11 Kasım 2008

staying awake to chase a dream

Dün 10 Kasım'dı. Gazetelerde çok güzel şeyler vardı. Okurken mutlu oldum. Hep gıcık olduğum Ahmet Hakan'a bir mail daha attım. Sabah 09:05'te trafik durdu. Ben geçen sene nasıl olduğunu hatırlamadığım için meraklandım. 09:05 olunca mutlaka saygı duruşunda durmak istiyorum, ilkokuldan beri beni hep duygulandıran bu anı yine yaşamak istiyorum ama bunu nasıl yapabileceğimi bilmiyorum. Eğer hala işe varmamışsam yolda giderken zank diye durabilir miyim yoksa bir dakika önceden sağa çekip beklemeli miyim? Radyoodtü'de sireni duyunca hiç endşelenmeme gerek kalmadı. Işıkta herkes arabasından indi ve gerçekten çok güzel bir manzara oluştu. Birbirimize bakıp gülümsedik, ben mutlu oldum. Ne kadar küçük şeylerden umutlanan bir insan olduğumu hatırladım. Sonradan düşündüm de olan bitenden haberi olmayan biri, mesela iş için buraya gelmiş ve hasbelkader o dakikalarda trafikte olan bir yabancı için durum ne kadar tuhaf olurdu! Tam bir korku filmi karesi. İnsanlar aniden arabalarını durdurup hazır ola geçerler, bazıları korna çalar. (Ve üzerlerinde kocaman bir UFO belirir!) Ben yabancı bir ülkede olsaydım böylesine bir ritüelden habersiz, onların bu davranışına sanırım ki hayranlık duyardım. Günlük koşturmacanın içinde bu kadar ufak da olsa bu saygı gösterisini sanırım hep hatırlardım.

Gelelim benim çok mühim hayatıma:

Bu haftasonu dedim ki artık bu karmakarışık takı dolabı düzenlenecek. Düğüm düğüm olmuş kolye ve küpeler itinayla açılacak, eskisi gibi renk ve kategorilere göre ayrılacak. Serdim yere örtüyü, ne var ne yoksa boşalttım. Tam o sırada minik Ece bize misafirliğe geldi. Ooo dedim, süper zamanlama. Çocuklar zaten bayılıyor incik boncuğa. Ece'yle birlikte hepsini düzenledik. O olmasa heralde 1 saat daha kaybedecektim. Ece 9 yaşında ama kulağı delik değilmiş. Şimdi deldirsem zaten okulda küpeye izin vermiyorlar, tekrar kapanacak, daha sonra deldireceğim o yüzden diye süper mantıklı cevaplar verip beni şaşırttı. Ben de karşılığında ona 4 yaşında kulağımı deldirdiğimi anlatıp onu şaşırttım :) Çok ısrar etmişim. İlla küpe takmak istiyormuşum. Gitmişiz tekini delmişler, tabi acayip canım yanmış. Tamam demişim, istemiyorum ötekine, bir tane bana yeter. Tabi yarım saat sonra paşa paşa gidip ötekini de deldirmişim. Şimdi bir kulağımda 4 öbüründe tek delik var. Nevra ile hobi olarak Karanfil Pasajı'na kulak deldirmeye giderdik. Gerçi o 4 delikli kulak yıllardır tek küpeden fazlasını görmüyor. Acaba o kulak delikleri yerinde duruyor mudur?

Havanın soğumasıyla beraber sabah kahvaltılarının önemi arttı. Hahaha. Bünyemiz için değil, benim için. Kahvaltıyı yazın öylesine geçiştirmek daha kolayken kışın imkansız (iş günlerinden bahsediyoruz!). Bu sabah zaten sınırlı olan kahvaltı süremi 2 tip peynire aptal aptal bakarak harcarken neden seçmek zorunda olayım ki? dedim. Çapata ekmeğini (bu da maşallah bin ayrı şekilde söylenen bir ekmek cinsi) yarıya kesip bir tarafı beyaz peynir- domates -maydonoz, diğerini gouda -domates- kuru fesleğenli yaptım. Bu aralar evde taze portakal suyu sıkma furyası başladı. Ben başlatmadım tabi ama birileri sıkarsa ben de içiyorum. Süper bir kahvaltı oldu. Yaşasın yemek yemeeek diyerek evden ayrıldım.

Akşam eve geldiğimde annemi ağlarken buldum. Normalde beni çok telaşlandıracak bu durum beni güldürdü. Çünkü annemle babamın akşam Issız Adam'a gideceklerini biliyordum. Annem üzerinden neredeyse 1 saat geçmesine rağmen hala ağlıyordu! Anne neden ağlıyorsun, tamam ben de çok etkilendim ama biraz abartmıyor musun? diyorum diyorum cevap yok. Sonunda "Size ağlıyorum." dedi, "Gençler sevgilerini ne kolay harcıyorlar." Bu da bana kapak oldu. Diyecek bir şey bulamadım. "Üzülme anne" dedim.

6 yorum:

n@zo dedi ki...

Öncelikle annemi özledim yazıyı okuyunca. Benim annem de ağlar öyle, ben de ona çekmişim :) Sonra kuzenlerimi de özledim. Tüm tokalrımın, küpelerimin ortakları hazır cevap minik kızlar :) Öyle işte.. Ekmekler harika görünüyor. Bir de saygı duruşu içimi hep sızlatır benim, bu yıl duyamadım:(

ece arar dedi ki...

kahvaltı süper görünüyor. kıskandım:)

limon dedi ki...

Kahvaltı fazlasıyla iştah açıcı gözüküyor, hele de ofisin son saatlerinde :) Yazılarını takip etmek bir hastalığa dönüşüyor sanırım... Biz siren seslerini duyamadık :( Akşam haberleri izlerken bir taraftan da buna ağladım. Ankara'da geçirdiğim 10 Kasımları da özledim, keşke gelebilseydim bu sene...

Ayse dedi ki...

nazo,
:) burada özlenecek şey çok oluyor, anlarım. ama merak etme geldiğinde de herkes her şey aynı olacak, o yönden insanı en çok rahat ettiren yer Türkiye sanırım :)

ece arar,
:) asıl siz gerçekten somut, elimle tutabildiğim ve üstüne üstlük sevdiğim bir gazetede yazıyormuşsunuz. bir de kıskançlıktan söz ediyorsunuz! :)

limon,
seni tanıdığıma çok memnun oldum ben!

zeya dedi ki...

Ofiste İtalyan misafirler var bu hafta çok ilgilendiler dünkü saygı duruşuyla. Atatürk'e olan sevgimize bir kez daha hayran kaldılar. Ne mutlu bize.

Ben hala filmin sonu aklıma geldikçe ağlıyorum annen haklı valla :):)

dilek79 dedi ki...

Allaşkına kim işe giderken çapata ekmeğini yarıya kesip kendine bruşetta yaptıktan sonra bir de fotoğrafını çeker ki?