16 Ağustos 2010

Tatil. Ünite 2: Selimiye

Tatilin ikinci durağı Selimiye idi. Buraya Bozburun'dan geçtiğimiz ve bu iki kasabanın arası sadece 7 km olduğu için hiç yorulmadan yeni otele yerleştik. Bu farklı yerlerde bir iki gece konaklanan tatil yöntemi vaad ettiği tüm heyecana rağmen sürekli olarak bavuldan giyinmek, hiçbir şeyi askıya asamamak (haliyle buruşukluk problemi) ve günün bir kısmını seyahat ederek geçirmek zorunda olmak (ben uzun süredir araba yolculuğu yapmayı özlüyordum, o yüzden benim için çok zevkli oldu ama yine de çok kıymetli tatilde zaman kaybediyormuş gibi hissettirebilir insana) gibi yönleriyle zaman zaman zorlayıcı olabiliyor. Yine de sınırlı zamana çok şey sığdırmak ve dolu dolu tatil yapmak için bu "gezelim de gezelim" modeli en uygunu.







Selimiye Bozburun'a göre daha yerleşik bir görüntü veriyor. Yine de sakinlik ve huzur klasmanında kapışırlar. (Bozburun kazanır.) Selimiye'yi Gümüşlük'e benzetenler olduğunu okumuştum, bana burası Gümüşlük'ten daha hoş geldi. Konaklama seçeneği oldukça fazla, herkes kendine göre bir yer bulabilir. Deniz çok güzel. Aynı Bozburun denizi gibi, etrafının çevrili olması sebebiyle durgun ve pırıl pırıl. Tak deniz gözlüğünü, bütün gün suyun dibindeki balıklara bak. (Ben bu tatilde azmedip şnorkelle bile çalışmalar yaptım ama yüzüme oturan deniz gözlüğü bulmak ne kadar zor bir şeymiş, onu da öğrenmiş oldum. Su kaçırmasın, buğulanmasın bilmem ne uğraşırken tatil bitti!)

*

Selimiye de aynı Bozburun gibi oldukça uğrak bir mavi yolculuk durağı. Çok sayıda tekne var hem iskelelere bağlı, hem de açıklarda. Denizi görünce sebebini zaten biliyor insan. Bizi şaşırtan şeylerden biri bitki örtüsü oldu. Civarda dağlar tepeler oldukça çorak. Oysa ki daha birkaç kilometre ötede Marmaris'te her taraf yemyeşildi. Bozburun ismi de buradan geliyor olsa gerek.



Bu tatilde kitabım ne zamandır dört gözle beklediğim Kitap İçin 2 oldu. Selçuk Altun'un Cumhuriyet Kitap'taki yazılarından derleme bu kitap yine insana elinde ne değerli bir şey tuttuğunu fısıldıyor. Selçuk Altun'a, ağzından çıkacakları dinlemek ve kitaplarından faydalanmak karşılığında, tek kuruş talep etmeden yıllarca yardımcılık yapabilirim. Her nasıl ki her birimiz bir "Personal Jesus" seçecek olsak, benim için o kişi tartışmasız babam olurdu; aynı şekilde bir "Şahsi Kutsal Kitap" seçilecek olsa, o da benim için Kitap İçin ve Kitap İçin 2 olacaktı. Aforizmalar, alıntılar, Selçuk Altun'un özenle seçilmiş kelimeleri, kişisel kitap maceraları ve tavsiyeleri arasında insan büyüleniyor. Aynı 2006'da ilk kitapta olduğu gibi. Selçuk Altun'un Cumhuriyet Kitap'taki köşesini takip ediyor olsanız da, bu hazineyi toparlanmış halde bir arada elinizde tutmak paha biçilemez. Kitap İçin 2, aynı Kitap İçin gibi, içimde sürekli içindekileri not almak isteyen, "şunu okuyayım, şunu takip edeyim" diyen sesler oluşturdu, bendeki bir türlü yatışmayan "Yapılacak ne kadar çok şey var! Bunlara nasıl yetişeceğiz?" huzursuzluğunu biraz daha körükledi. Kitabın kötü tarafı şu: İçindekiler, yanınızdakilere sürekli okumak isteyeceğiniz türden, o yüzden bir türlü susamıyorsunuz. Gerçi her şey öyle entersan ki, kimse halinden şikayetçi olmuyor. Selçuk Altun'dan bir roman okumayı ne kadar özlediğimi hatırlattı Kitap İçin 2.



Veee tüm gün otelin iskelesinde gazete-kitap-uzun deniz seansları yaptıktan sonra çok acıkmış halde, Sardunya'ya gitmek üzere sahil yürüyüşüne başladık. Selimiye'nin sahil şeridi çok şirin. Küçük cafeler, balık restoranları ve butiklerle dolu. Yolun diğer tarafı ise en görkemlisinden, mini minisine teknelere ev sahipliği yapıyor. Bazı tekneler insanı hayallere sürüklüyor. Binsen birine, hiç karaya ayak basmadan öylece yaşasan olur. Teknelerin butiklerin arasından geçen şirin arnavut kaldırımında yürürken bu tatil en sık kuracağımız cümlenin "Burda daha uzun kalınırmış aslında" olduğunu da idrak ediyoruz. Sardunya yemek için iyi bir tercihti, özellikle balığa bayıldık. Önünde bağlanmış teknelere bile yemek servisi yapılıyordu. Fırın helva ile geceyi kapattık. Sabaha Selimiye'de rüzgar çıkmıştı. Sanki aslında ayrılmayacakmışız da kararımızı değiştiren rüzgar olmuş gibi "E hadi bak bozdu burası, Bodrum'a geçelim bari" dedik, öyle yaptık. Kalbimizin bir kısmını Bozburun ve Selimiye'de bıraktık.

4 yorum:

Adsız dedi ki...

bayılıyorum şu gezi yazılarına... zevkle okuyorum eline sağlık.........

Yurdanur dedi ki...

Selimiye çok güzel bir yer.Resimlerinize bayılıyor,yorumlarınıza da katılıyorum:)Selimiye'de cafe de şeri'de limonata içip,pasta yemek ..o kadar özledim ki :)

Adsız dedi ki...

sevgili ayse, selimiye'de nerede kaldiniz acaba?

wime77 dedi ki...

Yaşıyormusunuz ? Blog çok sessiz.