12 Şubat 2009

And the Oscar goes to.. - Vol 1 (Oyuncular sayısı)

Bir Oscar yılı daha geçti gitti ve 81. Oscar töreni için çanlar çalmaya başladı. 22 Şubat gecesi her zamanki gibi Kodak Theatre'dan canlı yayınlanacak tören bu sene çok heyecanlı! Akademi, bağımsız filmleri çiğ çiğ yiyip, büyük bütçeli filmlerle Hollywood çığırtkanlığı yapmaya devam ediyor olsa da, sinema dünyasının büyüsüne kapılmış kimse Oscar’ların cazibesinden koruyamıyor kendini. Geçen sene en iyi orijinal senaryo dalında altın heykeli kapan Juno dışında yüreğimize su serpen başka bir ödül olmamıştı. Bir de Javier Bardem, aldığı ödülü fazlasıyla hak ediyor olsa da, zaferi ise belli ölçüde No Country for Old Men ve haliyle Coen kardeşlerle dayanmıştı.

Bu seneki filmler ve adaylar geçen seneye göre hem daha heyecan verici, hem de Hollywood tarzı yıldızlı hikayelere oldukça meyilli. Geceyi, filme sadece kostüm dalında bir adet adaylık getirmeyi becerebilmiş büyük hayal kırıklığı Australia’nın başrolü Hugh Jackman’ın sunacak olması ironik bir durum. Hem aynı sene büyük beklentiler yaratmış bir filmde oyna ve yere çakıl, hem de son iki senedir Ellen deGeneres ve Jon Stewart gibi bu işin ustası kişilerce sunulmuş bu törenden alnının akıyla çık. Cesaret işi, bu kararı için kendisini tebrik ediyorum.

Bu sene beşer onar adaylıkla gümbür gümbür gelen filmler var. Kırmızı halıdan flaşlar en çok bunlara patlıyor: The Curious Case of Benjamin Button, Milk, Slumdog Millionaire, Frost/Nixon ve The Reader. İlk iki film yüklü adaylıklarla senenin “Ben-Hur”ları.

Tahminlerimize başlayalım!!


En iyi erkek oyuncu:
En iddialı yapımlardan biri elbette 13 dalda adaylık kaparak Nirvana’ya ulaşmış The Curious Case of Benjamin Button. Bir insanda (bu kadar mı) her türlü olumlu özelliğin toplanabileceğinin kanıtı olan Brad Pitt, 13 yıl aradan sonra tekrar Oscar adayı (bkz. 12 maymun,1996). Hem de bu defa yardımcı değil en iyi erkek oyuncu olarak. Bu 13 yılda sadece dünyanın en eli yüzü düzgün kişilerinden biri olarak ün yapmakla kalmayıp, aynı zamanda da dikkat çekici yapımlarda önemli ve akılda kalıcı rollerin altından kalkmayı başaran Pitt, bu sene evdeki rengarenk ufaklıkların yanına bir de altından olanını katabilir, sürpriz olmaz. Filmin yönetmeni David Fincher ise, Seven ve Fight Club (Brad Pitt’in uğuru mu demeli?) gibi kült filmlere imza atıp, bu sene ilk defa adaylığa layık görülmüş sevdiğimiz bir kişi. Fincher ve Pitt bu sene bir elin nesi var, iki elin sesi var şeklindeki önemli deyişimizin canlı örneği olabilirler. Yine de Brad Pitt’in işinin çok da kolay olmadığını söylemeliyiz. 8 dalda Oscar adaylığı ile senenin bir diğer iddialı yapımı olan Milk’deki rolüyle Sean Penn var karşısında. Penn, kadrolu Oscar adayı. 2-3 senede bir mutlaka listede adı geçiyor ve 2003’teki Oscar kucaklaşmasından sonra dönüşü muhteşem olabilir. Milk, SanFransisco'lu eşcinsel politikacı Harvey Milk'in gerçek hikayesi ve hepimiz biliyoruz ki Amerika böyle şeyleri çok sever (no.1). Aynı dalın “yaşlı” adayları Richard Jenkins ve Frank Langella ise, içinde yer aldıkları yapımlar çok iyi olmasına rağmen gölgede kalıyorlar. Diğer aday Amerika’nın kötü çocuğu Mickey Rourke ise çok ses getiren (ama benim neden olduğunu anlayamadığım) The Wrestler ile bir nevi jübile yapabilir. Daha önceki ödüler silsilesi bunu gösteriyor. Zamanının büyük yakışıklısı, şimdinin botoxlu kaybedeni Mickey, ödüle herkesten yakın. Ben Brad Pitt’e gitmesinden yanayım ama ödül Mickey Rourke’a gidecek gibi hissediyorum.

En iyi yardımcı erkek oyuncu:
Amerika’nın hoşuna gidecek bir diğer olay da elbette ki intiharından beri konuşulduğu üzere, Heath Ledger’ın en iyi yardımcı oyuncu dalındaki Oscar’ı (yukarıdan biryerlerden) almasıdır. Joker rolünde onu ben de çok beğendim ama nedense bu Oscar’ın onun işine hiç yaramayacak olması fikri ile Oscar tarihine geçmiş bir oyunculuğun atlanmış olması fikri bende çarpışıyor. Ve hepimiz biliyoruz ki Amerika böyle şeyleri çok sever (no.2) ve Akademinin kararı büyük ihtimalle bu yönde olacak.

En iyi kadın oyuncu:
Kadın oyuncu adaylarına gelirsek, bu sene Kate Winslet’in The Reader’daki rolüyle pek rakibi yok gibi görünüyor. Ki gerek Kate, gerekse filmin bunu hak etmediğini söylersek çarpılabiliriz. Altın Küre ve Bafta’dan mütevellit kendisine bir de Oscar teslim edilecektir. Neredeyse en garanti ödül budur. Melissa Leo ve (artık ihtiyacı yok ki) Meryl Streep’in ödülü alacağını sanmıyorum (bence asıl hak eden o ama), Anna Hathaway’in Rachel Getting Married’deki performansı iyi ama gerçekçi olalım değil mi? Frozen River’da döktüren Melissa Leo'ya yazık oldu diye düşünüyorum, başka filmlerde darısı başına olsun. Ammavelakin beklenmedik şekilde Angelina Jolie sürpriz bir kararla ödülü kapabilir. “America’s Sweethearts” olarak Brad Pitt’le birlikte ödüllerini alabilirler ve hepimiz biliyoruz ki Amerika böyle şeyleri çok sever (no.3). Bu olursa, ben Akademi’nin saygınlığından ve objektifliğinden daha bir şüphe duyarım. Changeling güzel bir film (ama anca Clint Eastwood’un parmağı olan her şeyin olduğu kadar) ve Angeline Jolie de iyi (diyelim iyi olsun) bir oyuncu ama filmde öyle yerlere göklere sığdırılamayacak bir şey görmediğimi de söylemeliyim. Sadede gelirsek, benim ödülüm Meryl Streep’e gider, heykelcik Kate Winslet’e.

En iyi yardımcı kadın oyuncu:
Yardımcı kadın oyuncu roundu çok da heyecanlı geçmeyecek. Cümle alemin bildiği şekilde kalbim Penelope Cruz’dan yana (ki öncü depremler de bunu işaret ediyor) ama Doubt, iki aday birden yerleştirdiği bu kategoriden eli boş dönmeyebilir. Amy Adams, Doubt’ta muhteşem oyunculuğuyla adından söz ettirse de (kendisiyle tanışmak için Junebug’ı tavsiye ederim), Penelope canımız ciğerimizdir ve Maria Elena karakteri bir dişi olarak benim bile aklımı başımdan almayı becermiştir. Woody Allen’ın Penelope’ye hediyesi olsun bu heykelcik.

Efendim incelememizin ilk kısmı burada sona eriyor. İlk bölümde oyunculuk adaylarına baktık, ikincisinde de filmlere bakalım. Kırk yılda bir bütün filmleri, bütün adayları sevdim, bunun tadını çıkarmak gerek değil mi? :)

Biliyorum ki birçok filmi törenden önce sinemalarımızda görme şansımız olmayacak, bu da bizi farklı yollara itiyor. Neyse, millet fezaya gitsin biz de gidip Recep İvedik 2 ile salonları dolduralım, rekorlar kıralım yarın. Sonra da otur düşün bu kadar kazma nereden çıkıyor diye. Neyse konudan sapmayalım. Tavsiyem, sonradan "Yapma ya! Kaç tane ödül aldı film, biz nedir bilmiyoruz!" diye üzülmek istemeyenler için Slumdog Milllionaire, The Curious Case of Benjamin Button ve The Reader'ı izlemeleridir.

Sonraki bölümde görüşmek üzere esen kalın sevgili izleyiciler! :)

5 yorum:

$afak dedi ki...

Bir de Şahan FAcebook çok amele dolu demiyor mu ifrit ediyor adam beni ya. Senden amelesi mi var yarattığı karaktere bak!!

Adsız dedi ki...

oscar'ı kesinlikle en iyi film dalında milk'e verirdim. şahsi kanaatimce benjamin button şişirilmiş, the wrestler'dan jcvd kat kat daha güzel, slumdog ancak milk le rekabet edebilir. ama documentary-drama olan milk bence almalı. hem o dönemi footage görüntülerle orjinallik katması, hem de oyunculuk açısından 10 numara. öyle ki harvey milk olsa kendisini sean penn'den daha iyi canlandıramazmış. eksi sözlük'den mgk

ece arar dedi ki...

mickey rourke'a ciddi hasta bi insandım ben. insan sevdiklerinin loosera dönüşmesine felaket hüzünleniyor, onu fark ettim yazıyı okuyunca. wrestler'ı hala izlemedim ama mickey için iyi olmuş demeden edemiyorum:) yazı harika bu arada, ikinci bölümü sabırsızlıkla bekliyorum

DoDo dedi ki...

"Ve hepimiz biliyoruz ki Amerika böyle şeyleri çok sever,"ler çok iyi olmuş! :) En yakın zamanda bu filmleri teker teker izleyeceğim ben de.

tatlısukırosu dedi ki...

bir çoğu ülkemizde gösterime girmedi, gelse de izlesek...