1 Eylül 2008

Alaçatı yeme rehberi

Şimdi ramazan ramazan olur mu demeyin, bu sene yaz sonuna gelmesini ben ayarlamadım! :) Yeme içme rehberi de gezi notlarımın en önemli kısmı olduğu için bununla devam ediyorum. Ramazan günü yemek, rakı filan anlatılır mı demeyin, sizi kızdıracaksa da baştan uyarıyorum okumayın, bir ay sonra gelin! :)

Alaçatı aslında popüleritesini önemli ölçüde belediye başkanına borçlu. Doğma büyüme Alaçatılı ve burayı sadece üniversite eğitimi için kısa bir dönem terk etmiş biri. Alaçatı'ya oldukça yerinde düzenlemeler getirmiş. Mesela Alaçatı'da plastik masa ve sandalyeler, renkli şemsiyeler (Algida'ya filan ait olanlar sanıyorum) yasak. Aslında bu düzenlemelerden en çok restoranlar nasibini almış. Gözünüzde hiç plastik masa ve sandalyenin olmadığı, beyazın ve mavinin tonlarıyla dekore edilmiş restoranlarla dolu bir cadde getirin.. Alaçatı'nın ana caddesi böyle bir yer. Restoranların neredeyse tümünün çok yüksek albenisi insanı şaşkına çeviriyor. Otellerde gördüğümüz yüksek kalite restoranlarda da devam ediyor. Genel olarak hayal kırıklığına uğradığımız bir yer olmadı. Çok çok iyiler ve idare ederler var ama tabii ki.

Öncelikle bizim tatillerde genelde tercihimiz akşamları rakı balık ile geçirmek olduğundan dolayı tavsiyelerim de genelde bu yönde olacak.

Tuval'e bu sene de kasti olarak gitmedik. Fazla popüler, masalar sokağın ortasında, yemek yiyenler sokaktan yüyüyenlerin gerçekten ortasında yemek yiyorlar. Magazin programlarında "Alaçatı'da yemek yerken.." görüntülenenlerin yüzde doksanı burada görüntüleniyor. Karar sizin tabii. Lavanta aynı kategoride yemeklerle çok daha şık hizmet veren bir yer. Geçen sene gidip çok memnun kalmıştık. Yediğim deniz ürünleri yahnisinin tadını hala hatırlıyorum diyebilirim. Tuval yerine Lavanta'ya giderseniz böylece tam yemeğinizi ağzınıza götürecekken sokakta akan kalabalığın haklı dirsek darbeleriyle de yemeğiniz bölünmemiş olur. Ama Tuval'in dövülmemiş bonfilesini de çok söylüyorlar. Ben ne yapayım bonfileyi balık varken diyorum ve sadede geliyorum.

Şifne'nin ünlü balıkçısı Ferdi Baba Alaçatı şubesini açmış. Ama Alaçatı şubesi dendiğine aldanmamak gerekiyor. Alaçatı'nın tepelerinde bir yerde. Daha çok Alaçatı manzarasına sahip olduğu söylenebilir. Yani "ben daha çok atmosferi hissetmek istiyorum, beni dağın başına gönderme şimdi" diyoranız burayı pas geçebilirsiniz. Yemeklerin hakkını vermek gerek ama. Mezeler lezzetli, fiyatlar makul. Mekanın yeri tek faul, onun dışında her şey güzel. Duyduğumuza göre haftasonları rezervasyonsuz gidilemiyormuş.

Ferdi Baba'daki rakı-balık çıkışı Alaçatı sokaklarına kendimizi atıp Lal Cafe'de bir iki meze eşliğinde son dublelerimizi içtik. İşte bu çok iyi geldi. Lal Cafe aslında oldukça basit ve salaş bir yer ama sokak ışıklandırmaları, masa örtülerinin şirinliği 50 metreden bağırıyor. Rum mezesi (karışık ufalanmış peynirler ve şamfıstığı) ve çılgın patlıcan(!) adı verilen spesiyal mezelerinden yedik. O kadar yemeğin üzerine hala yiyebildiğimiz için kendimizi tebrik ettik.

Eğer tatildeyken tüm akşam yemeklerini rakı-meze-balıkla geçirmekten hoşlanıyorsanız sizi garipsemem, bence bu oldukça yapılabilir bir şey, çünkü bundan asla sıkılmam gibi geliyor. Yine de eğer bir gece ara verelim, farklı bir şeyler yiyelim diyorsanız size hiç düşünmeden önereceğim yer Beatrice olur. Beatrice bizim geçen sene kapısından içeri bakarken aşık olup tesadüfen keşfettiğimiz İtalyan restoranı. Bu sene o geçen seneki harika yerini İmren'e kaptırmış ama yine de tabelasından izini sürerek yeni yerini bulduk. Kışları da İstanbul'da hizmet veriyormuş burası. Şanslı İstanbullular sizi, Ankara'da bu kadar iyi İtalyan benim bildiğim kadarıyla yok. Çarşamba gecesi gitmemize rağmen rezervasyonsuz yer bulmakta zorlandık. Yeni yerlerinde bahçe içindeki şirin masalarda yer bulabilmek için önceden aramak iyi fikir olabilir. Burası için tavsiye edebileceğim bir yemek yok. Her şeyi deneyebilirsiniz. Bizim masaya gelenler de etrafta uçuştuğunu gördüklerim de sınırsız yeme isteği uyandırıyordu. Ev şaraplarından da denemeniz şart. Bologna'da felsefe okurken tası tarağı toplayıp Türkiye'ye yerleşen Beatrice Di Lallo'nun hem hikayesi çok güzel, hem de yemekleri.

Tekrar rakı-balığa dönersek size Barbun'dan bahsetmem gerekir. Burası ya geçen sene yoktu, ya da biz büyük bir gaflete düşüp atlamışız. Gördüğüm en güzel restoran bahçelerinden birine sahip burası. Daha kapıda balıklar karşılıyor sizi. Balığınızı mezenizi seçiyorsunuz, nasıl pişirilmesini istediğini söylüyorsunuz. Bu cazip sergi iştahınızı tavan yaptırıyor. Koskocaman, çok güzel aydınlatılmış bahçede (biraz da kedilerle savaşarak) yemek yiyorsunuz. Fiyatlar biraz yüksek ama sanırım dünyayı yemeden çıkmak üzere gidilebilir. Bu tip bir diğer mekan Barbun'un karşısında kalan Kalamata. Mezeleri pek başarılı bulmadığımızı üzülerek söylemeliyim ama çok çeşitli uzolar bulmak mümkün; içtik, memnun kaldık.

Ama eğer gerçek rakı balık keyfi yapmak istiyorsanız biraz yol yapıp Alaçatı dışına çıkmalısınız. Çeşme'nin en güzel balığı Dalyan'da yeniyor. Bodrum Gümüşlük'ü andıran Dalyan'da sıra sıra balık lokantaları var. Geçen sene Hasan Usta'ya gitmiştik, bu sene enn harika olduğunu duyduğumuz Körfez'e gittik. Hemfikir olduk ki gerçekten yediğimiz her şeyin en lezzetlisi buradaydı. Yediğiniz mezelerden, salataya ve elbette ki balığa karşı tapınma duyguları geliştirebilirsiniz. Rezervasyonsuz gitmeyin, Çeşme'ye gitmişken burayı sakın ama sakın ıskalamayın!

Devam edecek.

Fotoğraflar
1. Alaçatı'dan genel görünüm (hahaha)
2. Kalamata'nın uzosu
3. Beatrice'nin tortellinisi
4. Barbun'un seç beğen al sergisi

8 yorum:

Adsız dedi ki...

aslı nasıl oluyor da bu kadar yemek yiyip hala zayıf kalabiliyosun bu kadar yemeği bir haftada mı yedin tebrik ederim kazandığının tümünü boğaza yatırıyorsun galiba :))))
yazıların süper zevkle okuyorum hiçbir deniz ürünü sevmeyen ben senin bu yemek yazılarını bile çok severek okuyorum :))

dilayra dedi ki...

ayşecim, barbun bar bu yılın başında açılmış. geçtiğimiz sene görememeniz gayet normal..
keşke midye dolmasından da deneseydiniz.. işte onun tadı benim hala damağımda..

bir de yemek saatine kadar hafif müzik ve loş ışıklar altında rahat minderli kanapede içtiğimiz jack daniels'lar..

Adsız dedi ki...

Aysecim,
son tatil keyifleri super olmus :)
artık Ankara havasına yavaş yavaş alışma zamanı geldi degil mi??
Ankara sonbahar yazılarını bekliyoruuuzz.

Öykücü dedi ki...

Harika:))Alaçatıya gitmeyi çok istiyorum ve bu yazdıklarını giderken çıktı alıp yanımda götüreceğim.Çok teşekkürler..

Sevgiler..

Esterhazy dedi ki...

Ben de bu yaz, bi gun de olsa Alacati'daydim, cok sevdim, cok begendim o ayri ama coooook butik geldi bana :) Yani igrenc bi sekilde tanimliyorum ama, ne yazik ki baska bi kelime bulamadim.

Mumkunse sadece zengin musteri gelsin, 37 ytl'ye bi ana yemek yemekten pisman olmasin, kasila kasila gezsin odakli bi yermis gibi geldi... Ha ben kumru ve midye dolma yiyerek en hesaplisindan karnimi doyurdum o ayri :)

Lavanta'da yemek yemedim ama yemek yiyen arkadaslarimin yaninda bulundum. Tabagin yarisindan fazlasi patates kizartmasiyla doluydu mesela. Bana insani salak yerine koyuyorlarmis gibi geliyor boyle yaptiklarinda. Ekmek ye doyarsin hesabi...Yani onlarin yanlis yemek secimleriyle alakali bi sey de olabilir tabi.

Bence cok tatli bi yer, ama biraz fazla pohpohlanmis bi yer Alacati. Iki cadde ekseninde gelismis bi yer nihayetinde... Biraz babanin soylemine katiliyorum sanirim. Adamcagiz hakli galiba. Sorf yapmiyorsam, ve eger altimda arabam yoksa sanirim sik tercih edecegim bi yer degil.

Bi de ekstra gevezelik, bana Alacati'daki sakiz muhabbetinden fenalik geldi. Sakizli kahve, sakiz receli, sakiz tatlisi, sakizli dondurma, sakiz bidibidisi... En son ciglik atiyordum :)

uzay dedi ki...

ayşeeee kaç kilossuuunnn :)
yemek yiyip yiyip kilo almayanlardansın dimi dogruyu söyleeee :P

Ayse dedi ki...

anonim,
pek zayıf sayılmam aslında, ortalama diyelim :) bünyem böyle. normalde çok yediğim için bi hafta normal yersem hemen kilo veriyorum, böyle alıştırmak lazım :))

dilayra,
bu sene en çok sevdiğim yerlerden biri oldu, iyi ki görmüşüm sende! :))

anonim,
evet artık ben de çıktım tatil havasından, Ankara yazıları başıyor ama daha eğlenceli olmayacak sanırım :)

öykücü,
tavsiyemle gittiğin bir yeri beğenirsen havalara uçarım!! :)

ozan,
sana güle güle diyemedim bir türlü.. umarım harika geçecek zaman.
çok da öyle değil ama bence ya. her bütceye göre seçenek var. genelinde sosyetik bir yer, kabul ama yine de bodrum'da da aynı para harcanıyor, şık bir yere gitsen daha da fena bir insan topluluğu oluyor vb. Lavanta ile ilgili de söylediğine şaşırdım, bizim yediklerimiz şahaneydi, diğerlerini bilemiyorum ama tabii ki.
Alaçatı'nın ömrünün çok uzun olmayacağını düşünüyorum, henüz bu kadar güzelken tadı çıkarılmalı bence.
Sen sakızlardan bunalmışsın ben hepsinden yanımda bile getirdim, sayfanın üst köşesini oku, sakızlı cheesecake yaparak yaşamayı isteyen biriyim en nihayetinde :))
tekrar yeni hayatında mutluluk ve şan diliyorum ozancım, umarım çok mutlu olursun uçtuğun soğuklarda :)

uzay,
an itibariyle 52. tatil dönüşü 54tüm, normal düzene dönünce 52 oldum. 50 olmak istiyorum ama kepek ekmek yiyerek değil :))

alaçatı otel dedi ki...

Alaçatı beldesinin özel kültürü ile şekillenen eğlenceli havası ve yiyecek – içecek zenginliği sizleri bekliyor… Kaynak bilgisi için;
http://www.alacatiotel.com.tr/yeme-icme-gece-hayati/