8 Şubat 2008

Yerli Malı Haftası


Hala var mı? Ah ne güzeldi. Sınıfa getirilmiş meyve ve kuruyemişleri hatırlıyorum. U şeklinde dizilmiş sıralar. Kafamızda karton taçlar, üzerinde hangi meyveysek onun resmi. Bir gece önce evde karton kesmeler..
*
Muhtemelen birkaç şey daha olmuşumdur ama en çok ayva yer etmiş nedense:
*
Sarı sarı rengim var
Ne güzel de kokarım
İstersen reçel yap ye
İstersen komposto !
*
Benim gibi kara kuru bir kız çocuğunu sarı sarı ayva yapmak kimin fikriymiş acaba :))
**
Şu zamanının çocuklarının şanslı olduğu konular var muhakkak. Yine de sanki biz daha gerçek, daha mutlu yaşıyorduk. Bir çocuk için dünyanın merkezi olmak önemlidir bence. O küçük dünyamızda pek tabii ki dünyanın merkezi olmak ya da öyle hissetmek (ne farkeder ki?) daha kolaydı.
*
Bilgisayarın olmaması ne büyük bir şansmış her şeyin başında. Tamam şimdi eşek kadar olmuş insanlar olarak tabii ki bilgisayar çok işimize yarıyor, onu yanımıza almadan "tatile" bile gitmiyoruz, her gün e-mail kontrol etmediğimizi tahayyül edemiyoruz. Ama Allah aşkına ne yapıyor çocuklar bilgisayarın başında oyun oynamaktan başka? Bizim evde çocuk yok ama ara sıra eve gelen misafir çocuklarının oldukça tipik davranışı kapıdan girer girmez "Bana fosiks (foxkids olduğu uzun bir süre sonra tarafımdan ciddi uğraşlar sonunda tespit edilmiştir) ya da bilgisayar oyunu açsanaaa!" oluyor. Benim dandirik pasta yapma oyunlarım çok hafif geliyor, Mert'in ultra teknolojik oyunları çok ağır. Çocukları tatmin edemiyoruz. Sonra annem mutfaktan dondurma tepecikleriyle çıkageliyor..
*
Bizim oturduğumuz yer aslında çocuklar için oldukça uygun. Her yer yeşillik, parklar var.. Ama ben yaz mevsimi dışında pek de fazla çocuk görmüyorum sokaklarda. Oysa ki ben büyürken, apartmanımızın altı okuldan gelir gelmez çantasını eve fırlatıp, kendini sokağa salmış çocuklarla dolu olurdu. Hava kararıp anneler camdan bağırana kadar da kimse eve girmek istemezdi. Şimdi 10 yaşındaki küçük arkadaşım Ece ile msn'den konuşuyoruz. Bu garip bir şey.
*
Ben küçükken hep bir tacım olsun isterdim. O zaman yoktu. Tamamen dürüst olmak gerekirse pırıltılı bir taç, kelebek kanatları ve sihirli değnek isterdim. Ama zaten gerçek hayatta öyle bir şey görmemiştim ve ısrar etmenin bir manası olmadığını biliyordum. Şimdi Claires'te o taçları ve kanatları görünce gerçekten kendimi zor tutuyorum. Gezebilirim o şekilde, ciddiyim. Sanırım bir kız çocuğuna sahip olursam onu pembe bir kelebeğe çevireceğim. En azından bir süre! :)
*
Yerli Malı Haftasından nasıl buraya geldik. Uzun zamandır rastamıyordum Jamie'ye. Jamie İngiltere'deki ilkokullarda bir seri yapmış. Okullarda verilen yemeklerin ne korkunç olduğuna dair kısaca. Çocuklara bir gece önceki akşam yemeklerini sorunca aldığı cevaplar beni dehşete düşürdü. Sosis, patates kızartması, makarna ve pizza dışında bir cevap alamadı. Onlara soğan, pırasa, kuşkonmaz (ki bizim yeşil fasulyemiz gibi olsa gerek orada) ve bunun gibi sebzeleri gösterince de saçma sapan cevaplar aldı. Bu korkunç bir şey. Sanıyorum ki bizim çocuklarımız en azından soğanın ve hiç sevmiyor olsalar da karnabaharın adını bilirler ve görünce de onu patates sanmazlar.
*
Alışveriş merkezlerinde, ailesiyle birlikte mutlu mesut Burger King ve McDonalds çocuk menüleri götüren çocukları görünce gerçekten inanamıyorum. Gidip de "Bunu çocuğunuza neden yapıyorsunuz?" diyesim geliyor. Geleceğin gıcık teyze ve anne adayı gibi görünüyor olabilirim ama ben çocuğuma bunu yapmamaya kararlıyım. Zaten belli bir süre sonra doğumgünleri başlayacak, arkadaşları belki McDonalds'ta buluşmak isteyecekler ve çocuk bu iğrenç yiyecekleri bir şekile midesine alacak. Bari o zamana kadar çocuk kolayı, hamburgeri ve patates kızartmasını bilmesin. Sebzeler ve tereyağına bulanmamış makarna ile de çocukların yemesinin sağlanabileceğine dair sağlam bir inancım var. Belki de yıllar sonra "Yesin de ne yiyorsa yesin!" diyeceğim ama o kadar çaresiz olmak istemiyorum. İmza: Önlemini alan psikopat anne.
*
-Pırasa yiyeceğiz bu akşam!

-Hayır, beni Nevra teyzeye götür, o hep patates kızartması yapıyor!
*
Yemin ediyorum annem de ona dondurma tepecikleri yapmaktan geri durmayacaktır ve hatta Nevra ile birlikte, benimle "Ay sen ne gıcık bir kızsın!" diye dalga geçeceklerdir. Of daraldım. Pırasa yiyecek, tamam mı? :) Neyse işte, McDonalds'ta yemek yedirmeyin çocuklarınıza lütfen.

9 yorum:

ŞEKERPEMBE dedi ki...

o proğramdan bende çok etkilenmiştimki
heleki bölge hastanesindeki görevli ile konuşup çocukalr 6 hafta gibi bir süre hiç bağırsak hareketi görülmedi için gelecekte pek çoğunun kolon kanseri riski taşısığını duyduğumda vee markette yeşilliklerin yenip yenmeyeceğine karar veremeyen çocuklardan birinin annesini duyunca
bence senin yaptığın doğru
ancak şimdi anne olanlarla konuşunca onlarda görünce istiyor, götürmezsen kendini cezalı hissediyor diye anlatıyorlar...
zor iş kısaca korticon gibi iki ucu keskin kılıç misali...
sanırım ilk günden damak tadı konusunda dikkatli olmak en iyisi

sevgilerimle

Gonca dedi ki...

Ayşecim çok haklısın çoookk!Jamie'nin programını bizde eşimle izledik ve böyle olmamalı diye çıldırdık.Biz koca çocuklar olarak 3 senedir balık ve deniz ürünleri dışında et yemiyoruz ve inan sağlığımızda öyle büyük değişiklikler oldu ki.bir de o ufacık yaştaki çocuklara sağlıklı yemekler yedirsek hem fiziksel hemde zihinsel gelişimlerine nasıl katkıda bulunurduk.Ama malesef bu sıralar yurtdışındaki doktorlar sakatat yemenin bağırsak kanserini %100 neden olduğunu bas bas bağırırken,bizde çocuk doktorları bol ciğer yedirin çocuğunuza diye hala aynı kitabı okuyorlar!Sen pırasayı zorlayan anne olma isteğine bencede devam et.Yogocu Gonca:)

Butejoy dedi ki...

ben de bazen düşününce ''çocuğumda şuna izin vermiyeceğim ya da çocuğuma şu alışkanlıkları edindireceğim ''şeklinde fikirlere kapılıyorum ...
anasınıfı öğretmeni olan bir teyzem var, çocuklarına yaptığı hataları gördüğümde zaman zaman uyarıda bulunuyorum 'aaa neden buna izin verıyorsun,şöyle olur ilerde, böyle yapar gelecekte''diye...
''çocuğun olunca anlarsın,ben eğitimini aldım çocuk yetiştirmenin ama o teori bilgiler bir işe yaramıyor, üzerinde uğraştığın kişi kendi çocugun olduğunda'' cevabını alıyorum teyzemden...
bilemiyorum....anne olmadan da bılemeyeceğim galiba...

Adsız dedi ki...

Bloglardan birinde okumuştum sanırım şimdiki çocuklar salatalığın,sebzelerin markette yetiştiğini düşünüyorlarmış. acaba hata ebebeynlerde mi diyor insan yoksa bizi bu yaşam şartlarına zoruyor mu dünya? Çocuk olmak bile bizim zamanımızda daha güzelmiş hakikaten. bizim zamanımızda çocuk depresyonu diye bişi yoktu şimdi köpekler bile depresyona giriyor :)
şimal

si-men! dedi ki...

zamanıyla bir dergi/gazetede okumuşluğum vardı, kim olduğunu hatırlamıyorum ama işinde başarılı, farklı metotlarıyla olaylar yaratan bir çocuk psikologu. Yeni de bir kitap yazmıştı, çocuğunuzu sağlıklı beslenmeye nasıl ikna edersiniz tarzı bir şeyler. Kitaptan aklımda kalan tek bir yer var, hoşuma gidiyor. Çocuklara yemek yedirmek hep bir ödüllendirme sistemine dayanır, bu tamamiyle ailenin hatasıdırçünkü hiçbir çocuk kendi evinde pişen yemekten başkasının tadını bilmez. Mesela çocuğunuza "eğer brokolini yersen sana dondurma alırım" demek yerine, "eğer dondurmanı yersen sana brokoli alırım" demelisiniz. Böylece çocuğun şartlandırdığı zihin bambaşka bir yöne kayacaktır ve ödülü brokoli olacaktır. Yasaklanan her zaman caziptir.

Bana çok yaratıcı gelmişti, denemek niyetindeyim, eğer zaman içinde çocuk sahibi olabilirsem.

Magissa dedi ki...

Gonca'ya sonuna kadar katılıyorum. Hatta hepinize demem lazım.

Biz yine de şanslıyız tabii, çünkü her türlü sebze ve meyva yetişiyor memlekette, ve kadınlarımız mutfağı unutmuş değiller.

İngiliz kadınların çoğu yemek yapmayı bilmiyor. Uncle Ben's pirinç poşetini kaynar suya daldırarak pilav yaptıklarına inanıyorlar. Maalesef orası da obezite istatistiklerinde Amerika'ya yaklaşıyor.

Ayse dedi ki...

şekerpembe,
eveeet! ben de bağırsak kısmını duyup şok oldum. yazık küçücük çocuklara.. evet baştan dikkat etmek lazım heralde ama belki de uzaktan böyle diyoruz:)

yogocu gonca:)),
ben de kırmızı et ve tavuk sevmiyorum, çok nadir yiyorum. sebzelerin de çok sevimli yiyecekler olduğuna herkes inandırılabilir diye düşünüyorum. bana bu yaşta bile annemle babam kızıyorlar kırmızı et yemiyorum diye :)

butejoy,
evet kesin böyle bır bır konuşmak kadar kolay olmayacaktır çocuğa pırasaları karnabaharı yedirmek. bakalım görelim, belki zaten o zamana haplarla besleniyor oluruz!:)))

şimal,
markette yetiştiğini mi, hahaha. gülsem mi ağlasam mı bilemedim! evet ya büyük küçük herkes depresyonda gerçekten..

simen,
vay bee harikaymış! kesin demek lazım bunu ama çocuk diğer bücürlerle tanışmadan yapmak lazım heralde. neee iğreeenç, brokoli mi yiyosun derse biri olay biter bence:))

magissa,
ailelerin de pek umrunda değildi bu durum hakikaten, çok fena. bizde bu çok korumacı anneler oldukça öyle olmayız sanıyorum ama yine de çocukları ara sıra bile olsa fast food istediğinde karşı durabilmeliler.

Esra :) - kadincablog.blogspot.com dedi ki...

ayşecim 83 doğumluyum. aynen dediğin şeyleri çocukluğumda yaşadım okuldan gelir gelmez öantaları fırlatıp sokağa çıkardık biz. Lastik atlardık :), dut ağaçlarına tırmanırdık ve kendi yaptığımız çardağımızda o duları bir güzel yerdik. çok mutluydu o zamanın çocukları geceleri derin uykulara dalardık ama şimdi 6-7 yaşlarındaki kuzenlerime bakıyorum gece yarılarına kadar uyumuyorlar. çocuklar bilgisayar başında nasıl enerji sarfedip bedeblerini yorabilirler ki? Tüm magazin olaylarını biliyorlar ve işin en kötüsü ben de onlarla msn de konuşuyorum.

Bizler oyunlarımızı bile yaratıcılığımızla kurardık. Hayal gücümüzü kullanırdık. Şimdi ki çocuklara her şey hazır sunuluyor. oyuncaklarını bile hareket ettirmiyorlarki. Öyle oyuncaklar yapılmış ki kendi kendilerine hareket ediyorlar çocuklar da onları izliyor. Sadece yazık diyorum. Ben de aynen çocuğumu sokaklarda oyun oynarken ve hamburgeri 2 ayda bir yerken görmek istiyorum.

$afak dedi ki...

Ben cola'yı ilk kez 6 yasında falan gördüm (annem diyetisyen). Evde kola olmazdı falan. Komik bi hikayesi var, belki yazarım bi ara.

Nese Ayşe bilio zaten yaş 26, hala cola içmem sevmem...

Ailenin nasıl beslendiği,,alışkanlıklarının ne olduğu çocukta çok derin izler bırakıyo.