19 Ekim 2008

genel olarak aynı şeyler devam ediyor

Şinasi Sahnesi'nde sergilenen "Suçlu Yürekler" bu sene tiyatro sezonunu açtığımız oyun oldu. "Crimes of the Heart" ismiyle 1986 yapımı, 3 Oskar adaylığı da olan bir film versiyonu da var oyunun. Aşk-ı Memnu'da da Bihter rolüyle seyrettiğimiz Elvin Beşikçioğlu, Meg rolüyle muhteşemdi. Sanırım artık kendisinin hayranı oldum. Oyun da seyrettiğim en güzel oyunlardan biriydi. Asıl bahsetmek istediğim ise başka bir şey.

Yeri sebebiyle kalbimizi fetheden Şinasi Sahnesi'nde birkaç küçük problem var. Birincisi sanıyorum ki eski bir sahne olması sebebiyle koltuk aralarının inanılmaz dar olması. Mesela siz salona geldiğinizde eğer ki sizin sıranızda zaten yerleşmiş kişiler varsa, onları had safhada rahatsız ederek yerinize ulaşabiliyorsunuz. Hatta o kişilerin sıradan tamamen çıkıp, size yol verip, tekrar yerlerine dönmeleri gerekiyor ki koskocaman bir salon için oldukça rahatsız edici bir durum. Benim gibi "Ya bir şey olur da çıkmamız gerekirse" paranoyasına sahip biriyseniz işler iyice kötü oluyor. Sıra başından itibaren kafa sayıp, kalkmam gerekirse kaç kişiyi yerinden edeceğim diye düşünüp hesaplayabilirsiniz. Tabi bunu benden başka kimse yapmıyor da olabilir, bilmiyorum. Diğer problem ise tuvalet. Koskocaman tiyatroda toplam 3 adet tuvalet var. Haliyle arada yüz kişilik bir sıra oluşuyor ve tuvaleti kullanmak mümkün olmuyor. Özellikle uzun oyunlar için büyük bir problem bence bu. Tüketici köşesi kısmı sona erdi!

Yemek kursu hala çok zevkli devam ediyor. Bu derste bruschetta, balkabağı çorbası, beğendili bonfile yanında rosti (patatesli soğanlı bir yemek, garnitür olarak kullanılıyor-muş), pastacı kreması ve pancake yapmayı öğrendim. Beklediğim gibi makarna hamuru yapmadık. En çok bonfileden memnun kaldığımı söylemeliyim. Çünkü eti marine edeceğimiz sos oldukça basit olmasına rağmen sanırım hayat kurtarıcı olacak. (Evet hepsinin tarifini yazmak istiyorum bir gün!) Şef bonfileyi ortaya çıkardığı zaman hepimizin gözleri yuvalarından fırladı. Çiğ haliyle bile yenebilir bir şeydi. Kasabın telefonunu aldık, bundan sonra etler oradan alınabilir! Pancakeleri tam pancake boyutunda ufacık tavalarda pişirdik. Acayip şirin bir şey. Çocuk mutfak setleri olur ya, sanki oradan çıkmış gibi! Balkabağı çorbası hayatımda hiç içmemiştim, aslına bakarsanız kabak tatlısını da fazla sevmem. Yine de çorba gayet güzel oldu. Mesela yılbaşı için iyi bir seçenek olabilir. Yoksa çok sık yapılabilecek bir şey değil. Pancake ise sade değil, iki pancake arasına pastacı hamuru ve frambuaz üzerine de çikolata mousse olarak baya baya harika bir tatlıya dönüştü. Oldukça faydalı bir kurs günü daha geçti yani. Sanırım 1 aylık kurs bittikten sonra da gitmeye devam edeceğim.

Bugün House Cafe'ye gittik. Pek güzel olmuş. Gittiğimiz saat geç değildi o yüzden oldukça tenhaydı. Açık havada oturulabilen son Ankara günlerinden birinde çok lezzetli bir kahvaltı yapmış olduk. Tek bir fikrine bile katılmadığım kafası karışık Ahmet Hakan'ın Ankara House Cafe için Hıncal Uluç tarzında söylediği "İnsan kendini nasıl da Teşvikiye'de hissediyor" cümlesi de tabii ki doğru filan değil. Kendinizi Ankara'da şubesi açılmış House Cafe'de gibi hissediyorsunuz, olan bu.

Yerel seçimlerin yaklaştığı bu günlerde delinmedik bir noktası kalmamış zavallı Ankara'da yine "sokak çalışmaları" aldı başını gidiyor. Bir gün Cinnah kapalı, bir gün İran Caddesi. Büyükşehir çalışıyor! Caddeleri uçuşan saçlarıyla yerinde tespit yapan Melih Gökçek'in afişleri süslüyor. Afişlerde ne mi yazıyor? "Ankara'nın 20 yıllık suyu hazır." Sanırım o suyu bize vermiyorlar, kötü günler için saklıyorlar çünkü musluktan akan su iğrenç renkte ve üstüne üstlük felaket kokuyor.

Tıkır tıkır işleyen demokrasinin gereği olarak kızların evlenme yaşının 14'e inmesi önerisi var. Neden bu kadar şaşırıyorsunuz kuzum? Ülkenin cumhurbaşkanı gitmiş almış yarı yaşında, 15 yaşındaki kız çocuğunu, öneriyi tuhaf bulacak ne var? Sapıkça mı buluyorsunuz? Niye oy veriyorsunuz, verenlere kızanları taşlıyorsunuz? Bence demokratik ülke burası, herkes kendi karar versin, özgür olsun. Hatta 14 bile çok. 14ün altına demokrasi yok mu? Hani özgürlükler nerede? Çok ayıp size.

11 yorum:

burcu dedi ki...

aşk-ı memnunuda ki bihter, beren saat değil mi ya:)?

pnarnet dedi ki...

Bugün gidip izleme şansına sahip olduğum 1950 yapımı Yağmurcu oyunu harkulade bir izlenim ve başarı öyküsü bıraktı ben de...

Tavsiye ediyorum hem de en büyüğünden..

Lacin dedi ki...

tiyatro önerisi süper oldu, çok teşekkürler,
resimdeki yemeğe defalarca baktım,
muhteşem:)
sevgiler

emelo dedi ki...

14 yas konusunda sana katiliyorum aysecim. Hatta yas sinirini kaldirsinlar, olsun bitsin - kadinlara ozgurluk!!! Daha neler gorucez bakalim!

bir de ufacik bir duzeltme, bihter'i oyanayan beren saat. ted'den bizim 1 alt donemimizdenmis sanirim, ya da 2..

Adsız dedi ki...

Ayşe burada televizyon dizisinden değil, ankara devlet tiyatrosunda sahnelenen Aşkı Memnu oynundan bahsediyor sanırım değerli okuyucular :))

Adsız dedi ki...

ayşe valla süper oldu kendinle aynı şehirde okuyan blogcular iyi oluyo valla ben de hemen bilet alıp gidicem bu arada show tvde yemekteyiz diye bir program var kendilerini çok iyi yemek yapan kişiler olarak tanıtanları görme pilav bile yapamıyolar çok komik bir program bence bir bak :))
SEMA

Ayse dedi ki...

burcu,
çok iyi bilmiyorum ama galiba dizisi de çekilecekmiş, orada oynuyor olabilir beren saat belki? Ben geçen sene izlediğim oyundan bahsediyorum :)

pnarnet,
Teşekkürler!

lacin,
aslında çok da pratik bir şey! domatesli fesleğenli bruschetta ama inanılmaz lezzetli. reklam gibi oldu :)

emel,
herkes beren dediğine göre ben doğru düzgün yazamamışım galiba :) diziyi bilmiyorum da geçen sene tiyatro'da izlemiştim elvin beşikçioğlu'nun bihter rolüyle. beren'i ben hatırlamıyorum ama bir alt dönemimizmiş. çok güzel buluyorum ben onu, cevherler de çıkıyormuş okulmuzdan :))

anonimus,
aynen öyle :))

sema,
bugün denk geldim ama doğru düzgün izleyemedim, izlediğim kadarı hakikaten komikti, rastlarsam mutlaka izliycem, teşekkür ederim :)

hebelehübele dedi ki...

ayse yaw ben su pancake ın tarıfını ıstıyorum cok uzun degılse yazarsan bayılırım :P

Adsız dedi ki...

kendinden 15 yaş büyük adamlarla medyanın gözü önünde düşüp kalkan mankenlern yaptığını ayıplamayın,kalkın bi ülkenin cumhurbaşkanını eleştirin...ki ortada istismar falan da yok adam kalkmış evlenmiş,asıl size ayıp bir ülkenin başbakanına ve cumhurbaşkanına eleştiri böyle yapılmaz..aşağılar gibi..

Ayse dedi ki...

anonim,
18 yaşının üstündeki herkes -ayrı bir tür canlı olmadıkları için mankenler de buna dahil- eğer ki herhangi bir zorlama yoksa kendi yaptığından sorumludur. Gidip de 25yaşındaki bir manken ya da herhangi biri kendinden büyük bir kişiyle beraber diye ayıplamak söz konusu değil. Tercih meselesi, öncelikler meselesi. Size ne? derler adama. Ama 15 yaşındaki bir kız reşit değil ve kanunlara göre evlenemiyor. Ancak ailesinin izniyle olabiliyor evlilik. Yani first lady'miz büyük bir aşkla filan evlenmedi çok sevgili cumhurbaşkanımızla, ailesi kendisini teslim etti diye evlendi. kendi röportajlarından da bunu okuyabilirsiniz. 30 yaşında koskoca bir adamın 15 yaşındaki bir kız çocuğuna göz dikmesi bence iğrenç bir davranış. başbakan, cumhurbaşkanı kim yaparsa yapsın fikrim bu.

Ayse dedi ki...

anonim,
18 yaşının üstündeki herkes -ayrı bir tür canlı olmadıkları için mankenler de buna dahil- eğer ki herhangi bir zorlama yoksa kendi yaptığından sorumludur. Gidip de 25yaşındaki bir manken ya da herhangi biri kendinden büyük bir kişiyle beraber diye ayıplamak söz konusu değil. Tercih meselesi, öncelikler meselesi. Size ne? derler adama. Ama 15 yaşındaki bir kız reşit değil ve kanunlara göre evlenemiyor. Ancak ailesinin izniyle olabiliyor evlilik. Yani first lady'miz büyük bir aşkla filan evlenmedi çok sevgili cumhurbaşkanımızla, ailesi öyle istedi diye görücü usulü evlendi. kendi röportajlarından da bunu okuyabilirsiniz. 30 yaşında koskoca bir adamın 15 yaşındaki bir kız çocuğuna göz dikmesi bence iğrenç bir davranış. başbakan, cumhurbaşkanı kim yaparsa yapsın fikrim bu.