7 Ekim 2008

ist2

I know what you did this bayram konulu postumuz episode 2.


Önceden de gittiklerimiz ve gitmekten vazgeçmediklerimiz :


*Mangerie.

Hep çok severiz, vakit varsa mutlaka gideriz. Ankara'ya böyle bir yer açma hayalleri kurarız vesaire. Bu sefer zevzeklik yapıp sütlü türk kahvesi icadından denedik, sevdik.

*Gurme Boncuk, Asmalımescit.

Daha önceden gidip mezelerine, balıklarına, akordeonlu müziğine, eğlencesine bayıldığımız Boncuk'a son gecemizde tekrar gittik. Galiba 4 saat şarkı söyledik. Patlıcanlı karides ve fava harika. Hala inanamıyorum, 4 saat şarkı söyledik. Geçen seferkinin aksine ertesi gün yola çıkıyor olma şerefine 3 dublede durdum. Afferim bana.

*Leb-i Derya.

Kızlarla makarna ve şarap gecesi. Burasının sanki diğer manzaralı yerlerden farklı bir havası var ama nedir bilmiyorum. Çok çok güzel, cam kenarında oturunca daha da güzel.

*House Cafe Ortaköy & Nişantaşı.

Bayram itibariyle artık Ankara'da da bir House Cafe var! Gitmesek de, henüz görmesek de :) Yalnız tabii Ankara'nın yeni açılan mekanlara karşı canavarca bir açlığı olduğundan, genelde bu tip yerler ilk aşamada 20 yaş grubu tiki gençlik tarafından istila edilir. Her yer aynı ton sarı saçlı, LV çantalı mini mini kızlarımız ve onların kıro sevgilileriyle dolar. Daha sonra ortalık biraz yatışır. İstanbul'da öyle çok yer var ki, mekanlar için bir profil oluşturmak çok daha zor. Özellikle House Cafe gibi aslında belli bir müşteri kitlesi olmayan, herkese hitap edebilecek yerler için. Ama Ankara için durum biraz farklı. Gidelim görelim tabi önce. Nişantaşı House Cafe'de buğday salatası yedim, galiba tamamı avcumun içine sığabilirdi, açsanız yemeyin. Ama her zaman limonata bir numara. Nişantaşı'ndaki yerlerine ilk defa gittim. Aslında pek bir farkı yok hepsi birbirine benziyor.

*Nevizade.

Adının ne olduğunu bilmediğim -gerçi burada nerede oturulduğunun bir önemi var mı bilmiyorum- bir yerde akşamüstü bira-kalamar-patates. Galiba en çok burada bunu yaparken İstanbul'un Ankara'dan ne kadar farklı olduğunu düşünüyorum.

*Şampiyon!.

Asmalı Cavit'e yemeğe giderken yolda Şampiyon'dan midye tava yedim. Yemeğe giderken yolda atıştırmak boyutlarına ulaşmış oburluğumu İstanbul'dan midye tava yemeden gidersem kendimi affetmeyeceğim ve Şampiyon'dan Asmalımescit'e kadar olan aslında pek de kısa sayılmayacak (!) yolda çeyrek midyenin eriyeceği düşüncelerine bağlıyorum.


Daha daha

*Dali.

Önünde 2 km kuyruk olduğu rivayet edildiği için korkup, sabah 10 buçukta sergiye vardık. Yarım saat kadar bekledikten sonra girdik. Gezemeden geri dönseydim çok üzülecektim. "Bu insansa biz neyiz?" etkisi ilk günkü şiddetiyle devam ediyor. Gidip görmek kesinlikle farklı. Eskiden beridir dakikalarca incelemeyi çok severim Dali'nin tablolarını. Her şeyi büyük saygı ve hayranlıkla incelemiş olsak da "Çelloya saldıran yatak ve komodin" ismi konusunda birbirimize bakıp gülmemiz galiba bir süre devam edecek. Kazmalıksa kabul ediyorum, kazmayım. Gala'nın en az Dali kadar deli deli bakan gözlerinin yanında bir fotoğrafım var artık, ne güzel. Bu segi İstanbul'dayken ben de orada olabildiğim için kendimi çok şanslı hissettim, keşke Miro'da da olabilseydim dedim. Müzenin bazı günler 22:00'ye kada açık olduğunu öğrenince acaba İstanbul'da yaşasam iş çıkışı ta Emirgan'a müzeye gelir miydim diye düşüncelere daldım.

*Başak'ın düğün mekanı ziyareti.

15 Kasım büyük gün. Çok güzel olacak her şey umuyorum ki. Ah çok az kaldı. Şahit olacağım bennn. Başak'ı gelinlikle görene kadar olayın ciddiyetinin farkına varamayacağıma artık iyice inandım. Elbise bulmam gerekiyor!

aklımda kalanlar

*Doruk yola çıkmadan Beyazfırın'dan makaronlar getirmiş yolluk olarak :) Anca dönünce yedim, harikalardı, ben hala beceremedim yapmayı.

*Num Num'ın bu kadar popüler olması için gerçekten bir sebep var mı?

*Hisar'a trafikten bir türlü varamamak, manyak trafik, bir türlü ulaşamamak. Doruk'un stratejik hareketiyle Bebek'in ilerisinden u dönüşü yapıp Arnavutköy'de sessiz sakin bir cafede kahvaltı etmek, oh be demek.

*Mania'yı bulamadık yürüyerek. Ertesi gün telefonla arayıp sordum, aslında kolaymış ama sonradan da vakit olmadı. Sonraki seferlere kaldı.

*Müzedechanga'yı gezdik ama oturmadık. Çok şahane görünüyor, bir dahaki sefere mutlaka.
*
*
*
*

Bir İstanbul gezimizin de burada sonuna gelirken herkese nice nice tatiller, bol bol yeni yerler görmekler diliyorum. Sevgiler, İclal.

9 yorum:

BahaR dedi ki...

Beyaz Fırın!!Makaronları yapmayı çok istiyorsan eğer Beyaz Fırın' da satılan "Beyaz Mutfak" kitabında birebir tarifini bulabilirsin.yok bende kitap diyorsan benden bulabilirsin:)Bi de bi de orda satılan çekirdekli galetaları mutlaka denemelisin..

$afak dedi ki...

Ben yazına devam edicem.

İstediğin yere gitmek için orda oturan arkadaşına yollar sormamak, önerilen yerlere gitmemek. Ctesi gelmek arkadaşını aramamak!

Ayse dedi ki...

bahar,
a ne güzel, telekkür ederim! :) oldukça meşakatli bir yapımı var, cesaretimi toplayıp tekrar denemeliyim!

şafak,
nankör karpuz. kendi kurduğun mail grubunun nimetlerinden faydalan, aç maillere bak, başını öne eğ. ayrıyetten, bebek kitchentte'i vallahi bulamadık :), sunset için başak orası çok süslü püslüdür şafak nasıl sevmiş orayı dedi, diğer ikisini de yaptık işte gözüm ya, sana da yaranılmıyor :) mania'yı biliyor muydun sen ya, bak buna çok üzüldüm, baya dolaştık oralarda keşke arasaymışım. bi dahakine birlikte giderim o zaman, farz oldu.

jelatin dedi ki...

Kitchenette'e Mersin'de gitmiştim. Çok güzeldi.

Bu arada, lahana çorbası diyetim bitsin, artık seni kulağından çekip yemeğe çıkarıcam. Yeter ay! Bir günden bir güne plan proooğram hevesine düşmedin! Ben öğrenciyim, derslerden kafamı kaldıramıyorum, fakat sen işyerinde mayın tarlası oynarken aklına gelmesi lazımdı.

Hıh!

ibeking dedi ki...

ayşe yavrum sen hep yemek yemiyosun di mi? yani bunca mekanda ye iç ben fil gibi olurum da sen buna rağmen ince misin? bu olay açıklığa kavuşsun..

zeya dedi ki...

Ayşe
ben istanbulda yaşamıyor gibi hissettim yazını okuyunca.
Ben Anadolu yakası köyümden çıkıp bir çoğuna gidemedim ama sen süper bir yemek turu yapmışsın :)

Bu arada İclal kim?
imza meraklı zeya :):):):)

Ayse dedi ki...

jelatin,
valla tut kolumdan çek götür beni, artık bu işi halledelim.

ibek,
yok yok şimdi böyle topluca yazınca sürekli yiyorum gibi oluyor ama aslında sürekli yemek düşünsem de bunu yapmak çok mümkün olmuyor! küçüklüğümden beri hep iştahlıydım o yüzden sanırım metabolizmam buna programlı. özellikle yaşıtım hemcinslerime göre çok daha fazla yiyorum ama çok fazla kilo almıyorum; yine de asla çok zayıf biri olmadım ben. 1.65 boya 52 kilo civarı yuvarlanıp gidiyorum genelde.

zeya,
genelde öyle olur zaten :) sende vakit sınırsız olduğu için bikaç güne sığdırmak zorunda değilsin, ondan gitmiyorsun :) iclal bildiğim iclal aydın. böyle biraz klişe biraz sevgi pıtırcığı laflar edince kendimi onun gibi hissederim de :)

ibeking dedi ki...

ayşe yiyip ve yakan bünyeleri kınıyorum ben....cık cık cık..rica edicim 57yi geçmeden görüşmeyelim..şaka ayol..bal olsun ne diyim..yaşlandıkça bi haller geliyo üstüme

enne dedi ki...

Ben de aynen Zeya gibi Anadolu yakası köyündenim. Bu anlattığın yerlere gitmedim valla. Bana Üsküdar'da Kanaat Lokantasını, Altunizade'de Çömlek Lokantasını, Çengelköy'de Alperenler Çay Bahçesini, Bostancı'da Günaydın'ı, Maltepe'de Niyazibey'i, Küçükyalı'da aile balıkçısını sorsan, hepsini anlatayım ama bu bahsettiğin yerleri bilmiyorum. Ve de çok üzüldüm kaçırdıklarım için. Amma velakin efendime söyleyeyim (bir akrabamız hep böyle der) Dali Sergisini aslaaa kaçırmam. Kuzen Antalya'dan gelir gelmez gideceğiz, ondan başkası ile müze gezmem de. Amma uzun yazdım be İclal!