25 Ocak 2008

dandirik post


Günler çok çabuk akıp gidiyor; tek sabit olan şey şu buz gibi kış mevsimi. Hava aynı kararlılıkla dondurucu. Siz Ankara ayazı diye bir şey duydunuz mu? Geçen sene ortalarda küresel ısınma ile ilgili panik ifadeleri vardı bu zamanlar. Bütün kışı spor ayakkabıyla geçirebilmiştik. Bence artık küresel ısınma yok, küresel soğuma var. İnamıyorsanız Ankara'ya gelin. Rica edeceğim ciddiye alıp da, bana gerçekten küresel ısınmanın olduğuna dair önemli kanıtlar sunmayın. İnanmıyorum.
*

Kalın giysilerle hareket edemiyorum ben. Bu hep böyleydi. Çocukken de asla fanila giyemezdim. Boğazlı kazaklarla ve şu tüylü tüylü kalın giysilerle dolaşabilenlere şaşkın şaşkın bakarım. Aslında bakamam bile, bana fenalıklar basar. Karşımdaki biri öyle eskimo gibi giyinmişse ben devamlı kendi üzerimdekileri çekiştirip, bollaştırmaya çalışırım. Elim boğazımda olur mesela sürekli, karşımdaki boğazlı kazaklı kişi gibi boğulma riski altında olmadığımı kantılamaya çalışıyor olurum muhtemelen. Bir işe yaramaz tabi. Psikoloji ilginç bir şey. Özellikle de kolların kaplanması beni rahatsız ediyor. Kısa kollu, geniş yakalı kazaklar benim favorim. Herkes de bana -8 derecelik havada böyle gezdiğim için uzaylı gibi bakıyor ama derdimi anlatamıyorum. Evet üşüyorum ama diğer türlü de hareket edemiyorum.


İşyerinde çok çalıştığım için, istediklerimi yapamıyor olmaya galiba alıştım. Oskar adayı filmlerden o kadar çok eksiğim var ki, hey gidi günler heyy diyorum. Oskarlara kadar bitirmeyi düşünsem de nasıl olacağıyla ilgili bir fikrim yok. No Country for Old Men günlerdir evde seyredilmeyi bekliyor. Juno (ki aday olana kadar bilmiyorudum bile, hey gidi günler hey2) ve There will be Blood indirilip seyredilecek. Belçika için vize almam gerek (bu aralar en çok yeşil pasaportlu kişileri kıskanıyorum), ne zaman ve nasıl sorularının ortaya çıktığı bir diğer durum da bu.
*
Devamlı oraya buraya not aldığımı söyleyip duruyorum ya, telefonuma da alıyormuşum meğer, bunu geçenlerde keşfettim. O notu nasıl yazdığımı hatırlayınca da içim eridi. Odtü'nün bahar şenliklerinde kafam oldukça iyiyken, çimler üzerine sırt üstü yatmış, tepemdeki ağacın yaprakları arasından sızan güneş ışığına gözümü denk getirmece, getirmemece oynarken çok uzaktan bir şarkı duymuştum. Duyabildiğim "there'll be another girl" kısmını not etmişim, aradan çok uzun zaman geçmiş. Geçenlerde rastladım bu nota, buldum şarkıyı. Gerçekten güzel bir şarkı. Blue Cafe-Another Girl. Bana hep o anı hatırlatacak. Şu an orada yatıyor olmak için neler verebilirim, bunun hesabını yapmak istemiyorum ama çok şey verebilirim, onu söyleyebilirim.
*
Dandirik bir postumuz daha burada sona eriyor. Keyfimizin yerine gelmesini takiben, daha güzel postlarda görüşmek dileğiyle. Knut'un resimlerine bakıp gülümsüyoruz o zamana kadar.

5 yorum:

aqua / ~~denizbahcesi~~ dedi ki...

guzel sarkı

ayçobanı dedi ki...

-14'e indim esenboğada bugün en son -8'i gördüm!! Ben senelerdir Ankara'da bu kadar üşüdüğümü hatırlamıyroum. Şaka gibi ama 6 ve 8 derece civarlarında seyreden Limburg'uma geri dönüyorum, ısınmaya :)) Tabi kar buz sis derken uçak kalkarsa...

Not: Knut için yazılmış bir dolu çouk şarkısı var. Çocuklar deliriyorlar ve her yerde sürekli işitebilirsin. Marketing'in böylesi!! Hayvancık büyüdü tabi şimdi "ayı" kadar oldu :))

Esra :) dedi ki...

sanırım sorun okul sonrası iş yaşamı sendromu. insanlar ne zevk alıyorlar şu iş yaşamından anlamıyorum. ben sevmedim sevemeyeceğim. yok yok yanlış anlaşılmasın ev hanımı olmak gibi bir düşüncem yok ama beni nolur okuluma geri göndersinler öhööö

Ayse dedi ki...

aqua,
ben de öyle diyorum işte :)

ayçobanı,
evet geçirdiğimiz en karanlık ve soğuk kışlardan biri keninlikle. Bu yaratık inanılmaz şirin ama gerçekten marketing'in dibine vurdukları da gerçek, olsun ben de Knut şarkısı öğrenmek istiyorum!:)

esra,
böyle düşünenler ordusu kuralım mı?:)))

ali faruk dedi ki...

istanbulkadar soğuk olamaz heralde ankara.isatanbulunda denizi bizi nemden kesip öldürüyor.