2 Ağustos 2013

Midilli - 3

Midilli'nin batısı. Rehberlerde en çok bahsedilen yerlerden biri de Eressos. Ben hiç anlayamadım bunun sebebini. Hem sahillerini öve öve bitiremiyorlardı, hem de lezbiyenlerce çok tercih edilen (her sene Eylül'de Kadınlar Festivali de yapılıyormuş burada) bir tatil kasabası olmakla ünlü olduğu için ziyaret etmenin ilginç olacağından bahsediliyordu. Eressos Midilli'den oldukça uzak. 80 km gibi bir yol yapmanız gerekiyor. Bence gitmenize değmez. Sahilde ne şezlong ne şemsiye var, plaj oldukça kalabalık ve açıkçası rehberlerde anlatıldığı gibi bir şey de yok. Hatta bence en çok çocuklu plaj burasıydı! Plajın tek bir fotoğrafını bile çekmememişim ama orda çat pat Türkçe konuşan ve çok neşeli bir ailenin işlettiği restoranda yediğim kabak çiçeği kızartmasından bahsetmeliyim! Eressos meydandaki deniz kenarındaki ilk restoran.


Plajda pek bir numara olmadığını görünce biraz ilerleyelim bakalım ne bulacağız dedik. Skala Eressos'un 500 metre kadar ilerisinde bir plaj bulduk. Şemsiyeler, şezlonglar, hepsi İngilizce konuşan insanlar. Bizdeki beach'ler gibi bir yere geldik. Bir süre kimse bizden para istemeyip etraftaki İngiliz grup da artık göz ardı edilmeyecek kadar kalabalık hale gelince ipuçlarını birleştirerek İngilizlerin istiasındaki bir devremülkün plajında olduğumuza karar verdik:) Bunu idrak ettiğimizde zaten birkaç saattir oradaydık ve kimsenin bizi fark ettiği yoktu o yüzden istifimizi bozmadan devremülk sakini olarak bir süre daha yayıldık. Eressos için yaşayacağımız maceranın tamamı buymuş.

Dönüş yolunda Tavari plajına uğradık. Ben burayı çok sevdim. Taşlık bir deniz ama denizin içine çimento torbalarından yürüme yolları yapmışlar. Zaten daha önce dediğim gibi deniz ayakkabısı Midilli ya da Samos'a giderseniz mutlaka yanınızda bulunması gereken bir şey. Bu plajda da biraz takılabilirsiniz.


Adanın güzel plajlarından biri de Skala Kalloni. Kalloni genel olarak hoş bir kasaba. Hakkını vererek yayılma projesi oldu bu tatil benim için. Bütün gün plajda kitap okudum. Kitap İçin ilk seferlik bitti. Önümüzdeki yıllar boyunca defalarca ve defalarca üzerinden geçileceği ve her seferinde başka şeyler görmeye devam edeceğim için hiç bitmeyen bir kitap. Alper Canıgüz'ün kitabına başladım. Okurken çok güldüm. Böyle bir kitap okuduğumu sanmıyorum daha önce. Kendisiyle tanışmadıysanız bu kitap ile başlayabilirsiniz.


Yunan adası denince kartpostallarda görmeye alışık olduğumuz şeylerin ilki bembeyaz üzerine mavi kubbeli deniz manzaralı kiliselerse ikincisi de ipe asılarak kurutulan ahtapottur. Giderseniz neredeyse her restoranın önünde göreceğiniz şu manzaranın bir fotoğrafını çekersiniz, sonra da bu dünya güzellerini afiyetle yersiniz :) Nasıl böyle koca koca oluyor bunların bacakları? Bizim ahtapotumuzdan nasıl farklı olabiliyor?


Şehir merkezinde, deniz kıyısında yer alan Panellinion (yazılarla sorunum şurası sayesinde sona erdi. Hem tatil, hem de yazılar biterken akıl ettim ne güzel oldu.) da bir diğer tavsiye. Sanki 500 yıldır orada duran bir bina burası. Yüksek tavan diye bildiğim şeyden çok daha yüksek tavanı (!) ve şahane aydınlatmalar ve duvarlardaki eski Midilli fotoğraflarıyla kendine has bir havası var. Arka tarafı Ermou'ya bakıyor. Bu ana caddede ya da sahilde dolaşırken burada mola verebilirsiniz. 


Ve son akşam yemeği. Adının Kafepi gibi bir şeyler olduğunu tahmin ediyoruz (Malesef fiş vs bulamadım adını öğrenemiyorum ama oradayken adının bu olduğunu düşünmüştük). Sürekli yerlilerle tıklım tıklım olmasından dolayı önünden geçerken gözüme çarpmıştı burası. Hep takip ettiğim bir sinyal bu. Yerliler gidiyorsa iyidir. Bu sefer boş masa görünce çok sevindim. Öğrendik ki İngilizce menüleri yokmuş! İkinci iyi işaret de buydu. Turistik bir adada yerlilerle dolu ve İngilizce menüsü olmayan bir yerin kötü olma şansı bana göre çok az (ve benim buranın adını kesin olarak söyleyemiyor olmam ne berbat. Limana gelmeden sahilde sıralanan cafelerden birinin arasından girip renkli ampullere bakının. Renkli ampullü restoranın hemen karşısında sokağa atılmış salaş masa ve sandalyelerle burayı göreceksiniz.) Bizimle ilgilenen kızla anlaşabildiğimiz kadarıyla bir kısmı meze, bir kısmı da diğer restoranlarda görmediğimiz tip hamur işlerinden oluşan bir menü yaptık kendimize, yanına da uzo. Burada yaşasak müdavim olurduk dedik. Bu dandik tarifle bulup da giderseniz bana haber vermeyi unutmayın!


Ertesi gün uyanıp Ayvalık'a yola çıktık, oradan da İstanbul'a. İnsan tatile ne çabuk alışıyor ve bizim ne kadar az iznimiz var. Bu sene bayramlar vs güzel tatil yapıyoruz Ağustos'ta o yüzden daha fazla mızırdanmıyorum.

5 yorum:

Buket dedi ki...

ne kadar keyifli bilgiler veriyorsun, teşekkürler!

OĞUZ ÇAKIR dedi ki...

çok faydali bilgiler serisi oldu, bu sene gitmeyi düşündüğümüz Rodos Samos ve Milliyle ilgili harika bir ön bilgilendirme. Keşke sakıza da gitseydin:)

white glaze dedi ki...

Ayşecim;
Blogunu yeni keşfettim ve hemen takibe aldım.
Hakkında kısmını okurken yüzümde anlamsız bir tebessüm oluştu. Neden biliyor musun? Sanki kendini değil de beni anlatmışsın.. Mühendis olman ve MAG dergisinde yazman dışındaki tüm yazdıkların birebir aynı benimle. Haa bir de İtalya'ya gitmişsin, onu saymadım çünkü İtalya benim en çok görmek istediğim ülke..
Bu arada bana da gelirsen sevinirim :)
♥ Sevgiler ♥
http://whiteglaze.blogspot.com
twitter: @_gamzeahmet_

Petek Uluğ Peteğin Keyif Dükkanı dedi ki...

Blogunuzu tesadüfen keşfettim, ODTÜ lü olarak da dikkatimi çekti tabii ki! Keyifli bir paylaşım.Elinize sağlık.

Nur K dedi ki...

Ne kadar güzel birsürü yer geziyorsun :)