5 Kasım 2007

iki yeni mekan

Sabah şıp şıp damlayan yağmurun altında seyrederken, Emilana Torrini dinleyerek benden beklenmeyecek bir pozitiflikle başladım haftaya. Arabadan şirkete kadar da fosforlu pembe üzerine esmer kız baskılı şemsiyemle yürürken kendimi nedense bir film karesinde hissettim..
*
Bir süredir Ankara'daki mekanlar hakkında bir şey yazmamıştım. 2 güzel keşif var, bunları yazmak gerek.
*
Aslında anlatacağım yerlerin ikisine de bir süre önce gitmeme rağmen, yazmaya fırsat bulamadım. Biri daha önceden sözünü ettiğim Big Chefs. İlk gittiğimde fotoğraf çekememiştim, bu sefer şansıma fotoğraf makinem yanımdaydı ve yemekleri de deneme şansım oldu. İkincisi de mahallemizin sosyete restoranı New Wall.

Big Chefs, Arjantin caddesinin tepesindeki taksi durağının önünden sola doğru devam ettiğinizde vardığınız caddenin üzerinde. Benim gibi oranın adının Filistin Caddesi olduğunu bilmeyenlere direk tarif. Arjantinden Filistin Caddesi'ne girdiğinizde solunuzdaki 2. yada 3. bina Home Store. Home Store'un alt katı Big Chefs. Şöyle de bir internet siteleri var ama hala yapım aşamasında, bence hala aktif olmaması büyük hata. Oldukça şirin ve rahatlatıcı bir yer. Orijinalliği menülerinde ve sunumlardaki detaylarda. Menü gazete şeklinde. (Ah kafasız Ayşe, fotoğraf makinen vardı da ne hayrını gördük.) Gerçekten sevimli. İçinde tarihten küçük anektodlar var gazete-menünün. Uzun uzun inceleyebilirsiniz. Duvarlardaki kara tahtalarda günün spesiyalleri yazıyor. Mangerie-vari dersek biraz abartmış mı oluruz? Evet oluruz. Yediğimiz pizza gayet lezzetli bir İtalyan pizzasıydı. Kalın hamurlu Tadım Pizza pizzası değildi. Ama buradaki asıl keyfi yaşamanız için yemek yemeniz gerekmiyor. Benim asıl aklımı çelen, beni gülümseten, çay ve kahve sunumları oldu. Tek bir bardak çay istiyorsunuz ve koskocaman bir tepsi buluyorsunuz. Tepsinizde limon dilimleri, mini muffinler, akide şekeri ve mini mini bir vazoda ufacık çiçekleriniz oluyor. Evet belki bir bardak çay için gereksiz bir şatafat gibi düşünülebilir ama Arjantin Caddesi civarındaki herhangi bir cafede, bir bardak çay için ödenen fiyat göz önünde bulundurulursa bu atıştırmalıkları aslında hak ediyoruz! :) Fiyatlar Arjantin Caddesindeki herhangi bir cafeden çok farklı değil. O taraflara yolunuz düşerse değişiklik olsun diye Big Chefs'e uğrarsanız memnun kalırsınız. Biz o gün iş çıkışı akşam burada buluştuk Nevra , Ufuk, ben. (nevra,ufuk, ayşegül ve ben bu aralar bir hayli dipdibe yaşadık, o yüzden blogun yeni kahramanları onlar!) Çok güldük. Ufuk bizi "tüm erkeklerin" yaptığı şeyleri anlatarak, acayip genellemeler yaparak çok güldürdü daha doğrusu. Çiftler evlenirken erkeklerin mutfak perdeleri konusunda ne kadar söz sahibi olması gerektiği, ya da bir erkeğin mutfak perdeleri konusunda bir fikrinin olmasının iyi olup olmadığı konusunda yüz saat konuştuk. Ben zaten pek severim bu konuları.. Ben ne mi düşünüyorum? Erkeğin jaluzi, stor, dantel, sık dokumalı ve bunun gibi benim de bilmediğim perde tiplerinden en az haberi olanının en makbül olduğunu! Ufuk hararetle "Ulan orası benim de mutfağım, benim sevmediğim perde olmayacak, karımın burnundan getiririm" gibi celallendikçe de güldük de güldük. Ben onun eşi gidip de çatır çatır o perdeleri alıp, Ufuk da "Sen nasıl beğendiysen öyle olsun" derken pek çok eğleneceğim ilerde :)
*
Gelelim diğer mekanımızaaa. New Wall. Burası benim Ankara'da gördüğüm en sosyetik yer olabilir. Geçenlerde bir gün cuma akşamı yer ayırtmak için cuma sabah arayınca 2 gün önceden her yer dolu diye bir cevap alınca şok olduk. Ankara burası, biz böyle şeylere pek alışık değiliz.. O akşam gidemedik haliyle ama ben önceden gittiğimde gördüklerimi anlatayım bari.. Haftaiçi bir akşam "Zaten yeni açıldı, haftaiçi kim gelir taa Çayyolu'na yemeğe" diyerek 4 bayan olarak teşrif ettik mahallemizin "yeni duvar"ına. Köroğlu Caddesi'nde yıllardır BMW'nin üzerinde yer alan Wok'un bir şubesi burası. Ben Wok'a hiçbir zaman ısınamadım. Gereksiz bir resmiyet var bence orada.. Burası farklı ama. Bir kere dekorasyonu benim Ankara'da gördüğüm her yerden çok farklı, çok zevkli. Dışarıda oturmak muhteşem olurdu, oranın keyfi bir ayrı güzel görünüyor çünkü. Güzel havaları beklemek zorundayız ne yazık ki. Neyse efendim rezervasyonsuz gittik, bizi kıyıda köşede bir yere beklemeye aldılar. Sanıyorduk. Meğerse orada yememizi uygun görmüşler. "Oha burada yiyeceksek çıkarız hemen yandaki Kıtır'a filan gideriz" dedik. Hayır sadece pırlantadan yapılmış masada yemek yemiyoruz, ama sehpadan yemek yemek içinde restoranlara gitmiyoruz.. Bizim bu serzenişimizin sonucunda bizi galiba sadece Sindrellalar geldiklerinde otursunlar diye kapalı tutulan, cam sandalyeli bölüme aldılar. Bizden sonra bir kaç masa daha dolu. Aslında biz uğurlu geldik yani :) Dekorasyon çok dikkat çekici. Bu iyi bir şey mi bilmiyorum. Akılda kalıcı olduğu doğru ama gözünüz devamlı etrafta bir şeylere takılıyor.. Yemeklerimiz lezzetliydi. Geniş bir şarap menüleri var. Şarap eksperi Esra o gece bizimle olduğu için onun seçtiği Avustralya şarabından içtik, bir şişe daha içtik.. Böylece Esra'nın neden Avustralya'dan şişe şişe şarap taşıdığını da anlamış oldum. Okyanus tuzu da taşıyor, o da margaritalar için. Onu da daha sonra anlatırım artık :)
*

New Wall bana başka bir makan için daha önce yapmadığım bir şeyi yaptırıyor. Bir tuvalet fotoğrafı ilk kez blogda yer alacak sanırım! :) Tuvalete gittiğim zaman oranın tuvalet olduğuna inanmakta zorluk çektim. Duvarlarda asılı ışıklı aynaların önünde birer yüksek tabure ve ortada bir lavabo. Oldukça ilginç yer döşemesi ise rastgele, birbirinden farklı karolardan oluşuyor. Vay be diyorum. Ben tuvalette fotoğraf çekerken lavabodaki bir aksaklığı düzeltmek üzere içeri dalan garson mu benim fotoğraf çektiğime daha çok şaşırıyor, yoksa ben mi hem içeri dalan bir "karşı cins" dolayısıyla, hem de o durumda yakalanmış olmaktan dolayı daha çok şaşırıyorum. Bilmiyorum. Bildiğim şey Avustralya şarabının güzel olduğu.
*
Menü çok geniş değil ama hem klasik hem de değişik tadlar denemek isteyenler için seçenekler var. Et konusunda başarılılar. Sunumlar şık ama abartılı değil. Porsiyonlar doyurucu. Kendi yaptıkları ekmekler poğaça gibi lezzetli. Sık gidilmesi sıkabilir ama ara sıra özel günlerde gitmenin hoş olacağını düşünüyorum. Öyle sosyetik dediğime bakmayın, kot ve t-shirtünüzle gidilebilir, ben de kırmızı tuvalatimle gitmedim. Yine de şık olma hissiyatı veren bir yer burası. Isobel Campbell'in Amorino'su gibi bir yer diyeyim..
*
Efendim bir-iki hafta önce duyup da hala gidemediğimiz Deli Yengeç dün bir gazetedeydi. İyice keşfedilmeden gitmek, görmek gerek.. Adı da pek şirin. Giden arkadaşlar memnun kalmış, madem ki önümüzde atlatılması zor olacak gibi görünen bir hafta var, haftasonu da buraya mı gitsek acaba?
*
*
lütfen lütfen lütfen lütfen yarın güzel geçsin, sorunsuz geçsin. lütfen lütfen lütfen.

14 yorum:

Adsız dedi ki...

Merhaba Ayse, yarin ne var bilmiyorum, bilmem de gerekmiyor bence ama herşeyin iyi olması için sana bol bol sans diliyorum. Sende biraz "secret" yap belki işe yarar, pozitif düşünmenin kimseye bir zararı olmaz değil mi? Bu arada yorumlardan öğrendiğimize göre kale de kahvaltıyı gitmissiniz. Nereye gittiniz kalede, ben sadece yemek yenilebilecek konaklarla çay içebilecek yerler var zannediyordum, yeterince önem vermemişim kaleye demek ki. Neyse nereye gittiğini de yarını başarılı ve mutlu olarak bitirince yazarsin artik. Sevgiler Defne

Ayca dedi ki...

Bol sans yarin icin sana!!

New Wall'a yetisemedim bu sefer :( Bir sonraki gelisimde artik... Kardesim ic mimardir ve onun sahane tasarim kitaplari arasinda, banyo ve tuvaletlere iliskin olanlari ciltlerce yer alir. Bu örnek tasarim kitaplarinda yer alabilecek cinsden!! Tasarimcisi/lari kim acaba??!!

mahallenin delisi dedi ki...

bugün çok güzel olacak biliyorum, hissediyorum. umarım senin için de sorunsuz geçiyordur. =)

dilayra dedi ki...

big chef's de ben de kahve servisine taparım. bir dahaki sefere de onu deneyin. likör, kahve ve lokum üçlemesinin sunumuna hayran hayran bakarken kahveyi soğutmayın ama:)

avusturalya şaraplarından "yellow tail"e bu ilkbahar dadanmıştım, lezzetli; ama bana göre biraz tatlıydı kendileri..

senin diğer mekana ise gidebilmek bana kısmet olmaz, zira çoook uzak benim semte! malum arabasız olunca ben yine wok'a kaldım:(

TugCe dedi ki...

Hiçbir zaman Şarap eksperi olamayacağım ben :( Ama vodka olabilirim galiba, biraz da bourbon viski :P
Richmond o kadar dandirik bir yer ki; içimden explore etmek bile gelmiyor, o derece :)

Ayse dedi ki...

Defne,
çok teşekkürler defne, salı gününü kazasız belasız atlattım, havalara uçuyorum!:) Kale ile ilgili galiba bir yanlış anlaşılma olmuş. Ankara'daki değil de İstanbul'da hisarın o taraflardaki kale cafe'den bahsediyordum:) Ankara kalesi civarında hiçbir yer bilmiyorum ben onu farkettim:))

ayca,
hımm tasarımcısını merak edecek kadar işin içinde değilim sanırım ama banyo ve tuvalet dekorasyonu hakkındaki kitaplar aklımı çeldi. keşke benim de olsa, ya da ne biliyim iç mimar kardeşim, arkadaşım filan olsa:)

mahalleniz delisi,
yazını okudum:) teşekkürler, benim için güzel geçti, artık böyle devam etsin lütfen!

dilayra,
ben de senin tekrar yazmaya başladığını görünce çok mutlu olmuştum, burada yorum görünce daha da sevindim dilara, hoşgeldin tekrar!!! o kahve hemen benim olmalı, kahveyle likör diyince akan sular durur!:) yellow tail hımm bunu da yazalım bir yerlere:)) new wall'a gelmeyerek çok şey kaçırmıyorsun, için rahat olsun, yolun bu taraflara düşerse alternatif olsun:)

tuğçe,
ben de o kadar sağlam içerim derim vodka içmeyi beceremiyorum, midem bulanıyor ama şarap rakı bira martini konusunda eksper olmayı çok isterim, istikrarlı bir tüketiciyim şu an sadece:))richmond için de sen alışmışsındır ama olsun yahu orada ne yemekler vardır kesin:))

TugCe dedi ki...

Hmm evet var..Hamburger, pizza, sosis, pazates kızartma...Sonra yine hamburger...

OzLeM dedi ki...

Ankara Kalesi'nde bir yer bilmiyorum demişsiniz, hemen 2 yer önereyim size: Biri AND Cafe! İç kale kapılarının arasında sur duvarlarına yaslanmış bir bina. Sevda Cenap And Vakfı kaledeki bu eski evi satın alıp onarmış. Şimdi cafe olarak hizmet veriyor. Kavkalıdere şarapları eşliğinde hafif ve lezzetli bir menüsü var. Çay, kahve, pasta ve salata çeşitleri yanında manzarası da cabası! Diğeri de bir Ankaralı olarak muhakkak görmenizi dilediğim Çengelhan, Rahmi Koç Müzesi! Anlatmayayım; gidin görün, hem müzeyi gezin hem de şarap tadın, tadını çıkartın. Sevgiler:-))

eylül dedi ki...

Ayşe Merhaba,
Ben İstanbul'dan sessiz takipçilerindenim. Bende sana bir yer önermek isterim Ankara'da: DELİ YENGEÇ

Hatta bu mekan bu haftasonu Akşam gazetesinin ilavesinde çıktı. Özellikle yengeç çeşitleriyle ünlü ama balıkta var tabii. Şayet gidersen oraya oranın başaşçısı olan arkadaşım ayşe'ye de selamlarımı ilet lütfen. ama o tabii beni eylül olarak bilmez ki bilmesine de gerek yok. sen İstanbul'dan yasemin de yeter. sevgiler.
Not: rehber olmak için tam 8 ayımı geçirdiğim, kışını unutamadığım Ankara'ma da selam

Ayse dedi ki...

tugce,
yapma yaa. sana sarma mı yollasak naapsak?

ozlem,
teşekkür ederim, yolum düştüğünde görmek isterim. yolumu düşürtmem lazım oralara.

eylül,
ama ama sen yazıyı sonuna kadar okumamışsın ki! son paragrafta deli yengeç'ten söz etmiştim :) bu haftasonu gitmeyi istiyorum, olur mu olmaz mı bilmem, gidersem selamını iletmeye çalışırım. Ankara'da da her şey yerli yerinde merak etme!

eylül dedi ki...

Ayşe kusuruma bakma, gerçekten de şimdi gördüm son paragrafı.Süper valla. Nolur benim içinde ye yengeçleri ve benimçok samimi,dünya şekeri başaçımı bu Yasemin'den diyerek öp hatta. Garip karşılamaz, çok şekerdir. İnşallah bende Ankara'ya geleceğim bu kış. Şunu iddaa ediyorum hayatının bir dönemini öyle ya da böyle Ankara'da geçirmeyen yok. Kardeşim tam beş yılını geçirdi Ankara'da Bilkent'te okurken.Şimdi sevgili dostum orada. Ankara kendini yavaş yavaş sevdiren ama sonra da vazgeçilemeyen bir şehir.Sana da kucak dolusu sevgiler

deryik dedi ki...

ay ben ilk kez ankarayı özledim. gelip mekan mekan gezilesi. dönüşüm muhteşem olsun madem :)

fistikyesili dedi ki...

Selamlar,

İstanbul'u geze geze bitiremeyenlerdenim ben de... gezmeye meraklı kişilerin sık sık yaptığı şey de malum... yeni yerler keşfetmek. bu akşam tesadüfen yeni bir cafe keşfettim taksimde. izmirli olanlar ya da izmiri sık ziyaret edenler bilir: kızlarağası hanında yaptıkları meşhur bir dibek kahvesi vardır. bu kahve inanılmaz lezzetini, öncelikle dibek kahvesinin harmanından, ardından da özel pişirme yönteminden alır. kahveyi doğrudan kahve fincanının içinde pişirirler... yani hiç cezve kullanmadan! ve öyle bir tadı, öyle bir köpüğü olur ki. bir defa bu kahveyi içen mutlaka ikinci kez uğrar. hatta eşini dostunu da yanında getirir... neyse. uzun lafın kısası, bu yeni açılan cafe izmirin kızlarağası hanında bu özel kahveyi pişiren yerin bayiliğini almış bir nevi. hem fincanda pişen özel dibek kahvesi hazırlıyor, hem de bağımlısı olanlar için 100 grlık poşetlerde özel aromalı dibek kahveleri satıyorlar. çikolatalı, damla sakızlı, hindistan cevizli vs. bir sürü çeşit var; en çok damla sakızlıyı tavsiye ettiler. ama ben bildiğimden şaşmayıp klasik olandan aldım. eğer yolunuz istiklale düşerse uğramanızı tavsiye ederim. nerede mi bu cafe? istiklale girince, soldaki ilk sokağa sapıyor (iş bankası sokağı) ve bu sokak üzerindeki ikinci sağa dönüyorsunuz. girdiğiniz ara sokakta solda bir otopark ve ilköğretim okulu var. hemen önünde köşede... adını şu an hatırlamıyorum ancak iki katlı bir yer zaten. gözünüzden kaçması imkansız:) bu arada hazır o civardayken nargile içmeyi seviyorsanız, mc donalds'ın sokağı üzerinde de bir nargile cafe var ki tütünü neredeyse alışkanlık yapıyor. adı sadabad. müzik ve ortam çok hoş değil ancak haftaiçi giderseniz hem tenha oluyor hem de kendi zevkinize göre müziği değiştirebiliyorsunuz.

mekanlarla ilgili tespitlerimi sık sık paylaşmaya devam edeceğim... size şimdiden iyi gezmeler.

bu arada reklam, pazarlama, pc oyunları, sinema, teknoloji, müzik gibi bilimum konudaki fikirlerimi http://www.fistikyesili.blogspot.com'da paylaşıyorum. ilgilenenler arada bir uğrasın:)

sevgiyle kalın...

ekin

Adsız dedi ki...

W/ALL by WOK icin. Ayse'nin sessiz takipcisi bir ANONYMUS olarak bu guzide mekani 'test' etme sansim oldu. Yer icin Kasimdaki yogun/ragbetten kurtulmus gibiydi. Erkence gitmisiz herkes sozlesmis gibi 20:00'de yagmaya basladi. Sosyetik bi mekan olma ozelligini taninmis simalarin birikmesiyle gosterdi. Dekorasyonun goreceli ve bagimsiz ele alindiginda cekici sayilabilecek unsurlarini bizatihi müşahade ettim ;0)). Lakin 'iddia' sahibi bir mekan icin eklektik bir rüküşlüğe sahip olduğunu söylemek yanlış olmaz. Zira mimari tarz karmaşı dekoratif unsurların bir showroom mecburiyetinde vagon gibi dizilmesine neden olmuş. MAkro bağlamda konturlar ve hacim güzel iken. WOK, AHŞAP, ŞÖMİNE vb isimlerde sınıflanmış mekan adalarnda yanı kimliğe rastlamak zor. Aşırı sıkışık düzende yerleştrilmiş masalarda bir ucuz charter uçağında koltuk artırmak için dar diz mesafelerine katlanma duygusu vardı. Ahşap bölümde oturduk. Bara komşu sürekli sofa hoştu. Ancak çok renkli koltuksu sandalyeler çok rahatsızdı. Ceketi sırtına görüntüyü bozduğu için astırmamalarından çok umutlanmıştım. Ancak 20:00 gibi yığılanların sözleşmişçesine sigara bacasına dönmeleriyle huzursuz oldum. Şeften sigarasız bölüme alınmamızı istedim. Şef böyle bir bölüm ayırmadıklarını söyledi. Hayal kırıklığım kar topulandı. Yine de yoğunluğu az bir yere alınmamızı istedim.Wok'taki sindrella masasına geçtik. Masalar bir sergi nesnesi olarak çok şeker ama, tekstili kaydırdığı için oturması -dolaysısıyla rahat etmesi- zor bir yer olduğu halde eşim beğendiği için orada devam ettik. Müzük seçimi chill out, hip ve dub değişkenliğinde oynadı. Justin Timberlakevari hirpani hip giyimli 'casual' sorumlunun izlemesi alitnda servis ekibi fena degildi. Sarap listelerine Doluca uzmanliginin eli degdiginden keyifliydi. Ancak sunumda kadeh eslistirmeye musteri mudahalesini toyluk olarak yorumlamadan edemedim. Sarap-kadeh ve sarap muhafaza konusuna hassas olmadıklarını söyleyebilirim. Soguk tutulmasi gereken sisemin servis rafinda oyle durmasina dayanamayip ilgi talep etmek zorunda kaldim. Porsiyonlar evet doyurucu, sunumda olculu şıklıkta lakin sıkıştırılmış masa düzeni ve masa yüzeyinin darlığında garsonlar iki kişilik servisleri yapmakta çok zorlandılar. Hatta izin bile istemeden ve çaresizlikten başlangıçların servisini tabaklara yapmaya bile kalkıştılar. Hiç mi iyi bir notunuz yok der iseniz? Ayşeye katılarak umutlu bir notla bitircem, açık havadaki masa yerleşimi ve -toparlanma dönemin beklentisi- ile umutuluyum. Ve Ayşeye çok katılıyorum; özel bir gün için 'keyifli' bir yer, ancak düzenli tercih edilecek yada misafir ağırlanacak, keyifli sohbetler yapacak bir mekan değil ne yazık ki...
Saygı
Sevgi
ve Hürmetlerle
ANONYMUS