Kitapların basım detaylarını anlatan sayfasını baştan sona okumayı severim ben hep nedense. Meğer bir nedeni varmış. O neden, Kafka'dan Açlık Sanatçısı'nı okurken bu güzel sayfayla karşılaşmakmış.
Bir varmış, bir yokmuş. Ayşe adında bir kız varmış. ODTÜ’ye girmiş, mühendis olmuş. Okuldan sonra, hayalini gerçekleştirmek için kalkmış İtalya’ya gitmiş. Orada bir yandan MBA yapmış, bir yandan seyahat etmiş. Bu blogu da o sırada açmış zaten. Kalbinin yarısını oralarda bırakmış, geri gelmiş. Eylül 2007 itibariyle iş hayatına atılmış. Hamster gibi tekerlek çevirme hissinden bir türlü kurtulamamış, bu konuyla başı dertteymiş. Hayata karşı zaptedemediği binbir türlü heyecanı varmış. Her şeyi denemek istiyormuş. Yazmayı, okumayı, iyi yemek yemeyi, mutfakta farklı tarifler denemeyi, seyahat etmeyi, hayatta gidip görme ihtimali milyonda bir olan yerlerle ilgili araştırmalar yapmayı, hipnotize olarak film izlemeyi çok severmiş. Ülkede olan biten konusunda ayrı dertli, üst üste dizilen kitaplar ve filmlerin ne zaman okunacağı ve seyredileceği konusunda ayrı dertliymiş. Bir yandan MAG dergisinde yazılar yazıyormuş. Ayşe’nin devamlı yazası varmış, blog uyuşturucu vazifesi yapmaktaymış. Nev-i şahsına münhasır masal hala devam etmekteymiş..
2 kişi konuştu:
hiç fanzin okuyanla okumayan bir olur mu?
bu arada kadıköy 6.45 mafiş..
6.45 in kitaplarını okumayı çok seviyorum ,sırf bu yüzden ,ve heryerde uygar dünya adına şu bu yasaktır demeyi de çok seviyorum :)oley ,sevgiler
Post a Comment