30 Ağustos 2007

30 ağustos zafer bayramı; ee sonra?

Ben bu ülkeye doğmuş olmaktan çok mutluyum. Bu ülkenin getirildiği yerden, hak etmediği iki yüzlülükten ve kandırmacadan çok mutsuzum. Yeni anayasadan önce son Zafer Bayramı. Zafer Bayramı'nı sadece 30 Ağustos diye bir tarihten ibaret sanmayıp, o güne gelene kadar neler olduğunu, o tarihten sonra neler yapılmaya çalışıldığını, "ana fikrin" ne olduğunu anlayanların Zafer Bayramı kutlu olsun.


Zenciler, beyaz oldu! Necati Doğru


Bir elleri yağda, bir elleri baldaydı. Oğulları, gemi sahibi oluyordu. 5 villa birden alabiliyorlardı. Babalarının şirketi, 42 şehrin belediyesine “şehir mobilyası” satıyordu.

Ulusal büyük sermaye.

Yerli orta sermaye.

Küresel sermaye.

Global finans piyasaları.

Onlara iktidara geldikleri 2002 yılı sonundan beri hep “birinci sınıf, seçkin beyaz adam muamelesi” yapıyordu. Ekonomi ve finansal piyasalar, onların hükümetlerine sürekli krediler açıyor, Türkiye “dünyada en yüksek cari açığı veren ülke olmasına rağmen sıcak para oluk oluk” bizim ülkemize akıyordu. Fakat başta Başbakan olmak üzere, onlara oy verenlerin de bir bölümü, “kendilerini Türkiye’nin zencileri” olarak görüyordu. Başbakan, Washington’a, Londra’ya, Paris’e ve Brüksel’e gittiğinde katıldıkları yemekli toplantılarda yabancılara; “Ben Türkiye’nin zencisiyim... Kızlarımı bile kendi ülkemde okutamıyorum... Bize ülkenin zencisi muamelesi yapılıyor” diye kendi ülkesini şikâyet ediyordu.

Hep mağduru oynadılar.

Hakkı verilmeyen.

Gadre uğramış.

Zarar ziyan görmüş.

Ne mutlu bizlere ki “AKP’nin kurucularından ve onu var eden islamcı-liberal çizginin son 25 yıldaki en kilit kişilerinden biri olan Sayın Abdullah Gül, yasalara, kurallara, demokrasiye, halkçılığa uygun ve demokrasinin ikramı olarak yeni Cumhurbaşkanımız” seçildi.

Zenciyiz dediler.

Cumhurbaşkanı çıkarttılar.

Zenciler beyaz oldu.

“Mağduruz” edebiyatı bitti.

Mağdurdular, mağfur oldular.Mağfur yani bağışlanmış, affedilmiş duruma geldiler. Düzen onları kabul etti. Yeni Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, Meclis’te seçilip alkışlandıktan ve yemin ettikten sonra; eşinin başı da türbanlı olduğu halde 57 yaşında Çankaya’ya çıktı.

Zencilik zaten yoktu.

Maddeten yoktu.

Onların kuruntusuydu.

Şimdi kuruntu da bitti.

Nitekim yeni Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Çankaya’ya çıkıp eski Cumhurbaşkanı Necdet Sezer’den “görevi sade bir törenle teslim aldıktan” iki saat sonra; “buram buram AKP kokan bir misafir hücumuna” uğradı ve hiçbir eziklik duymadan; kendisini tebrike gelen AKP yandaşı gazeteciler Fehmi Koru, Ali Bayramoğlu, Nazlı Ilacak Hanımefendi’ye sarılıp “tebrikleri” kabul ederek, neredeyse bu kucaklaşmaları “resmi resepsiyona” dönüştürdü.

Eziklik duymadan.

Özgüven içinde.

Aslında dışa karşı; “biz zenciyiz...” dediler fakat 4,5 yıldır “özgüvenli beyaz adam” gibi davrandılar. İktidara geldikleri 1 Aralık 2002 tarihinden başlayıp 2007 yılının başına kadar geçen süre içinde; her 9 saat 6 dakikada bir bürokrat; günde 2.5 bürokrat, ayda 81 bürokrat ataması yaptılar. Bunların çoğunluğu da eski Cumhurbaşkanı Sezer’in “bu makama getirilmesi uygun değildir” diye veto edip geri gönderdiği fakat iktidarın “vekaleten o görevde tuttuğu” kişiler oldu.

26 Müsteşar.
112 Müsteşar yardımcısı.
243 Genel müdür
1175 Daire başkanı.
1299 İl müdürü.
351 Müşavir.
26 Müstakil başkan.
3 Genel sekreter.
4 Genel sekreter yardımcısı
Toplam 3 bin 719 kişiyi devlet aygıtına vekâleten yerleştirdiler fakat bize “zenciyiz edebiyatı” yaptılar ve son seçimlerde bu edebiyatı malzeme olarak kullandılar.

Cumhurbaşkanı!

Başbakan!

Meclis Başkanı!

Zenciyiz diyenlerden oldu. Zenciler beyaz oldu. Mağduruz edebiyatı yaparlarsa sakın yemeyin, yutmayın, kanmayın.




“İlk kez seccade” küstahlığı! Ruhat Mengi

Yabancı basının cehaleti ile kötü niyetli kışkırtmaları devam ediyor. Çoğu, yeni Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den söz ettikleri makalelerde kasıtlı olarak sürekli “orduya karşı, ordunun hassasiyeti, orduya rağmen başörtülü eşini yanına almaya cesaret edecek mi” gibi anlatımlarla bir yandan orduyu provoke etmeye çalışırken bir yandan da rejimin etkilenebileceği, Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim yapısının değiştirilebileceği konusunda sadece ve sadece ordunun hassasiyeti varmış, laik rejim toplumun umurunda değilmiş gibi bir hava yaratıyor.

Bunu yaparken “kamusal alanda dini sembol kullanılmaması” ile ilgili mahkeme kararlarını da (AİHM dahil) kasten unutarak türbanlı cumhurbaşkanı eşinin yine yalnızca ordu yüzünden törende sorun olabileceğini öne sürüyorlar.

Independent “Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığının İslâm ve demokrasinin birarada yürüyebileceğinin göstergesi olacağını” söylerken Türkiye’de 84 yıldır İslâm ve demokrasinin birarada yürüdüğünü ve bunu kavgasız gürültüsüz başarmasını sadece demokrasiye değil, aynı zamanda laikliğe (din ve inanç baskısının olmayışına) borçlu olduğunu yine kasıtlı olarak unutuyor.

Guardian ise cehalet ve saygısızlığı had safhaya çıkararak “Müslüman Demokrat Abdullah Gül’ün sayesinde Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne ilk kez seccadenin gireceğini” yazmış. Yani bundan önceki 10 cumhurbaşkanı ile Köşk’te birlikte yaşamış gibi onların namaz kılmadığından emin. Aslına bakarsanız artık bu küstahlığa resmî bir cevap gönderilmesi gerektiğine inanıyorum ben ama kim yapacak?

Sonra “ilk kez seccade” ile kalmıyor “Müslüman demokrat” tanımıyla daha önceki cumhurbaşkanlarının bu özelliklere de sahip olmadığı iddiasında bulunuyorlar.

Washington Post ise bir başka küstahlık yaparak “Ya darbe olacak ya da ordu yükselen siyasi İslâm’a alışacak” demiş.

Siyasi İslâm dediği şey devlet yönetiminde dini kuralların da geçerli olduğu, kısacası din ve devlet işlerinin ayrılmadığı, toplumu din/inanç konusunda devletin yönlendirebileceği, kısacası laikliğin ortadan kalkacağı yönetim tarzını dayatacak olan hareket ve anlayış...

Türkiye’yi dünyada “özenilen, inanç özgürlüğüne sahip tek Müslüman çoğunluklu ülke” yapan rejiminin demokrasinin temeli olan laiklik kısmını önemsememelerinin ve hatta ortadan kalkmasını desteklemelerinin (geldiğimiz noktaya bakar mısınız) sebebi ortada tabii...

Avrupa’nın umurunda değil çünkü zaten “teokratik yapıya kayan bir ülkenin AB’ye üye olamayacağını açıkladı” ve zaten bu işine de gelecek, Sarkozy de hiç sıkılmayacak...

ABD’nin ise neden desteklediğini açıkça biliyoruz, Independent “Türkiye’nin değil çok daha geniş bir coğrafyanın geleceğini ilgilendiren fırsat” diyerek bunu bir kez daha vurgulamış. Tesadüfe bakın ki, onlar bunu söylerken, Arap yazarlar “Türk İslâm Demokrasisi” diye adını koyarken İran ve Fas gibi ülkelerin birdenbire Türkiye’deki demokrasiyi pek takdir etmeye başladıkları yazılıyor. Tesadüf işte!!!

Bunları yapmayı sürdürerek, bakalım bizi nereye itecekler göreceğiz.

Ama benim asıl ağırıma giden sanki Türkiye’de Müslümanlık yeni ortaya çıkıyormuş havası yaratarak, geçmiş cumhurbaşkanları ile milyonlarca Müslüman’ın inancını tartışmaları.

Salak değilse ne bunlar Allah aşkına?

7 yorum:

Goddess Artemis dedi ki...

Nefis bir yazı olmuş. Beyninize, kalbinize, klavyenize sağlık! :o)



N.B. Sizi mimlemiştim, ama görmediniz ya da unuttunuz korkarım.

Ayse dedi ki...

Sevgili artemis, teşekkür ederim. Gördüm; ve hatta 24 ağustos yazımın sonuna bir dip not düşmüştüm. Gezi serisine 30 ağustos sebebiyle bir ara vermiş oldum. Tatil anılarım bitince mimi yazmaya çalışacağım. Unutmadım!:)

Adsız dedi ki...

kutluyorum aysemon...çok guzel bir yazı olmuş...
ama malesef her toplum hakkettiği gibi yaşıyor,hakettiği insanlar tarafından yönetiliyor..ve malesef artık biz azınlığız hatta biz zenciyiz..

HMF dedi ki...

icim agliyor zaten surekli..bu yaziyla ecel terleri doker gibi oldum..off ki off..neler yasayacagiz daha bakalim bu salakliklar yuzunden..

YesilErik dedi ki...

Ayni seyi dindar bir cumhurbaskani sececegiz, sectirmediler edebiyati yaptiklari sirada surekli dusundum. Sezer'in dindar olmadigini nereden biliyordular ki, dindarlik barometreleri mi var? Din bunlarin tekelinde zaten anasini satayim. Laiklikligi dinsizlikle esit tutuyorlar, meselenin ozu burada. Bizim yumusak karni din olan vatandasimiz zokayi yutuveriyor, yutmayan liboslar bu isi saksakliyorlar, kustah Avrupa da isi bu boyutlara vardirabiliyor. Olan da bize oluyor iste bunlari gorup sinirlenerek Sevgili Ayse.

huysuz ve tatlı dedi ki...

ağzına sağlık Ayşe. Yeşileriğim, sana da aynen katılıyorum. Sinir sıkıntı diz boyu...

okuyanguzel dedi ki...

Merhaba Ayşe Hanım,

Blogunuzu yeni keşfettim. Ve gerçekten çok sevdim. Tüm yazılarınızı baştan itibaren okumaya başladım. En çok sevdiğim şeyse doğallığınız ve samimiyetiniz sanırım.

Ve bu yazıya yorum bırakmadan geçmek istemedim. Aradan 9 yıl geçmiş. Söz konusu adamlar halen iktidarda. Yaptıklarını katlayarak devam ettirdiler. Ve sonuç. Bilmiyorum artık hiç umudum kalmadı sanırım.

Bebeğiniz için ayrıca tebrik ederim. Annesi ve babasıyla uzun, mutlu ve sağlıklı yıllar dilerim Sarp'a.

Ahu