27 Nisan 2010

evet benim köpeğim yaptı, ne var?

Korkuyorum. Acaba ben de bir gün "Ay biliyor musunuz dün işten 10'da çıktım, gece 12'de hala evden e-mail cevaplıyordum." gibi lafları iyi bir şeymiş gibi ballandıra ballandıra anlatan biri olur muyum? Bu insanlar salak mı? Ne ile övündüklerinin, ne kadar acınası bir durumda olduklarının farkında değiller mi? Bir gün birine "Bu kadar insan mesai saatlerinde halledebiliyor, herhalde sende bir sorun var!" deyivereceğim diye korkuyorum.
*
Gerçekten çok çok yoğun çalışan biri olarak söyleyebilirim ki, planlı programlı olduktan sonra haftanın beş günü, 9-6 mesai her şeyi halletmeye yetecek kadar uzun bir zaman. (Benim mesaim bundan daha uzun ama kısa olsaydı da bir şeyin değişmeyeceğine, aynı işlerin halledilebileceğine inanıyorum.) Evet çoğu zaman hiç kafamı kaldırmadan çalışıyorum, günün sonunda etrafı bir excel tablosuymuşçasına karelere bölünmüş olarak görüyorum ama son anda çıkan acil işler ya da birinden -bir türlü gelmeyen bir - bilgi almanızı gerektiren durumlar olmasa bence aslında yetişmeyecek bir şey yok. Zamanın miktarını bir düşünün. Normal mesai ile çalışanlar için haftada 40 saat, her hafta! Bir hafta boyunca 40 saatinizi ayırıp ders çalışırsanız Odtü'de verilen efsanevi Diferansiyel Denklemler (nam-ı diğer Diff) dersinden AA ile geçersiniz, garanti veriyorum. Hiçbir şirketin hallettiği iş de o denklemler kadar zor olamaz, kimse aksini söylemeye çalışmasın. Ben ortalama 50 saat çalışıyorum. Haftada iki tam günden uzun bir süre ediyor. Yıldızlı AA alınır bu durumda hakikaten.
**
Bu yüzden "Ah şu mini mini ofis kübiğinden dünyayı yönetiyorum, gece gündüz işim var" diyen kişilere uzaylı gibi bakıyorum. İşin çokluğundan, yorulmaktan şikayet etmek başka bir şey, "Ah şekerim, o bana gece 3'te mail atmış, ben de tesadüfen o saatte raporu tamamlıyordum, birden cevap yazınca şok oldu tabii." gibi hastalıklı bir cümle kurmak başka bir şey.

Bazen, hayatta kendisini işinden başka bir şeyde ispatlayamamış, bu yüzden sadece işiyle var olmaya çalışan, işini kendisi sanan insanlardan ne kadar çok olduğuna şaşırıyorum. Bence bu insanlar emekli olunca, hayattaki tüm yetkinliklerini kaybettikleri duygusuna kapılıp, bahçede oynayan çocukların topunu patlatan deli komşular oluveriyorlar.
*
Ben, bahçede oynayan çocuklara nutellalı ekmekler hazırlayıp dağıtan yaşlı teyze olmak istiyorum. Ve ayrıca köpeğimin o komşuların bahçesine kaka yapmasına da ses çıkarmayacağım.

24 yorum:

Adsız dedi ki...

aysecim ben yazdiklarina yuzde yuz katiliyorum. Kendini yalnizca isiyle tanimlayan insanlara aciyorum.. Yasasin cok yonluluk!

Emelo

$afak dedi ki...

Bazı sektörlerde malesef 50 değil, 60 saat yetmiyor.. :/

Bunla övünenler sapık tabi ama sen başkasından aldığın iş, data vs ile hareket edeceğin bir iş yapıyorsan çok fazla sürünebiliyorsun malesef...

oceania dedi ki...

İnanılmaz sevdim yazını, canı gönülden sana katılıyorum. Eleştirdigin insan tipi benim hayatımda da mavcuttu, artık görüşmüyorum ama malesef inanılmaz can sıkıcılar. Ne bir sosyal hayat, ne bir yenilik peşindeler. Üstelik kendi hayatlarımızdan da götürüyor bu tip insanlarla takılmak..Neyseki artık yok ve ben huzurluyum..Ben de nutella hazırlayacak teyze tipiyim, bunla da gurur duyarım:)

Hera dedi ki...

aynen senin gibi düşünüyorum ayşe. Bende çok yoğun bir sektör ve işte çalışıyorum ama 6 dedin mi -nedense!- tüm işlerim bitmiş oluyor:)

ALPella dedi ki...

Ben de bir doktor olarak saatlerce çalışıp, saatlerce nöbet tutuyor ve saatlerce ameliyatta kalıyorum. Ancak komşu ilkokul öğretmenlerini dinlerseniz eğer benden çok çalışıyor ve yoruluyorlar. Bu arada ben 3 yaşındaki oğlumu arabaya atıp(babamız mecburi hizmet nedeniyle Batman'da olduğu için) her hafta sonu gezmeye bir yerlere gidince de kınar bir gözle bakıyorlar. Ama napalım onlar çok çalışıyor...(bu arada tabi ilkokul öğretmenliğini kazanmak için ÖYS de daha çok puan alınıyordu değil mi?) İşte o anlarda ben de kendimi "ya sizin kafa almıyorsa napalım" dememek için zorluyor ve sırıtarak haklısınız deyiveriyorum
damla(mecburi hizmete kadar Ankaralı sonrasında devlet nereye yollarsa oralı olan, Ankara hastası biri)
www.alpellam.blogspot.com

Adsız dedi ki...

hayata toz pembe bakma asgari ücretle yaşayan bir aile nasıl çok yönlü olabilir? evin kirasını verip ayın sonunu nasıl getireceğini hesaplarken bilmem ne operası varmış oraya gideyim tenis maçına golfe gideyim tiyatroya sinemaya gideyim diye düşüncek durumda olmuyor.

çok çalışan kişilere gelince de bu zincirleme bir durum ve tamamen diğer kişinin tembelliğinden ve sorumsuzluğundan kaynaklanan bir durum.
eğer sen bir raporu yetiştirmek zorundaysan ve gerekli bilgiyi de bir başkasından alıyorsan ve o x kişi sana o bilgiyi göndermek yerine farmville de çiftçilik yapıyorsa ve sen hala bilginin gelmesini bekliyorsan işten de erken çıkamıyorsun.

ya komşular senin köpeğinin kendi bahçelerine kaka yapmalarına ses çıkartırlarsa????


bir de ayse sana yazılan yorumlardan beğendiklerini yayınlıyorsun fakat genelde yayınladığın maillere hiç cevap yazmıyorsun benimle alakalı değil herkes için aynı geçmiş yorumlara bakarsan kişilerin yazdıkları hep havada kalmış.

BahaR dedi ki...

iyi birşeymiş gibi ballandıra ballandıra anlatanını anlayamam da.bazen zaman gerçekten yetmiyor.bence sektörüne göre değişen bir durum söz konusu.insanın yarın da devam edebileceği işler olduğu gibi bugün bu işin baskıya girmesi şart olan işler de var maalesef.işte ozaman sabahlar olmuyor...

Ayse dedi ki...

anonim,

çok fazla çalışanlara kimsenin bir şey dediği yok. sadece çok fazla çalışmakta övünülecek bir şey olmadığını ve bunu topluma karşı bir statü kazanma adına yapanlara karşı olduğumu söylemek istedim. ben de çok fazla çalışıyorum ve yeri geldiğinde bundan şikayet ediyorum. ama bu aynı şey değil. 10saat çalıştığım zaman dünyayı kurtarmış gibi değil, o günümün bir kısmını feda etmiş gibi hissediyorum.

komşular ses çıkarabilir elbette, bunu yapmakta özgürler. ben de ses çıkarmayacağım. hır gür çıkana kadar çıkarmayacağım.

yorumların hepsini yayınlıyorum. blogdaki yorumlara bakarsan iyi yorum kadar kötü yorumun da burada yer aldığını kolayca görebilirsin. zaman buldukça cevap da yazmaya çalışıyorum. her fikir belirtene değil, özellikle fikir sormuş olanlara öncelik vermeye çalışıyorum. blog için ayırabildiğim zaman çok fazla değil. O zamanda da yorumlara yanıt vermektense yeni yazılar yazmaya çalışıyorum. okuyanların da bunu böyle tercih edeceğini düşünüyorum. özel bir şey konuşulacağı zaman mail adresim yanda. bir çok kişiyle oradan irtibatlanıyoruz. burası bir forum değil sonuçta.

Lotus dedi ki...

23 yıldır sürekli çalışan biri olarak, klasik ama tek diyeceğim "ne yap ne et, sevdiğim bir işten para kazanmasını becer" o zaman saatin önemi kalmıyor. Çocuk bile büyütebiliyorsun, kızım 13 yaşında oldu bile:) İşini sevmiyorsan ve çalışmak istiyorsan (ya da mecbursan) mutlaka değiştir, sevdiğin işi bulana kadar uğraş.

Adsız dedi ki...

çok çalışıyor olmak büyük ahmaklık.
yazık. ben çok çalışmıyorum bundan da memnunum. ne için çok çalışılır ki ayrıca? para için mi? sadece 24 saat nöbetli işlerde çalışanlar karşısında kendimi biraz suçlu hissediyorum. bir de alışveriş merkezlerinde çanta kontrol edenleri görünce kötü hissediyorum.

Adsız dedi ki...

çok çalışmak bir statü belirtisi değil tabii ki. buna katılıyorum. bence bu konuda gruplara ayrılıyor. benim kuzenim daha 18 yaşında ve olivium alışveriş merkezinde bir mağazada kasiyer olarak çalışıyor çalışma saatleri düzenli olmadığı gibi avm ler geç kapandığı için işi akşam 22'de bitiyor eve gelmesi vs 23 ü buluyor. açıköğretimde okuyor ve bayan.
bir de düzenli saatlerde çalışanlar var ki mesai 18 de bitmesine rağmen hiçbir zaman 18 de bitiremezler.
genelde bu ülke memur zihniyetiyle çalışmaktan kaytaran salla başını al maaşını günümü geçireyim ay sonu maaşımı alayım düşüncesindedir eğer öyle olmasa bir vergi dairesinde veya devlet bankasında saatlerce sırada beklemezsin onlar işleri ağırdan alırlar ve hiç çalışma meraklısı değillerdir.
senin dediğin gibi statü grubuna giren kısım kendini elit göstermeye çalışan tabakaya giriyor ki genelde yöneteci takımı. büyük firmalarda genel müdürlük vs yapan kendini olmadığı biri gibi göstermeye çalışan her zaman en pahalı marka parfümleri kullananan ve pahalı şarapları ve bilmem ne soslu makarnaları yiyen kesim o da çok geniş bir tabana yayılmıyor. onlarda aslında çalışmıyorlar sadece kendilerini çalışıyormuş gibi gösteriyorlar ki bu da ayrı bir sanat dalı.

yorumlara gelince hoşuna gitmeyen şeyleri yayınlasan bile bir süre sonra geriye dönüp siliyorsun sanırım çünkü öyle bir kaç tane gördüm.

Adsız dedi ki...

Bir de doğru düzgün çalışmayıp ortalıkta, "çok işim var, çok işim var" diye kafa ütüleyenler var. Bence onlar insanın enerjisini daha çok alıyorlar.

Adsız dedi ki...

ben bu konuyla ilgili son mesajımı yazmak istiyorum.
yazmış olduğun post daki tesbitin bence doğru olmamış.

çok çalışan değil kendini çalışıyormuş gibi gösteren bir grup var deseydin tamamdı.

adam gecenin üçünde face ine veya twetter ına absoult gecesi yazıyor aslında o anda kapaktan çıkan bedava cola yı içmekte ve listesindeki arkadaşlarını röntgenlemekte.

birisi bir şey yazdığında da verdiği cevap az önce new york times okudum şimdi çok önemli bir finansal tablo üzerinde excell de çalışıyorum aslında yaptığı hürriyetin kelebek ekindeki magazin haberlerine bakmak.

bu ülkede kime sorsan discovery veya national geographic de belgesel izler mozart dinler gerçekte ise yemekteyiz veya yaprak dökümünü bihterle behlülün kim tarafından yakalandığını izlemektedir. genelde mozart dinlerim diyenlerde ya hülya avşar ya gülben ergen ya serdar ortaç dinlemektedirler.

9-6 mesaisinde de kimse 6 da çıkmaz çünkü bütün gün farmville de face de veya twetter da kaytarmıştır ve yetiştirmesi gereken işleri son 1-1,5 saate bırakmıştır saat 6 olduğunda da söylediği şey çok yoğundum yetiştiremedim biraz daha burdayım.

en değerli şey insan canı olduğu halde doktorlar bile işten kaytarmanının türlü türlü yollarını arıyorlar.

özetle hiç kimse fazla çalışmaya meraklı değildir zaten öyle olsa resmi tatiler açısından bakarsan Türkiye en fazla tatil yapan ülke.

kariyer insanları dediğin kesim orana vurursan binde bir. o da ayda 20-25 bin dolar maaş alan yönetici grubu. kimse asgari ücrete o kadar fazla çalışmayı kabul etmez.

bir çokyorum geldi hala insanların çok çalıştıklarını mı düşünüyorsun yoksa çalışıyor gibi yaptıklarını?

(direk sorulara cevap yazıyorum dediğin için sordum)

fk dedi ki...

".....Bence bu insanlar emekli olunca, hayattaki tüm yetkinliklerini kaybettikleri duygusuna kapılıp, bahçede oynayan çocukların topunu patlatan deli komşular oluveriyorlar...."

altına bi sürü imza benden:)

aburcubur dedi ki...

ayse yaşlı teyze olmaya daha çok var!!

Adsız dedi ki...

Ayse'cim bu "Anonymous" sana kafayi fena takmis anlasilan, baksana usenmemis uzun uzun yazmis da yazmis:) Gizli gizli evini falan gozetliyor gibime geliyor?? Be careful! -adim Deniz bu arada, usendigimden sign up olmadim simdi:)-

Adsız dedi ki...

deniz hanım son derece art niyetli ve fesatça davranıyorsunuz.
ne alakası var kafayı fena takmış yazdığınız yorumda bir uslup yok farkında mısınız son derece argo kelimelerle bir bloğa yorum yazmaya çalışıyorsunuz bende size cevabımı ona göre yazarım.
bir post yazmış ben de ona kendi fikrimi yazdım. üşenmemiş uzun yazmış falan ne demek oluyor ne yapsaydım yani ay ayşe ne cicisin çok şeker ahhh bayıldım tarzındaki diğer blog yorumcuları gibi mi yazsaydım?
ya ayşenin evinin tam karşı apartmanında oturuyorum üşenmedim bir de teleskop aldım evin içi daha iyi görünsün diye yıldızlar yerine teleskopla evine bakıyorum.
deniz hanım kusura bakmayın ama hasta ruhlusunuz..

Ayse dedi ki...

Rica ediyorum blog yorumları üzerinden hakaret içeren tartışmalar olmasın.

Ben kendi fikrimi yazdım.

Yazıdan çok kolayca anlaşılabildiği gibi çok çalışan insanlara dediğim bir şey yok. Yok farmville'miş yok başka bir şey, konuyu farklı biryerlere çekmenin de bir manası yok. Bir iş yapmıyorlar aslında ama sürekli söyleniyorlar da demedim. Ben sadece çok çalışmakla övünen insanlardan hoşlanmadığımı söyledim. İsteyen sever bu tarzı, isteyen sevmez. Ben sevmiyorum, bu kadar basit.

Lütfen konu alakasız yerlere varmasın. Hakaret içeren yorumları yayınlamayacağım. Bu sayfada böyle şeyler bulunmasını istemiyorum. Teşekkür ederim.

ALPella dedi ki...

İşte hayatı ve hayattaki her olayı bu kadar ciddiye alan herkesten uzak kalmak gerekli sanırım. Aynı işlerinde yaptıkları gibi. Bence biz yine bildiğimiz yolda devamm...Selamlar..
Damla

jelatin dedi ki...

Ayşecan, auditçiler / marketingciler seni vallahi tenhada kıstırıp dövecek, bak demedi deme! Kızım yetmiyor, yetemiyor lan?! Sömürülüyoruz ablaaam!

Bu arada bugün karar verdim, kendime ben de şu alttaki güzel pabuçlardan alacağım. Ama ben siyah veya beyaz istiyorum.

Adsız dedi ki...

Ayse'cim lutfen yayinla bu yorumumu, son olacak soz cunku sana ve bloguna saygi&sevgi duyuyorum;

Sevgili anonymous, tesekkur ederim oncelikle beni hasta ruhlu bulmaniza, gercekten! Hic kizmadim, bozulmadim aksine epey sevindim cunku bana sevgili Turkiye'min insanlari nasil cildirttigini ve toplum hayatinin esitsiz dengelerinin kimilerini ne kadarda rahatsiz edip, ona buna soylenen husursuz kisilikler haline getirdigini bir kez daha hatirlattiniz. Ki...ben Kanada'ya tasindim tasinali (8 yil oluyor) kendimi bu uyuz ulkenin uyuz bir ferdi haline gelmis sayiyorum ve bundan hic haz etmiyorum cunku Turkiye'de yasarken hayati sorgulayan, sikayet eden, sevmedigi seye pat diye sesini cikaran insan olmaktan cikip, huzur& bortu bocek insani haline geldim, bunaliyorum ciddi ciddi!

Ben biraz ortami yumusatayim demistim ama anlasilan siz tek Ayse'ye olmasa bile hayatin kendisine ve ulkeye kizginsiniz derinden saniyorum? Benim gibilerin iki cift lafini bile hosgoruyle karsilamayacak, "argo" bulacak kadar yaralanmissiniz...Ama bende aynen boyleydim zamaninda, sizi cok iyi anliyorum...Fikrimi sormazsiniz ama bence soyle guzel bir tatile cikin, kafanizi dinleyin ve sakinlesin ve sonra kim gercekten hasta ruhlu ya da degil bir kez daha dusunun...

Ama beni lutfen hasta ruhlu olarak bilmeye hep devam edin!! It shows that i'm still ALIVE :)

Deniz

k.i.s.d. dedi ki...

Bu tema üzerine çok konuştum ve düşündüm. Özgürlüğün Manifestosu diye bir kitap var, tavsiye ederim. Kesinlikle beğenirsin, alt metninde ortak duygularımız var.
:) Acı acı gülüyorum bir yandan da çünkü o mesai saatleri arasında her işimi bitirebildiğim için hakkım olan terfiyi alamamıştım 1 sene önce:) Şimdi umurumda bile değil ama o zaman olayın insafsızlığıa çok sinirlenmiştim. Gözümün içine baka baka saat 22:00ye kadar çalışmadıkça proje yöneticisi olamayacağım söylenmişti ve ben bu tempoyu kaldıramayacak kadar hamileydim. :) Halbuki işler gerçekten de mesai saatinde bitiyorken ben ne diye insanca yaşamak yerine gecelerimi de kübiklere hapsedeyim...

Sağlıcakla!

ipek dedi ki...

Ayse Slm,

Cok hos bir yazi,blogunu hep takip ediyorum,sevgiler,Ipek

Moriçe! dedi ki...

Bir şeyler çağrıştırmıştı bu yazı zihnimde sonra yorumları okuyunca ne düşündüğümü unuttum. Benim de bir psikolog olarak hayatta en sevmediğim şeylerden biri, insanların, mesleğimin sınırlarına severek dalıp birbirine tanı koyması :) :)
Galiba aklımdaki şuydu: Bir yıldır evde oturan biri olarak işe başladığımda ilk haftadan kendimi tükenmişlik sendromunun kollarına atmadan önce çalıştığım yerin en azından içindeki eşyaları olsun nefes alınabilir hale getireceğim. Evet belki sevdiğim bir mesleği seçtim ama insan öğretilen psikolog ile çalışan psikolog arasındaki fark Nemrut Dağı.