13 Ağustos 2008

Nefraaaaa!

Hazır Nevra hanım Cote d'Azur sahillerinde gününü gün ederken, burayı okuyup da bana çemkiremeyecekken -ki şu bloga tek bir yorum bırakmışlığı yoktur. Okur, e-maille kızar- ben içimdekileri dökeyim. Canım arkadaşım küçüklüğünden beri kaplumbağa sevgisiyle doludur. Su kaplumbağalarına inanılmaz -komik- bir şefkatle yaklaşır. Haliyle bana malzeme çıkarır, ben güldükçe de bu talihsiz kaplumbağaların başına garip garip olaylar gelir. Sakınan göze çöp batar işte.
*
Kaplumbağa Nevra'ya ilk hediye edildiği zamanlarda hepimizin bildiği, Hawaii ambiyanslı, yeşil plastikten palmiyeli kaptaydı. Ama Nevra buna müsade etmezzz! Petshoplarda sevgili kaplumbağaya cam kap aradık, adamlar bizi deli sandı, sonunda hayvancık borcamda ikamet etmeye başladı. Nevra mutlu mesut hergün kaplumbağasının kabuğunu temizliyor, benim hayret ettiğim şekilde suyuna "kabuk sertleştiricisi" damlatıyodu. Ama kader ağlarını örmüştü! Kaplumbağanın yanağında apse çıktı!
*
Nevra kaplumbağayı -milyon şefkat ama hayvancağızın adı yok- kaptığı gibi veterinere götürdü. Artık apse gidene kadar her gün yanağına terramycin krem sürülmesi gerekiyor, sıklığını hatırlamıyorum ama bir de suyuna antibiyotik damlatılması gerekiyor. Suyu mavi yapan bişey daha var ama onun ne olduğunu unuttum. Yani hayvan tüm su kaplumbağası populasyonu içinde borcamda ikamet eden yegane varlık olabilir ama dertler peşini bırakmıyor. Hayat Nevra'nın kaplumbağasından ne istiyor? :)
*
Neyse efendim, Nevra hanım yazının başında belirttiğim üzere tatilini geçirmek üzere Cote d'Azur 'a, Avrupa sosyetesinin yanına gitti. Peki kaplumbağaya ne olacak? E elbette Gizem'e emanet edilecek. Ki ben Çandarlı'ya geldiğim için bakımını üstlenemedim. Büyük yalan, Nevra onu bana vermezdi :) Gizem de şu sıralarda kaplumbağa beslediği için (onunkilerde ayrı hikaye, iki kaplumbağa devamlı üstüste yaşıyorlar) iyi bir "abla" olacak yavrumuza :)
*
Tatile çıkmadan bir gece önce kızlarla Quick China'ya gittik. Beklenmeyen bir de misafirimiz vardı. Devir teslim töreni için Nevra kamplumbağayı da Quick China'ya getirdi (Tamam hakkını veriyim, başka zaman kalmamıştı, getirmek zorundaydı.) Evet borcamdan çıkıp yoğurt kabına geçmişti ama gezmek onun da hakkıydı :)
*
Nevra Gizem'e liste halinde yapılması gerekenleri verdi. "Mercimek tanesi kadar antibiyotik" şeklide.. Gizemcik çaresizce Nevra'ya "Ya nasıl sürücem yanağına terramycin?" diye sorarken bimiyordu ki Nevra yemek dönüşü evde uygulamalı olarak gösterecekti tüm yapılması gerekenleri! Gizemciğin kamplumbağa hazretlerini devralırken içinden "Allahım nolur ölmesin, yalvarırım ölmesin, ölmesin, ölmesin" diye yalvardığına ve her gece yatmadan bu duayı tekrarladığına eminim :)
*
Nevra'nın dönmesine 4 gün var. Ha gayret Gizem, az kaldı :)
*
Nevra bunu görünce başıma geleceklerden kendimi kurtarmak için her gün 10 tane post yazıp bu postu ilk sayfadan yok etmeyi düşünüyorum :)

9 yorum:

esken dedi ki...

Merhabalar,
Kaplumbağa beslemek revaçta son zamanlarda. Ben de besliyorum=) Henüz çok yeni olsam da (iki gün önce üç tane aldım) biraz bilgi sahibi oldum. Kaplumbağaların üst üste çıkması sanırım kuru alan ihtiyaçlarından.Kırmızı yanaklı su kaplumbağaları, çok iyi dalgıç, yüzücü ve tırmanıcıymış ve güneş ışığına ihtiyaç duyarlarmış. Kabuklarının da kuruması gerekirmiş. O nedenle kabın içine bir madde koyarak kuru bir alan oluşturulması kaplumbağanın dinlenmesi ve kabuğunun kuruması elzemmiş. Aksi taktirde kabuk sertleştiricilerle suyu zehirleyip kaplumbağasına vede edebilirmiş arkadaşın)) İki günde bunları nerden mi öğrendim)) İşte şurdan:

http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1_yanakl%C4%B1_su_kaplumba%C4%9Fas%C4%B1

Bende bloguma üç gün önce bir şeyler yazmıştım. Ona da şurdan ulaşabilirsiniz:

http://mustafaesken.com/?p=83#more-83

:=)

Adsız dedi ki...

zavallı Gizem :)

yapıncak dedi ki...

hoşgeldim,

şu reader'dan buldum seni, reader'a ekledim. (Reader'in kosesindeki bu onerileri kim yapiyor, neden ve nasil oluyor hep merak etmisimdir, ama bak iyi oluyor)

Kafa dagitici yazilarini okumak icin daha sik ugrayacagim. Sevgiler,

Adsız dedi ki...

Ayşecim, Nevra'nın gelmesine 4 gün kaldığını hatırlattığın için çok teşekkür ederim. Ne kadar zor koşullar altında yaşıyorum en iyi sen anlarsın :)
İlgililere duyurulur: kaplumbağa (yani Nevra'nın oğlu; çünkü bana mesajda onu bu şekilde sordu: "Oğlum nasıl?") gayet iyi. Antibiotik ve terryamiycn merasimlerimiz dün son buldu; direktifler böyleydi. Artık hergün suyunu değiştirmek ve o mavi ilacı 3 günde 1 suyuna dökmekle yetiniyoruz. Ben benimkilerin suyunu 2 günde 1 değiştiriyorum bu arada. Haa bide iyi su koyulacak, çeşme suyu koyulmayacak,pintilik yapılmayacak. 4 gün mü kalmıştıııı :))
Gizem

patiska dedi ki...

gizemin yorumuna bittim ben asıl :)

Magissa dedi ki...

Hem Nevra'ya hem Giziem'e hem de diğer kaplumbağacılara bir öneri:

En mutlu su kaplumbağası, orta boy bir akvaryumda yaşayandır. Su bir karış civarı derin olacak, dip dere kumu, bir köşeye veya kenara veya hatta "dizayna göre" ortaya kaplumbağanın tırmanabileceği eğimde tepe olacak. Bu tepe ister volkanik taştan olur, ister iri çakıllardan bir tepe. Ancak suyun derinliği kaplumbağanın kabuğunun çapından fazla olacak, BU ŞART. Zira tpedn atlarken ters filan düşerse suya, dönemez ve ölür.

Bu suyu temiz tutmak için ufak bir akvaryum filtresi alırsanız hayatınız kolaylaşır. Bu motorlu filtre hem suyun içindeki yem artıklarının kabasını süzer hem de kaplumbağaya doğal yaşam ortamındaymış duygusu verir nispeten.

Akvaryuma bir de güneş ışığına benzer ışık yayan floresanlardan takılabilir, böylece hayvancık güneşlenme ihtiyacını da karşılar. Cam önü filan sakattır, ani ısı değişiklikleri olur, hastalık çıkar başınıza. Hem gün ışığı aşırı yosunlanma yapar.

Borcam da olsa yörsan yoğurtkabı da olsa kap kaptır, Nevra madem çok iyi niyetli, bence bu akvaryumcuk fikrini düşünsün derim. Gerçekten yüzen bir minyatürü seyretmek pek zevkli hem...

esken dedi ki...

Merhaba yeniden,
Magissa bu konuda bizden daha tecrübeli galiba. Üç tane kaplumbağam var. İki üç gün oldu alalı. Net üzerinden yaptığım araştırmalar sonucu ulaştığım bilgilere göre bir ortam hazırladım. Kaplumbağalar ile beraber satılan plastik kabı bir kenara bırakıp eldeki malzemelerden bir yer yaptım. Ortaboy kaplumbağa havuzu diyebileceğim bir bidon bu yer)) Yani bir zamanlar bidondu. Orta kısmına akvaryumcudan aldığım bir taş var. Üzerine çıkabiliyorlar. Yaz mevsimi olduğu için ısıtıcı, lamba vs almadım henüz. Bir şey soracaktım bilen varsa eğer. İki gündür öğleden sonra cam kenarına koyuyorum ve ara sıra yukarı çıkıp güneşleniyorlar. Bugün sularını değiştirdim ve ilk kez hazır yem dışında karides verdim. İki tanesi resmen saldırdı ve çok kısa zamanda afiyetle karides yedi. Bir tanesi Karideslere kayıtsız kaldı ve ben uzaktan seyrettim. Çok korkak bu aynı zamanda. Elime aldığımda kurtulmak için neler neler yapıyor. Beni gördüğünde hemen taşın altına giriyor. Daha sonra iştah açıcı olduğunu öğrendiğim kurt attım iştahsız kaplumbağaya. Ona da kayıtsız kaldı. Hasta olmuştur belki düşüncesiyle iştahsız kaplumbağayı başka bir kaba aldım ve oraya da karides ve kurt koydum. Belki karnı toktur da yememiştir diye test yaptım. İki saati geçti dokunmamış ve keyifsiz duruyor. Acaba hasta filan mı oldu?

Bu yorumu neden buraya yazdım? Yazdım işte:=)

B5 dedi ki...

Haha, iyi ki silmemissin, güne gülerek basladim. :)

zeya dedi ki...

Benim kaplumbağa maceralarım çoktur ama sonuncusu en iz bırakanı :):)
yıllar önce aldığım minik kablumbağa giderek büyümüş kabına zor sığmaya başlamıştı. Parmak kadarken bir kaç ayda el kadar olmuş ve büyümeye devam etmişti.

Bir gün abimle darıca hayvanat bahçesine bağışlama kararı aldık. Gittik gece vakti görevliler törenle yeni yuvasına bıraktılar. Biraz daha evde kalsa dalyandakiler kıvamı olacak diye korkmuştuk biz :):)