2 Ekim 2007

tavuk suyuna çorba

Şu ülkenin başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi.
*

Geçtiğimiz Cuma yayınlanan Ceviz Kabuğu çok ilginç sahnelere şahit oldu. Konuklar, eşi Necip Hablemitoğlu’nu (Alman vakıfları ve Fethullah Gülen davası ile ilgili kimilerine göre "fazlaca" şey bilmekten dolayı) faili meçhul bir cinayete kurban veren Ankara Üniversitesi öğretim görevlisi Şengül Hablemitoğlu ve AKP Kurucu Üyesi Fatma Bostan Ünsal idi. Asıl konu bu aralar gündeme çarşaf gibi yayılan, yayılmak istenilen “Türkiye Malezya olur mu?” sorusu iken, elbette ki tartışma sadece bu suni gündem maddesinin üzerinde dönmedi. Yapılan tüm tartışmaların ötesinde bence en önemli konu AKP Kurucu Üyesi sıfatıyla oraya çıkmayı kabul etmiş hanımın cesaretiydi. Hanımefendinin gerçekten de Türk tarihinden, daha da fenası dünyadan haberi yoktu; ki oldukça sağlam bir cv'ye sahip kendisi aslında ama çoğu durumda olduğu gibi cv sadece bir kağıt parçası olarak kalmış, kendisini teğet geçmiş. Orayı çıkmayı kabul etmesi -pek tabi ki de oraya özgür bir iradeyle katılamayacağını hepimiz biliyoruz- hadi kendisi cesaretlendi meydan bizim nasılsa diyerek, nasıl oldu da birisi dur abla yahu sen daha ne olup bitiyor bilmiyorsun, ne işin var orada demedi, işte inanılmaz olan bu. Belki de inanılmaz filan değil. Belki de sadece ülkeyi 2 dönemdir üst üste yöneten zihniyetin, AKP’nin, kurucu bir üyesinin ne boyutta bir birikime sahip olduğu. Tamam, biraz iyimser olmaya çalışalım ve diyelim ki hepsi böyle değildir canııım. O zaman aslında durumun vahameti artıyor. Bu kadınları nasıl da konu mankeni olsunlar diye o “Kurucu Üye” listelerine koyduklarını apaçık görüyoruz. O kurucu üyeden hiç kimse “mavi mi giyeyim sarı mı“ diye bile fikir almaya yanaşmaz, çünkü aslında Siyasal Bilgiler fakültesi mezunu olmasına rağmen haklı çıkarabildiği, arkasında durabildiği tek bir cümle bile edemedi. Çok çok acıklıydı. Bence hep AKP, hem de bizim için.
*
Elbette ki AKP’nin çok akıllı ve kurnaz üst kurmayları bu hanımefendiden ülkenin atacağı adımlar hakkında bir fikir beyanatı beklemiyordur. Başı örtülü, makyajsız, kaşlara dokunulmamış ve ataerkil düzene koşulsuz itaat edecek, hiçbir bilgisi olmadan ülkeyi yöneten partinin kurucu üyesi olmaktan gocunmayacak, daha da fenası o pozisyonda olmasından hiç kimsenin gocunmayacağı örnek bir Türk kadını olarak “durmak yok yola devam” partisinin ideal bir Kurucu Üyesiydi belki de. Kurucu Üyeden ne anladıklarını öğrenmek lazım sanırım.
*
Program sadece bu hanımefendinin “Hımm evet öyle de olabilir”leriyle, Hulki Cevizoğlu’nun “Neden serbest bırakılmamış olmasına rağmen, AKP döneminde hiçbir türban protestosu olmadı?” sorusuna cevap olarak “Yorgunluk vardır belki de” gibi oldukça derin sosyolojik gözlemler içeren cevaplar vermesiyle sürüp gitmedi. Bir de adının altında ”İslamcı Yazar” ibaresi taşıyan Emine Şenlikoğlu isimli öbür hanımefendinin bilgi birikimini görmemize sebep oldu. Bu arada telefonla programa bağlanan teyzenin asla ve asla susmadığını, “boş şeyler çok ses çıkarır” sözünü doğrularcasına nefes almadan, kimseyi dinlemeden, mantıklı tek bir söz etmeden yarım saat boyunca konuştuğunu da ekleyeyim. Hanımefendinin şu şekilde vecizeleri oldu:


E.Ş: Sadece ordu takiye yapar.
H.C: Nasıl oluyor o? Açıklar mısınız?
E.Ş: 1974’e gidelim. Rauf Denktaş telefon açıp bir bayanın tatile gitmesini söylediğinde bu doğru muydu?
H.C: Anlayamıyorum neyi kastettiğinizi.
E.Ş: Kıbrıs olayı.
H.C: O sözü eden Ecevit’ti, bahsedilen bayan Turan Güneş'in kızının adını taşıyan Ayşe idi ve bu olay takiye değil, şifredir. O zaman hiç MİT olmasın, istihbarat olmasın, açık açık konuşsunlar mı?
E.Ş: İşte asıl takiyeyi onlar yapıyor. Başka bir şey söylerken başka bir şey kastediyorlar.
*

Yaaa işte durum böyle. İslam hukukunda takiyeyi sadece ordu yapar-mış. Hanımefendiden öğrenip öğrenebileceğimiz tek “bilgi” bu oldu. Birisi kafasını dürtükleyip “İslam hukukuna göre yönetilmiyoruz Emine abla, uyan da balığa gidelim” dese ne güzel olurdu. Telefondan, “Bu programda İslamiyete hakaret ediliyooooor!” diye bağrınan teyzeye, “Bir örnek verebilir misiniz?” dendiğinde tabi ki de hiiiiç şaşılmayacak şekilde örnek filan verememiş, ama boş kafaların “Ne, nerede hakaret ediliyor, o zaman hemen gidip indirelim” şeklinde çalışan kafasında şimşekleri çaktırmıştır. Hedefi göstermiştir. Birkaç kere “Ahhh keşke Malezya olsak!” çeken teyze, eminim ki “Oh be ne de güzel geçirdim!” rahatlığıyla kafasını yastığa koymuştur. İşte bunlar acıklı. Hem de çok.
*

Hayır, kafamı kapatacaklar diye korkmuyorum. Çünkü kapatamazlar, adım gibi biliyorum. Ama boş boş bağırıyorlar. Bildikleri bir şey yok insanların beynine nüfuz etmekten başka. Adının altında “yazar” kelimesi geçen, ”kurucu üye” olabilen bu kadınların herşeye rağmen bu sahnede olması tehlikeli. Onlar piyon, onlar konu mankeni. Onlar çok çabuk açık veriyorlar ama kimse görmüyor. Onlar göz göre göre hayatımızdalar, ülkeyi yönetiyorlar, iktidara sahipler.
*

Gerçi o köşede yıllardır durmadan ipe sapa gelmez, kimseye sataşmadan yazı yazamaz, ne tarikatçı, ne solcu olmayı becerememiş, kafası oldukça karışık Ahmet Hakan kişisi bile tutunabiliyor. Kimse "kardeşim ne diyorsun sen?” demiyor bu adama. İnsanın bir tane net fikri olur di mi şu hayatta? Yok. Yazdığım onlarca soru dolu e-maile cevap alamıyorum bir tane bile.
*

Bu insanlar rahat rahat yaşamaya, geceleri rahat uyumaya devam ediyor; gecenin 3buçuğunda kendini pişmiş tavuk gibi hissederek yatağa giden ben oluyorum.

13 yorum:

dudku dedi ki...

ya esasında çoğu insan da ne yaptığını bilmiyor..özellikle yeni ergenler markalı aykkabılar,blue jeanler giymek,birbirleriyle ne kadar para harcadıklarını yarıştırmak için yaşıyolar..ne kadar bilgili olduğunu göstermek için değil...
bence bu teyzenin mi artık ablanın mı,başı kapalı olduğu için kendilerinin teyze mi yoksa abla mı olduğu pek anlaşılamıyor, cahilliği karşısında bizim gibiler utanç duyuyor..bazı tip insanlar bunun bilgisizliğiyle dalga geçiyorlardır..evet onlar gerçekten piyonlar ve miniminnacıklar...
artık herkes bilgisiz herkes körükörüne yaşıyo...ve bu seçimlerde de gördük ki "sadece atatürk ilkeleri karın doyurmuyor" bunu chp eski milletvekillerinden olan ve chpnin en üst kademelerinde görev alan sayın kültür bakanımız ertuğrul günay'dan da anlayabiliyoruz sanırım

Evin Kedisi dedi ki...

Türkiye'de sorun bana kalırsa bu cahil cüheyla tabakanın galeyana gelebilirlik riskinin yüksek olması ve gerçek anlamda bir şey bilenlerin ve yazanların bombalarla öpüşmesi krizine bağlı olarak büyümekte. Bazen insanın program yapanı da sarsası geliyor, Hulki Cevizoğlu gibi birikimli bir adamı kastedmiyorum, zaten ne kadar kaldılar ki diye sormak lazım. Etik sebepler ve halkı yalan yanlış bilgilerle bombardımana tutmaları bakımından çıkarılmaması, yazmaması gereken çoook insan var piyasada. Ama karı koca arasına girilmezdeki gibi alan razı satan razı durumları varsa bize de pişmiş tavuk gibi yatağa gitmek reva görülüyor olabilir.

Biyonikkedi dedi ki...

Pişmiş tavuk gibi yatan sadece sen değilsin Ayşe emin ol.
Arkasında aslanlar gibi durabildiği fikirleri olsa sence bu kadınlar bugün bu halde olurlar mıydı?Kendi elleriyle kendi özgürlüklerini engelleyip üstüne üstlük asıl bunun özgürlük olduğunu iddia edebilirler miydi?
O yüzden çok görme onlara,yazıktır.
İster balığa gidelim deee,ister kalk artık bak malezya olduk deee.
Uyanamazlar ki.......

HMF dedi ki...

bu kadar sacmaliga insanin susup oturasi geliyor. aciyan gozlerle olanlari izlemek. ama bu da yanlis..birseyler yapmak lazim..

Adsız dedi ki...

sanırım en zor olan da bu!! dogru olan bir seyleri bile yok. dindar bile degiller! hırsızlar, yalancılar.. bunları kanıtlasan da burdalar!! sanırım en üzücü olan da bu. artık ne yapmak lazım, biz kimiz, kaç kişiyiz, bizden birileri var mı.. diye sordugumda kendimi cogu zaman yalnız kaldıgımı hissediyorum. insanlar bencillesiyor ve her seferinde daha yalniz kalıyoruz. cumhuriyet yuruyusleri ve secim sonuclarına bakın.. biz de onlara benzemeye basladık, ne kadar da acı!!!
aysegul

dilek79 dedi ki...

ayşe lütfen politika yazma sen. diğer yazılarınla tam bir tezatlık var. sen yemek, topuklu kırmızı ayakkabılar, italya, film filan yaz. politikadan anlıyormuş gibi yapman çok komik.

p.s. niye böyle yapıyorsun diye soracaksın yine. kıskanıyorum demiştim. değişen bir şey yok.

Ayse dedi ki...

dilek,
burası ağlama duvarı değil. ne yazacağıma ben karar veririm, okumazsan okumazsın. sayfaya girmemek çok kolay, sağ yukarıda çarpı işareti var gördün mü, hah şimdi oraya bas ve bir daha da gelme, nasıl?

Adsız dedi ki...

o kadar trajikomik şeyler yazıyorsun ki bazen, hayretlere düşüyorum. birincisi, nasıl olur da herhangi bir kadını makyajsız ve kaşlarını almamış olarak betimleyebilir ve bunu bilgisinin olmayışına baglayabilirsin. sinirlenip ilkokulda kullandıgımız öbeklerle -kalk da balıga çıkalım gibi- nefretini kusacagına, biraz daha dengeli, mesafeli ve daha önemlisi hoşgörülü olmayı deneyebilirsin.

istemeyen okumasın tarzı baştan savmalardan ise artık fenalık gelmedi mi. herkes fikrini beyan etmekte özgür değil mi, burası da bir paylaşım alanı değil mi, ve sen durmadan usanmadan demokrasiden bahseden bir "hanımefendi" değil misin. nasıl oluyor da, aha orda bir çarpı var bas ve git deme cüretini kendinde kendinde bulabiliyorsun. dilek79 da fikrini yazmış, belli ki senin ayakkabılarına, politik "interest"lerinden daha çok meraklı.

ne yazacagına karışamayız ama artık senin samimiyetsizliğinden, hep güzel şeyleri anlatıp tozpembe hayatında bizlere de yer açmandan, arada bir de politikaya el atıp düşünmeden etmeden basmakalıp fikirleri yazıp herkesten duydugumuz korkuları ve nefreti ortaya dökmenden fenalık geldi. burası bir paylaşım alanı sen de herkese açık bir platformda bişeyler yazıyorsun, bunun sorumlulugunu almasını da öğren. okumayın o zaman diye bir şey yok, okumamızı istemiyorsan ve eleştiri kaldıramıyorsan yazma o zaman.

Ayse dedi ki...

bak sevgili anonymous,
1.kaşları alınmamış ve makyajsız olduğu için bilgi eksikliği var demedim ben. Dedim ki, bu haliyle AKP için çok ideal bir "bayan kurucu üye". Git ve tekrar oku. Anlamadan yazıyorsun ve açıklama yapmak durumunda kalıyoruzm ki bence çok fena. Tekrar oku. Oku.Oku ve Okuduğunu anla.

2.Ben asla negatif yorumlara karşı "istemeyen okumasın" tavrı takınan biri olmadım. Bunu önceki yazılara bakarak da anlayabilirsin. Tüm yorumlara, ne kadar olumsuz, ne kadar hakaret içeren yorumlar da olsa, tek tek cevap verdim. Bu sefer de öyle yapardım. Ama durum farklı. Bu dilek denen kişi, benim siyasi olsun olmasın yazdığım tüm yazılara kötü yorum bırakmayı huy haline getirdi. Kendi bile neden böyle yaptığına açıklama olarak "kıskanıyorum" diyor, yazni aslında fikirlerime karşı olduğu filan yok, o bana karşı. Bu durum beni eğlendiriyor. Ve senin tahmin ettiğinin aksine "ayakkabılı" postlara da yorum bırakıyor. Aaaa sürpriz, bilmiyordun değil mi?! Bunu da son birkaç yazıya bakarak kolayca görebilirsin. Ama hayır hemen saldırmak en kolayı değil mi? Bravo.

3.Ve evet fikirlerime katılmayabilirsin, bu konuda fikir belirtebilirsin ama beni samimiyetsiz buluyorsan okumazsın. Burası gazete değil, para vermiyorsun. Kendi parmaklarınla adrsimi yazıp, samimiyetsiz bulduğun yazılarımı tamamen kendi iradenle okuyorsun. Ve bundan şikayet ediyorsun. Bu gerçekten de tuhaf bir durum. Kim zorluyor seni? Sevmediğin bir şeyi yapmaktan kendini alamıyorsan ve bir de bunu yaparken sana fenalık geliyorsa çok bariz bir tuhaflık var durumda.

4.Burası bir paylaşım alanı filan değil. Burası benim blogum. Ben CANIMIN İSTEDİĞİNİ yazarım. İsteyen de gelir fikrini belirtir ama kimse bana sen şunu yaz bunu yazma diyemez. Dese bile bana teğet geçiyor, nefesini yorma. Nokta.

Aslı dedi ki...

Fesuphanallah !!!

Alp&Ege'nin annesi dedi ki...

Yesil Erik seni sobelemis, hemen geldim baktim ki sevdigim konular, ben yine gelir okurum seni, böyle memleketten haberler buldugum surece...

etki alanı dedi ki...

"Işığı önüne al,yürü.Gölgen arkandan ister gelsin,ister gelmesin."
Tütü

Adsız dedi ki...

zavallı ayşe zavallı...asıl cahil sen ve senin gibi insanlıktan bi haber olan kendisi gibi düşünmeyeni cahil diye etiketliyen zavallılardır