4 Ocak 2009

2009'un ilk yazısı

2009'a son bir senedir evimize dönüşen Hoks'ta girdik. Yılbaşı benim için çok mühim bir olay değildir ve çooook eğlenme beklentisinde olmam genelde. Tek anladığım da tombalada 3 milyon kazanmaktır. Bu benim ideal yılbaşım için yeterlidir! Bu yüzden de aslında arkadaşlarla beraber evde olmak daha cazip gelir bana. Ama bu seneki kutlamamız fikrimi değiştirdi. Çok çok eğlendik. Sofra harikaydı. Müzik harikaydı. Saatlerce dans ettik. (Nevra bile sürekli dans etti ki bu alışılageldik bir durum değildir!) Baran'ın çok ilginç dans figürleri, eski 45likler ve maskelerimizle 2009'a çok eğlenerek girdik.. Bir süre sonra ayakkabılarımı çıkardım, ayaklarımın altı simsiyah oldu :) Ayrıca şunu deneme yanılma yöntemiyle görmüş olduk ki zatürre olmak çok da kolay bir şey değilmiş. Naylon çoraplardan nefret eden bir insan olarak elbisemi çorap giymeden burnu açık ayakkabılarımla tamamlamayı ve -10 derecede o şekilde dışarı çıkmayı başardım. Evden çıkarken kendimi deli sanmama sebep olan bu davranış gecenin sonunda beni çok da etkilemedi :) Gecenin ilerleyen saatlerinde de mercimek çorbası, sandviç ve profiterol (sanırım bugüne kadar yediklerimin en iyisiydi) yedik. Umuyorum ki senenin geri kalanı da güzel geçecek. Test edelim bakalım gerçekten de seneye güzel girince devamı da öyle geliyor muymuş?

Geç saatlerde çorapsız halimi hiç takmamama sebep olan faktörler sabah kalktığımda midem ve başım üzerinde de farklı etkiler gösterdi. En yakın arkadaşım yandaki maskeli tipler değil apranax fort :) Yarım saatte hayatımı kurtardı. O son kadehi içmeyecektim sendromu. O kocaman fanustan pipetle içtiğimiz pembe renkli şey yüzünden oldu, biliyorum :)

Yeni yıl kararlarım yok. Hayallerim var. Tüm sevdiklerimi yanımda istiyorum. Daha heyecanlı ve umutlu olmak istiyorum hayata karşı (nasıl olacak bilmiyorum durum böyleyken ama..). Odamın daha az dağılmasını ve ne giyeceğime daha çabuk karar verebilmek istiyorum. Film izlemeye ve kitap okumaya daha çok vakit ayırabilmek ve aklımı başımdan alan şeylerle karşılaşmak istiyorum. Pilates'e başlamayı ve bunun bel, sırt ve boynumda başlamış olan garip ağrılara iyi gelmesini umuyorum. Bir de aptal takıntımdan tamamen kurtulmak istiyorum. Biraz daha sağlam durabilmek istiyorum, daha çok güvende hissetmek istiyorum kendimi, biraz daha somut sonuç görmek istiyorum..

1 Ocak gününün öğleden sonraki kısmını televizyon karşısında üzüntü,kızgınlık ve hırs içinde ağlayarak geçirmiş olabilirim. Ama benim hala umudum var. Ertesi gün hakkında fikir yürütemedeğimiz bir ülkede yaşarken umut kavramı daha bir anlam kazanıyor.

7 yorum:

Adsız dedi ki...

aklını başından alan şeylerle karşılaşmak ha?
güzel bi yorum...

funda dedi ki...

hayallerin gerçekleşmesi dileklerimle :)

$afak dedi ki...

İyi yılllllarrrrrrrrrrrrrr!

Adsız dedi ki...

Yılbaşlarının en zevkli kısmı 1 Ocak günüdür zaten, orası kötü olmuş sende de. Ben ilk günü Mastroianni'nin döktürdüğü "Il Bell'Antonio" diye bir filmi iki defa üst üste seyrederek geçirdim. Seyredeceğin ilk filmlerden biri o olsun henüz seyretmediysen. Kadın kısmı için, "Film alamazsa en kötü Marcello aklını başından alır." gibi bir kanun var diyorlar.

Mert

Ayse dedi ki...

anonim,
aslında kitap ve filmlerle ilgili söylemiştim bunu :)

funda,
teşekkürler, hepimiz için!

şafak,
iyi yıllarrr. ben seni arıycaktım unuttum ya o tantanada, yetişebildin mi istanbul'a?? :)

mert,
hahaha!! ne zaman olduğunu hatırlayamadığım bir zaman yazmıştım bişeyler kendisi hakkında. tarık akan bir, kendisi iki. başlı başına sanat eserleri :)Filmi seyretmedim, seyretmek isterim, teşekkürler!

aqua / ~~denizbahcesi~~ dedi ki...

sana-bana mutlu,ama çok mutlu bir yıl diliyorum AYŞECİM.AMİN!

Selin dedi ki...

Keşke yılbaşında bende orada olsaydım..!!

Mutlu yıllar