5 Ekim 2009

haftasonu sinema

Los Abrazos Rotos:

Almodovar'ın son filmi Los Abrazos Rotos, Türkiye'de gösterime girmedi. Belki de henüz girmedi bilemiyorum ama Almodovar filmlerinin hala burada gösterime girmiyor olmasının şakası bile hoş değil. Her şeyine bayıldığım Almodovar'ın bu filmi, belki o heybetli filmografisinin en parlak yıldızı değil ama kesinlikle seyretmeye değer. Film, Almodovar imzası diyeceğimiz öğelerin hepsini barındırıyor. Bu sefer diğer filmlere kıyasla daha az nevrotik kadın karakter var ama bildiğimiz kargaşa, bol bol ateşli konuşma, rengarenk arka planlar ve elbette Penelope Cruz bıraktığımız gibi duruyor. "Zengin bir iş adamının metresi olan Lena'nın, en büyük hayalini gerçekleştirerek aktris olma yolunda ilerlerken, filmin yönetmeniyle büyük bir aşk yaşamaya başlaması ve Lena'nın kıskanç sevgilisinin aşıkların başına açtığı işler" olarak özetleyebileceğim senaryo, geri dönüşlerle bizi merak içinde bırakıyor, filmi başından sonuna kadar heyecanla izlememizi sağlıyor. Bana çok iyi geldi.
*
Caos Calmo:

Bayanlar baylar, size Nanni Moretti'yi takdim etmek istiyorum. İtalyan sinemasının senaryo, yönetim, yapım vs. her türlü kademesinde parmağı bulunan bu çok yetenekli insanı belki Altın Palmiyeli La Stanza del Figlio (Oğul Odası) filminden tanıyanlar olabilir. Kendisine sadece İtalyan sinemasından bir figür olarak bakmak hata olur. Politikayla her zaman içiçe olmuş Moretti, Berlusconi karşıtlığıyla biliniyor. Bu konuda filmler yapmış ve birçok protesto gösterini bizzat kendisi organize etmiş. Roma'nın en güzel yerlerinden biri olan Trastevere'de kendi küçük sinemasını işlettiğini öğrenmiştim.. Caro Diario ile beni hayal kırıklığına uğratmıştı, şimdi onu tekrar eskisi gibi seviyorum!
*
Filme gelirsek, bu, eşinin ölümünden sonra, işyerinde de büyük bir şirket birleşmesi arifesi olmasını da fırsat bilerek sabahtan akşama kadar okulun karşısındaki parkta kızını bekleyen bir babanın hikayesi. Filmde büyük olaylar olmuyor, ölümün ağırlığı da hissedilmiyor. Mahalle halkının bu babaya gitgide alışmasını, her sabah oradan geçen insanların gitgide onu benimsemesinı ve aralarında tek sözcük edilmeden oluşan bağı izliyoruz. Film garip bir şekilde insanı içine alıyor. İtalya'nın havasından mıdır, Nanni Moretti'nin insanda baktıkça bakma isteği uyandırmasından mıdır bilmiyorum. Benim için büyük sürprizlerden biri de alakasız yerlerde birden başlayan sevdiğim parçalar oldu. Rufus Wainwright - Cigarettes and Chocolate Milk ve Radiohead - Pyramid Song beni şaşırttı, filme bu yüzden x3 torpil.
*
*
*
Kişisel filmimizde ise nada shotlar, bloody maryler, sotbler havada uçuştu.

2 yorum:

thesaint dedi ki...

nanni moretti'nin özü caro diario'dur. yani o filmi sevmemek adamı sevmemek gibidir.

Ayşe Şakarcan dedi ki...

Merhaba, blogunuzu çok beğendim. İki filmi de not ettim. Almodovar'ı da İtalyan sinemasını da çok severim, bu filmleri de beğeneceğime eminim. teşekkürler...