ve ben bunun üzerine teyzeye hiçbir şey söyleyemedim, Sorduk mu? diyemedim, öylece kalakaldım. Çünkü terbiyeli olacağız, büyüklere saygısızlık etmeyeceğiz. E hiç tanımadığım teyzenin beni bir dövmediği kaldı, o ne olacak? Karnımdaki bebeğe Hakkını yedirme, haksızlıklara karşı diren diye nutuklar atıyorum, al yavrum, annen yediği firça karşısında anca öylece baktı dış kapının mandalı teyzeye.



Diğer hayret ettiğim konu da dokunma konusu. Bunu söylüyorlardı ama yine de yaşayınca şaşırdım. Genelde dokunmakla ilgili sorunum yoktur. İnsanlara sarılırım, öperim ama birinin pat diye elini karnıma koymasına alışamadım. Ailemin, arkadaşlarımın ellerini karnıma koyması beni hiç rahatsız etmiyor, hatta onlarla bunu paylaştığım için çok mutlu oluyorum, kendim alıp ellerini karnıma koyuyorum. Ama normalde elini karnımda gezdirmeyi bırak, omzuma kolunu atsa garip olacak biri bunu yapmaktan hiç çekinmeyebiliyor. Elini birden karnıma koyuyor ve sohbete devam ediyor. Tamam anlıyorum, sen orada beni değil, bebeği seviyorsun da, dokunduğun yer de benim vücudum. Zaten zor hareket ediyorum, beni niye yan taraftan uzanıp bir şey alıyormuş gibi yaparak poziyonumu değiştirmek zorunda bırakıyorsun :)


Restoranlarda "Size şarap sormuyorum"lar (O gün belki 1 kadeh içeceğim, doktor musun, bana neden kendimi kötü hissettiriyorsun?), "Ama tatlıya dikkat edin, fazla yemeyin"ler (Bir sen akıllısın, ben bunu hiç düşünememiştim) ve daha neler neler. Herkesin söyleyecek ne çok lafı var.


Nüfusumuzu +1 arttıracak olmamla bu kadar ilgili bir toplumun tuvalet sırasında da aynı hassasiyeti göstereceğini düşünürsünüz, değil mi? 7. ayımı bitirdiğim şu günlerde Ikea'da 20 kişilik tuvalet sırası bekledim. Benim beklemekten hiç şikayetim yok. Kendimi buna göre ayarlamam gerektiğini biliyorum ve kesinlikle hamile torpili istemiyorum ama her konuda fikir beyan ederkenki interaktiflik böyle zamanlarda nereye kaçıyor, merak etmemek mümkün değil.

Sevgili dünya ve teyzeler, ben bu çocuğu kendime, eşime ve ailelerimize yapıyorum. Elbette gönül ister ki yavrum NASA'larda çalışsın, bir gün dünyaya çarparak insanlığın sonunu getirecek meteoru durdursun ve milli bir kahraman olsun. Ama yine de bu çocuk böyle bir şeyler yapıp topluma mal olana kadar rica ediyorum kendinizde şu bebeğe ve anasına karışma hakkı görmeyin. Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik, bu saatten sonra bana Sorduk mu? dedirtmeyin.

Sevgiler,

Ayşe

8 Şubat 2016

Hamilelikte rüküşlük kader değil! :) - Devleşen göbekle giyinme tavsiyeleri

Sanıyorum böyle düşünen sadece ben değilimdir. Hamileliğin ilk birkaç ayından sonra normal kıyafetler olmamaya başlayıp da, hamile kıyafeti arayışına girince başıma geleceklerden habersizdim. Başta karamsarlığa kapıldıysam da metanetle ve çok harcama yapmadan konunun altından kalktım. Kendimce kırolaşmadan, daha önce giydiklerimden gezegenler kadar uzağa gitmeden 7. ayımı bitirmeyi başardım :) Bu konuda benim gibi hissedenler için, (o iş nasıl olacaksa) nine olacak yaştaki hamileleri hedeflermiş gibi görünen hamile kıyafet pazarından sıyrılıp doğru şeyleri bulmaya giden maceralı yoldaki kendi tecrübelerimi yazmak istedim.

Öncelikle ben hamileliğimi kış aylarında geçirdiğim için bunun birkaç avantajını yaşadım ama eminim ki yaz aylarında hamile olanların da bol elbiseler sayesinde tek parça giyinip fazla üzerinde düşünmeden konudan kurtulma şansları oluyordur. Soğuk ayların en büyük avantajı şu: Eğer zaten çok dar şeyler giyen biri değilseniz eski kazaklarınızı, hırkalarınızı, hatta belden kesimli olmayan elbiselerinizi uzunca bir süre rahatça kullanmaya devam edebileceksiniz. Ama elbette belli bir noktada pantolonların beli sıkıyor, montların önü kapanmıyor, uzun çoraplarla rahat edemiyorsunuz ve alışveriş yolları görünüyor.

Günlük kıyafetler:

İşte bu noktada eğlenceye hazırlanın. İnternette dolaştığımda gördüğüm hamilelik modası şöyle bir şeydi: Allı güllü, dantelli ve üzerinde hiç de komik olmayan yazılar ya da bir leyleğin bebek getirmesi vs gibi çizimler olan şeyler. Ve fiyatlar da normalde böyle bir kıyafete asla ödemek istemeyeceğiniz kadar yüksek. Gebe, Ebru Maternity gibi karşınıza (özellikle Trendyol ve Markafoni gibi yerlerde) sık sık çıkacak markalarda bunların örneklerini göreceksiniz. Elbette konu giyim olunca her şey tamamen zevk meselesi. Birilerinin tercihi de bu yönde oluyor demek ki. Ama benim aklım almıyor: şu bluzu birileri gerçekten üretmiş, birileri yanındaki yazıları yazmış, bana da ekrana bakakalmak kalmış. Hangover, mizahi duyguların coşması, tshirt'ün şahane tasarımı..



Sonra H&M'in hamile koleksiyonu olduğunun farkına vardım ve normalde de temel parçalar için çok sevdiğim H&M bir kurtarıcı olarak yardımıma yetişti. Hamileliğim boyunca kullandığım birkaç parça eşyanın tamamını oradan, hem de oldukça uygun fiyatlara aldım. Özellikle kot almak için çok güzel seçenekler bulabilirsiniz. Mont, 2 kot, siyah bir tayt ve siyah bir mini eteği H&M'in hamile reyonundan aldım. Penti'den birkaç farklı renk hamile çorabı da alınca başka kıyafete ihtiyacım kalmadı.Tüm hamileliği bunlarla geçirdim, hala geçirmeye devam ediyorum. Eski kışlık elbiselerimin dar olmayanlarının çoğunu hala kullanabiliyorum, onun da çok avantajı oldu.

H&M'de söyle şeyler var ve ben hayatımı böyle geçirebilirim:



Elbette ihtiyaçlarınız kilo durumuna göre değişecek ama önerim en baştan "şu da güzelmiş, bu da güzelmiş" diyerek saldırmamak ve ihtiyacınız ortaya çıktıkça bir şeyler almanız yönünde. Bir tarz da belirlemeye çalışabilirsiniz. Ben işimi çok kolaylaştıracağını tahmin edip, hamileler için olmayan, bedeni normal bedenimden 1 beden büyük farklı renklerde birkaç tshirt aldım (Yaşasın İzmir Bostanlı pazarı!) ve aylardır kotların üzerine bir hırkayla çok rahat kullanıyorum. Aynı şekilde siyah, beli lastikli eteği de üzerine t-shirt ya da gerektiğinde daha şık üstlerle kullandım. Normalde de zaten böyle giyiniyordum, aynı şekilde giyinmeye devam edebilmek beni mutlu ediyor. Tabii benim en büyük şanslarımdan biri işe kot-tshirt gidebilmek oldu. Hafta sonu ve hafta içi için farklı kıyafetlere ihtiyacım olmadı.

Yapılacak diğer bir şey ise, zaten gözden çıkardığınız pantolonlarınız varsa onları terziye götürüp belini lastikliye çevirmek. Ben pantolonlarıma kıyamadım :) Peki önceden çok daha fazla seçenekle giyinirken bu kadar az parçayı aylarca kullanmak nasıl oluyor? Aslına bakarsanız çok da rahat ve kolay oluyormuş. Ne giyeceğim diye düşünme derdi de olmuyor. Kilit noktalardan biri de şu: Yaşasın aksesuarların gücü! Takılar ve şallar kıyafetlerin havasını kolayca değiştirmeye yetiyor. Diğer bir kilit nokta: Sade kalın, özellikle büyük desenlere mesafeli yaklaşın. İlham almak için Pinterest'te gezinebilirsiniz. (Ne de olsa hamileyken hepimiz Blake Lively kadar muhteşem görünüyoruz!)


Uyku ve ev giyimi: 

En rahat olmanız gereken alan burası. Ev için eşofmanlar ve uyurken rahat etmek için beli sıkmayan pijamalar. Ben hamile olduğumu öğrenince her zaman ev kıyafetlerimi ve pijamalarımı aldığım Oysho'ya gidip, bütün hamileliğim boyunca kullanırım sanarak normal bedenimden bir beden büyük bir pijama takımı almıştım ama dördüncü aydan itibaren büyüyen göbeğim pijama altlarını giymeme izin vermedi, o sırada daha 3 kilo bile almamıştım! Şans eseri rastladığım Lyn Devon markasının pijamalarından çok memnunum. Rahatlıkla tavsiye ederim. Abartılı ve kıro olmayan, üzerinde fiyonklar, fırfırlar ve bebek resimleri olmayan, düz şeyler bulabilirsiniz.

Kırk yılda bir fırsat ayağıma gelmiş, şöyle giyinip de evde koltuğa yerleşemedim..


Doğumda hastanede giyilecekler:

Vee gerçek kabus doğumda hastaneye götürmek için ihtiyaç duyacağınız "lohusa gecelik ve sabahlığı" ile başlayacak! Kendinizi Fatih'teki abiye vitrinlerinin fantastik dünyasında hissetmeye hazırlanın! Sanki sadece çok korkunç şeylerin üretimine izin verilmiş, izin verilen renkler de sadece beyaz, mavi ve pembe. Bol bol saten, dantel ve fırfır görmek mümkün. Fiyatlar da gerçekten yüksek. Kendi zevkimden şüphe ettim. Rahat ve dantel vs içermeyen, nine geceliğine benzemeyen bir şeyler bulmak bu kadar mı zor diye şaşkınlık içinde internet sitelerini gezdikten sonra o süslü içli dışlı takımlardan alamayacağıma, alsam da giyemeyeceğime karar verdim. Oysho ve Chakra'dan hamileler için olmayan, oldukça sade ve zevkime uygun 2 sabahlık aldım, ikisi de sonradan rahatlıkla kullanabileceğim şeyler. Gecelik olarak da düz renkli, pamuklu, askısı çıkabilen ve beyaz olmayan 2 gecelik alacağım. Hala bakınmaya devam ediyorum. (Hastanede pijamadansa geceliğin daha rahat olacağı söyleniyor ve okuduğum kadarıyla yanınıza 2'şer gecelik ve sabahlık almanız öneriliyor.)




Sütyen problemi:

İlk aylardan itibaren göğüsleriniz severek kullandığınız sütyenlerinize sığmamaya başlayacak, zaten hamilelikte altı balenli sütyenler de önerilmiyor. Belki de yıllardır balene alıştığımdan ya da tam ne alacağımı bulamadığımdan şimdiye kadarki tercihlerimden çok da memnun olduğumu söyleyemem. Malesef öneride bulunamıyorum.

Abiye?

Yaşasın, son gittiğim düğün hamileliğimin 3. ayındaydı ve onun sonrasında bir daha gece elbisesi giymem gerekmedi. Hem dünyanın parasını verilecek, hem de bir daha giyilmeyecek. Ya da dolaptaki uzun elbiselerden biri altından ayakkabılar görünecek şekilde giyilecek. Çok şükür (önümüzdeki 2 ay birileri aniden evlenmeye kalkmazsa) başıma bunlar gelmeden bu kısmı atlattım. Abiye alışverişi yapacaklara kolaylıklar diliyorum. Ben olsam her zaman giyilebilecek upuzun düz renkli bir elbise alır ve elbiseyi sonradan kısalttırıp giymeye devam ederdim. Angelina'nın şu efsanevi elbisesi gibi. Eminim o da kısaltıp kullanmaya devam ediyordur! :)


Bu konudaki engin tecrübe ve görüşlerim de bu şekildeydi. Herkes istediğini giyerek bebeğini sağlıkla kucağına alsın, önemli olan da bu :) (Birileri yukarıdaki pijama takımlarını beğenir ve bana çemkirir diye korktum, böyle bağladım!)

2 Şubat 2016

88. Oscar ödülleri

Benim için yılın en güzel zamanlarından biri Oscar adaylıklarının açıklanmasıyla ödül gecesi arasında geçen günler. Oscar'a ve kriterlerinin objektifliğine sayıp sövmelerimiz hiç bitmese de, yine de sinema dünyasının en büyülü gecesi kesinlikle bu. Ben de maratona girip tüm adayları izlemeye, kendi tahminlerimi çıkartmaya, sonra da burada her sene olduğu gibi geleneksel Oscar yazısı yazmaya bayılıyorum. Bu seneki tören beni çok heyecanlandırıyor. Filmleri çok da sevmediğim ya da kazanacakların önceden kolayca tahmin edilebileceği senelerde böyle heyecanlanmıyorum ama bu sene rekabet yüksek, her şey olabilir! Bilmeyenler olabilir, ben 4 yıldır Digiturk'te film ve dizi alımlarında çalışıyorum, yani bir yandan işim bu :) Töreni 28 Şubat gecesi canlı ya da ertesi gün tekrarıyla Digitürk'te seyredebilirsiniz. Hatta bonus olarak Şubat ayı boyunca geçtiğimiz yılların Oscar adaylık ve ödül sahibi filmlerini de Moviemax Oscars kanalında seyredebilirsiniz. Haydi o zaman tahminlere başlıyorum. (Geçen senelerde olduğu gibi ben kim alsın diyorum kırmızı, bence kime gidecek mavi. İki tahmin aynıysa mavi)

En İyi Film: 


























The Big Short
Bridge of Spies
Brooklyn
Mad Max: Fury Road
The Martian
The Revenant
Room
Spotlight

The Revenant bana göre yılın filmi ve bu ödülü alması gerekiyor. Bu kategorideki adayların tamamı başarılı, sadece bana kalsa The Martian'ı buraya almazdım. Filmi sevdim ama yılın en iyi filmlerinden de değil. Spotlight, konusu itibariyle ödül törenlerinde günah çıkartmayı çok seven Amerika'nın beklenmedik sürprizi olabilir diye korkuyorum. (Film, gerçek hikaye uyarlaması. Büyük bir skandala dönüşen, Katolik kilisesindeki çocuk tacizlerini anlatıyor.) Spotlight'a giderse The Revenant'a yazık olur. The Big Short, Mad Max, Bridge of Spies tamamı çok sağlam filmler olsa da bence The Revenant bariz şekilde önde.

En İyi Erkek Oyuncu: 




Leonardo DiCaprio - The Revenant
Michael Fassbender - Steve Jobs
Eddie Redmayne - The Danish Girl
Bryan Cranston - Trumbo
Matt Damon - The Martian

En heyecanlı kategori bu. Leo'nun derdi yıllardır hepimizi gerdi. Yıllar boyu 6 Oscar adaylığı alıp, hep eli boş dönen Leo artık bu sefer de ödül alamazsa "Daha benden ne istiyorsunuz!!!" diye bağırıp çağırabilir. Altın Küre'lere ve senelerdir Oscar'ın habercisi olarak düşünülen SAG ödüllerine dayanarak söyleyebiliriz ki bu sene bu iş galiba olacak Leo. The Revenant'taki performansı muhteşem. Ben izlemeye doyamadım, 2. kez zevkle izledim. Leo her rolün altından başarıyla kalkıyor, yıllardır bu piyasada, hep iyi yönetmenlerle çalışıp, en iyi işlerde yer alıyor. Sen benim kalbimin Oscar sahibisin Leo. Eddie ya da Fassbender yüzünden geceleri uykun kaçıyor olabilir. Eddie sen de biraz sabırlı ol. Zaten geçen sene aldın Oscar'ı. Bu yaşta iki sene üst üste ödül biraz fazla olmaz mı? Şaka bir yana, The Danish Girl'de Eddie Redmayne yıllar boyu konuşulacak, derslerde okutulacak bir iş çıkartıyor. Böyle baskın bir başrol olduğunda filmlerin başına genelde geldiği gibi, film Eddie'nin gölgesinde kalmış, The Danish Girl'ü adaylıklarda görmüyoruz. Peki Amerika'nın senelerdir Matt Damon'ı savaştan, uzaydan vs (çılgınca büyük bütçeli) filmlerle kurtarma çabaları? Şu aşağıdaki tablo durumu çok güzel özetliyor. Matt Damon biraz evde otursa herkes için daha hayırlı olacak. Herkes yolu açsın, Leo geliyor.



En İyi Kadın Oyuncu:  



Cate Blanchett - Carol
Brie Larson - Room
Jennifer Lawrence - Joy
Charlotte Rampling - 45 Years
Saoirse Ronan - Brooklyn

Bu senenin kaybedeni Carol olacak gibi görünüyor. Film için çok yüksek beklentiler vardı ama Cate Blanchett bile Oscar öncesi ödül törenlerinden hep eli boş döndü. Senenin sürprizi ise yeni bir isim olan Brie Larson. Kendisini daha önce filmlerde görmüştük ama daha önce bu kadar başarılı bir yapımda yer almamıştı. Room'daki performansına hayran kalmamak mümkün değil, Bence bu senenin hak edeni o. Saoirse Ronan bu senenin diğer kuvvetli adayı ama açıkçası Brooklyn'de ne filmden ne de Ronan'ın oyunculuğundan pek de etkilenmedim. Jennifer Lawrence ise biliyoruz ki Amerika'nın çok sevdiği bir isim. Joy'da canlandırdığı Erin Brokovich tarzı bu rol de yine Amerika'da çok sevilen türde bir hikaye. O yüzden Jennifer Lawrence'ı senelerdir tutturduğu ve itiraf edelim çok da başarılı olduğu yarı deli, gözü kara kadın rolüyle (aynı American Hustle ve Silver Linings Playbook'ta olduğu gibi) bu sene ödül alırken görebiliriz. Benim gönlüm Brie Larson'dan yana. Komedi ve Dram kategorilerinin ayrı ayrı ödüllendirildiği Altın Küre'de ikisinin de En İyi Kadın Oyuncu ödülü aldığını da belirteyim.

En İyi Yönetmen:


Adam Mckay - The Big Short
George Miller - Mad Max: Fury Road
Alejandro G Inarritu - The Revenant
Lenny Abrahamson - Room
Tom McCarthy - Spotlight

Bu kategoride sürpriz olursa şaşırırım. Inarritu'ya artık rahatlıkla çağımızın dahi çocuğu diyebiliriz, The Revenant da onun başyapıtı. Geçen sene benim hiç bayılmadığım Birdman ile En İyi Yönetmen dahil 3 Oscar'ı almıştı. Bu sene de benzer bir tabloya kendimizi hazırlayalım.


En İyi yardımcı Erkek Oyuncu: 




Christian Bale - The Big Short
Tom Hardy - The Revenant
Mark Ruffalo - Spotlight
Mark Rylance - Bridge of Spies
Sylvester Stallone - Creed

Bu kategori bence senenin en renksiz kategorisi. Kimsenin çok öne çıktığını düşünmüyorum.Creed'i izlemedim, galiba izlemeyeceğim de. Sylvester Stallone'un Oscar'lı bir oyuncu olmasına içim el vermiyor. 500 yıldır piyasada ve evet Rocky filmlerini hepimiz severiz ama ayının kırk türküsü varmış, kırkı da armut üstüne. Creed de bir boks filmi ve üzgünüm, bence Stallone buraya ait değil. Christian Bale'i her zaman olduğu gibi başarılı buldum ama Oscar'lık performans mı emin değilim. Mark Ruffalo için de fikrim aynı şekilde.


En İyi yardımcı Kadın Oyuncu: 



Jennifer Jason Leigh - The Hateful Eight
Rooney Mara - Carol
Rachel McAdams - Spotlight
Alicia Vikander - The Danish Girl
Kate Winslet - Steve Jobs

Açıkçası Carol'ı izleyene kadar Rooney Mara'nın çok da kayda değer bir oyuncu olduğunu düşünmüyordum. Bence bu filmle kendini aşmış, rüştünü ispatlamış. Yine de içimden bir ses ödül Kate Winslet'a gidecek diyor. Burada asıl dikkate değer isim Alicia Vikander. Birkaç senedir sessiz ve derinden geliyor. Hala adını pek de bilen yok ama bu yıl iki ayrı filmle (Ex Machina ve The Danish Girl) ödüller dünyasında dolaşıyor. A Royal Affair'den beri gözüm üzerinde, bence önümüzdeki yıllarda adını daha çok duyacağız. Birçok ankette favori olmasına ve aslında ödülü hak etmesine rağmen bu İsveçli oyuncuya henüz Oscar vermezler diye düşünüyorum.


En İyi Sinematografi: 



Carol
Hateful Eight
Mad Max: Fury Road
The Revenant
Sicario

Mad Max biraz harcanmış olacak ama bence ödül The Revenant'ın.


En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı:




Mad Max: Fury Road
The 100-year-old Man Who Climbed Out of the Window and Diasappeared
The Revenant

Hadi bunu Mad Max'e verelim. 100 year-old Man'i burada görmek beni şaşırttı ve sevindirdi. Digitürk'te yayınladığımız İsveç yapımı tatlı bir filmdir. Fırsat bulursanız izleyin. Aslına bakarsanız makyaj ve saç için öne çıktığını fark etmemiştim.

En İyi Kostüm: 
Carol
Cinderella
The Danish Girl
Mad Max: Fury Road
The Revenant

Bunu da Mad Max alır diye düşünüyorum. Carol ve The Danish Girl ise bence en az Mad Max kadar ödülü hak ediyorlar.

En İyi Animasyon Filmi: 
Anomalisa
Inside Out
Shaun the Sheep
Boy and the Wild
When Marnie Was There

Diğer filmleri kategoriyi doldurmak için koymuşlar gibi. Bence Inside Out'un yanında kimsenin şansı yok.


En İyi Görsel Efekt: 



Ex Machina
Mad Max: Fury Road
The Martian
The Revenant
Star Wars: The Force Awakens

Burada her şey olabilir. Bu sene görsel olarak çook kuvvetli filmler izledik. Mad Max, The Martian, Ex Machina, ödülü kim alsa şaşırmam.


En İyi Yabancı Film: 



Embrace of the Serpant
Mustang
Son of Saul
Theeb
A War

En sevdiğim kategorilerden biri bu ve bu sene biraz duygusal davranıyorum. Tüm işaretler Macaristan'ın adayı Son of Saul'u gösteriyor. Mustang biliyorsunuz Fransa doğumlu, Türk bir yönetmenin filmi. Film Türkiye'de geçiyor ve dili tamamen Türkçe ama Oscar'larda Fransa adına yarışıyor. Filmi sadece Türk filmi diye desteklemiyorum, çok çok iyi. Ödülü alsa çok sevinirim, bence hak etmediğini de çıkıp kimse söylemez. Biz de yine tanımadığımız, filmlerini sinemada izleyip de 3 kuruş katkıda bulunmadığımız bir yönetmenin başarılarıyla gurur duyarız. Film neden Türkiye adına yarışmıyor diye merak eden varsa: Film Oscar'larda Türkiye'yi temsil etmek için başvurmuş ama onun yerine Sivas filmi aday olarak belirlenmişti. Fransa-Türkiye ortak yapımı olduğu için yönetmen Fransa adına da başvuru yaptı ve Fransa Mustang'i Oscar'a göndermeye karar verdi. 


En İyi Uyarlama Senaryo: 



The Big Short
Brooklyn
Carol
The Martian
Room

Senaryoların hepsi iyiydi ama The Big Short alır. The Martian'a giderse çok şaşırmam. Aslında hangisine giderse gitsin çok da sürpriz olmaycak.

En İyi Orijinal Senaryo: 



Bridge of Spies
Ex Machina
Inside Out
Spotlight
Straight Outta Compton

En iyi film kategorisinde bahsettiğim sebeplerden dolayı Spotlight alır diye düşünüyorum, ki senaryo hakikaten iyi. Bence Inside Out alsın ama biliyoruz ki animasyona vermezler. Daha önce bu dalda aday olmuş animasyonlar var ama kazanan yok. Keşke olsa da sevinsek.


İşte bu seneki tahminlerim böyle. 28 Şubat gecesi eğlenceli bir tören izleyeceğiz gibi görünüyor. Sonrasında da geri dönüp hangi tahminler tutmuş bakacağım :)

25 Ocak 2016

Bir hamilelik paranoyası: Çatlamak ya da çatlamamak

Söylemeye biraz çekiniyorum ama hamileliğin en başından beri beni en çok endişelendiren şeylerden biri çatlaklar oldu. İnsan bir yandan endişe etse de diğer yandan kendine kızıyor. Bin tane şey ters gidebilir, ne sağlık sorunları var, aklı başında bir insan en azından midem bulanacak mı diye korkar, sen çatlar mıyım diye korkuyorsun. Ki bir de hayatı boyunca kilosuna, yediğine içtiğine çok dikkat etmiş, fit kalmak için sporunu ihmal etmemiş bir insan olsam neyse. Yemek yemeyi her zaman o kadar sevdim ki, kendimi 3 gün tutup birkaç kilo vereceğime, o çok sevdiğim hamur işlerini yemeyi tercih ettim. Pişman da değilim, ne yalan söyleyeyim. Ben böyle daha mutluyum. Spordan ise bahsetmeyelim. Her zaman kendime göre daha mühim işlerim oldu. Örgü örmek, izlenecek filmler, mutfakta denenecekler... Bende bahane bitmez:) Artık iyice eminim, bu içten gelen bir şey, olmayınca olmuyor. 33 yaşındayım ve çok bayılmasa da iradeli şekilde kendini spora sürükleyen biri olmayacağım artık belli oldu. Kilo almak ise çatlaklar kadar korkutmuyor. Sanırım çatlakların geri dönüşü olmadığı için bu kadar korkuyorum. Kilo bir şekilde verilir diye düşünüyorum.

Sonuç olarak bebek beklediğimi öğrenir öğrenmez kozmetik dünyasına sığındım. Bu konuda orduların ilk hedefi olan Mustela ve Lierac kremlerden edindim. Daha sonra annemin kendi hazırladığı ve şu ana kadar bin türlü konuda işimize yarayan balmumu ve zeytinyağı kremini de kullanmaya başladım. Şimdi ben böyle söyleyince sanmayın ki ben aylardır gece gündüz askeri disiplinle kendimi bu kremlere buluyorum. Hiçbir şeyi düzenli şekilde, aksatmadan yapamayan biriyim. 3 gün sürüyorsam 2 gün ihmal ediyorum. Genelde banyodan sonra zeytinyağlı kremi, gün içinde de Lierac'ı sürmeye çalışıyorum. En çok balmumu-zeytinyağı kremimin hissini seviyorum. Bunu evde kendiniz yapabilirsiniz, internette reçeteler var. Bazen bloglarda görüyorum, ayda 1-2 kutu bitirenler oluyormuş, ben galiba bu konuda biraz cimri çıktım. 6. ayımı tamamladım, daha 3 tüp kremi bitiremedim.




Çatlaklar konusunda okudukça kremlenmeyi iyice savsaklamaya başladım galiba. Çünkü o kadar oku oku oku geldiğim nokta şu oldu: Kremlere istediğin kadar para dök, istersen günde 5 kez sür, derinin cinsine göre çatlayacağın varsa çatlayacaksın. Annen, ablan, teyzen yani ailendeki kadınlar çatlamışsa muhtemelen çatlayacaksın. (Ben anneme göre çok ileri bir yaşta hamile kaldığım için annem referans kabul edilebilir mi emin değilim. O 22 yaşında bana hamileymiş, ben 33 'üm.) Çok kilo almadın, göbeğin aşırı büyümedi bile, yine de çatlayacağın varsa çatlayacaksın. Kimi de hiç krem sürmemesine, 35 kilo almasına, göbeği aynı anda sekiz bebeğe hamileymiş gibi görünmesine rağmen çatlamayacak. Yani konu büyük oranda genetik faktörlere bağlı ve müdahale ederek pek de değiştirebileceğimiz bir şey yok. İşte hayatın acımasız bir gerçeğiyle daha karşı karşıyayız.

Yine de sonradan pişman olmamak ve acaba önleyebilir miydim dememek için şunları yapmakta fayda var: Her gün bol bol su içilecek, kremler günlük olarak sürülecek, ani kilo almamaya çalışılacak. Kremler de çatlaklara mani olmasa bile en kötü karında gerilmeye bağlı kaşıntılar oluyorsa ona iyi gelir. 

Aşağıda görebilirsiniz, Julia Roberts, Cindy Crawford gibi sadece bu konuya milyon dolarlar harcayacak kadınlar bile çatlamış. Bir şeyler yapılabiliyor olsaydı yaparlardı herhalde, değil mi? Yine de gururla bikinileri giymişler. Ne yapalım, belki biz de böyle oluruz. (Magazin bilgisi: Cindy Crawford 66 doğumlu, ilk çocuğunu 33 yaşında, ikinciyi 35 yaşında doğurmuş, şu an 50 yaşında. Julia Roberts 67 doğumlu, 37 yaşında ikizlerini, 39 yaşında 3 çocuğunu doğurmuş, şu an 49 yaşında.)

Düşündüm de 50 yaşında böyle olursam dua edeyim bence.

Yine de sizin mucize formülleriniz varsa, ben genetiği yendim, ailemde kadınlar çatlamış ama ben bunu bunu yaptım hiç çatlamadım diyorsanız tavsiyelerinizi yazarsanız vatana millete hayırlı bir evlat olmuş, bir kamu hizmetinde bulunmuş olursunuz. 




21 Ocak 2016

Panik yok! Hamileyken grip/soğuk algınlığı (Bir nevi survivor)

Günler çok çabuk geçiyor ve ben 28. haftayı bitirdim, kaldı 12 hafta. Artık son trimestirdeyim ve her şey yolunda ama geçtiğimiz 2 hafta boyunca çok felaket bir grip geçirdim. Normalde de bünyem sağlamdır, yatağa düşüren gripler geçirdiğim çok nadirdir, o yüzden böyle ağır bir grip geçirince iyice elim ayağıma dolaştı. Özellikle ateşle nasıl baş edeceğimi şaşırdım. Domuz gribinden şüphelendiler ama değilmiş. Hayatımda ilk kez acile gidip serum aldım. Neyse ki sonunda ateşim düştü ve hayatıma kaldığım yerden devam etmeye başladım. Öksürükle ve griple ilgili Instagram'dan çok güzel tavsiyeler geldi. Birçoğunu uyguladım, çok faydalarını gördüm. Ama sanırım serum ve tablet olarak Parol almasaydım ateşim düşmeyecekti. İlaç almaya çok karşı geldiysem de 39 derece ateşle günler geçirmenin pek faydalı olmayacağı konusunda sonunda ikna oldum. Yine de tabii ki hamilelikte her ne kadar bazı ilaçlar güvenli sayılsa da doktorunuza sormadan kendi kendinize asla ilaç almayın. (Çok sorumluluk sahibi bir blogger olduğumu belli ettikten sonra artık devam edebilirim.)

Belki birilerinin işine yarar diye gelen tavsiyelerden uyguladıklarım birkaçını burada toparlıyorum. Bana tavsiye gönderen herkese tekrar teşekkürler. Griple ve soğuk algınlığıyla baş etmede bir numaralı arkadaşlarınız zencefil ve bal olabilir. Burada dikkat edilmesi gereken şey, nasıl olsa ilaç kullanmıyorum diyerek bitki çaylarını sınırsız tüketilmemesi gerektiği. Bu ev formüllerini de doktorunuza sormadan uygulamayın lütfen.



Grip için:
-Şu çaydan demleyip günde 1 büyük bardak içtim:
1 elma (Kabukları kalın kalın doğranacak, atılmayacak, dörde bölünecek)
1 çubuk tarçın
1 çay bardağı zencefil (tazesi olursa daha iyi)
4 adet karanfil
2-3 top karabiber (önce beyaz biber kullanıyordum, sonra karabiberin daha etkili olduğunu duyunca ona döndüm)
İsterseniz havlıcan
Bu karışımın üzerine bir büyük kupa kadar su ekleniyor, ocakta kaynıyor. Biraz ılındıktan sonra üzerine birkaç damla limon ve bal ilave ederek içiliyor.

-Yarım çay bardağı pekmez üzerine karabiber ekerek shot yapmak.

Öksürük için:

-Ayağa Vicks ile masaj yapıp, üzerine çorap giymek.

- Sırta tentürdiyot sürmek. Bu annemin bizim küçüklüğümüzden beri yaptığı bir şey. Tentürdiyot dökülmüş bir pamukla sırta kafesler çiziliyor (sanki xoxo oynanacakmış gibi), üzerine bir havlu kapatılıyor ve öyle yatıyorsunuz.

-Bir tane siyah turbu üst taraftan kapağını çıkartıp, dolma gibi oyuyorsunuz. Turbun alt tarafına iğne ile delikler açıyor ve içine bal doldurup kapağını kapatarak bir bardağın üzerine oturtuyorsunuz (bardağın dibine koymayın, alt tarafta boşluk kalsın). Bal gece boyunca deliklerden süzülüyor ve bardakta birikiyor. Siz de sabaha bu baldan bir iki kaşık içiyorsunuz. Her gece taze hazırlayıp sabah içebilirsiniz. (Bence en çok işe yarayan formül buydu, tavsiye olarak birkaç ayrı kişiden duydum, hepsine teşekkürler)

Soğanlı, sarımsaklı, deniz kadayıfı, hatta bıldırcın yumurtalı formüller vardı ama onlara sıra gelmeden hastalığı atlattım. Merak edenler instagram hesabımdaki yorumları kontrol edebilir, gerçekten güzel bir kaynak oldu.

Ben sonunda iyileştim, darısı bu tavsiyelere ihtiyaç duyabileceklerin başına. İlaçsız grip atlatmak benim için kendi çapımda survivor şampiyonluğu kazanmak gibi oldu. Kimse acillere gitmesin, serum filan almak zorunda kalmasın. Soğuklar bitene kadar eskimo gibi gezeceğim! 

23 Aralık 2015

Günlük tutmaya başlamak için fırsat: Hamilelik günlüğü!

Hayatım boyunca hep ajandalarım oldu. Ortaokuldan beri her sene mutlaka organizer'lar, ajandalar tutarım, bunu yapmanın da faydasını say say bitiremem. En büyük günlüğüm burası aslında. Neredeyse 10 yıllık günlük : ) Her şeyi 3 günde unuttuğumuz bir tempoda yaşarken, hayatımızı kayıt altına almak bana çok heyecan veriyor. Yazdıklarımı üzerinden zaman geçtikten sonra geri dönüp okumak kadar hoşuma giden pek az şey var. Haliyle hamile olduğumu öğrenince de hemen çok seveceğim bir günlük aramaya başladım. Uzunca süre bakındım, neredeyse kendim scrapbook yapmaya karar vermiştim ki bu harika günlüğü buldum: 40ish Weeks Pregnancy Journal. İsteyenler amazon'dan bulabilir.


Her hafta için çok tatlı ayrıntılar var. Hafta hafta yaşayacağınız değişiklikler çok eğlenceli şekilde anlatılıyor. Doktora giderken unutmamak için sorularınızı not alacağınız alanlar da var.


Birçok soru cevap ve ultrason resimlerini yapıştırmak için yerler var. Benim gibi ajanda delisi birinin kalbini kazandılar. Ben o hafta olan önemli olayları yazıyorum. Yaşadığım fiziksel ya da ruhsal değişikliklerin yanında, ilerde bir gün oğlum okumak isterse o zamanlar hayatımız nasıldı, onu beklerken neler yaptık görsün istiyorum, ülkede neler olup bitiyor, etrafımızdaki insanların başlarına neler geliyor anlatıyorum.



Veee biliyorum herkes yapıyordur ama tüm hamilelere önereceğim şey her hafta aksatmadan düzenli fotoğraf çekilmeleri. Biri sizi üzerinizde aynı kıyafetlerle, mümkünse aynı yerde ve aynı açıdan fotoğraflasın ya da siz bunu ayna karşısında kendiniz yapın. Daha sonra "Bu ne zamandı?" dememek için de mutlaka elinize kaçıncı haftada olduğunuzu belirten bir yazı alın. Bunu karnımın belli olmaya başladığı 15. haftadan beri yapıyoruz ve bana sanki tamamen aynıymışım gibi gelse de fotoğraflara bakınca aradan sadece 1 hafta bile geçmiş olsa aradaki farka inanamıyorum! Bu da bir şekil görüntülü günlük ve sonuna kadar devam ettirebilirsem bu zamana ait saklamaya değer en önemli şeylerden biri olacak.

24. haftayı bitiriyorum, zaman çok çabuk geçiyor! Artık her Pazartesi burada hamilelikle ilgili bahsetmek istediğim bir konuyu yazmaya çalışacağım. Şu an bilgi ve değişiklik bombardımanı altında yaşıyor gibiyim, bunlar havaya uçmasın ve her şeyi hatırlayayım istiyorum.

17 Aralık 2015

Tığ ile amigurumi armut yapımı!

Selam!
Geçenlerde Instagram'da post ettiğim örgü armutun yapımını soran çok olmuştu ben de becerirsem anlatacağımı söylemiştim. Önce şunu söylemeliyim, ilk kez tığ ile bir şeyin yapımını anlatmaya çalışacağım, o nedenle pek iddialı değilim! Özellikle de tığ yapmayı youtube'dan video izleyerek kendi kendime öğrendiğim için Türkçe terimlere çok hakim değilim. Terimlere aşina olmayanlar için yazının içinde linkler de var.





Armutu ilk şurada gördüm, aşık oldum. Beğenip de yapmakla uğraşmak istemeyenler oradan satın alabilir :) Şuradan bulduğum yapım aşamalarını daha büyük bir armut istediğim için kendime göre uyarladım.

Armut için açık yeşil Nako baby ip ve 4 numara tığ kullandım. Aslında daha ince, 3 numara tığ da kullanılabilir. Benim armut oldukça delikli oldu. Siz daha sıkı yapmak isterseniz 3 numara tığ kullanabilirsiniz ama armut boyut olarak biraz daha küçük olacaktır.

Malzemeler:
4 numara tığ
Nako Baby su yeşili ip (elbette şart değil, keyfinize göre seçebilirsiniz)
Çok az miktarda, armut için kullanacağınıza benzer kalınlıkta, açık pembe, siyah, yeşil ve kahverengi ipler.
İçini doldurmak için elyaf
Gözler, yanaklar, ağız, yaprak ve sapı dikmek için yün iğnesi

Armut:
1. sıra: Sihirli Halka içine trabzan yaparak 12 ilmekle başlayın, daireyi kapatın. Sihirli halkanın nasıl yapılacağını bilmiyorsanız buradan öğrenebilirsiniz. (12 ilmek)
2. sıra: Her bir ilmeğe 2 adet trabzanla devam edin, daireyi kapatın. (24 ilmek)
3. sıra: İlk ilmeğe 2 trabzan, daha sonraki 3 ilmeğe birer trabzan yapın, sıranın sonuna kadar aynı şekilde devam edin, daireyi kapatın. (30 ilmek)
4. sıra: Tüm ilmeklere birer trabzan yapın, daireyi kapatın. (30 ilmek)
5. sıra: İlk 2 ilmeğe birer, daha sonraki ilmeğe 2, daha sonraki 2 ilmeğe tekrar birer trabzan yapın, sıranın sonuna kadar aynı şekilde devam edin, daireyi kapatın. (36 ilmek)
6. - 9. sıralar arası: Tüm ilmeklere birer trabzan yapıp daireyi kapatın. 4 sıra boyunca aynı şeyi yapmaya devam edin. (36 ilmek)
10. sıra: İlk ilmeğe 2 trabzan, sonraki 2 ilmeğe birer trabzan yapın, sıranın sonuna kadar aynı şekilde devam edin, daireyi kapatın. (48 ilmek)
11. sıra: İlk ilmeğe 2 trabzan, sonraki 3 ilmeğe birer trabzan yapın, sıranın sonuna kadar aynı şekilde devam edin, daireyi kapatın. (60 ilmek)
12. - 13. sıralar arası: Tüm ilmeklere birer trabzan yapıp daireyi kapatın. (60 ilmek)
14. sıra: İlk ilmeğe 2 trabzan, sonraki 4 ilmeğe birer trabzan yapın, sıranın sonuna kadar aynı şekilde devam edin, daireyi kapatın. (72 ilmek)
15. - 17. sıralar arası: Tüm ilmeklere birer trabzan yapıp daireyi kapatın. (72 ilmek)
18. sıra: Bir tane görünmez azaltma, sonraki 4 ilmeğe birer trabzan, sıranın sonuna kadar aynı şekilde devam edin, daireyi kapatın. (60 ilmek)
19. sıra: Tüm ilmeklere birer trabzan yapıp daireyi kapatın. (60 ilmek)
20. sıra: Bir tane görünmez azaltma, sonraki 3 ilmeğe birer trabzan, sıranın sonuna kadar aynı şekilde devam edin, daireyi kapatın. (48 ilmek)
21. sıra: Tüm ilmeklere birer trabzan yapıp daireyi kapatın. (48 ilmek)
22. sıra: Bir tane görünmez azaltma, sonraki 2 ilmeğe birer trabzan, sıranın sonuna kadar aynı şekilde devam edin, daireyi kapatın. (36 ilmek)
23. sıra: Bir tane görünmez azaltma, sonraki ilmeğe bir trabzan, sıranın sonuna kadar aynı şekilde devam edin, daireyi kapatın. (24 ilmek) Bu aşamada armutunuz artık tamamlanmadan üzere. Altta kalan delikten elyafı doldurun, dilediğiniz şekil ve sertliğe ulaşınca son sıraya geçin.
24. sıra: 6 kez görünmez azaltma ile 12 ilmeğe düşün ve ipi keserek armutun alt kısmını kapatın.

Gözler:
Her bir göz için siyah ip ile sihirli halka içine 8 tane sık iğne yapıp daireyi kapatın.

Yanaklar:
Her bir yanak için pembe ip ile sihirli halka içine 8 tane trabzan yapıp daireyi kapatın.

Ağız:
İğneye siyah ip geçirip yanaklar arasına istediğiniz boyutta ağız yapın, dışarıdan görünmeyecek şekilde düğümleyin.

Yaprak:
Şu linktekini kullanıyorum, Keyfinize göre büyütebilirsiniz.

Sap:
12 zincir üzerine sık iğne geçin.

Son olarak gözler, yanaklar, ağız, sap ve yaprağı armuta dikin.

Anlatmak yapmaktan daha zormuş :) Umarım birilerinin işine yarar!

14 Aralık 2015

Bebeği beklerken nasıl besleniyorum? - daha doğrusu çalışan hamilenin dramı ve pratik yemek çözümleri :)

Bebek beklediğinizi öğendiğiniz anda yeme-içme konusunda oldukça radikal değişiklikler gerekiyor. Ya da benim hayat tarzım bunu gerektirdi, herkes için böyle olmayabilir. Yemeniz gereken şeylerden önce, ilk aşamada neleri hayatınızdan çıkartacağınızı söyleyeyim:

Sushi (çiğ balık kullanılarak yapılan türleri)
Az pişmiş etler (Çok pişmiş olunca bir şeye benzemiyor ki o steak'ler)
Füme ve fermente etler (somon füme, carpaccio'lar, salam-sosis-sucuk dahil)
Pastörize olmayan süt ile yapılmış peynirler (camembert, brie gibi.. Yiyeceğiniz peynirden emin değilseniz internetten hızlıca kontrol edin, ben öyle yapıyorum)
Konserve ya da paketli ton balığı (aslında genel olarak paketli gıdaların tümü)
Dip balıkları (Bunun için de peynirde olduğu gibi internette basit bir aramayla güvenle yiyebileceklerinizi bulabilirsiniz.)
Midye
Günde 1 tane kahve (neyse ki)
Bitki çayları (gaz ya da hastalık gibi bir durumda doktor tavsye etmedikçe)
Rakı, şarap, bira ve tüm çok lezzetli kokteyller :)
Sigarayı söylemeye herhalde gerek yok.

Kabaklı muffin

Ben bu yukarıdakilerden bazılarını ne kadar sık tüketiyormuşum da farkında değilmişim. Her şeyi bir anda kesmek zor oluyor. Kahve ve şarap konusunda arada bir kendime hak tanıyorum. Doğum sonrası hastaneden çıkınca eve giderken yemek için bir yerlere uğrarsam kimse bana kızmasın!

Doktorum 5.ayı bitirene yukarıda saydığım tüketilmemesi gerekenler dışında özellikle bir şey söylemedi. Ben keyfime göre olsa da zaten iyi besleniyordum. Burada kilo almamaya yönelik yemekten değil, sebze ağırlıklı, nereden geldiğini nasıl pişirildiğini bildiğim yemeklerden  bahsediyorum. Yoksa benim mantıdan, makarnadan vs. vazgeçmem mümkün değil. 5.ay (21.hafta) bittikten sonra işler değişti ve oldukça dikkatli ve her gün tüketilmesi gereken besinlerle dolu bir tempoya geçmem gerektiğini öğrendim. Genel olarak sıkıntısız bir hamilelik geçirdiğim için mızırdanmak istemiyorum ama kesin bir şey var ki, yoğun çalışan ve yiyip içeceği her şeyi yardım almadan kendi hazırlayan biri için bu beslenme rutinlerine uymak ciddi hazırlık ve zaman gerektiriyor. 

Her gün alınması gereken besinler:
1 yumurta
2 köfte boyutu kadar et (tavuk ya da balıkla değiştirilebilir, balık haftada 2 seferden fazla tavsiye edilmiyor. İsteyenler eti yumurta ile telafi edebiliyor ama bana 1 yumurta bile çok geliyor. Vejeteryanlar ne yapıyor bilmiyorum.)
4 ünite süt ürünü (1 kibrit kutusu beyaz peynir 1 ünite gibi düşünülebilir. Küçük boy yoğurtlar da aynı şekilde. Bunlarla 4 üniteye varabiliyorsanız ayrıca süte gerek yok)
Günde 3 porsiyon meyve (günün farklı zamanlarına dağılmış halde yani 3 porsiyon bir anda yenmeyecek)
Haftada 2 kez baklagil
Izgara somon & kuru börülce salatası
Ben iş yerinde çıkan yemeklerden uzun süredir çok sıkılmıştım ve yavaş yavaş evden yemek taşımaya başlamıştım. Hamile olduğumu öğrendiğimden beri öğle yemeklerimi evden götürüyorum. Bu da şu demek oluyor: hem öğle, hem akşam yemeği için önceden hazırlık yapılacak. Çok şanslıyım ki mutfakta zaman geçirmeyi seviyorum, yoksa bu iş gerçekten zor olabilirdi. Her Cumartesi sabah Feriköy'de kurulan organik pazara gidip sebze, meyve, peynir, yumurta gibi şeyler için alışveriş yapıyoruz. Bunu herkese tavsiye ederim. Daha önce Migros'tan, Carrefour'dan aldığım şeyler için üzülüyorum, yıllar sonra tadını alarak sebze-meyve yemeye başladık. Fiyat olarak kalabalık bir aile için alışveriş yapmıyorsanız çok da ciddi bir fark yaratmıyor, lezzet bakımından ise fark inanılmaz. Pazara gitmeden o hafta için neler pişireceğimi düşünüp, buna göre bir liste hazırlıyorum. Her pazar akşamı, hafta içi öğlen ve akşamları yenmek üzere aşağıdaki gibi bir menüyü hazırlıyorum:

1 çeşit çorba (Genelde yaptıklarım brokoli, yayla, domates, mercimek)
2 çeşit zeytinyağlı (kereviz, fasulye, pancar, pırasa, enginar, bakla vs.)
1 çeşit etli yemek (patlıcan güveç vs.)
1 çeşit muffin türü fırında pişecek şey (kabaklı muffin, kinoalı muffin vs.)
Ayıklanıp yıkanıp dolapta hazır edilecek bol bol yeşillik

Yumurtayı sevme çalışamaları

Sabah kahvaltısında hafta sonları hariç ekmek yemeyi uzun süre önce bırakmıştım. Son 1 senedir kahvaltım aşağı yukarı şöyleydi: 1 avuç ceviz, 1 dilim beyaz peynir, yarım domates, 1 küçük salatalık, biber, yarım avokado. Artık yumurta yemem gerektiği için sabahları 1 yumurtayı 1 kibrit kutusu kadar peynir ve o günkü keyfime göre biber, yeşillik ya da canım ne isterse onunla birlikte pişirip, 1 dilim ekmekle birlikte yiyorum. Yumurta yemek benim için çok zor ama en kolay çırpılmış yumurtayı yiyebiliyorum, haşlanmış yumurta yemem yakın gelecekte mümkün görünmüyor. 

Kinoa ve kara lahanalı muffin

Öğlen iş yerine 2 çeşit zeytinyağlı, biraz yoğurt, salata malzemesi (yanında limon, avokado, peynir ya da üzerine koymak üzere daha önce haşlanmış mercimek, nohut gibi baklagil), o hafta pişirdiysem muffin ve 2 porsiyon meyve götürüyorum. İşyerinde buzdolabı var, kaplar orada duruyor ama yemekleri ısıtma imkanım yok o yüzden sadece soğuk yenebilecek şeyler götürebiliyorum. Arada ceviz atıştırmaya çalışıyorum.

Peynir sufle
Akşam ise çorba ve etli yemeği yoğurtla birlikte yiyorum. Tabii ki bu yemekler bütün hafta boyunca yetmiyor, yetse de insan günlerce aynı şeyleri yerken biraz sıkılıyor. Pişirdiğim yemekler bittiğinde somon ızgara yanında fırın patates ya da bonfile yanında salata gibi biraz daha pratik çözümlerle hallediyoruz. Hafta sonu genelde zaten dışarda geçiyor. Hafta içi dışarıda yersem de genel olarak bu rutinde kalmaya çalışıyorum.

Chia pudding

Hayatımda bu kadar yemek pişirmedim! Çocuklu hayata antrenman için iyi, çok kolay görünmese de düzene oturtunca yapılabiliyor. Haliyle, bu şekilde bir düzen tutturunca mecburen iyi besleniyorsunuz :) Akşamları yenen dondurmaları ya da mantıcıya gidince 1 porsiyon üzerine tekrar söylenen mantıları saymıyorum, onlar olacak artık. Bu kadar dikkatli olmak ve rastgele yememek için gösterdiğim çaba benim için gerçekten büyük gayret gerektiriyor o yüzden arada yapılan saçmalıklar için hiiiiç vicdan azabı çekmeyeceğim :)