29 Haziran 2010

where is my mind?- limonlu bahçe episodu

Kendimi çok dağınık biri olarak tarif edemem (Gülme anne!). Dağınıklık diyerek, odada üst üste yığılan kıyafetlerden değil, orada burada eşya unutmaktan bahsediyorum. Evet Nevra'da defalarca kolye, küpe, makyaj malzemesi, hatta bir keresinde nasıl olduğuna hala akıl erdiremediğim şekilde çamaşır sepetinde parfüm şişesi unutmuşluğum var ama yine de telefon, cüzdan ya da kimlik gibi önemli şeylerime hakim olmayı becerebiliyorum (sanıyordum). Yakında hepinizin malumu olacak şekilde, bir süredir aklım bir karış havada ve düşünceler içinde olduğumdan dolayı olacak, resmen arkasında ekmek kırıntısı bırakan Hansel ve Gretel gibi, bıraktıklarımla izim sürülebilecek hale geldim.
*
Geçtiğimiz hafta sonu İstanbul'a gittiğimde artık kim bilir güzelim bloody mary'lerin de mi etkisiyle, güzelim güneş gözlüğümü Limonlu Bahçe'de unutmuşum. Bunu ancak Salı günü Ankara'ya gelince fark ettim. Allahtan, Limonlu Bahçe'yi aradığımda gözlüğümün orada olduğunu ve gelip almam için saklayacaklarını söylediler. Benim de içime su serpildi. Hatırlar mısınız bilmem vaktinde o gözlüğü bulmak için ne kadar zaman harcamıştım. Siz diyin portakal, ben diyim elma kadar bir suratım olduğu için kendime uygun bir güneş gözlüğü bulma konusunda ciddi problemlerim var. Bir de üstüne üstlük siyah kemik çerçeveli koca koca gözlükleri sevdiğim için gözlük almak, suratımda komik durmayacak bir gözlük bulmak, samanlıkta iğne aramak gibi (Mübalağa sanatı). Neyse, bu hafta sonu tekrar İstanbul'a gittiğimde hem bir şeyler yemek, hem de gözlüğü teslim almak için Limonlu Bahçe'ye gittik. Yemeğimizi bitirdikten sonra gözlüğümü sordum. Çekmecelerde aradılar aradılar bulamadılar. Sonunda işletmecisi olduğunu tahmin ettiğim kişi gelip "Kusura bakmayın ama arkadaşlar o gözlüğün sahibi olduğunu bana söylemediler, ben de çöpe attım" dedi. Aynen böyle dedi, çöpe atmışlar! Bırakılmasının üzerinden 1 hafta bile geçmemiş... Dedim "Nasıl atarsınız güzelim Chanel gözlüğü?", "Ne bilelim artık hepsinin bire bir taklidini yapıyorlarlar, ben de taklittir sandım."
*
Neyse, sonuç olarak benim gidip bir gözlük almam ve faturayı Limonlu Bahçe'ye getirerek ödemesini almam konusunda anlaştık. Benim için bu, zaten gitmeme sınırlı saatler kalmış olan İstanbul'da suratıma uygun bir gözlük daha bulmak demekti, ki bunun hiç kolay olmadığını önceki tecrübelerime dayanarak adım gibi biliyordum. Ammavelakin yapacak bir şey yoktu. İnanılır gibi olmasa da, sahip olduğum en pahalı şeyler listesinde kayda değer bir yere sahip zavallı Chanel gözlüğüm şimdi çöpteydi. Pazar gününün çılgın kalabalığında İstiklal Caddesi'nde optik aramaya başladık. Dünyanın merkezi olan İstanbul, İstanbul'un merkezi olan Taksim ve Taksim'in merkezi olan İstiklal Caddesi üzerinde tek bir optik bile bulamadık. Dikkatinizi çekiyorum, açık bir optik bile değil, sadece bir optik. Girişimci arkadaşlara önerimdir, bu cadde üzerine optik açın, parayı bulun. Sonunda Cevahir'e gittik. Oradaki üç optiğin ikisini gezdik. İkincisinde çok şükür ben 500 gözlük denedikten ve Doruk "Bu güzel, bu değil, bu büyük, bu küçük, bu kaba" şeklinde devam eden kelime dağarcığının sonuna yaklaşırken ben kendime D&G bir gözlük buldum. Eski gözlüğüme mümkün olduğunca çok benzeyen ama onun kadar güzel olmayan bir gözlük. Bu arada hiçbir yerde Chanel satılmıyor ve artık sadece özel belgeli yerlerde satılacakmış, optikten öğrendiğim bilgi bu oldu. Boğazıma bir yumru da burada oturdu.
*
Sonuç olarak gözlüğü bulduk, acaba faturayı onlar adına mı alsak ne yapsak diye bize telefonuu vermiş olan gözlüğümü çöpe atan kişiyi aradık. Aramamıza havalara uçan beyefendi, gözlüğü bulduklarını, kendisinin çalışanlara "Atın bunu" dediğini ama gözlüğün atılmadığını ve çalışanlardan birinin gözlüğü beğendiği için kız arkadaşına götürmüş olduğunu biz mekanda çıktıktan 2 dakika sonda itiraf ettiğini söyledi. Ben gözlüğümün bulunduğuna mı sevineyim, 2 saatimi gözlük arayarak geçridiğime mi üzüleyim, bana gözlük bulma gibi zor bir misyonu başarıyla tamamlamış optik çalışanının boşa giden emeklerine mi yanayım bilemedim. Şimdi birkaç gün başkası tarafından kullanılmış gözlüğüme kavuşmayı bekliyorum. Umarım üzerinde bir hasar yoktur. Biz fatura detayları hakkında konuşmak için aramasaydık, gözlüğümü çöpe atmış olan müessese bu yeni gözlüğün masrafını giderleştirebilir mi diye düşünen saftirik yaratıklar olmasaydık ne olacaktı çok merak ediyorum. O yeni gözlüğü karşılayacak ve diğer gözlüğü o kız arkadaşın kullanımına mı teslim edeceklerdi, o çalışanın başına ne gelecekti? İşte böyle ilginç bir hikaye yaşadık Limonlu Bahçe ile. Henüz gözlüğümü göremediğim için hikayenin mutlu sonla bittiğini müjdeleyemiyorum, bakalım inşallah yakın bir gelecekte..
*
Eeee Ayşe, unutmayacaksın sen de gözlüğünü filan, malına sahip çıkacaksın! değil mi? Ah sevgili okuyucu ah. Bana neler oldu bilmiyorum. Meğersem Pazar günü sokaklarda fellik fellik gözlük ararken, sevgili fotoğraf makinem de sırra kadem basmış. Bunu ne zaman fark ettim? Çantamda güneş gözlüğümü ararken mi? Hayır. Bugün sabah. Devam edecek.

9 yorum:

L@L dedi ki...

Ayşecim umarım gözlüğüne en kısa sürede kavuşursun. Vereceğin güzel haberleri heyecanla beklemedeyim :)

sibel dedi ki...

Sana "attik" dediklerinde, yazinin gerisini okumadan, kimbilir hangi calisanin gozundedir dedim icimden. Hakli da ciktim:))

küçük evin küçük hanfendisi (kekh) dedi ki...

:))) gözlük bulmanın ne kadar zor bir şey olduğunu, kaşık kadar sıfata sahip biri olarak çok iyi anlarım.

çok sevindim bulmana.. Fotoğraf makinene de kavuşabilirsin umarım:)

küçük evin küçük hanfendisi (kekh) dedi ki...

bi de gözlüğünün fotoğrafını falan koysan keşke de, kopya çeksem ben bi:)

mikishep dedi ki...

bir daha gözlük kaybetmezsin umarım ama istiklalin hemen başında, yaklaşık olarak starbucksın karşısında bir optikçi var, "emgen optik" diye. ama yine de temennim gerek kalmasın.

defne dedi ki...

yazık olmuş istanbulda bir pazar gününe..

cometa dedi ki...

ayşe bunun kısa filmini çekelim, festivallere göndereliM:)

Makyaj Cantam dedi ki...

ana, vay limonlu bahçe vay. daha da gidip limonata içmem. kavuşursun gözlüğüne umarım..

Adsız dedi ki...

Ben almanyadan sevgi, gercekten cok guzel bir blog, eger twitter veya facebook sayfasi varsa hemen
ekliycegim.