6 Ekim 2009

ankara'dan yeniler

İnsanların işine gücüne karşı olan özensizliği beni her zaman şaşırtan şeylerden biri. Bir süre önce İran Caddesi'ni Arjantin Caddesi'ne bağlayan sokakta Chevalier isimli bir café açıldığını görmüştüm. Dışarıdan hoş görünüyordu. Bugün aklıma geldiğinde internetten kontrol etmek istedim. Web sitesindeki menüye bakarken mekana gitmeyeceğime karar vermiştim bile. Kim daha steak'in (steack!), fettucini'nin (fettuchini!), risotto'nun (rissotto!), mozzarella'nın (mozerella!) nasıl yazıldığını bilmeden café açabilir ve bunları da menüye rahat rahat koyabilir ki? Ayrıca kimse sizi bu isimleri kullanmaya zorlamıyor. Havalı dursun diye illa ki "fettucini" demek zorunda değilsiniz, yassı makarna de mesela, ya da fettuciniyi doğru yaz oraya. Sen bilmiyorsun tamam; ama bu site yapılmadan, bu restoran açılmadan hiç mi bir bilene sorulmuyor? Ben açıkçası menüsünde böyle ciddiyetsizlik gördüğüm bir mekanın yemeklerinden de fazla bir şey beklemem. Tecrübeme göre site her zaman doğru bir fikir vermiyor. Güzel mekanların dandik web siteleri olabiliyor ama bu teknolojinin uzağında olmakla ilgili bir konu. Oturup web sitesini yaptırmışsın, o kadar para dökmüşsün koskoca café açmışsın, daha menündeki yemeklerin adını söyleyemiyorsun. Kimler Ankara'nın en güzel yerinde café sahibi oluyor işte; üzücü bir şey bu.
*
*
Elbette tablo her zaman bu kadar iç karartıcı değil ve gidilmeyi bekleyen yerler de var sırada:
*
1. Websitesi olmayan Ruhi Bey Meyhanesi. Haftanın belli günlerinde Melis Sökmen sahneye çıkıyormuş. Meyhane, adını Edip Cansever'in ünlü şiirinden alıyormuş. Budak Sokak'ta. Burayı merak ediyorum.
*
2. Quente. Ankara şubesi açıldığından beri gitmek istiyorum. Alaçatı'da da bir şubesini görmüştüm. Neden hala gitmedik bilmiyorum. İlk fırsatta gidilecek, masada kesilen o enteresan dönerimsi et yenecek :)
*
3. Granja Steak House. Ankara et işini sevdi. Kasaplı steak house'lar aldı başını gidiyor. Bu kadar kebap sever bir memleket elbette koca koca T-bone'lara kayıtsız kalamazdı! Granja'nın menüsünü beğendim. Caprese'ye Caprice demelerinin belki de bir esprisi vardır diyerek konunun üzerinde fazla durmuyorum, burayı merak etmeye devam ediyorum.
*
4. Lo & Loud - Not another coffee shop. Her şeyiyle farklı görünüyor. Neden bir web sitesi yok ama güzel hazırlanmış aktif bir facebook sayfası var diye merak ediyorum. Kurabiyeleri yemek istiyorum!
*
5. Mahallemizde Sushisu isminde bir sushici var. Burası önceden Mesa Plaza'nın içindeydi, daha sonra Minasera'ya doğru giden caddede bir villaya taşındı. Aslında oldukça uzun süre olmasına rağmen gitmedik. Nedense sanki kalbalık yerlede sushi yemek lazımmış gibi geliyor bana. Quick China'da yediğiniz sushiden asla şüphe etmeye gerek yok çünkü her gün o kadar yoğunlar ki bir şeyin beklemiş olması mümkün değil. Burası içinse tereddütlerim var çünkü genelde boş görünüyor. Belki de biz gitmediğimiz içindir? Her yere bir şans vermek gerek diye düşünüyorum ama nedense sushi konusunda bir türlü ikna olamadım. Eve de paket servis menüsünden gelmiş. Menü çok başarılı, hatta neredeyse Quick China'dan aşağı kalır yanı yok diyeceğim. Evet evet biz buraya bir gidelim.
*
6. Ev ve işten sonra en sık bulunduğum yer olan Hok's ise üst katı tamamen değiştirdi, lounge yaptı. Bir de ısıtıcılarla donatılmış teras var. Aşağıdaki eğlenceye biraz ara verip rahat koltuklara serilmek ya da terasta sigara içmek mümkün. Lounge menü'de kızarmış mantı diye bir şey var, akıllara zarar. Mutfak gece 2'ye kadar açık. Tam amacına hizmet eden şeyler var menüde. Sucuk ekmek mi ararsın, mercimek çorbası mı? :) Cumartesi, cümbür cemaat çoook içilmiş, dans edilmiş, ayaklar topuklulardan yamulmuş, gülmekten yüz kasları gerilmiş halde, ışıkların açıldığına da şahit olarak mecburen burayı terk ettik. Yazımın yayınlandığı MAG sayısı da vardı; imzalıyım mı imzalıyım mı diye güldüm hep :)

13 yorum:

esra dedi ki...

Sushisu basarili bir yer, sahibi de cok seker, cok ilgili... Sushilerini Quick China'dan daha basarili bulduyordum ilk baslarda ama bazi sushi cesitleri ve yemekler konusunda ciddi hayal kirikligi da yasadim. Sanirim bos olmasi konusundaki tereddutlerinle de alakali olabilir bu, her zaman ayni kalite olmayabiliyor... Ama deneyin derim yine de, mekan guzel en azindan :)

Oburcan dedi ki...

Sushisu'nun çok cici sahipleri vardır,Mesa Plaza'nın içinde küçük bir yerde başlayıp biz Çayyolu halkının sevgisi ve desteğiyle yeni mekanlarını açtılar.Aşçıları Uzakdoğu'lu.Yeni mekan çok nezih ve temiz.İlgi gösterilmeli.
Chevalier benim de gitmek istediğim bir mekandı ancak menüsünü inceleyince çok güldüm ve vazgeçtim. "marina edilmiş" , "rissotto" , "porçini mantar" , "robe spier" , "helepone biberleri"-bu en iyisi!!! , "curop madam"-bu daha iyi. Jülyen gibi 1-2 kelime öğrenip satmaya çalışmışlar ama olmamış,yazık...

çınar dedi ki...

ankaradan uzak kaldığım zamanlarda senden alıyorum ankara haberleri ne var ne yok. kısacık ankara gezimde değerlendireceğim bunları

pommeler dedi ki...

yasasın ne iyi yapmıssında yazmıssın ayse
hepsinide deneyecegim
keske ankara alısveris merkezleri ve mekanlar konusundaki cesitliliğini etkinlik anlamında da yasatabilse bize

jewel dedi ki...

ted mosby was here!
=)

Adsız dedi ki...

ayşecim sushisu cok nezih bir yer ve yemekleri cidden cok güzel bir quick china aşığı olarak sushisuyuda cok beğeniyorum:) bence korkmadan git herşey taptaze ve leziz:)
sevgiler
ada

Adsız dedi ki...

aslında antalya ya gitmelerinde coktan kesfetmis olman gerekir diye dusundum lara da dedeman ın karsısında "degirmen" diye bir yer var orada akıllara zarar "kavurma mantı" var mutlaka denemelisin ben de nicin sunu ankara da yapmıyorlar diye dusunuyordum bakalım hoks daki aynı lezeette mi bende onu denicem... nube...

Topsy Kretts dedi ki...

7. cad. testa rossa caffebar unutmamak lazm tabi, o da yeni:))

Lighter-N dedi ki...

Kasap-steakhouselara bi ek de benden: Pak Caddesinde Butcha' var, İstinabuldaki Günaydının şubesiymiş, ama neden Ankaraya gelince İngilizce isim seçtiler anlamadım, etleri çok lezzetli....Özellikle bugüne kadar Türkiyede yediğim en iyi Cafe de Paris'yi yediğimi belirtmeden geçemiyciim, işte sos öyle olmalı, afferin!

Ayse dedi ki...

hımm,
sushisu'ya gitmek farz oldu o zaman, teşekkürler fikir bildiren herkese!

ted mosby'yi anlayamadım, kim olduğunu biliyorum ama how i met your mother'a pek hakim değilim :)

antalya tavsiyesi için teşekkürler. hamurişi olan her şey ilgi alanıma giriyor! :)

testa rossa'yı bilmiyordum. bahçeli'ye gitme fırsatım olmuyor pek ama gidersem aklımda bulunduracağım bunu!

butcha hakkında yazmıştım önceden. bayılıyorum ben de, bir dahaki sefere new york steak öneriyorum :)

D dedi ki...

quente'ye geçenlerde bir öğle vakti gittim, tek masa doluydu ve içerisi biraz karanlıktı. akşam vakti gitmeye karar verip çıktık, akşam ortamı güzel olabilir. gitmeden önce araştırmıştım, brezilyalıların churrasco diye bir yemekleri var, çeşit çeşit ızgara etler, quente de bu yemekten yapıyor. öğlen 4 çeşit 35 liraydı akşam 10 çeşit churrasco 50 lira, içki dahil değil. denemek lazım.

lo&loud'un önünden geçtim geçenlerde, siyah beyaz olması biraz rahatsız etti açıkcası, çevresi ile pek uyumlu görünmüyor.

bu arada cafe de paris soslu bonfile için çankaya'daki cafe de paris'i tavsiye ederim.

Fashioncholic Girl dedi ki...

en sık gittiğim yerleri barındırır arjantin caddesi ve çevresi , hatta son zamanlarda geçmişte 2 kere zatürre ardından hayat tehlikesi atlatmış biri olarak domuz gribinin bu kadar yaygın olduğu bir zamanda kalabalık yerlere gitmektense yazın sık sık yaptığım gibi buralarda zaman geçiriyorum gerçi dediğin yer dikkatimi çekmemişti // hani dediğin hataların başarılı bir yerin menüsünde olmaması gerekiyor :p artık google'da adlarını yazınca çıkan linklerden burayı görüp de düzeltirler umarım :)

Adsız dedi ki...

Sushisu neredr acaba? :)