18 Haziran 2010

safe harbor

Ortaokul ve lise hayatımın, aslında notlarımın hiçbir zaman kötü olmamasına rağmen, pek de iç açıcı olmadığından daha önce bahsetmiştim. Notlarım iyi olmasına rağmen zavallı annem her veli görüşmesinde öğretmenlerden "Derslerinin iyi olduğuna hiç güvenmesin, çok konuşuyor, etrafındakileri konuşturuyor, bla bla bla" gibi cümleler duymaktan bezmiş, sonuç olarak da son senelerde veli görüşmelerine katılmaktan vazgeçmişti. Öğretmenlerin böyle bir önyargısı vardı; hala var mıdır bilmiyorum. Derslerin iyi oldu mu, haşarı olamazsın. Ben hem matematikten 100 almak, hem de saçlarımı kırmızıya boyayıp okula öyle gitmek istiyordum. İşin açıkçası da öyle yapıyordum. Orta sonu bitirdiğim yaz İngiltere'deki yaz okulundan göbeğimde bir piercing ile döndüğümde annem delirecekti (ama piercingi çıkarmamayı başardım!). Sonsuza kadar gideceğini düşündüğüm bu denge, bir süre sonra bozuldu. Kırmızı saç, geometriyi yendi. Lisenin başından sonuna, yumurta kapıya dayanıncaya kadar geçen zamanda artan biz azalmayla okulla hiçbir ilgim alakam kalmadı. Neyse sonra toparladım bir şekilde. Bir de tabi orta okul bahçesinde bir İngilizce öğretmeni kırmızı saçlarımı kavrayıp beni müdür yardımcısının odasına sürüklediği zaman aklım başıma gelmişti. Bu olaydan sonra okul içinde kırmızı saçlarımı hep topladım.
*
Durum böyleyken, anlaşabildiğim, sevdiğim pek de fazla öğretmenim olmadı. Öğretmenlerin, belki de karşıam çıkanların, tek tip öğrenci sevdiğini düşünüyorum. Ya tembel, ya inek. Tembeli de sevmiyorlarlar tabi ama en azından skaladaki yeri belli. Tembeller gibi davranıp, inek gibi not alıyorsan öğretmenler seni pek sevmiyor. Defalarca sınıftan atıldım, öğretmenlerin hoşuma gitmeyen haddini aşan kızgınlıklarını bana yönelik olmadığı zamanlarda dahi oturup dinleyemedim ani çıkışlar yaptım, kılık kıyafet davranış bilmemne sebepli uyarılar aldım. Ders ile hayatı ayırma konusunda başarılı olan, ders saatleri haricinde seni bir öğrenci değil de bir insan olarak görmeyi başarabilen bir öğretmen tanıdım, o da şansıma hiç dersime girmedi. TED'de okumuş çoğu öğrenci, dersine girse de girmese de Melih Narlı'yı tanır. Öğretmenden çok öğrenci gibidir, öğrencileri anlar. Facebook'ta günlerdir okulların kapanması için geri sayım yapıyor, ilk gördüğümden beri gülüyorum. Geçenlerde "SON 14 :))) Son günü, son gün olduğu için saymıyorum :)))" yazmış, buna resmen kahkaha attım. Elbette aslında öğretmenler de geri sayım yapar, onlar da tatile girecekler sonuçta ama belli etmezler işte. Bu sabah Melih Narlı Facebook'una Mark Twain'in bir sözünü yazmış, kendisini ne kadar sevdiğimi bir kez daha hatırladım:
*
"Twenty years from now you will be more disappointed by the things you didn't do than by the ones you did do. So throw off the bowlines! Sail away from the safe harbor. Catch the trade winds in your sails. Explore. Dream. Discover"
*
Akşam iş çıkışı eve uğramadan direk İstanbul, Pazartesi İstanbul'da bomboş bir gün, Pazartesi akşam İstanbul'da Can'ın düğünü.

5 yorum:

Adsız dedi ki...

Ben de araştırma görevlisiyim ve öğrencilerin staj dönemlerini geri sayımla ilk günden itibaren sayıyorum ( ki öğrenciyken de kendi stajlarımın geri sayımını yapardım). Sema

Nihan dedi ki...

Ayse..tam da bambaska yollara sapma kararini aldigim su gunlerde Melih Hocamin bu sozunden ben de fena feyz aldim..ve de caliyorum suan:)

Evin Kedisi dedi ki...

Yaşasın deli gibi davranıp süper not almayı başaranlar! Bu, inek gibi hayatını derslerine adayarak yaşayan at gözlüklüleri de çileden çıkartır kanımca, hele de o noktaya başka hiçbir şey yapmayı bilmeden ve hayatı eğlenerek yaşamadan gelebilenler için tam bir hedef tahtası olurlar, ondandır Ayşe ondandır, sen bildiğin gibi yaşamaya ve hep başarılı olmaya devam et.

ali dedi ki...

süper

ipq dedi ki...

Ayse! Melih Hoca belki de tum egitim hayatim boyunca, ki benim egitim hayatim 20 yil kadar surdu, en cok sevdigim, en cok saygi duydugum hocadir! Bana matematigi sevdiren, su anda muhendis olmama sebep olmus kisidir.
Cok severim cok!