2 Aralık 2007

Pazar notları

Hayatım koştur koştur geçiyor. Bu hafta birazcık dinlenebilmeyi umuyorum. İşyerime hala müzik konusunda bir çözüm bulamadım. Ipod'um yok. Acaba bir ipod alıp, bir de hoparlör mü alsam yanında diyorum. Daha pratik bir çözüm var mı acaba? Radyo demeyin. İstemem.

Alışveriş cenneti şehrimizde ennn yeni açılan alışveriş merkezimiz Panora, iş yerime yakınlığı sebebiyle geçenlerde ziyaret edildi. Bir mok yok elbette. Bir de doğayla alışverişin buluştuğu yer filan gibi bir sloganla pazarlıyorlar burayı; alışveriş ve doğanın birbirine ne kadar da zıt kavramlar olduğunu tamamen göz ardı ederek. 3 tane ağaç koyarak kimi kandırabileceklerini merak ediyorum. Bir diğer merak ettiğim konu ise bir alıveriş merkezini "doğası" sebebiyle ziyaret eden birinin olup olmadığı. Koskocaman mavi kubbesini ilginç bulduysam da başka hiçbir şeyi ilginç bulamadım. Zaten mağazaların mühim bir kısmı hala açılmamış. Bir de ne alakaysa buz gibi soğuk içerisi. Kanyon gibi açık da değil. Anlayamadım. Paltomla gezdim. Hiçbir şey bulamadım, çıktım. Kim demişti Ankara Amerika, İstanbul Avrupa diye? Biraz daha alışveriş merkezi açılırsa dış dünyada bir şeyler yapılabileceği iyice unutulacak diye korkuyorum, haftasonu alışveriş merkezlerinin 300 metre yakınından geçmemeye gayret ediyorum ama işyerimin yakınında acil durum alışveriş merkezi olmasından mutlu olduğumu gizeleyemiyorum. Doğal ya da değil. Bana pek fark etmez.
*
Kış geldi, mandalina ağacımız yine meyve vermeye başladı. Aval aval kendisini seyredip, bunun mucize olduğunu düşünmek şu sıralar en sevdiğim aktivitelerden biri.
*

Dün gece uyurken, sabaha karşı 6 gibi telefonum çaldı. O sırada rüyamda Çandarlı'daydım. Harika bir rüya görüyordum. Yarı uyku halindeyken telefonu açtım. Telefondaki ses bana "Anne" dedi. Ben o sersemlikle, bir çocuğum olup olmadığını hatırlamaya çalışırken, bir yandan da acaba hala rüyadayım da, yan komşunun oğlu annesine mi sesleniyor gibi abuk düşünceler arasında cebelleşirken, telefondaki ses "kapıyı aç" dedi. Ben de "Ben Ayşe" dedim. Hay allahım ya, aynen böyle oldu. Sonra ses "İyi Ayşe tamam, hadi kapıyı aç" dedi. Şapşal kardeşim, sabah 6'da, benim kapalı bıraktığım kapı dili yüzünden eve giremediği için beni uyandırdı. Gittim kapıyı açtım. Mert ve bir arkadaşını içeri aldım. "Neden bana anne diyorsun be" dedim. Meğer annemi aradığını sanarak aramış beni. İyi olmuş, kadın heralde kalp krizi geçirirdi o saatte Mert'in aradığı görse. Efendim, sonra odama geri döndüm. Bu sefer de yatağımda yatan birini görünce korkudan ödüm patladı. O kişinin gece bizde kalan Nevra olduğunu anlamam biraz süre aldı. O da saç renginden. Yoksa daha da ayıkmayacaktım hani. Bütün bu tantananın üzerine yatıp mışıl mışıl uyudum. Mert ve arkadaşı akşama kadar uyanmadılar..
*
Elif Şafak'ın da normal bir dişi insan olduğunu kabullenmekte bünyem ciddi zorluklar yaşıyor. Aşmış biri olarak vakti geldiğinde doğum yapıp, bunun üzerine bir super woman edasıyla günlük hayatına ve yazarlık kariyerine devam ed-e-memesi, senin benim gibi içsesleriyle boğuşup durması beni şaşırttı, sevindirdi. Ayşe, işte sen böyle sığ bir insansın, sadece normali sevebilirsin. Değil. Ben onu o haliyle zaten seviyordum, bu halini görmek onu sanki "insan" yönüyle de sevdirdi bana. Herkes Siyah Süt'ü yerden yere vururken, benim şefkatli yanım Elif Şafak'ın bu samimiyetini bağrına basıyor. Okuduğum diğer Elif Şafak kitaplarına benzemeyen bu kitap, ki zaten benzemesi ilginç olurdu, bu kitap bir roman değil, beni hayal kırıklığına uğratmadı. Evet diğer seferler gibi aldığımın ertesi günü bitirmedim, tadı damağımda kalmadı ama yine de samimi buldum, sıcak buldum. Kendi yaptığı işin düzeyinin pekala farkında olan bir insan olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de hep mesafeli görünen bu kadının tüm o kitaplarının yanında böylece farklı, üzerine yazılmamış bir konuda otobiyografik bir şeyler denemesini çok cesur buldum. Bunun tüm Elif Şafak literatürüne de gölge düşüren bir kitap olduğuna inanmıyorum. Kitap bir edebiyat şaheseri olmayabilir, bu benim kitaba gıcık olmamı sağlamadı. Doğum yapmaktan hep korkardım, şimdi iyice ödüm patlıyor, bende böyle bir etki yaptığını söyleyebilirim :) Elif Şafak'ı seviyorum. Bugün gazetedeki röportajını okurken de, çocuğunu nasıl da yıkayamadığını anlattığı cümlelere bakıp, onun da aslında bana bir deha gibi görünse de artık anne sıfatı taşıyan bir kadın olduğunu bünyeme kabul ettirmeye çalıştım.
* *
Seyrettiğim filmler hakkında yazı yazmak istiyorum, bir türlü girişemiyorum. Mesela öyle istiyorum ki bir Down by Law ve dolayısıyla Jim Jarmusch ve dolayısıyla Tom Waits yazısı yazmak. Kieslowski hakkında yazmayı isteyeli ise yüz yıl oldu. Dekalogları tamamlamak üzereyim. Tüm filmografisini de tamamlamış olacağım o zaman. Belki de o zaman yazmak daha iyi. Mio Fratello e Figlio Unico'ya gittik. Eğer Çarşamba günleri Bilkent Cinebonus'taki 21:30 özel gösterimine gider ve biletinizi bonus kartla alırsanız, diğer bilet bedava oluyor, bir de bedava popcorn alabiliyorsunuz. Adamlar daha ne yapsın? Film fena değil, ama çok beklentili olmamak gerek. Benim için 1 saati aşkın İtalyanca dinlemek için bile gidilebilir bir filmdi. Sevdim filmi aslında. Elizabeth'i sevmedim. Böyle olacağını biliyordum biraz. Ama bak, o kıyafetlerden giymek istiyorum. Kesin bir kostüm oskarı patlatırlar Elizabeth'e, bir de en iyi kadın oyuncu oskar adaylığı. Bayılırlar böyle rollere çünkü. Cate Blanchett'i bir türlü sevemiyorum. Tamam anladık, soğuksun teyze de, bu kadar da olmaz ki..
*
Ayşegülcüm gitti sonunda Belçika'ya. Umarım çok mutlu olur orada. Ben şimdiden bilet bakıyorum. Bir an önce yanına gitmek istiyorum.

9 yorum:

zeya dedi ki...

Gece yarısı pek trafikliymiş sizin ev :)
Elif Şafak'ı okumayı nedense red ediyorum. Hem de kitaplarını alıp okumuyoyorum. neden acaba??
Ben d eo elbiselerden giymek istiyorum kabarık eteklerimle merdiven inmek bir de :):)

jelatin dedi ki...

Öncelikle: http://www.radioblogclub.fr/

Kendisi bana Ezop'tan bir armağan. Öğrendim; 2 aylık staj boyunca hem kendimi, hem de oda arkadaşlarımı eğlendirdim. Seçiyorsun, dinliyorsun. Şahane.

Elif Şafak... Kendini anlattığı bölümler, o hep gizemli görünen kadının birazcık içdünyasına girebilmek; beni de seni mutlu ettiği kadar mutlu etti diyebilirim. Çok heyecanlandırdı. Lakin o pek meşhur kadın yazarlardan yapılmış çıkarımlar, Fuzuli'nin bir kız kardeşi olsaydı nasıl olurdu?lar benim için tam bir hayalkırıklığı. Çok basit. Çok yüzeysel. Tam zevk artacakken, zevk veren şeyin elinden alınması gibi. Tespitler çok yavan. "Feminizmi Öğreniyorum" içerikli lise1 kompozisyonu. Cık. Ağlayacağım.

Bu arada Panora hakkında hâlâ umutluyum. Belki Sephora ve MAC açıldığında hayat daha güzel olur ha? Sonracağıma yeni açılan İtalyan Restoranı... Oh oh.

derinlal dedi ki...

aysecim yazılarını dikkatle ve severek takip ediyorum.devam...

Mr.TGM dedi ki...

"We all scream for ice cream":)
Tom Waits yazını merakla bekliyorum.

gezicini dedi ki...

selam Ayse,
ben de jelatin gibi Panoradan umutluyum. öncelikle Oran civarında oturanlar(ben dahil) için bulunmaz bir nimet. etrafta böyle bir yer yok. ben daha inşaat halinde olduğu için soguk oldugunu düşünüyorum. kışın hiç istemesem de gidecek fazla alternatif olmuyor maalesef. bahara doğru anca inşaat biter, etraf daha güzel olur diye düşünüyorum, öyle umut ediyorum..
sevgiler
gorki

nym dedi ki...

Ayse, uff sanirim yakinda Ankara da Istanbul gibi alisveris merkezlerinden ibaret olacak:( Bu arada belki biliyorsundur ama www.deezer.com diye bi site var, istedigin sarkiyi online olarak dinleyebilirsin..Aradigin bi cok seyi de bulabiliyorsun..:)

dudku dedi ki...

elif şafak'ı ben de çok severim hastasıyımdır tabiri caiz ise :) ben bu kitabı için seninle aynı şeyleri paylaşıyorum ama bence "doğan" yayıncılığa geçmesi hiç hoş olmadı. zira sağlam bir kaynaktan öğrendiğime göre kendileri çok fazla para kaygısı güden insanlar.
mesela tuna kiremitçi. tuna kiremitçi için edebiyatın altın çocuğu demiş çoğu edebiyatçı ilk öykü yazmaya başladığında.ama doğana geçtiği ve kitaplarını yayınlamaya başladığı anda "aman yarabbi" demişler. "ne yapmış bu çocuk kendine" demişler. işalla elif şafak kendini bozmaz bundan gerçekten çok korkarım.umarım öyle olmaz

raspberrypie dedi ki...

Meyve ya da sebzelerin bir günde bile büyümesi inanılır gibi degil, öyle kalacak sanıyorsun ama ertesi gün kocaman oluyor.İlginc!

Ben de Elif Safak hastasıyım ancak bahsettigin dogumla ilgili seyler korkuttu beni kitabı okuyup okumama konusunda.Hamilelik ve dogumu düsününce bile kendimi kötü hissediyorum, garip bir antipatim var nedendir bilmem. Okumam gerek ama!

Ayse dedi ki...

zeya,
Elif Şafak'ı okumanı tavsiye ederim, Araf başlamak için ideal olabilir. Hem de elinin altındayken bence bu şansı kullanmalısın :)

jela,
ah jelacım o sitelerin hepsi yasaklı bizim işyerinde. yutüp de yok. internetten radyo dinlemek de yasak. facebook yasak değil. ben diyorum ki facebook yasak olsun, radyo serbest olsun. o senin link de açılmıyor haliyle.. Mecburen taşınabilir bir çözüm bulmam gerek ya da her gün mp3 cdleri getiricem yanımda..
Firuze konusunda haklısın :) Ben de Sylvia Plath ve Virgina Woolf gibi "kadın" yazarların derin derin örneklenmesini gereksiz buldum. Yine de seviyoruz parmak kadınları.

derinlal,
teşekkür ederim! bence isminiz bir çocuğa koymak için süper bir isim.(ben ara ara böyle çocuk ismi beğenirim de:))

mr.tgm,
Bu yorum beni çoook korkuttu. Efendim ben sizin tom waits sevginizi Doruk'tan duymuştum. Ben henüz "Tom Waits'e giriş" dersi alan bir öğrenci gibiyim. Film hakkında konuşabilirim ama bak. Ona her nasılsa cüret ediyorum!:)

gorki,
sinema ve zara, bershka gibi mağazaların bu civarda olması benim için de büyük kolaylık olacak farkındayım ama her yerde alışveriş merkezi şantiyesi görmekten bıktım artık. evet belki de iyice yerleşince daha güzel olur. bi de zara home diye bi yer açılmış. ben bilmiyordum böyle bir şeyin olduğunu :)

nym,
bir hevesle denedim ama o da çalışmıyor ne yazık ki. bühühüh. yine de teşekkürler.

dudku,
Doğan yayıncılık konusunda artık "doğan" gördüğümüz yer herde sinirimiz bozulduğu için haklısın bence de ama yazarın kalitesine de müdahale ettiklerine inanmıyorum. Tuna Kiremitçi'nin hiçbir numarası olmadığına tüm kalbimle inanıyorum.. Bence sadece iyi(?) roman isimleri bularak, Serdar Ortaç gibi bir nevi :)), geçinip gidiyor. Ben kendisini okumaktan hiç zevk almıyorum.

aslı,
evet! ilkokulda pamuğun içinde fasulye büyüttüğümden beri bu kadar şaşırmamıştım:)) Bence de kitabı oku, sonra da benim gibi ödün patlasın :)) Elif Şafak'ı biraz tanımak için bile okunabilir diye düşünüyorum..