25 Nisan 2011

yaşasın yemek yemek!

Evet sevgili günlük,

Sanma ki ev bakma işleriyle uğraşırken, hayata dair en büyük keyfim olan yemek yemeyi unuttum ve iştahımı donmuş gıdalarla tatmin ediyorum. Hafta sonumu geçirdiğim İstanbul'un yeme içme konusunda uçsuz bucaksız bir derya olması ve benim de bu konuda bir Discovery Channel muhabiri heyecanı duymam sebebiyle hafta sonu ev safarisi sonunda bütün gün çok yorulmuş olsam da yine de bir şeyler denemek için zaman ayırmak güzel oluyor. Bu bana gerçekten terapi oluyor. Daha alacak çok yolumuz var günlük. Deneyecek çok şey var. Trafikten ve kalabalıktan yılmazsan gidecek yerler öyle çok ki.

Bir kere şöyle bir şey var. Cuma, Cumartesi akşamı rezervasyonun yoksa iyi yerlerde masa bulma ihtimalin oldukça düşük. Aç biilaç bir halde restoran restoran gezip yer olmadığını duymak istemiyorsan çarşambadan planınızı yap.



Mama: Biz Hisar'dakine gittik. Aslında mekan ve yemekler gayet güzel. Perşembe akşamı gittiğimizden mi, pek rağbet gören bir yer olmadığından mıdır bilmiyorum oldukça boştu. Bence bu güzel bişey! Yediklerimizden ve ev şarabından çok memnun kaldık.

Galata Meyhanesi: Yemekler güzel değil ama sanırım aslında buraya kimse yemek yemeye gitmiyor. Tam meyhane usulü. Çok küçük porsiyonlar, etli balıklı tavuklu menü. Yaş ortalaması biraz yüksek ama bu sizi yanıltmasın, belli bir saatten sonra herkes ayaktaydı. Eğlenceli bir yer ama ben galiba uzun süredir pek uğramadığım fasıl eğlencesini pek de özlememişim. Buranın çıkışında Asmalı Mescit'e, yüksek nüfuslu arkadaşlarımın hiçbir yere sığamayıp kendilerini attıkları Balkon diye bir yere gittik. Asansör bozuktu, 6 kat gibi bir şey çıktık. Aklı olan buraya yanaşmasın! Kısa süre durup çıktık.

Aleko'nun Yeri: Bu seferin en güzel keşfi olan Aleko'nun Yeri'ni Erdem önerdi, hep beraber gittik. Resmen denizin içinde bir restoran burası. Balık şahaneydi. Üzerine de mutlaka lokma yemelisiniz. Ben ilk defa Yeniköy taraflarına gittim, çok beğendim. O kadar uzak olmasa daha güzel olurdu tabii ama ara ara gidilip daha güzel havalarda yürüyüş yapmak gerek.

Ev yemekleri bakımından da verimli bir hafta sonu oldu ama gözünde minik bir ayıya dönüşmek istemediğimden bu icraatlardan bahsetmeyeceğim sevgili günlük. Bu arada Eskiden sen ne güzel yediklerinin fotoğrafını çekerdin, ben de anlattığın yerleri daha güzel canlandırırdım gözümüzde, öyle bir tek Mama'da çekilmiş mantarlı aperatif fotoğrafı ile beni oyalayamazsın dersen de sonuna kadar haklısın demek zorundayım. En kısa sürede bu eski alışkanlığıma geri döneceğim. Folder folder seyretmelere doyamadığım yemek fotoğraflarına yenilerini ekleme vakti geldi!

Biz bu hafta sonu Erdem'in doğum günü şenlikleri kapsamında Ankara'dan herkes buraya geldiği için çok kalabalıktık ve İstanbul'da ne çok güzel yer var diyip diyip, her seferinde Asmalı Cavit'de yemek yeme ritüelimizi 20 kişilik nüfusumuzdan dolayı gerçekleştiremedik. Gecelerce üst üste dışarı çıkabilen, içlerindeki yaşam enerjisine hayran kaldığım sevgili arkadaşlarım sabah 6'da eve dönmek üzere Scotch'a gittiklerinde onlara katılacak enerjimi ise İstanbul emlak piyasası emerek yok etmişti. Bu nadide mekana ("pavyon gibi ama çok eğlendik ya" dediler) gidemedik ama yine de ne güzel, arkadaşlarım hep buraya gelsin, çok eğlensinler ki ayakları alışsın.

Bir de benim için hala Aşk-ı Memnu'daki Nihal olan hanım kızımız metroda tam karşımda oturuyordu. Kız galiba gerçek hayatta 30 kilo. Televizyonda bu kadar farklı görünen biri daha olamaz herhalde. Biz çıksak nasıl görüneceğiz demek ki. Ki gördüğün üzere bu gidişatla incecik görüneceğim kesin!

Öptüm. Ciao,

Ayşe

2 yorum:

b. dedi ki...

Balkon benim favori mekanimdir Asmali'da. Hele ust terasin manzarasi harika, bence gitsin insanlar :)

Deli Anne dedi ki...

Pöf! ben çıkmalıyım tv-ye o halde.. Alem zarif (!) bünye görsün:)