15 Kasım 2007

çift taraflı yazı

Parte 1:


Yeni peydahlanan sabahları hazırlanamama sendromundan kurtulmak istiyorum. Gerçekten hazırlanamama. Bir türlü hazırlanamama.. Telefonumun alarmı her sabah 7:40’ta çalıyor. Evden 8:40’ta çıkmam gerekiyor. Tamı tamına 1 saatim var. Ne için? Özetle: yüzünü yıka, giyin, kahvaltı et ve dışarı çık. Bu kadar. 1 saat nasıl yetmez? Bugün bu konuyu tartışacağız sevgili okurlar.
*
Normalde dışarı çıkmadan önce hazırlanma problemi yaşamam. Ne giyeceğimi fazla düşünmem. Zaten makyaj diye yaptığım şey de 2 dakika bile sürmüyor. O zaman sabahları farklı yapan ne? Saat çaldığı zaman kalkmakta genellikle büyük problemler yaşamıyorum. Genellikle. Bazen sürünüyorum. Tahmin edersiniz ki bana asıl kabus olan şey kıyafet seçme faslı..
*
Haksızlık etmemeliyim. Çok kıyafetim var. Bunun sebebi çılgın gibi alışveriş yapıyor olmam değil; 13 yaşımdan beridir vücudumun neredeyse tamamen aynı kalmış olması ve ben de ileride çöp evi olacak bir kişi olduğum için hiçbir kıyafeti atmamış olmam. Evet şaşırabilirsiniz, serbestsiniz. 25-13=12. 12 senedir alınmış neredeyse her şey. Şu anki boyuma 13 yaşındayken ulaştım. O zaman deve gibiydim, şimdi mini mini bir insanım. Boyum 1.65, 53 kiloyum, yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim. Küçüklüğümden, 13-14 yaşına kadar hep “uzun”dum. Ne yazık ki asıl önemli ve kalıcı olan kısım, hayatın ondan sonraki devresiymiş. Anaokulu bale gösterisi fotoğrafı var, onu kesin bulup scan etmeliyim ki beni anlayın. Zavallı Ayşe’ye bale kıyafeti olmamıştı. Hepsi küçük gelmişti. Zavallı Ayşe kollarını havaya kaldırıp bir oval bile oluşturamıyordu çünkü bale elbisesinin ince askıları kollarını kesiyordu. Herkes sanıyordu ki Ayşe selvi boylu bir kız olacaktı ama nedense Ayşe uzun boylularla sırık diye dalga geçilen bir dönemde uzun oldu, uzun olmanın iyi bir şey olduğu yaşları da ortalama bir Türk kadını boyutlarında geçiriyor.
*
Ortaokul yıllarında bu boydayken 46 kiloydum.. Bir zamanlar zayıftım yani. Yapı olarak tümmm aldığım kilolar karnıma gidiyo. Her zaman böyleydi bu. O yüzden aslında kıyafet bedeni çok değişmiyor daracık şeylerden bahsetmiyorsak.. Aynı pantolon ve kazakları giymem için bir engel yok.. Çok mu iddialı olacak bilmiyorum ama sanırım bir dişi insanın benim kadar yemek yemesi durumu çok sık rastlanan bir durum değil.. Belki Ayşegül bunu başarabilir :) Yakınlarım teyit edecektir, boğazıma düşkünlüğüm tuhaf boyutlarda. O yüzden 53 kiloda kalan vücuduma teşekkürü borç bilirim. Daha zayıf olmayı isteme şımarıklığını yapmayacağım, evet 50 kilo olmak istiyorum içimden ama oturarak başarıya ulaşan tek varlık tavuk olduğu için kendimden bu başarıyı beklemiyorum. Her istediğimi yeme özgürlüğümü benden alacak bir vücut beni delirtebilirdi. Deli değil de şişko olup sorunu çözerdim sanırım.
*
Neyse efendim, kilo konusunu geçelim. Kıyafet konusuna gelelim. Odamın her yeri dolap. Dolaplar tıklım tıklım kıyafet. 13 yaşımdan beri aldıklarımın içinden sağlam duranların hepsi o çekmecelerde, dolaplarda.. Bazılarını senelerdir giymedim. Ama bazen öyle bir şeyler çıkıyor ki aradan, yeni şeylerle kombine edince çok güzel oluyor, cuk oturuyor. Gel gör kiiii, bence aslında çok da çeşitli giyinen biri değilim ben. O kadar kıyafetin içinden 2-3 tane kombinasyonu resmen forma yaparım, devamlı onları giyerim. Sıkılınca başka kombinasyon. Aynı kot aynı kazak aynı ayakkabı. Geçen sene şu burnu açık petrol yeşili ayakkabılarımı o kadar çok sevdim ki, 1 senede eskiyiverdi zavallı ayakkabılar.
*

Biri gelsin, dolaplarımı düzenlesin ve Ayşe bak şunu şunla giy ne güzel olur desin istiyorum. Bir aralar da örgü örmekle kafayı bozduğum için 30 civarında da atkım var. Hazır eli değmişken de o atkıları da kombinlesin kıyafet ve paltolarla. Bir de kolye-küpe var tabi.. Off. Bir koca çekmece dolusu. Yarısı kendi ellerimle yapılmış. Tüm takıların içinden belki de 15 tanesi sık kullanılanlar grubunda. Ara ara kafama bant da takıyorum. Bir sürü de keçeden yapılmış çiçekli broşum var. Biri bana yardım etsin. Kıyafet mezarlığını kullanışlı bir gardroba dönüştürsün. O kadar minnettar kalırım ki..
*
*
Sorunum budur. Allah dert tasa vermesin, sana akıl fikir versin diyorsunuz, duyuyorum. Cümlemize diyorum. Yarın sabah 8:40'ta evden çıkabilmeyi diliyorum.




Parte 2:
Oldies but Goldies gecesi mi? Evet efendim dün gece gittik. Pazartesi gecesinden bile çok içtim. Galiba gerçekten kafam çalışmıyor ya da alkolik oldum. Ama bu sefer nasıl olduysa masadan daha ayık kalktım ve eve gidip mızırdanmadan duş alıp yattım. Sabah da bir önceki sefere göre daha iyiyim. Dehydrated Ayşe. 5 koskoca bardak su içtim işe geldiğimden beri. Dün gece çok güzeldi. Çok güldük sonra çok duygulandık. Can'ı çok seviyorum. Askere gitmeden önce onu son görüşüm olabilir gün gece. Ama sanırım İstanbul'a gideceğim onu görmeye. Bir de üniversiteden Efe de evlenmeye karar vermiş. Etti ikiiii.
*
Efe'nin de evlenmeye karar vermesiyle beraber bu evlilik konusu arkadaş grubumuzda oldukça ilginç olaylara yol açtı. Kendi aralarında bahis döndürmeye başlamış benim sevgili arkadaşlarım. Baran'ın mailinden bir kısmı buraya copy-paste ediyorum ve mantığını açıklamaya davet ediyorum kendisini.
*
**
*
"son evlenicekler konusundaki bahis oranlarim

selcuk : 2,40
alper : 2,90
erdem : 3,00
can : 4,50
togan : 3,75
gulsum : 2,40
ayse : 8,00
aysegul : 5,00
baran : 2,00

yani kisacasi en cok aysenin en son evlenicegine oynayan kazaniyo. ben garanticiyim hatta business terminolojisiyle risk averse um derseniz bana oynayabilirsiniz. ama selcuk ve gulsumun de oranlari cazip ve uzerinde dusunulebilir.

Baran"

*
Slovenya'ya okusun diye gönderdiğimiz Baran, oradan böyle lüzumsuz işlerle uğraşmaktadır ve business terminolojisi gibi laflar ederek sanki bilimsel bir şeyler yapmış gibi göstermeye çalışmaktadır. 8 ne baran? beni en yakın takip eden ayşegül neden 5? bence ilk togan evlenecek. Hıh.
*
*
Fotoğraflar buradan. Bayıldım. Sanırım zamanımın önemli kısmını internette yemek fotoğraflarına bakarak geçiriyorum. Çok acıktım ve oha ne kadar çok konuşuyorum.

16 yorum:

www.lezzetaski.com dedi ki...

Ayşe ciğim inan vücuduna teşekkürü borç bilmelisin. Çok şanslısın. Herhalde canın bu sıralar işe gitmek istemediği için olsa gerek bir türlü evden çıkamayışın.Kıyafetlerini akşamdan hazırlarsan sabahları o gıcık ne giysem durumunu yaşamazsın. Ama genelde akşamdan çıkarılmaya üşenilir değil mi :)Kİmin kimden önce evleneceği hiç belli olmaz. Ben de herkesin listesin en son sıradaydım ama en erken evlenen olmamakla beraber orta sıralara çıkarak evlendim. Hİç belli olmaz :) Bu arada sitemi de linklerine eklemeni istesem bana kızar mısın? Öpüyorum...

NOt: Hala iade-i ziyarete gelmediniz Ayşe Hanımcığım. Çok darılıyorum haberin olsun :(

Güçlü dedi ki...

Bu kronik olmaya başlayan sabah evden zamanında çıkamama durumları bence de psikolojik.

Ben de aynı durumu yaşıyorum bu aralar ve bunun işe gitmeyi istemememden kaynaklandığını düşünüyorum. :)

Evlilik Bahislerinde de üzerine oynamayacağım, çünkü açık arayla yukarıdasın. :)

Arkadaşının seni iyi tanıdığını düşünerek, bi bildiği vardır da ondan 8 vermiştir heralde ne bileyim diyorum. :)

nur dedi ki...

Yalnız değilsin Ayşe senden birazcık daha kısa kalsam da tam tamına aynı çocukluk evrelerinden geçmişiz. Ancak tek fark ben 47 kilo geldiğim okuldan 54 ile mezun olunca ve klasik türk kadını basen kalça olayına uyum sağladığımdan kıyafetlerim 1-2 senede bir benim için giyilebilir olmaktan çıkıyor. Artık iş hayatımda da resmi giyinmem gerektiğinden durum benim açımdan daha beter hal aldı bir yandan günlük kıyafetler bir yandan da sürekli artmak zorunda kalan resmi kıyafetler. Ben bu durumda ne yapıyorum, bir gün zayıflarım umudu taşsam da çok beğendiklerim hariç," 1 seneden fazla dokunmadığın kıyafeti kaldır, 2. sene hala öylece duruyorsa ihtiyacı olan birine ver " kuralını uyguluyorum. Sana da tavsiye ederim. Zaten kıyafetlerim eskiyemeden rafa kalktığı için birisine vermek de sıkıntı olmuyor. Sabah hazırlanamama durumu biraz psikolojik eğer kendini şartlarsan bir süre sonra çabuk hazırlanabilirsin, mesela sende de evden belli bir saatten önce çıkamama durumu olabilir. Çünkü ne kadar erken kalkarsam kalkayım evden saat 8'den önce çıkamıyordum mesela, sonra azmin zaferi bunu da hallettim. Tabi bu benim 1 yılımı aldı, sabretmelisin:)
Son olarak bilmiyorum bu yorumu yayınlar mısın? Nedense Kum Beach ile ilgili yorumumu yayınlamamıştın. Yayınlamazsan bile önemli değil,okumuş olman da yeter. Yazılarını keyifli bulduğum ve de Ayşegül'ün arkadaşı olduğun için seni okumaya devam edeceğim tabii ki:)

Ayse dedi ki...

hande,
hımm gerçekten de bu yüzden oluyor olabilir mi? Ama çok şikayet etmiyorum işimden, belki de bilinçaltımda bir şeyler dönüyordur. Ben arasıra uğruyorum ama yorum bırakamıyorum, link de veririm tabi, no problemo.

güçlü,
diyorum ki allahtan işe gitmek için evden 6da çıkanlardan değilim, yoksa kesin her gün çıldırırdım..

nur,
Merhaba! Ben de seni merak ediyordum, daha önceki yazıya olan yorumun bana ulaşmadı; yoksa neden yayınlamayayım?? Ayşegül bahsetmişti senden.. Ah nur keşke o 1. ve 2. sene olayını yapabilsem. Kıyafetleri ayırmaya kalktığımda birden hepsi gözüme çok giyilebilir görünüyor, annem benimle nasıl dalga geçiyor görmelisin. Evden çıkmakla da ilgili tamm öyle gerçekten. 8:50'den önce çıkamıyorum. 10 dakika geri çekmeyi basaşaramıyorum çıkış saatimi, umarım 1 yılın sonunda başarırım bunu ben de :) Tanıştığımıza memnun oldum!

nur dedi ki...

Ben de memmun oldum Ayşe o halde:) Yorumum yolda kaybolmuş demek ki o zaman, ama önemli değil tabii ki. Ayşegül olayı da çok enterasan oldu, ben aylar önce senin yazıları okurken Ayşegül'ü tanıyorum sanki demeye başladım ve araştırdık ki Ayşegüller aynı çıktı:)Demek ki Ayşegül sen nadide birisin, eğer burayı okursan bilmiş ol:) Evden erken çıkabilmek için aslında bir yıl beklemene gerek en kısa sürede 21 gün kuralına başla, yani ne yap et 21 gün boyunca (bu da iş hayatında 1 aya karşılık gelir) 10 dakika erken çık, sonra istemesen de aynı saatte çıkmaya başlarsın;) Motive edici faktörler bulabilirsin kendine, mesela trafik daha rahat oluyor, park yeri bulabiliyorum, işe daha uykusuz başlayım v.s gibi nedenler düşün, bence faydalı olacaktır.

$afak dedi ki...

Yuh fasulye gibiymişsin be bikız icin 13 yas 165 oha bi boy :) Ben de 1.60- 1.65 falandım 13 yasında. Sonra da 1.72 kaldım hehe. Iyi boyle bosver yere yakınız güvendeyiz :)

Bi erkek olarak degisken ise cıkıs surelerim var. Bazen 12 dk. Bazen 1 saat. Sanırım o sabah nasıl bir havayla kalktıın performansını cok farkettirio :)

İstanbul'a gelirsen haber et :)

Adsız dedi ki...

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=giyilmeyip+gardiropta+bekletilenler

bence bunu okumalısın...

TugCe dedi ki...

Valla ben bu 53 kilo olma durumunu o kadar kıskandım ki, hasetimden çatlayabilirim şuracıkta :)
Ben hiçbir zaman sınıfın en uzun kızı filan olamadım, hep ortadaki gruba dahil oldum..Vücut şeklim oturmaya ilk başladığından itibaren de kıvrımlarını övenlere sinir olan (çünkü ben birazcık daha kilo vermek istiyorum) bi kız oldum.
Ortaokulda 1.55 e eriştiğim zamanlardaki mutluluğumu hiç unutmam. Gururla 1.55 filan derdim. Sonra yıllar geçti, 1.69filan olabildim işte. Kendimi lise yıllarında şişman görürdüm az da olsa. 52 kilo filandım ve şimdi fotoğraflarıma baktığımda, hadi be incecikmişim diyorum. Sonra Norveç'e gidip efsanevi kilo alışı gerçekleştirdim. gitmeden önce stresle vermiş olduğum 4 kiloyu, üzerine 13 kilo olarak şöyle 60lara çıkardım. Herkes zaferle kilo mu aldın sorusunu sordukça onları teker teker parçalara ayırmak istedim. Sonra benim bunalımımı farkeden yakın grup dostlar bu soruyu sormaktan vazgeçtiler. Sonra abd ye gelince 6-7 kilo filan verdim. Şimdi 56 filanım sanırım. Arada 54e düştüğü filan da oluyor. Bu kilo konusu beni stres yapıyor. Kıvrımlarım olması hoş da, keşke 52 kilo olsam :)
Kıfayetlere gelince...Ayşe'cim eğer çok istiyorsan geldiğimde sana kombinasyonlar yaparım yahu:) en sevdiğim şeydir kendisi.. İstersen dolabını da temizleriz :D Ben öyle bir insanım ki, annem de tabii bu konuda süper destek, her 2-3 senede bir, giymediklerimi ihtiyacı olan tanıdıklarıma veriyorum. Böylece hem bende gereksiz bir yığıntı olmuyor, malum ben bavullarla yaşıyorum ve baş etmiyor, hem de birileri faydalanıyor. Hatta geçen gün farkettim ki, kışlık bavulumda 3-4 parçadan başka hepsi çöp. Çeyreğini verdim şimdilik kıyıp. Amacım yarısını vermek :)
Çok uzun oldu, sıktım:)Gidiyorum, öpücükler.

titrekkelebek dedi ki...

ya ben çok gülüyorum,çok eğleniyorum senin yazılarını okurken beee:)
çok komik:)
zevkle takip ediyorum ifendim:)

Aslı Cin dedi ki...

Ayşe yine çok şekersin. En kısa zamanda seninle şöyle karşılıklı bir yemek yiyelim istiyorum çok. Sen + ben kaç saat konuşabiliriz acaba?

Mr_Turkish_Delight dedi ki...

Evlilik olayini bu kadar abartmamak lazim.Böyle bir karari vermek kimi zaman cok kolay oluyor,nasilolsa sonunda bosaniriz mantigi da artik iyice yogunlasti."Evlilik" sözcügünün agirligini da kaldiramyan bircok cift var herhalde,bunun altinda ezilip kalan.
Avusturya daki 2004 bosanma orani %46 civarinda,yani her evlenen iki kisiden biri bosaniyor demek.Türkiye de ki oranlari biliyorum ama cevremde olanlardan ,son 10 sene icinde bu rakamlarda bir patlama oldugunu tahmin edebilirim.Bir de "evliligi kurtarma" olayi vardir,herkes elele verir ,neler yapariz diye düsünürler.Ortada cocuklar oldugu sürece böyle seyler belki bir yere kadar anlamli olabilir ama ,diger durumlarda tartisabilir.
Bir de sanirim "düzgün adam" ,düzgün kadin " olayi var.
Ortalikta hic kalmamis herhalde ki herkes yakiniyor :)
TR deki arkadaslarimla konusurken anlattiklardan anladigim bu benim :).
Konudan konuya atladik,ben de gaza geldim, cok uzatmiyim da kendime de posting yapayim bu konu ile ilgili bari :D

sevgiler,
Mr.TD

aqua / ~~denizbahcesi~~ dedi ki...

ya canım hardallı kremalı kuskonmaz cektı resme bakınca

Adsız dedi ki...

Ayşe ben de senin tam tersiyim giymediğim birşeyi hayatta dolapta tutmam..Sonra da annem fenalık geçirirdi o verilirmi bu verilirmi diye. Neyseki artık evlendim ve annem verdiklerimi görmüyor. Bence erken evlenmemek lazım ben 29 yaşında evlendim 4 senedir beraberdik eşimle zaten eninde sonunda oluyor. Ne kadar geç o kadar iyi bence:)) Şebnem

www.edasuner.com dedi ki...

Ayşe valla ne var ne yok sakladım bende ama evlenince bela oluyor canım pes dedim kendime hatta işin garibi benzer şeyler almaya başlıyorsun al al nereye kadar aa evde bundan varmış ayol diye kendime gülüyorum hatta. Temizlik yap anneler gününde ayıkla şeker ne var ne yoksa annen de sevindisn vereceğin ihtiyacı olanlarda diycem ama kıyabilirsen tabii canım.

Bu arada evlilik olayı da çok güzeldi konuşur gibi yazmanı çok seviyorum canım

Adsız dedi ki...

sen bence evlenmek istiyosun:)

Ayse dedi ki...

nur,
hımm 21 gün kuralı, pazartesiden itibaren deneyeceğim nur :)) ayşegül olayı da çok ilginç, senin beni okuduğunu duyunca kızım sen nlü olmuşsun haberimiz yok diye gelmişti bana :)))

şafak,
hahaa! sen hatırlamıyo musun benim o halimi? bi simge, bi ben :PP ben senin karpuz halini hatrlıyorum mesela! sen 1.72 boyunda olabilirsin (bence daha uzun görünüyosun!) ama Val Kilmer'a benziyosun :D

anonim,
günüm aydınlandı valla, o kadar güldüm ki:))

tugce,
ayol sen incecik duruyosun, hiç kıskancak bi durumun yok ki! 1.69a 56 kilo zaten benden zayıf :) Bi de tuğçcim valla gardırop elinden öper, oda darmadağın kafayı yicem.

titrek kelebek,
teşekkür ediyorum efendim, keyfimiz bozulmasın. amin!

aslı,
ben de çok istiyorum aslı, kaçıp gelsene Ankara'ya bir ara, çok güzel gezdirim seni bak! :)

mr.td,
çok haklısın! türkiye'de de boşanma oranı o kadar olmasa da yakındır sanırım ama aslında mutlu oldukları için daha az değildir oran, hepimizin bildiği sebepler yüzündendir.. Evet bu düzgün kadın, düzgün adam konusu benim de arkadaşlarımla sık sık konuştuğum bir konu.. Sanırım yaş ilerledikçe daha seçici oluyorsun, bu da seçenekleri azaltıyor, iyi midir kötü mü bilmiyorum :))Evet td sen de yaz, erkek gözüyle okuyalım:))

aqua,
sizin oralarda bu mevsimde bulunuyo mu?

şebnem,
annen beni çok sever:)) eskiden ben de evlilik için 30 yaş diye düşünüyordum ama etrafıma bakınca aslında erken ya da geç evlenmenin mutluluğa bir orantısını bulamıyorum, akışına bırakmak lazım heralde..

eda,
anneler günü:)) daha biraz var sanki ben anca toparlarım kafayı.

anonim,
sen kimin ajanısın söyle söyle çabuk! :))