2 Nisan 2012

Ahırkapı Balıkçısı

Eğer çok okunan bir köşe yazarı olsaydım, biraz sonra bahsedeceğim yeri kendime saklamaya karar verirdim. Gel gör ki sevgili okuyucu kitlem, siz her ne kadar canımın içi olsanız da, bizbize bir mekanın popüleritesi üzerinde ne kadar etkili olabiliriz bu tartışılır :) O yüzden yazmaya karar verdim.

Burası böyle, kimse bilmesin, öğrenmesin, sadece benim olsun diyeceğiniz yerlerden biri. Bence bu bencillik değil. Bazı yerler de sakin, olduğu gibi kalıversin. İstanbul'da zaten öyle azlar ki. Bahsettiğim yer Ahırkapı Balıkçısı. Ekşisözlük'te iyi kötü her mekan hakkında birkaç yazı oluyor. Burası hakkında yok. İnternette hakkında bir şeyler bulunabiliyor evet ama o da bir elin parmağını geçmiyor. Nereden duydum hatırlamıyorum ama çok iyi olduğunu duyduğuma emindim.

Adından anlaşılacağı gibi balıkçı Ahırkapı'da. Sultanahmet tramvay durağından yürüyerek 5 dakika, sahilden taksiyle giderseniz de daha çok bilinen Sur Balık'ı referans kabul edebilirsiniz, ona çok yakın. Cuma akşamı iş çıkışı gittik. Tramvay gayet rahattı, eminin yağmurlu Cuma iş çıkışı saatinde taksi süründürecekti. Sultanahmet'ten dolaşa dolaşa Ahırkapı'ya vardık. Balıkçı pek bilinmiyor dedim ama rezervasyonsuz gitmeyin. Mekanda toplam 5 masa var. Haliyle kapıdan şansınızı denerseniz büyük ihtimalle sonu iyi biten bir hikaye olmaz. Rezervasyon yaptırırken ne telefon sormuşlar, ne de saat kaçta gelirsiniz diye. Ben böyle yerleri oldum olası daha çok severim.

Brandalarla kaplı düz ayak mekan, çok sade, beyaz örtülü masalar.. Nerede olduğumu bilmesem küçük bir kasabadaki balık lokantasındayım diyeceğim. Masaya oturduk. Benim neredeyse hiç rastlamadığım şekilde (ve ayrıca muhtemelen kasetten) Zeki Müren çalıyordu. Bütün gece de devam etti. Mekanın sahibi Uğur bey, bir tane göçmen garson ve bir de mutfakta çalışan orta yaşlı bey dışında kimse yok. Bütün ekip bu.

Masaya oturduk, Uğur Bey geldi. "Alkol alacak mısınız?" dedi. "Evet" dedik haliyle, "O zaman izin verirseniz ben halledeyim gerisini" dedi. Alkol olarak ne içileceğini bile sormadı, zaten gerek yoktu. Mezeler gelmeye başladı. Uğur Bey masaya gelip, karnınızı ekmekle doyurmamamız konusunda bizi uyardı. Lakerda şu güne kadar yediklerimin en iyisiydi. Salata, patlıcan kızartma, köz kırmızı biberin hepsi inanılmaz lezzetliydi. Sonra karides ve kalamar geldi. Kalamar tava benim genelde çok da sevdiğim bir şey değildir. Kendiliğinden çok lezzetli olan şeyleri kızartınca o tada haksızlık edildiğini düşünürüm. Kalamar ızgarayı daha çok severim. Ama gelmeden internette okuduğum yorum "bu güne kadar lastik yiyormuşuz kalamar diye" diyordu, haliyle kalamarı denemek farz oldu. Dendiği kadar vardı. Karides de aynen öyle. Uğur Bey gelip karidesin yağı için ekmeğe izin olduğunu bildirdi. Balık yemedik. Gerçi sormadılar da. Sanırım sabahtan gidip beğendiğini alıyormuş Uğur Bey. Belki de bitmişti balıklar. Biz sipariş vermeden sofranın kendi kendine akması hoşumuza gitti ama bir dahaki sefere kesinlikle daha az meze, muhakkak balık. Tatlıya bile yerimiz kalmadı, o kadar. Bir dahaki sefere tedbirli çarpı ikiyim. Türk kahvesi sordum, "balıkla mı ilgilenelim kahveyle mi, o yüzden yapmıyoruz malesef" dedi. Ben de anladım.

Ahırkapı Balıkçısı'nı çok beğendim, biliyorum ki artık seve seve gideceğim. Garanti veriyorum, Uğur Bey'in evi gibi olan lokantada yemeğinizi yer, oradan mutlu ayrılırsınız. Tek bir önemli nokta var. Herkese söylemeyin, burası olduğu gibi kalsın.

2 yorum:

Lulu dedi ki...

Kendi halinde yerleri ben de cok severim, burayı cok merak ettim, İstanbul a geldigimde keşfetmek isterim

pommeler dedi ki...

ayse seni cok seviyorum bilsen yazmaktan hic vazgecme diye dua ediyorum