16 Nisan 2007

Capote'yi nasıl bilirdiniz?

Philip Seymour Hoffman'ın 2005 en iyi oyuncu oskarı ve golden globe kaptığı Capote'yi vaktinde seyredemedim diye üzülüyordum. Meğerse hayırlara vesileymiş.

Bir de Toby Jones'lu Infamous'ı yakalayınca, her biri Truman Capote'nin In Cold Blood'ının yazılış hikayesini anlatan bu biyografik filmlerden 2 film birden partisi yaptım kendi kendime.
In Cold Blood'ı okumadım. Filmleri seyrederken okumadığıma aslında memnun oldum, şimdi ilk fırsatta okuyacağım. Kitabı 'Soğukkanlılıkla' olarak Sel Yayınlarından bulabiliyormuşuz.
Truman Capote'yi aslında bilmeyen yok gibidir, özellikle de bu filmlerden sonra herhalde yok.. Ki ne iyi etmişler de çekmişler, daha iyi tanıyalım kendisini.. Farklı, cesur.. Hem de eski zamanlarda, sanki çok daha zormuş gibi gelir bana.

Kimdir o bilmiyorum diyen insanlar bile Audrey Hepburn'lü 'Breakfast at Tiffany's'i mutlaka biliyorlardır. Film Capote'nin aynı isimli romanından uyarlama. Yani dolaylı yoldan aslında tanışıyoruz hepimiz kendisiyle. Holly Golightly bana göre yaratılmış en muhteşem karakterlerden biridir, Moon River ise her dem dinlenesi.
In Cold Blood kitabının yazım aşamasını anlatan filmlerde Capote'nin bir aileyi öldüren iki katilden biriyle yakınlaşması üzerine gidiliyor. Bir gazete haberi üzerine ilgisini çeken bu cinayet hakkında yazmak için küçük bir kasabaya gidiyor ve yazılış hikayesi böylece başlamış oluyor.
Capote matrak bir gay. Hem de filmlerin 60larda geçmesi göz önüne alınırsa oldukça cesur çıkışları ve kimliğini gizlemek bir tarafa dursun, kendi ve etrafıyla olabildiğinde bir alaycı halleri şaşırtıcı. Şalları, uzun paltoları ve mimikleri ile tamamen "unique" bir duruşu var. Humprey Bogart'tan Marilyn Monroe'ya kadar uzanan geniş arkadaş çevresi ile ilgili anılarını anlatmaya bayılıyor ve Humprey Bogart'ı bilek güreşinde yendiğini iddia ediyor. Duyanlar inanamıyor! Her şey bu kadar güllük gülistanlık değil, bunları da filmi seyrettikçe görüyoruz. Capote'nin berbat bir çocukluk geçirmiş olmasının etkileri üstüne basa basa işlenmiş.


Infamous'ı duyduğum zaman -ki umuyorum bunu ünsüz diye çevirmeye kalkışmazlar- başrol oyuncusu oskar almış biyografik bir filmle tamamen aynı konuya ve aynı zaman dilimine eğilen bir film yapmak nasıl bir cesarettir diye düşünmüştüm. Sonradan öğrendiğime göre aslında yapım aşamaları aynı dönemde başlamış, fakat Capote, Infamous'tan daha hızlı yaşama geçirilmiş. Böylece de aslında Infamous'a yazık olmuş. Filmlerle ilgili söylenecek çok fazla şey var, ben girmiyorum oralara, seyrediniz, görünüz. Sadece 2 Capote ile ilgili bir şeyler söylemek istiyorum.

Philip Seymour Hoffman benim her zaman çok beğendiğim bir oyuncu olmuştur. Hiçbir zaman tam anlamıyla parlamasa da -ben bunun onun kişisel tercihi olduğunu düşünüyorum garip bir şekilde- hep güzel filmlerde, rolüne cuk diye oturmuş bir aktör beyefendi kendisi. Hep de iyi filmlerde oynamıştır zaten, kaliteli bir kişilik, beğenerek izliyoruz. Capote'de de çok başarılı, saatlerce öyle konuşmak normalde boru bir ses tonuna sahip bir insan için çok çok zor olsa gerek! Role çok hakim. Aldığı ödülü de hak etmiş, güle güle saklasın büfesinde diyoruz.


Gelelim asıl kahramana. Toby Jones. Biraz önce bahsettiğim gibi nasıl olur da bu kadar başarılı olmuş, bir sürü ödül almış bir filmin tıpatıp aynısıyla ortaya çıkma cesareti gösterebiliyor birileri? Ancak Toby Jones'sanız bunu yapabilirsiniz. Sigara içişi, konuşması, belki de Capote'ye olan fiziksel benzerliğinin Hoffman'a göre çok daha belirgin olmasının da avantajıyla Toby Jones beni büyüledi. Belki de hayatının rolünü oynuyor. Hoffman'dan daha başarılı bir performans sergilediği ortada. Filmin kurgusunun da Capote'ye göre daha akıcı ve sıcak olduğunu göz önüne alırsak bu roundda Infamous, Capote'yi; Toby Jones da Philip Seymour Hoffman'ı döver.

Şimdi gidip Toby'ye oskar da vermezler. Yazık olmuş Toby'ye. Sen benim kalbimin Capote'sisin Toby üzülme.

7 yorum:

Tugc dedi ki...

Ben izlemedim de okumadim da, ama en kisa zamanda bulmaya calisacagim. tabi ki vaktim olsun bir , oyle :)

daphnevega dedi ki...

tuğçecim tam kendi kendime comment bırakıcaktım 'vay be konuyla ilgilenen bi tek benmişim!' diye sen beni bundan kurtardın :) teşekkür ederim:)))

ömer hasançebi dedi ki...

bende geçen ay capote'nin birazcık göründüğü Woody Allen'ın Annie Hall'ını izlemiştim, adam kendini sevdiriyor cidden. Bide Philip Seymour Hoffman'ı Cold Mountain'den hatırlıyorum ki o filmin tadınada doyum olmaz. Kaç sene oldu hala etkisindeyim.

daphnevega dedi ki...

topsy kretts,
Hımm, evet doğru Cold Mountain'da da vardı.. Annie Hall da ne güzel filmdir :)

Adsız dedi ki...

Capote yi izlemeyi bende cok istiyorum, Infamous u duymamistim, buralarda cok uzak kaldim sinema dunyasindan ya, sinema cok pahali insan kiyamiyor bide iyi kazanmayinca insan :( gelince hemen vcd, dvd ler ile gundemi yakalamam lazim :) butun yaz zamanim var gerci zor olmaz :) ikisi bir arada iyi olur diyorsun bende bir Capote aksami yapayim kendime bakalim. opuyorum Aysecim..

daphnevega dedi ki...

buket,
:) Bütün yaz yeter de artar bile hiç merak etme!

Adsız dedi ki...

Kitabı 20 sene önce okumuştum, Capote filmi çıkınca şaşırıp hemen seyredeyim dedim ve senin de dediğin gibi özellikle oyunculuk şahane. Senin yorumlarını okuduktan sonra Infamous'u da seyrettim. Capopte'deki Capote şahane ise Infamous'taki Capote için ne söylesem az gelir. Hem film hem Toby Jones döver doğru. Şimdi de kitabı okuyorum tekrar, hiçbir şey hatırlamıyormuşum meğer kitaptan, sadece katliam kısmı kalmış aklımda.