2 Mart 2008

Bakushi: Anne sadomazo ne demek?

Cumartesi günü çok komik bir gündü. Hava çok güzeldi, 15:30'da gideceğimiz filme gitmekten vazgeçtik, 19:00'dakiyle yetinelim dedik. Kendimizi dışarı attık. Limonata içtik. Esra'ya uğrayıp 4 çeşit cheesecake yedik. Hala rejimdeyim bu arada :)
*

Sonra filmimize yetişmek için Cepa'ya gittik. Biletler mybilet'ten de alınabiliyor, sabah aldık biletleri, salon full. Film oldukça ilginç. Bakushi. Imdb'de sadece 13 oyu var. Bu garip. If sayfası daha aydınlatıcı aslında. Evet çok sıradan bir şeyler görmeyi beklemiyoruz. Nevra'yla gülüyoruz, film 18 yaş üstü için. Biz neredeyse 28 olacağız, artık 18 yaş sınırı bir şey ifade etmiyor, sanıyoruz :)
*
Sinemadan önce Cepa'da yemek yerken sakızlı sandalyeyi bulup on puan on puan on ouan kazanıyorum. Nevra tuvalette plastik bıçakla arka cebimden sakızı kazıyor. Soğuk suyla iyi çıkar diyen teyzeye de teşekkür ediyoruz, hakikaten çıkıyor soğuk suyla.
*
Filme giriyoruz. Evet bi sürü hemcinsimiz var. 2 kız gelen bir tek biz değiliz. Ankara'yla gurur duyuyorum ben böyle çok tercih edilmeyen festival filmlerinde ya da ne biliyim tiyatrolarda salonları tıklım tıklım görünce.
*
Film başlıyor. Komedi porno gibi bir şey diyebiliriz. Tamam biz de tuhaf bir şeyler bekliyorduk ama komik bir porno bu. Sade görünümlü teyzelerin fantastik iç dünyaları, iplerle bağlanma hikayeleri, onları bağlayanların hikayeleri, tamam ilginç. Ama 20 dakika boyunca bağlanmış bir teyzeyi seyrediyoruz, 2 dakika konuşma oluyor ve sonra tekrar 20 dakikalık bir bağlanma sahnesi. Birçok kıkırdama var salonda. Biz buraya nasıl geldik şaşkınlığındaki teyzeler amcalar birer birer salonu terk ediyor. Bizim kulağımıza yabancı Japonca tonlamalar ve Japon kadınların tiz sesleriyle sırtlarına mum damlatıldıkça çıkardıkları sesler bir süre sonra herkesi güldürmeye başlıyor. Perdede o kadar garip şeyler akıp gidiyor ki, ben bir koca salon dolusu insanla birlikte böyle bir şey seyrettiğime inanamıyorum. Aslında en çok buna gülüyorum. Öyle hard core bir şeylerden bahsetmiyorum elbette ama yüz kişiyle birlikte seyredilmeyecek derece müstehcen sonuçta. İnsanların bir çoğunun ara olsa da çıksak diye düşündüğünü sanıyorum ve filmlerde ara olmadığını hatırlayıp gülmemi zor tutuyorum. Artık iyice tuhaflaşan bir sahnede, filmin bitmesine 15 dakika kalmışken Nevra'yla kopuyoruz sonunda ve kendimizi salondan zor atıyoruz. Sanıyordum ki artık Nevra benim seçtiğim filmlere gelmeyecek ama bu akşamüstü The Nines'a geliyor. Canım Nevra. Şimdi de muhtelen yandaki resme bakıp sonrasında neler olacağını hatırlayıp gülüyordur. 13 senelik arkadaşlığımız boyunca birlikte yapmadığımız şeylerden birini daha yapmış olduk :))
*
Böylesine cüretkar bir filmin rahat rahat gösterilmesi aslında güzel bir şey. Ama sanırım bu filmden zevk almak için gerçekten bu S&M konulara karşı büyük merak duymak gerekiyor. Filmden belgesel tadı almak mümkün olmadı benim için ne yazık ki. Japonya'nın en ünlü bağımsız film yönetmenlerinden birinin filmi için böyle bir şey söylemek istemezdim ama hissiyatım böyle.
*
Film çıkışı Kıtır'a gittik. 3 katlı Kıtır'da 15 dakika yer bekleyip çıktık. Ankara'da tuhaf şeyler oluyor sayın seyirciler, git bir yerde yer bulama, çık filan. İlginç. Evde aile saadeti yapıp king oynadık. Ben kaybettim.
*
Şıpır şıpır yağmur yağıyor bugün. Ben birazdan The Nines'a gidiyorum. Festivali bu filmle kapatacağım, hala umudum var.

12 yorum:

garcag dedi ki...

Dün 13:30 daki the picture of dorian gray'a bir kız arkadasımla gittim. Full olabilecegini düsünmemistim dogrusu. Dorian Gray'deki sahnelerde pek ic acıcı degildi acıkcası: 2 erkegin sevismesi falan.

alper dedi ki...

hm gozden kacmis bu film, tuh. gerci if'te gittigim filmleri daha cok saate gore sectim. bir tek philip glass belgeseline 'buna gidelim' dedim.

BDSM/S&M konularina buyuk ilgi duymak gerektigi konusuna katilmiyorum. Ancak cinselligi vajinaya giren penis olarak gorenler garipseyeceklerdir elbet. neyi komik buldugunu elbet anladim ancak bunlari da demeden edemedim. :)

Bir de, BDSM mevzularina kisaca deginen ayni adli romandan uyarlanan sevgili Michael Haneke'nin La Pianiste filmi de en sevdigim filmlerin basinda gelir, izlemediysen tavsiye.

Ayse dedi ki...

Dorian Gray gitmeyi düşündüğüm filmlerden biriydi, sonradan elendi. Bulursam seyredeceğim, Dediğin gibi bir şeyleri duymuştum, konu oldukça acıklı geldi, erteledim ben.

alper,
ben diyorum ki gerçekten ilgi duymak gerek, çünkü cinselliği nasıl gördüğünle değil aslında alaka. Tek odaklı bir film bu, onlara da kızamayız tabi böyle olduğu için. La Pianiste'yi seyretmedim, biraz daha yumuşak anlatışmış SM konulu bir filme daha olumlu bakabilirim sanırım :))

alper dedi ki...

Bakushi'ye IMDB'den baktigimda bir belgesel oldugunu goruyorum, bu durumda tek odakli bir film olmasinin sakincasi yok bence :)

cinselligi nasil gordugunle oldukca ilgili bana sorarsan (sordugunu varsayip anlatiyorum :). filmden keyif almayi, filmin anlattigi konudan keyif almak olarak yorumladigini dusunuyorum, yazdigin yanittan. filmi iyi yapan sadece icerigi degildir ama. tamam, filmleri, onlarda kendimizden bir seyler buldugumuzdan da severiz, ama tek kriter bu degil. somut bir ornek vermek gerekirse onceki yorumum ustunde yer alan yoruma bakarak; straight bir erkek olarak escinsellikle ilgili bir film izlemek ya da bunlari gormek bende mide bulantisi yaratmiyor. hatta isteyerek 'queer filmleri'ni de izlerim, Red Without Blue'yu da izledim gecen. Bu filmden keyif almak (ya da rahatsiz olmamak veya begenmek diyelim) icin escinsel ya da transseksuel olmak gerekmiyor. ama rahatsiz olmamak icin cinselligi salt orgazm odakli bir sey olarak gormemek, ya da kisacasi bu konuda acik goruslu olmak gerekiyor. acik gorusluden kastim kisinin cinsel yasamindaki acik gorusluluk degil, genel bir aciklik. ama su da var, 90 dakika (ya da her neyse), ben bu filmi izlemeyi tercih eder miydim? bilmiyorum ve sanmiyorum. aslinda tum derdim, bunun sapkinlik, rahatsizlik verici bir sey vs olarak gorulmesi. begenirsin begenmezsin, orasi ayri konu. (bu kucucuk yorum kutusunda onceki cumleleri goremiyorum, ilgisiz cumleler kurduysak affola).

ama ben bunlari yazarken gereginden fazla mi acik oldum onu da bilmiyorum :) (zira adima tiklaninca ulasilan blog'umda kim oldugum yazili, heh) belki de filmle bir miktar ilintili bir y.lisans programinda bulunmamla ilgisi vardir. bir de belki her turlu hardcore korku filmini domates corbasi icerek izleyebildigimdendir. midem saglam evellah.

La Pianiste'e gelince, pek SM konulu bir film degil aslinda. Roman daha 'hardcore' imis, oyle duymustum. Filmde, Isabelle Hupert tarafindan guzelce oynanan ana karakterimiz bir BDSM kisisi, ve bu anlamda cok da bir sey yok, tecavuz sahnesini saymazsak bir tek 'pissing' sahnesi var. SM filmi olarak gormemistim onu hic ama simdi laf arasinda aklima geldi - psikolojik derinlik olarak cok ama cok sevdigim bir film. Bir de gecen gun aklima geldi film. IF'te Blue without Red'i izledigimde sinemaya giren iki kokos teyzenin 'ay < su film > hayatimin filmiydi' demesi uzerine gulup, arkadasin 'bizim hayatimizin filmi ne abi?' sorusuna kisaca dusunup La Pianist dememden ileri geliyor, ki sinemayla ilgili herkese de tavsiye ettigim bir filmdir eger izlemedilrse.

Ha bir de, yakinda ogrendim, festivallerde gosterilen filmler sansur kuruluna takilmiyormus, her sey gosterilebiliyormus.

cabochard dedi ki...

ben de "Se Jie" adlı Çin yapımı filmde aynı şeyi yaşadım! Korkunçtu :D

ANİBAL dedi ki...

Selam epeydir takip ediyorum bugünde bende bişeyler yazayım dedim ve geldim:) Dorian Gray'in kitabını okumuştum hoşuma da gitmişti (farklı bi Dorian Gray değildir herhalde)filmi olduğunu bilmiyodum bulursam izlemek isterim.

Ayse dedi ki...

alper,
anlaştığımız noktalar da var, anlaşamadıklarımız da. kesinlikle illa ki sevdiğim konular, ilgi duyduğum konular olması gerekmiyor tabii ki sevdiğim filmlerin konusu. en nihayetinde bu filmin de konusunu bilerek, kendi hür irademle gittim! aslında anlatılış şeklinden dolayı dedim tüm bunların hepsini. film sanki tüm seyredecek kişiler bu dünyayı yakından tanıyormuşçasına çekilmişti bence, ama dediğimiz gibi bu bir belgesel olduğu için zaten filmin yapımcısına, yönetmenine bir şey demek mümkün değil. önyargısız bir izleyici olarak fikrim bu; eğer ki çok ilgilenmediğin bir konuysa birden kendini çok detaylı şekilde bu konuyu işleyen bir filmin içinde bulunca trajikomik olabiliyor. Mesela eşcinsellik çok daha geniş bir konu bununla kıyaslayınca. 100 dakika boyunca sadece kadınların belli bir yöneteme göre bağlanmasını izlemek farklı bir şey :)) Umarım anlatabildim derdimi.

cabochard,
Bu konuda fikrim biraz değişik. Se Jie çok sevdiğim filmlerden biridir, zevk meselesi :)

anibal,
merhaba:) Dorian Gray ilginç ama çok hüzünlü göründü bana. Ama devalı olumlu şeyler duyuyorum, ben de ulaşabilirsem izleyeceğim.

titrekkelebek dedi ki...

ben de öğrencilik yıllarımda en samimi arkadaşımla beraber romansex diye bi filme gitmiştim,tabiki ismi bazı ipuçları veriyodu ama bizce romantik bişeyler olduğu sinyali de vardı bu uçların içinde;fakat film başlayınca gördük ki yanılmışız.
filmi izleyen taş çatlasın 15 kişiydik;bunların arasında tek erkekler de vardı ama genellikle çiftler gelmişti,bizse 2 kız,allahtan arka sıralara oturmuştuk da film boyunca rahat rahat gülmüştük hatta gülmekten ölmüştük:)filmden tek hatırladığım doğum sahnesi,sezeryan deil tabii normal doğumdan bahsediyorum..
buarada kıtıra gitmeyi kıtırda tavuk sarma yemeyi özzledim:(

Suricata dedi ki...

'The Picture of Dorian Gray'i biz üniversitede okuyup incelemiştik. Ben sevmemiştim. Filmini izler miyim bilmem.

Ayse dedi ki...

titrekkelebek,
benim başıma da eşşek kadarken geleceği varmış demek ki :) yeni kıtır'da var mı caba tavuk sarma, biliyor musun ben de tunalı'dakine gitmeyeli baya oldu, üzülme :)

suricata,
merhaba!!! Bana konusu az biraz rahatsız edici geldiyse de yine de seyretmek istiyorum. Ama tabii aslında okumuş olmak fikir sahibi olmak için yeterli. Kitabını okuyup beğenmediğim bir filme gitmeyi tercih edeceğimi sanmam ben de..

sihirli eller dedi ki...

ayşecim senden bir şey öğrenmek istiyorum ya bu postla alakasız olacak ama mail yazmaya üşendim.affet beni.
yurt dışına çıkmak için vize banka vs vs harcadığın toplam ücret ne kadar siğorta filan dahil.tamamı uçak biletleri hariç?
bir planımız varda kişi başı soruyorum.

alper dedi ki...

La Pianiste'in dvd'si cikmis, aa sonunda! diyip aldim hemen. haber vereyim dedim.