9 Nisan 2008

İtalya, Arabesk eccetera

Arabesk, üzerine yapışan kötü imajı hak etmiyor. Tabi biz biraz enn hafif söylenişiyle olayların suyunu çıkarmayı seven bir halk olduğumuzdan olsa gerek, arabesk tarihinin en acındırık, en ağlak ve en bunalım şaheserlerine ev sahipliği yaptığımızı sanıyorum. Vikipedi diyor ki; Arabesk: Arabesk oryantal bir müzik türü. Daima duygusal olan şarkı sözleri, başarısız aşkları, her türlü günlük sıkıntıları konu olarak ele alıp umutsuzluğu ve başarısızlığı ifade etmektedir. Türkiyede özellikle 1980'li yıllarda yayılmış ve günümüze kadar Türkiyenin en çok dinlenen müzik türü olmuştur. O zamana kadar daha yaygın olmuş olan neşeli halk ve pop müzik şarkıları zamanla azalmış ve artık arka planda kalmışdır. Dokunmadım, direk aldım.
*
Kültürel boyutundan tamamen bağımsız tutarsak Arabesk'i ve sadece müzik olarak algılamaya çalışırsak, aslında mutlaka bir yerde herkesin onunla yolunun keşiştiğini düşünebiliriz bence. Herkes aşık oluyor, herkes hayal kırıklığına uğruyor, herkes başarısız oluyor, herkes bir şeyler yitiriyor. Everybody hurts. Sadece İbrahim Tatlıses - Allah hepimizi ondan korusun-, Müslüm Gürses, Ferdi Tayfur'un başı çektiği bir olgu değil bence Arabesk diye düşündüğümüz şey, ki kesinlikle Orhan Gencebay'ın ayrı ele alınması gerektiği kanısındayım. Yeri ayrı, gülebilirsin Doruk, bence süper adam. "Allahım neydi günahım?" diye şarkı yapabiliyorsa eğer Kayahan, "İstanbul İstanbul Olalı" gibi bir şarkı varsa Sezen Aksu'nun portföyünde, "Bir Garip Yolcuyum" mesela Ajda'nın şarkısı. Peki bunlar arabesk değilse nedir? Kayahan ve çok sevimli ailesine karşı antipati sınırlarını zorlayan hisler beslesem de Kayahan, Sezen Aksu ve Ajda herhalde herkesin hemfikir olacağı şekilde arabesk değil pop (hafif batı müziği haha) şarkıcılarıdır. Birkaç modern ezgi -hatta o bile tartışılır- mıdır bunu Ferdi Tayfur'dan ayıran? İçerik aynı bence. Gerçekten aynı. Beni neden bırakıp gittin, sen de düşersin inşallah bu hallere, bu hayat daha ne kadar böyle boktan sürecek, çok yalnızım vesaire. Herkes böyle hissediyor bazen. Yapacak bir şey yok. Evet belki benim dinlemeyi en sevdiğim şeyler Zbigniew Preisner'in La Double Vie de Veronique için bestelediği parçalar olabilir ama bazen, dibe vuruş zamanlarında aklıma ilk gelen Zbigniew Preisner olmuyor, Sezen Aksu oluyor muhtemelen. Galiba acı çekme "içeriği" çok da büyük değişiklikler göstermiyor. Aşağı yukarı herkesin başına aynı şeyler geliyor. Peki neden bazıları İbrahim Tatlıses'ten "Allahsız kitapsız, beni neden bıraktın?" dinliyor da, bazıları Sezen Aksu'dan "Allahsız kitapsız, beni neden bıraktın?"ı tercih ediyor? Galiba bu öğretilen, öğrenilen bir şey.
*
Orhan Gencebay demiştim. Kendisini hakikaten severim. Evet mp3 indirip dinlemiyorum, belki şarkılarını baştan aşağı bilmiyorum ama Kaderimin Oyunu ve Bir Teselli Ver'i çok severim mesela. Ama Dertler Benim Olsun benim ilk duyduğumdan beri anlayamadığım bir şarkıdır. Neden benim olsun yahu dertler?
*
dilerim her arzun gerçek olsun,
hayat bu şansın hep açık olsun,
hatıralar hasret benim,
ömrüm senin senin olsun.
dertler benim, çile benim,
hayat senin senin olsun
*
Oldu canım. Hayır bunu kabul etmem mümkün değil :)
*
Aslında başka bir konuya geçmek istiyordum, bir türlü geçemedim. Konu İtalyan Arabeski. Ben İtalya'da kendime bir memleket seçecek olsam, şüphesiz ki Amalfi civarı bir yer olurdu burası. Belki de Il Grande Viaggo Personale'nin (!) en etkileyici, en mutlu, en huzurlu zamanları oralarda geçtiğindendir. İtalya'nın birbirinden akla kara kadar farklı kuzeyi ile güneyinde pek tabii ki müzik zevkleri de farklılık gösteriyor. Güneyde Gigi D'Alessio dinlenir mesela. Ben de oradayken sevmiştim, hala dinlerim. Sonradan kuzeyde yaşadığım bir sene boyunca Gigi D'Alessio'nun oldukça dışlandığını gördüm. Anlam veremedim. İtalyan ev arkadaşım Laura büyük tesadüf eseri Türkiye experti çıkmıştı. Hatta benim henüz görmediğim Samsun'a defalarca gelip gitmiş, bir de üstüne üstlük üniversite bitirme tezini Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girişinin Avrupa'ya kazandıracakları hakkında yazmıştı. Bir gün ben televizyondaki Gigi D'Alessio şarkısına eşlik ederken, bana "Conosci İbrahim Tatlıses?" dedi. İbrahim Tatlıses'i tanıyor musun? "Oha, certo!" dedim ben de. Oha kelimesini pek seviyordu, sık sık kullanıyorduk aramızda. Bana Gigi D'Alessio'nun işte onun gibi bir şey olduğunu söyledi. Hala inanmıyorum buna. Yani neyse sonuçta "Aaa adam oranın İbrahim Tatlıses'iymiş" diye düşünüp de mutlu mesut dinlediğim Gigi D'Alessio'yu terk edecek değilim.
*
Güneyin aksanı başkadır. Aslında aksan derler ama o aksan değildir. Resmen başka bir dildir. Her bölgenin farklı aslında ama genel olarak Napoletana diyebiliriz bu aksana. İtalya'ya ilk gittiğim zaman neredeyse 2 senedir İtalyanca öğreniyordum. Gel gör ki ilk adım attığım yer Napoli idi ve insanların konuştuklarından tek bir kelime bile anlamamıştım. "Aman Tanrım! Ben hiçbir şey öğrenememişim!" sanırken, aslında İtalyanca diye öğrendiğim şeyin Napoletana'dan çooook farklı olduğunu ve kuzeyde yaşayan çoğu İtalyanın da bu dilden bir şey anlamadığını öğrendim. Nedense bu yuvarlamaca oyununa benzeyen aksanı çok severim. Favori Gigi D'Alessio şarkım "Tutt'a Vita Cu Tté". "Seninle tüm bir hayat" gibi bir manaya çıkıyor ve Napoletana değil de İtalyanca olsaydı "Tutta Vita Con Te". İtalyanca bilenler kendilerini şuradan test edebilirler şarkının sözlerine bakarak. Yarısından bile azını anlıyorum sanırım. Şarkının ait olduğu sınıf "güneşli sabahlarda mutlu olma şarkıları". Tutta Vita Cu Tté'yi dinlediğim zaman gözlerimi kapatırsam, Amalfi'den Sorrento'ya giden o otobüste olduğuma yemin edebilirim. Arabesk filan, bu şarkıyı çok seviyorum. Ne dediğini de anlamıyorum, napalım. Gidi D'Alessio da İbrahim Tatlıses filan değil.
*
Yaklaşan İtalyan seçimlerine değinmemek olmaz İtalya'dan bahsedince. İtalya komik bir ülke. Sanki tüm hayat bir mizah dergisinde geçiyor gibi. İstikrar istikrar diye bağrınılıp durunan bir ülkede yaşıyoruz. Çok gözümüzde büyüttüğümüz Avrupa Birliği'nin kurucu üyelerinden İtalya'da ise sene başından beri istikrarsızlığın dibine vuruluyor. Sene başında başbakan Prodi'nin güven oyu alamayınca istifa etmesinin ardından, hükümet kurma işi kim tutsa elinde kaldığı için cumhurbaşkanı Napolitano parlementoyu feshetmişti. 13-14 Nisan'da erken seçim var. Bu iş yine en çok Berlusconi'nin işine yarayacak gibi görünüyor, bu bir şaka gibi olsa da. Neyse efendim, İtalya komik bir yer. Porno yıldızı Milly D'Abbraccio erken seçimle beraber yapılacak olan Belediye Seçimleri ile Roma Belediye Meclisine girmek istiyor. Sosyalist partiden aday. Afişin üzerinde ne yazdığını merak ediyorsanız söyleyeyim: Bu g.t suratlılara artık yeter! Verdiği röportajlarda poposunun yalan söylemediğini ve birçok politikacının suratından daha temiz olduğunu belirten D'Abbraccio, oyundan zevk al yazılı prezervatifleri de sokakta dağıtmaya devam ediyor.
*

Bakalım ne olacak. Berlusconi'nin tekrar geri gelmesi bile kuvvetle muhtemelken neden Milly D'Abbraccio Roma Belediye Meclisi'ne girmesin ki? :)

12 yorum:

ANİBAL dedi ki...

Ayşe,o şarkıdaki gibi bende ömrüm senin dertler benim olsun demem canım.En güzel laf "cehennemin dibine git,orda kal" olsa gerek böyle bi durumda,peh bi de ömrümü vercekmişim çok bekler :))

Adsız dedi ki...

guzel bir rakı+meze ortamında hakkaten bu arabesk iyi gidiyor fakat,malesef halkımız bu müzeiği sabahtan akşama kadar dinleyince kafayı yiyor ayşemon...erkekler aşkından ölüyor,kızlar evde yastıklara yorganlara ağlıyor ve ne hikmetse bizim ülkemizde yaşanan aşkların hepsi bir şekilde "imkansız" aşk haline geliyor..mantık silsilesi içinde ayrılması gereken çiftler "sensizlik ölüm,leyla mecnun tarzı şarkıları dinleyip ayrılamıyorlar...malesef bu 1980 lerde çıkan arabesk akını(emrah,ibo,müslüm,ferdi,orhan vs.),bir "kültür" haline dönüştü..tv yi açınca bile;kardeşinin sevgilisine aşık olanı,aşk yaşarken hapisaneye düşeni,hamileyken öleni,kocasının onu aldatmasından ötürü bunalıma gireni ve saçmalıyanı görüyoruz hep..düşünüyorum da;koca Türkiye de adam akıllı komedi dizisi 1 yada 2 tane..ve malesef bu "Arabesk" şarkılar,diziler sayesinde üzerine ölmüş toprak dökülen Canım Türk insanı gülmeyi unutuyor..aslında bunu görmek için yıllar önce çekilen ve bunu ti ye alan "Arabesk" filmini izlemeyenlere öneriyorum...filmi izlerken çok guluyorsunuz fakat malesef hakkaten filmdeki gibi"depresif,bunalım,saçma ve hatta salak" konulara ağlayan,tükenen bir toplum haline dönüştük...

p.s: ıkı yıldır okudugum "Ayşe's World" e yazdıgım en uzun yorum oldu galiba ayşemon...galiba bu konuda hakkaten doluymuşum :D

selçuk

Adsız dedi ki...

Ayşecim ,
Orhan Gencebay konusunda hemfikiriz o ayrı.
İtalyanların siyasal yaşamları konusuna gelince bence onlar bizden beter hemde her konuda diye düşünüyorum ama daha eğlenceli oldukları kesin gibi
şimal

TugCe dedi ki...

Ayşecim saat 12 öğlen, birkaç saat uyuyabildim dünden beri. Ve sabah sabah bana arabesk dinlettin. Hayır zaten ruh halim özelilikle müsait bu aralar..
1.Orhan Gencebay'ı gerçekten severim.
2. Amalfi'de geçen bir kitap okumuştum, House of Amalfi'ydi adı, sen deyince aklıma o geldi.
3. Aşırı sağcı partilerindeki kavgaları okudun mu? (Mussolinin torunu ve adını hatırlamadığım diğer kadın arasındakini?)

Esterhazy dedi ki...

Iki gun once bi arkadasim geldi buraya erkek arkadasiyla. Erkek arkadasi Italyan, Stockholm'de yasiyor, benim minicik koyume ziyarete geldiler. Muhabbet ederken Marco secimlerden bahsetti ve oy verecek adam bulamadigindan sikayet etti! Berlusconi, cok buyuk bi saka olsa da kazanacak sanirim yine diyerek ulkem icin cook benzer duygulari tasidigimi hatirlamama yardimci oldu. Gulsek mi aglasak mi, sacmasapan bi hal!
Bu arada Gigi D'alessio'yu hemen dinlemeye baslayacagim. Italyanca muzik dinleme istegim bi kac basarisiz ve surekli ayni melodiyi tekrarliyormus gibi duran gruplardan sonra biraz korelmisti. Sana bu konuda guveniyorum. Ayrica Ibrahim Tatlises nefretin acayip gulduruyor beni, ayni nefrete sahip olmasam da kendisinden tiksindigimi soyleyebilirim ben de rahatca.Porno yildizini ise can-i gonulden destekliyorum, en azindan zarar vermez ulkesine. Cok konustum, gidiyorum!

$afak dedi ki...

Böyle bir "göt surat" hakaretten çok iltifat gibi :)

Şaka bir yana etekli hostese tahammül edemeyen bir ülkeden bakınca çok da geçreküstü geliyor bu kampanya.

Ayse dedi ki...

anibal,
bana da sanki olayın doğası gereği öyle denmeliymiş gibi geliyor ama demek ki bazı insanlar çok yüce :))

selçuk,
bu kadar şeyi sen mi yazdın, bak okuma alışkanlığı yanında bir de yazma alışkanlığı edinmiş olmayasın:)) hakikaten canım arkadaşım çok doluymuşsun sen, hatırlıyo musun i'm so lonely diye bi şarkı vardı siz klip çekmiştiniz :) yazıyı yazarken aklıma o geldi, o da arabesk aslında diye :))) dediklerine katılıyorum şekerim.

şimal,
bence de öyle. kesinlikle çok benziyoruz bir sürü konuda ama onlar zamanla beraberlerinde getirdikleri avantajlar dolayısıyla bizim kadar savrulmuyorlar her rüzgarda :)

tugce,
fenayken daha mı fena yapıyor yoksa yardımcı mı oluyor bak bu konuda ben kararsızım :)amalfi hayatım boyunca gördüğüm en güzel yer. o kavgadan da haberim var. bir insan bu kadar mı dangalak olur. en nihayetinde mussolini'nin torunu tamam ama bu bile yeterli bir bahane olamaz!:)gerçi bindiği dalı kesmiş, herkes için faydalı bir şey olmuş ama yine de trajikomik.

ozan,
bak oy vericek birini buldum arkadaşının erkek arkadaşına :)))gerçekten benim ev arkadaşım da berlusconi'nin rezilliklerini gördükçe saçını başını yoluyordu. bizim tayyip'in de kankası olur zaten, kızının nikah şahidi olmuştu hatırlıyor musun?:)yine başbakan olur valla şaşırmıyorum, italya'da yaşadıktan sonra ise hiç şaşırmıyorum! İtalyanca müzik konusunda sana önerebileceklerim var: Favorim Josh Groban. Komik napolitan şarkılar için Renato Carosene. Pop için ise Georgia, Laura Pausini olabilir. Gigi D'Alessio önce ama :)))

şafak,
ahahaha di mi? aslında orası da koyu katolik, vatikan falan filan.. ben demiyorum tabi keşke bizde de herkes böyle poposunu açsa diye ama tolerans ve ifade özgürlüğü(!) olarak bakınca da senin çok sevdiğim sözün geliyor aklıma: elveda ay, elveda feza! :) şimdi diyecekler ki türbana karşı çıkıyorlar, millet poposunu açınca alkışlıyorlar, aman aman.

Adsız dedi ki...

Zbigniew Preisner'in Üç Renk Kırmızı için yaptığı müzikler de mutlaka dinlenmeli. Özellikle albümdeki "Catstrophe" ve "Love From The First Sight"ın Polonya dilindeki versiyonunu.

Adsız dedi ki...

Selam Ayşe,
bu aralar hangi kitabı okuyosun, son vizyon filmlerinden beğendiğin filmler var mı? Ankara'da değil de İstanbul'da yaşamak istermiydin?facebook kullanıyo musun, severek okuduğun bloggerlar kim? popüler müzik hakkında ne düşünüyosun?
okuyucuların olarak merak edilenler bunlar.. Sevgiler..

aycan dedi ki...

italyan olsam milly e oyumu verirdim,kendisnin bi dolu filmini izledim,sosyalist olmakla doğrusunu yapmış,burda hemen esprimizi yapıyoruz;

paylaşımcı bir insan olduğu filmlerinde açık seçik görülüyor
ya da
sosyaleşmesini bilen bir insan,bi filminde çok fazla insanla samimi olduğunu görmüştüm
eeehhhh

Aslı Cin dedi ki...

Ben Orhan babayı ayrı yere koyarım Ayşe'ciğim, onun yaptığı arabesk değil başka bişi.

Bir de koyma bu seçim fotolarını buraya, seni okuyan çok dini bütün beylerin abdestini bozacaksın.

Ciddiyim valla dalga geçmiyorum...

ssbb dedi ki...

N'ooldu seçim sonucu?