30 Nisan 2012

bir doz cunda

Benim Cunda aşkım yıllara yayılmış, yazdan yaza kavuşmalarla pekişen bir aşk. Çandarlı'nın yerlileri olarak ilk defa misafirliğe gelmiş arkadaşlarımızı bu cennete götürmeden olmazdı. Planlar, rezervasyonlar yapıldı, minibüs ayarlandı; böylece iki arabaya bölünmekten kurtulmuş olduk. Okul servisindeki mutlu zamanlara nostalji ve 45 dakika sonra hop Cunda. Cunda'ya gideceklere tatil rehberi olacak kadar yazı olabilir blogun eski sayfalarında. Tavsiye arayanlara linkler şöyle: (6 sene önce yazdığım yazı çıktı karşıma, aaah ah)
Bu sefer çok detaylı yazmıyorum, önceden bol bol anlatmışım.
bir
iki
üç
dört
beş
altı

Minibüsümüz pek havalı yalnız.


Cunda'yı ilk defa Nisan'da gördüm. Yine rengarenkti. Yeni makinamla ilk güzel fotoğraflarımı burda çektim. Güzel yerin magneti bile güzel oluyor :P


Lokmayı görünce herkes atladı, ben fotoğraf makinasını yerinden çıkarana kadar yarısı bitmişti. Tatil boyunca bir miktar yiyip içtiğimiz doğrudur. Şunu da tecrübeyle sabitledik: Oksijeni böyle bol yerlerde çok içsen de sabah turp gibi kalkıyorsun. Böyle çok faydalı bilgilerle donanmış bir haldeyim. Dingin bir bilgelik hali!

Cunda'da yazın geldiğini anladım. Tahmin ettiğim kadar çılgın bir kalabalık da yoktu. Sokaklarda gezdik, denizi seyrettik. Masalar bile bir mutlu sanki. Yok artık polyanna. Ben hemen emekli hayatı yaşıyormuşum gibi hissetmeye başladım. Benim bu jet hızıyla kimlik değiştirmelerim hayra alamet mi acaba. Günlerce domates eksek, pazara gitsek filan "Aa ben burada yaşamıyordum yahu!" demeyecek gibiyim.


Cunda'ya gidince mutlaka Karadeniz Pastanesi. Lorlu, fındıklı kurabiyeler. Erdem'in doğum gününü Bay Nihat'ta kutlayacaktık. Üzerine ancak Selçuk'un yazdırmayı akıl edebileceği derecedeki terbiyesizce pasta yazısını (sanırım ne olduğunu anlam veremedikleri için) yazmayı kabul ettiler :)

Pötükareli masada akşamüstü blush'ı. Kaçınılmaz "Biz ne zaman böyle bir yerlere taşınacağız?" tartışmaları. Yaklaşık 10 yıldır tartışıyoruz "şirinler" gibi komün hayatına geçmenin yollarını. Böyle bir hayata geçişin yolu konuşarak bulunabilse şimdiye kesin bulmuştuk. O kadar konuşmaya hala bulamıyoruz ya, herhalde gerçekten öyle bir şey mümkün değil. Ama 20 yıl sonra olacak, biliyorum. Şimdi yapamıyoruz, bari yaşlanınca şehirde olmayalım.

Çok fotoğraf var, ne yapsak?

7 yorum:

BahaR dedi ki...

harika!

nergisce dedi ki...

fotograflar harika,altina düstügün notlarda. Diger fotograflarida görmek istiyoruz.

earwen dedi ki...

çok kıskandımm

derya ö. dedi ki...

Cunda'ya bayılırım, ben de bloğumda bununla ilgili yazı ve fotoğraf paylaşmıştım.İlginizi çekerse; http://deryaninvizoru.blogspot.com/2012/03/burhaniye-alibey-cunda-part-ii.html

Bu arada diğer fotoları da merakla bekliyorum, bence yayınlamalısınız. sevgiler...

Adsız dedi ki...

Cundaaaa, her gidişimde dönmek istemediğim yerlerden biri! Hep hayal ederim o sirin küçük evlerde yaşayıp, bahçemi ekip biçtiğimi.. Oralarda insan yaşlanmaz, oralarda stres insana uğramaz. Nefes alıp, verdigini hissettiren nadide yerlerden biri.. Ahh Ayse, beni aldın götürdün oralara ;) iyi ettin, diğer fotograflarida lütfen paylas. Sevgiler, Duygu

Sokak Lambası dedi ki...

Cunda mı? Cunda'ya aşık, üstelik 2 yıldır gidemeyen ve hatta şu anda Cunda'dan kilometrelerce uzakta olan biri derin bir iç geçirdi...

ayse dedi ki...

Ah Cunda muhteşem! Nasul özledim Çandarlı ve Cunda'yı, yaz gelse de gitsem :) Çok teşekkürler Ayşe yazın ve fotoğraflar için =)