6 Şubat 2011

hafta sonu filmleri sever

Bu hafta sonu, kötü filmler hafta sonuydu. Aslında bu iki kötü filme gitme sebebimiz de aynıydı: Biutiful'a gidememek. İki seferde de süresi uzun olan Biutiful'un gösterim saatlerine denk gelemeyince kendimizi başka filmlerde bulduk. Eh, sonuç olarak kendimiz edip kendimiz bulduk. Her zaman beğendiğimiz filmleri anlatacağız diye bir şey yok. Buyrun.

Sanctum'u film başlayana kadar uzayda geçen bir bilim kurgu filmi sanıyordum. Meğer mağaralar, dalgıçlar, tüpler, paletler filan varmış filmde. Üç boyutlu. Ellerinde bu kadar para olduğu halde bu kadar berbat filmler yapabilmek için insanlarda özel bir yetenek olmalı. Belki de Zaten üç boyutlu film yapıyoruz, ne gerek var başka şeye? diye de düşünüyor olabilirler. "Seni yeneceğim mağara!" gibi kahkahaya sebebiyet veren gaz cümleler, sırasıyla hangi oyuncuların öleceğini bile bir bakışta tahmin edebildiğiniz bir kurgu.. Mağaracılığa çok meraklı olmayan biri bu filmi sevebilir mi bilmiyorum. Ekşi sözlük'te "James Cameron Avatar'dan artan 3D'siyle bu filmi çekmiş" diye bir yorum vardı. Beni çok güldürdü. Filmi daha iyi açıklayacak bir cümlem yok!

Diğer film Aşk Tesadüfleri Sever'di. Bu filme dair bir önyargım vardı: Dandik bir aşk filminden başka ne olacak? Ama Ankara'da geçiyor, ama Mehmet Günsür var, ama Eylül Akşamı var.. Film hakkındaki yorumları okuyup, pek de fena olmadıklarını görünce bilerek isteyerek, hür irademle gittim filme. Aslında bu filme çok kötü diyemem. Sadece Belçim Bilgin tam bir felaketti. Ya rolü ona hiç uymamış, ya da gerçekten çok başarısızdı. Tüm gülümsemeleri, kahkaları, elini sürekli saçında gezdirmesi şaşırtıcı derecede yapmacıktı. Oysa ki Hatırla Sevgili'deyken hiç böyle hissetmemiştim onunla ilgili.. Bunun dışında iyi taraflara bakarsak: Mehmet Günsür, Mehmet Turgut muydu? Öyleydi ya da değildi, canlandırdığı Özgür karakteri çok tatlıydı, Mehmet Günsür'e de cuk otumuştu. Altan Erkekli her zamanki gibi müthişti. Ayda Aksel'i ise her izlediğimde keşke daha çok izleyebilsem onu diyorum.. Teğet geçilmiş bir oyuncu bence kendisi. Ayrıca, Ankara'yı olduğundan daha güzel göstermişler, sanırım Sorak ailesi Ankara'yı gerçekten seviyor ama Gençlik Parkı'nın cafe'sinin pek de popüler bir yer olmadığını bilmiyor olabilirler :) Filmde yer yer komik olacak kadar fazla tesadüf var ama zaten film sırtını tesadüflere yaslamış, bunu da gizlemiyor. Müzik, filmi kesinlikle daha seyredilebilir yapmış, iyi müzik kullanımı konusunda takdir takdir. Bir de çocuk oyuncular çok tatlıydı, Belçim Bilgin'den de kat be kat başarılılardı! Son olarak güzel bir web sitesi hazırladıklarını da söyleyip bitireyim. Filmin pek bir iddiası yok. İzleniyor ama ne yazık ki vasatın ötesine de geçemiyor. Üç gün sonra filmin neye benzediğini hatırlayacağımı pek sanmıyorum..

Ama kötü filmler her zaman kötü değildir! Ne demek bu? Geçenlerde televizyonda, daha önce izlemediğim Kate and Leopold'a denk geldim. Bir yandan battaniye altında uyuklayarak seyretmek için ideal (Hugh Jackman'ın hiçbir payı yok!), Hollywood romantik komedi klişelerinin bini bir para, olması imkansız şeylerin olup durduğu ve karakterlerin bunlar olmuyormuş gibi davrandığı, kısacası çizgi film gibi bir film. Meg Ryan tüm filmlerinde aşağı yukarı aynı mimiklerle, aynı saçla, aynı yüz ifadesiyle oynayıp, yine de isim yapabilmiş bir kadın, ne şaşırtıcı bir şey! Neyse, neden kötü film her zaman kötü değil? Çünkü bu filmin sonunda şahane bir şarkıyla tanıştım. Sting'in hiç duymadığım bir parçası varmış. Adı Until. Meğer Sting bu parçayla Altın Küre bile kazanmış. Sanctum ve Aşk Tesadüleri Sever ise malesef böyle gizli hazineler barındırmıyordu, hatta Aşk Tesadüfleri Sever hazinemizden çaldı bile diyebiliriz. Yıllardır durduğu yerde duran şarkımız Eylül Akşamı birden popüler olur şimdi..

Sinema salonlarında şansım yaver gitmeyebilir ama evde 127 Hours, King's Speech, Winter's Bone, True Grit gibi şahane filmler sayesinde halimizden memnunuz! Şimdi If de başlıyor, gelsin listeler!

9 yorum:

Tedirgin Ruh dedi ki...

çıktığı gün gittim biutiful'a, filmi övmeye başlarsam bitiremem, hiç girmiyim o yüzden o konuya ama mutlaka gitmelisin. Bu arada klasik innarritu filmi bekleyenleri hayal kırıklığına uğrattığını da ekleyeyim.

King's speech'i izledin mi bilmiyorum ama oyunculuklar inanılmaz iyi, bir de bu oscar'a aday filmler içinde kynodontos (köpek dişi) diye bir film var, aman diyim oscar'a aday olmuş diye merak edip izliyim dersin, insanda yaşama isteği bırakmıyor, ben istanbul film festivaline geldi ve gidemedim diye indirip izlemiştim, bende yarattığı şoku hala unutamıyorum.

bu arada dün "it's kind of a funny story" diye bir film izledim indirip, küçücük bir hikayeden inanılmaz güzel bir film yapmışlar, şiddetle tavsiye ediyorum.

Deli Anne dedi ki...

Galiba ben de gitmek istiyorum bu filme..

defne dedi ki...

üstte müziklere takdir yazmışsın, altta da zamanımızdan çaldı müzikleri gibi bişey, çelişki

Ayse dedi ki...

tedirgin ruh,
tavsiyeler için teşekkürler! king's speech'i izledim, ben de çok sevdim.

deli anne,
gidilebilir, dediğim gibi çok kötü değil..

defne,
hayır, müzikler güzel. o şarkı bizim için özel bir şarkıydı, kamuya açılmış oldu. zamanımızdan değil, hazinemizden çalmış oldu.

CERENISTAN dedi ki...

ayşe postla ilgisiz olacak ama benek nasıl oldu???

Modafobik dedi ki...

Filmler not edildi, yes! :)

Adsız dedi ki...

Ne yap et sakın Tron a gitme!ben yandım sen yanma..içimize sıkıntılar geldi ve resmen 2d seyrettik of of..filmin başında uyarı var zaten "bazı sahneler 3 boyutlu" diye aman aman

İstanbul dedi ki...

'Hazinemizden çaldı!' Bu sözü gerçekten sevdim. Her yıl hazinemiz, sırrımız dediğimiz yerler, şarkılar! bana göre biraz da Ekşi Sözlük'ten dolayı çalınıp kullanılıpı piyasa malı yapılıyor. Aynı şey şarkı örneği olarak 'Gözyaşlarımızı bittimi sandın?' ın başına gelmez ve daha nicelerinin.... Sevgiler Zerrin.

Adsız dedi ki...

Belçim Bilgin yerine Funda Eryiğit olabirmiydi sence ? Sinefil olarak cevaplarsan sevinirim. Sevgiler, Zerrin