15 Eylül 2014

Portekiz Road Trip - 1

Portekiz'e gitmeyi senelerdir çok istiyordum. Nedense Portekiz'in dibindeki İspanya'ya her zaman oldukça uygun biletler bulunabilirken Portekiz biletleri hep göz korkutacak kadar pahalı olurdu. Sonunda geçen kış niyeti bozduk, madem Portekiz'e direk gitmek zor, biz de Madrid'e gider oradan araba kiralarız dedik. Pegasus'tan biletleri aldık, arabayı önceden kiraladık ve gezilecek yerler, otel, restoran plan programa başladık. (Bu arada bu road trip'i (buna ne demek gerek? seyahat da değil sanki tam) bir yerlere kaydetmeye çalışırken Tripline.net'i buldum. Seyahat rotanızı ve nerede kaç gün kaldınız gibi detayları saklayabiliyor ve istediklerinizle paylaşabiliyorsunuz. Tavsiye ederim.) Ayrıca ilk kez bu tatil için hashtag yarattık. Instagram kaç yıl daha var olmaya devam eder bilmiyorum ama #portekizroadtrip ile yüklediğimiz fotoğraflara açıp açıp bakıyorum şimdilik.


Aylardır heyecanla beklediğimiz seyahatimiz talihsiz serüvenler dizisi olarak başladı. Aslında binmemiz gereken uçağa binemedik ve 1 gün kaybettik (bu kısımlarla içinizi daraltmak istemem ama tek söyleyeceğim şey vizeniz uzun süre geçerli olsa da, gideceğiniz ülkenin ne kadar süreyle geçerli pasaport istediğinden emin olun. Doruk'un pasaportunun bitmesine 3 aydan kısa süre var diye bizi delirttiler, neyse sonunda ertesi günkü uçağa bindik.) Başımıza gelenlerden dolayı 2 gece kalmayı planladığımız güney Portekiz'i (yani tatilin deniz kısmını) iptal etmek zorunda kaldık çünkü sadece 1 gece kalmak için fazla uzun bir yol gitmemiz gerekecekti. Böylece rotamız aşağıda listelediğim gibi oldu, güney Portekiz kumsalları başka zamana kaldı :) 2000 km'ye yakın yol yaptık. Portekiz arabayla çok rahat geziliyor, her yer birbirine sadece birkaç saat uzaklıkta ama elbette asıl yolu Madrid'le Portekiz arası.

Yol haritası:
-Madrid
-Evora (civarda uğranacak: Estremoz) (1 gece)
-Lizbon (civarda uğranacak: Setubal, Sintra, Cascais) (3 gece)
-Porto (2 gece)
-Salamanca (yol üzeri durağı)
-Madrid (1 gece)


Yurt dışında araba kiralarken Expedia'yı tercih ediyoruz, en uygun fiyatlar orada oluyor. Madrid'de Expedia'daki fiyatın üzerine zorlunlu sigorta masrafı eklendiğini ve aslında ödeyeceğimizi düşündüğümüz tutarın oldukça üzerine çıktığını gördük. Daha önce yaşamadığımız bir durumdu bu. Siz yaptırmak istemiyorum deseniz de mecbursunuz. Bu yüzden aylarca öncesinden çok ucuza kiraladım diye bizim gibi sevinmeyin, arabayı teslim alırklen sürprizlere hazırlıklı olun! Bu fark nedeniyle Madrid üzerinden gitmek iyi bir fikir miydi, Lizbon'a direk gitsek daha mı iyi olacaktı pek emin değildik :) Ama her türlü yollar çok güzel,  benim gibi araba yolculuğunu seviyorsanız sorun yok.


Son gün planlar değişince Madrid'den Evora'ya gitmeye karar verdik. Burası surlar içinde eski bir şehir. Dünyada en iyi korunmuş tarihi yerlerden olduğu söyleniyor. Evora'ya doğru giderken arabanın sıcaklık göstergesi bizi biraz endişelendirmiyor değildi :) Gelmeden hep baktık, oldukça serin görünüyordu, neler oluyor? Akşam 7'de 38,5 derece gördük. Derece mi bozuk diye dışarıyı kontrol ediyoruz, hayır cehennem gibi. Neyse bu da mesele mi canım, yazın ortası tabii sıcak olacak, mutlu mutlu yola devam ediyoruz. (Bütün tatil boyunca bir daha böyle, hatta 30'lar civarında sıcaklık göremedik ve sürekli üşüdük!) Sınır şehri Badajoz'dan geçiyoruz ve artık Portekiz'deyiz.


Gece Evora'da kalacağız ama çok sevdiğim rehber Where Chefs Eat, Evora'nın çok yakınında küçük bir kasaba olan Estremoz'da harika bir restoran olduğunu söylüyor. Biz de zaten anca akşam yemeğine yakın varıyor olacağız, Estremoz'da yemek yiyip, etrafı dolaşıp Evora'ya öyle geçeceğiz. Böylece Portekiz'de ilk noktamız Estremoz oluyor.Şiir gibi, masal gibi bir yer. Zaman birkaç yüzyıl öncesinde takılıp kalmış gibi. Görkemli bir kale, arnavut kaldırımlar, geniş, sessiz sakin meydanlar.


Bu fotoğrafı çok sevdim. Doruk fotoğraf çekiyor, arkasından tatlı bir köpek onu izliyor.


Sonradan aradım buldum, Doruk'un çektiği foto da buymuş. Sokaklar çok güzel. Sonradan gördük ki tüm Portekiz'de durum bu, sokaklar çok güzel.


Güneşin batışına yakın bir saatte gelmişiz. Aşağıdaki manzarayı görme şansım oldu. Dünyanın en güzel ağacı bence bu! (Balkonumdaki mandalina, işte hemen sattım seni! Tatile çıktığım gün gerçek hayatta ben neydim, ne yapıyordum hemen unuturum.)


Gördüğüm en zarif kale kapısı da Estremoz'da. Dantel gibi.


Estremoz turunu tamamladık, aşırı acıkmış halde Sao Rosas'a oturduk. Evet her şey güzeldi ama çok etkilendin mi dersen, hayır. Yine de bahçe çok hoş. Başta getirdikleri ikramları ve özellikle tuber truffle'ı çok beğendim ama karidesli omlet (evet İspanya gibi burada da omlet akşam yemeği) ve etin pek bir numarası olduğunu söyleyemem.


Yemekten sonra Evora'ya yola çıktık.Daha bir gün önce Portekiz'e gelebileceğimizden bile şüpheliydik; o yüzden her şeyden hemen mutlu oluyoruz. Evora'yı ziyaret edeceklere önerim, hava aydınlıkken şehre giriş yapmaları olur. Şehir tamamen surların içine inşa edildiği için belli bir yere ulaşmak için girmeniz gereken bir kapı var ve şehrin içi labirent gibi dapdar sokaklarla dolu. Oteli bulduktan sonra küçük bir şehir turu yapıp sanki 3 gün gibi geçmiş günün sonunda uyuyakaldık.

Evora güneş doğduktan sonra bambaşka görünüyormuş. Sabah şu manzaya uyanınca, hem de bir Pazartesi sabahı ve her şeyden uzakta, işte bunlar benim hayatta en sevdiğim dakikalar.



Portekiz'e gitmeden önce tüm rehberler size aynı şeyi önerecek: Pastel de Nata isimli tatlıdan mutlaka ye! Portekiz'in bu tatlısı aslında bir çeşit custard pie, yanı fırınlanmış muhallebi gibi bir şey. Çok lezzetli, çıtır çıtır. Pastanelerde bulabileceğiniz bu tatlıyı günün her saati yiyorlar. Biz de ilk gün gözümüzü açtık, pastel de nata ile kahvaltı yaptık. Ben özellikle sabahları hiç tatlı yiyemem. Yurt dışında yemek yemenin beni en çok zorlayan kısmı budur. Bir domares-peynir insanı olarak özellikle kahvaltı için kolay kolay yiyecek bir şey bulamam. Burada da kahvaltılar tatlı ağırlıklıydı, yerlilerin takıldığı Pastelaria Alabaça'da pastel de nata'nın tadına bakıp mantarlı kiş ile kahvaltımı tamamladım.


"Portekiz sarısı" diye bir renk var. Sokaklar hep sarının bu tonuyla dolu. Bir de sokak lambalarından, balkonlardan, her yerden zarif, incecik ferforje işleri fışkırıyor.


Evora sessiz sakin mini mini bir şehir. Yarım günde her yeri yürüyerek görebilirsiniz. Şehrin merkezi Praça (meydan) do Giraldo. Meydanda sizi  Igreja (kilise) das Merces karşılıyor. Meydana açılan sokaklara rastgele girip çıkarak hiç fark etmeden gezebilirsiniz şehrin tamamını.

Igreja de São Francisco kilisesinin içindeki tamamen insan kemiklerinden yapılma Capela dos Ossos hayatımda gördüğüm hiçbir şeye benzemiyor. Girişindeki "Sizinkileri de bekleriz" yazısıyla Zincirlikuyu Mezarlığı'nı aratmıyor. Ürpererek gezdik, etkilenirim diyorsanız girmeyin.


Kiliseden sonra Jardim Publico'da yürüyüşe çıkıp adamlar 50 bin nüfuslu şehirde bile kocaman kocaman ne güzel parklar yapıyorlar, bizim neyimiz eksik diye düşünebilirsiniz. Oyuncağa benzeyen, sanki ortadaki süs havuzuna uysun diye o renk alınmış minyatür kamyonete de selam söylersiniz.


Sokaklar sizi bir yerlere götürüyor zaten. Siz de fırsattan istifade dar sokakların sizi bir yerlere çıkarmasına izin verin. Roma tapınağı ve katedrali görün.


Bu tembel kedinin fotoğraflarını çektim, yanından yürüyüp gittim, hiç oralı olmadı. Burada hayat sadece insanlara değil, herkese yavaş. İstanbul'dan eğitimli jetgiller olduğumuz için ilk birkaç gün hız düşürmede sıkıntı yaşıyorum. Sonra bu kedi gibi yaşamaya devam edebilirim. Bu arada bizim vaktimiz olmadı ama Evora'nın en iyisi denen Botequim de Mouraria'da öğle ya da akşam yemek yiyebilirsiniz.


Ülkeleri arabayla gezmenin en güzel yanı yol üzerinde harika bir şeyler keşfedebilmek. Evora'dan Lizbon'a yola çıkmışken rehberde yol üzerinde Avrupa'nın en eski megalit kompleksi Cromeleque dos Almendres'in yakınında olduğumuzu gördük ve M.Ö 6.000'lerden kalan yani 8.000 yaşında olduğu (nee!) tahmin edilen bu toplanma alanına gitmezsek ayıp olacağını düşündük. 92 tane dev taş orada 8.000 yıldır duruyor, ancak 1966'da keşfediliyor. O zamandan beridir de insanlık da bunlar ne amaçla ve nasıl buraya getirilmiş, toplanma alanı mıymış, astrolojiyle mi ilgiymiş diye düşünüp duruyor. Ben de buraya gelmeden, henüz yoldayken Lizbon'da akşam ne yesek diye düşünürken birden evrende kum tanesi olduğumu ve 8.000 yılı bırak topu topu 100 yılı bile bulmayan varıklarımızın ne komik ve acıklı olduğu düşüncelerine daldım. Sonra yılda sadece 2 hafta tatili olan bir insan olduğumu hatırladım ve bu fikirleri kafamdan atıp yine ne yiyeceğimizi düşünmeye devam ettim :)


Bu ne uzun bir yazı oldu böyle! Buraya kadar gelebilenleri tebrik ediyorum, ve sizi artık Lizon'a davet ediyorum.

14 yorum:

Adsız dedi ki...

Geldim,okudum ve çok sevdim:)
Devamını heyecanla,merakla bekliyorum!

İlknur
İzmir:)

Adsız dedi ki...

Gulumsetici, bilgilendirici bir yazi olmus ben de devamini bekliyorum sevgiler
Ankara- cook and fun yemek kursu-Tuba ;)

Şirvan dedi ki...

Varlığını bile unuttuğum bir ülkeydi. Ne güzel fotoğraflamış ve anlatmışsınız.

Adsız dedi ki...

İki dakikadan az sürede merakla okudum yazınızın güzelliğini siz düşünün :)

ebygale dedi ki...

ne güzel bir yazı bu, ne güzel bir tatil rotası, keyifle okudum, sevgiler:)

Adsız dedi ki...

Kırmızı pasaportla da havanı atmışsın. Eşin diplomat mı yoksa?

Ayse dedi ki...

Cok tesekkurler!

Ayse dedi ki...

Tuba!!! Nasilsin, iyi misin? Cok tesekkurler. Gorusmek uzere!

Ayse dedi ki...

Kirmizi pasaportum olsa havalara ucarim! Lacivert pasaportlarin hepsi bordo oldu malesef :) Vizemizi aldik pasa pasa.

Ayse dedi ki...

Cok tesekkurler!

Ayse dedi ki...

Cok mutlu oldum, tesekkurler!

Ayse dedi ki...

Cok tesekkur ederim!

Bugra dedi ki...

yazıyı bir solukta okudum. aralık ayı içerisine 10 gün kadar portekizde olacağım. ana olarak lizbon ve porto ama güneyi de görmek istiyorum. tavsiye edebileceğiniz birşeyler olur mu?

mehmet koç dedi ki...

AYSE HANIM GEÇİM ŞARTLARI VE YEMEK KONAKLAMA VE DİĞER FİYATLAR HAKKINDA DA BİLGİ VERİRMİSİNİZ